Bu anlatı, tek bir kralın değil; dağılmış bir dünyanın hikayesidir.
Saflar Savaşı…
Karabay:
Atalarım beceremedi ama ben becereceğim. Boz Devleti, yanında Asak ve Handaki İmparatorlukları olmayınca bir hiçtir.
Bundan sonra piyon yok; ben varım. Ferakanlar onlara çok kıydı ama sonunda yok oldular. Gidip devletlere Boz Devleti’ni ilhak etme teklifini sunacağım.
Kabul etmezlerse, bizzat ben yok edeceğim.
Belki de önceki krallar doğrudan ilhak etmeliydi. Çok ama çok kan dökeceğim. Onları yok edeceğim.
Ayak bastığım her toprakta katliam yapacağım. Bu, Boz Beyliği tarihinin en kanlı savaşı olacak.
İzzettin Bey’in kibri ve zalimliği, onun sonu olacak.
Otuz bin kişilik bir orduyu üç ayda toplayan Karabay, bu gücü ikiye böldü. On beş bin askerle doğrudan başkente saldıracak, diğer on beş bin askeri ise Şama’nın emrine verecekti.
Karabay başkente saldırırken, Şama denizi dolanarak Akap ve Riya’yı kuşatacaktı. Başkent stratejik öneme sahip olduğu için ordunun büyük kısmı orayı savunmak zorunda kalacak, diğer şehirler ise savunmasız bırakılacaktı.
Karabay, denizden Şama’nın geçmesine izin verilmesi için Handaki Kralı Yağız Han’la görüştü. Yağız Han’a, Boz Devleti’ne saldıracağını söylemedi; Karabay yalan söyledi.
“Deniz sizin kontrolünüzde. Grant İmparatorluğu’yla ticaretim var. Gemilerim gece oradan geçecek. Gemilerime izin ver,” dedi ve altın karşılığında izni aldı.
Gemilere fıçılar yerleştirildi; askerler hem bu fıçıların içine hem de gemilerin sığınaklarına saklandı. Mürettebat kılığındaki askerler gemilerle yola çıktı.
Yağız Han ise hiç ama hiç inanmamıştı. Devriye gezen gemilerine sıkı sıkı tembih verdi. Gelen gemiler dikkatle incelendi ve durum Yağız Han’a bildirildi.
Komutanı, Yağız Han’ın şüphesinde haklı olduğunu söyledi:
“Gemilerde kalkanlar ve çok sayıda kılıç var. Askerler silah kuşanmış.”
Yağız Han kime saldıracaklarını anlamıştı. Asak İmparatorluğu’na saldırmaya cesaret edemeyeceklerini biliyordu; geriye tek bir seçenek kalıyordu: Boz Devleti.
Küslüğe rağmen anlaşmayı yırtıp attı ve gemileri bombalama emri verdi. Handaki, dünyanın en eski deniz devletiydi ve Yağız Han’ın elinde nadir bulunan toplar vardı.
Hem karadan hem denizden bombardıman başladı. Gemilerin her yanı delik deşik oldu; kısa sürede bombalara dayanamayan gemiler battı.
İki saat içinde on bin kişilik ordunun yarısı denize gömüldü. Handaki sularına giren ordunun yarısı batarken, diğer yarısı ağır hasarlı hâlde kaçtı. Bombardıman sırasında Şama’nın bulunduğu gemi de battı.
Yağız Han sayesinde ilhak planı bozuldu ve Boz Devleti kurtuldu. Haberi alan İzzettin geç kalmıştı; neredeyse düşman ordusu gemilerle karaya yaklaşmak üzereydi.
İzzettin Bey, Sayman Devleti’nden yardım istedi. (Sayman Devleti, farklı inanışa sahip bir dosttu.) Sayman Devleti, elindeki iki gemiyle birlikte ordu gönderdi.
Gemiler gelir gelmez topa tutuldular; ancak karşılık sert olunca gemilerden biri ağır hasar aldı. İzzettin Bey, yaklaşan düşman gemilerini ateşli ok yağmuruna tuttu.
Denizden ve karadan savaş başladı. İki taraf da birbirini bombaladı. Boz Ordusu’nun attığı ateşli oklar ve toplar yüzünden bazı gemiler, içlerindeki askerlerle birlikte battı.
Gemilerden gelen top ve oklarla karada da çok sayıda asker kaybedildi. Mancınıklar ve toplar ağır hasar aldı.
Handaki ve Asak İmparatorluğu, küslüğe rağmen destek göndermişti; ikisi birlikte on gemi yolladı.
Karabay’ın gemileri top atışına tutulsa da başkent bir türlü düşürülemedi. Şehir iki gün boyunca direndi.
Sayman, Handaki ve Asak gemileri denizde etrafını sardığında, o kadar gemiden yalnızca ikisi geri dönebildi.
İzzettin, yardım eden devletlere hediyeler gönderdi. Şama, istila etmek için yola çıkmışken Yağız Han sayesinde denizde boğularak ölmüştü. Sarkarlar yeni bir önder aramaya başladı ve yasa girdi.
“Yarabbi, sen bizi maskeli şeytanların şerrinden koru.”
İzzettin Bey, ordunun artık tamamen zırhlı olmasını ve adının Atak Ordusu olarak anılmasını emretti. Her yere fermanlar gönderildi. İzzettin Bey her zaman orduya önem vermiştir. Şöyle düşünürdü: Süslü bir devlet olmaktansa güçlü bir devlet olmak yeğdir.
İzzettin Savaş gece uyurken, dört bir yandan isyan sesleri yükselmeye başladı. Hasan Selçuk onu uyandırdı. Hasan Seyfettin, Eşref Bey ve Şeref Şanlı gibi beyler ve vezirler, isyan ateşlerini birçok şehirde aynı anda yakmıştı. Bunlar devletin en önemli kişileriydi.
Hasan Seyfettin, Bozyurt’a baskın vermek için emrindeki dört bin kişilik alp kuvvetiyle yola çıktı. Eşref Bey ise yanındaki vezirlerle birlikte Kaffa, Levan ve Aska’yı ele geçirdi; şehirlerdeki askerleri öldürdü.
Bir kısmını kalkan olarak kullanmak üzere esir aldı. Şehirler, bir gecede içeriden istila edildi. Komutan Garapzer, Kaffa’yı kuşattı fakat bir türlü ele geçiremedi. Bunun üzerine Eşref Bey, elindeki halkı ve askerleri öldürmekle tehdit etti.
Garapzer, kuşattığı şehrin çevresinde bekledi; ahaliye zarar vermeden içeri girmenin bir yolunu düşünüyordu.
Şeref Şanlı, Akap ve Riya’nın tüm giriş ve çıkışlarını kapattı. Şehirleri ele geçirdiğini sanırken karşısında Komutan Fetrettin Kabasakal’ı buldu.
Fetrettin’in Akap’ta olduğunu bilmeyen Şeref Şanlı kapıyı açtırdı ve kaçtı; kaçarken şehri ateşe verdi. Askerler yangını söndürmeye çalışırken Fetrettin, diğer birlikleriyle Şeref Şanlı’nın peşine düştü.
Riya’ya kaçan Şeref Şanlı tüm kapıları kapattı, şehirde kalan Atak savaşçılarını zindana attı. Fetrettin şehri kuşattı ancak elinden bir şey gelmedi.
Fetrettin ve Garapzer, ahaliye zarar gelmemesi için şehre girmek adına başka yollar arıyordu.
Bozyurt’a doğru ilerleyen dört bin kişilik kuvvetle Hasan Seyfettin başkente yaklaşmıştı; ancak hendekler ve tuzaklar nedeniyle içeri giremedi.
Düz ovaya çıkan Hasan Seyfettin’in askerlerine Hasan Selçuk ateşli oklar yağdırdı. Ardından İzzettin Savaş taarruza kalktı. Yirmi bin kişilik orduyla dört bin kişilik kuvvet çembere alındı ve yok edildi. Hasan Seyfettin esir alındı.
Eşref Bey ve Şeref Şanlı, İzzettin Savaş’la bir anlaşma imzaladı. Kaffa ve Levan iki beye teslim edilecek, Hasan Seyfettin serbest bırakılacaktı.
Buna karşılık Riya ve Aska’dan çıkılacak, kimseye dokunulmayacak ve isyanlar bastırılacaktı. İki taraf da anlaşmayı kabul etti. Üç bey serbest bırakıldı; isyanları sona erdirip şehirlerden çekildiler.
İzzettin Bey, her şeye rağmen affetti; ancak üç bey anlaşmaya uymadı. Şahlar ile iş birliğine başladılar. Hasan Seyfettin, Şaran’la gizlice mektuplaştı.
Hasan Seyfettin, Ferkan’ın kardeşi Fagan’ı gizlice Kaffa ve Levan’a soktu; Şahlar’ın diğer komutanları da şehirlerdeydi. Gece isyan ateşleri yeniden yakıldı.
Aynı gece Caris, Aska’ya saldırı düzenledi ve şehri ele geçirdi.
Hasan Seyfettin, Eşref Bey ve Şeref Şanlı, Aska’dan sonra Akap’a saldırdı. Komutan Fetrettin şehri savunmak için büyük bir mücadele verdi; ancak başaramadı ve esir alındı.
Şehir Hasan Seyfettin ile Eşref Bey’e bırakıldı. Caris, Nikas ve Şeref Şanlı ise Riya’ya yöneldi. Gece sızmasıyla Riya da kısa sürede ele geçirildi.
Nikas, şehri aldıktan sonra Şeref Şanlı’yı ve alplerini öldürdü. Eşref Bey, Şeref Şanlı’nın öldürüldüğünü iki gün sonra öğrendi; bunun üzerine Fetrettin Kabasakal’ı gizlice serbest bıraktı.
O gece Hasan Seyfettin haberi aldığında, Nikas’ın emriyle Eşref Bey’i ve adamlarını kılıçtan geçirdi; cesedini Akap yakınlarına bıraktı.
İzzettin sabah ancak olanları öğrendi. Hasan Selçuk ve Garapzer, Kaffa, Levan ve Aska’ya doğru yola çıktı. Eşref Bey sayesinde kurtulan Fetrettin, ordusunu alarak Akap’a gitti.
Şehri kuşattı ve Hasan Seyfettin’e seslendi:
“Biz sana ve diğerlerine merhamet gösterdik ama kıymetini bilmediniz. Şimdi teslim ol; yoksa bu defa acımam.”
Olumsuz yanıt alınca Fetrettin, gizli geçitten ordusuyla şehre girdi. Şehirdeki tüm Kararuh Ordusu’nu acımasızca öldürdü.
Şehir geri alındı. Hasan Seyfettin ise atının arkasına bağlanarak Bozyurt’a götürüldü.
Garapzer ve Hasan Selçuk kan dökmek istemiyordu; bu yüzden teslim çağrısı yaptılar. İki şehir teslim oldu ve Kararuh Ordusu şehirleri terk etti.
Aska’daki komutan Germa teslim olmayı reddedince şehir kuşatıldı. Geçitlerden içeri girildiğini anlayan Germa, esir düşmemek için hançerle kendini öldürdü.
Tüm şehirlerin kaybedildiğini öğrenen Nikas ve Caris, Riya’yı artık geri alamayacaklarını anlayarak çekilmeyi düşündü.
Fagan, onlara bir haber gönderdi: İzzettin Savaş bizzat şehri almak için yola çıkmıştı.
İzzettin’i yenemeyeceklerini biliyorlardı. Hasan Seyfettin gibi esir düşmek de istemediler ve şehirden çekildiler.
Nikas savaşmak istese de askerleri azalmıştı; İzzettin’in kaç kişiyle geleceğini bilmiyordu.
Caris ve Nikas, kaybedecekleri bir savaşa girmenin aptallık olacağını söylüyordu.
İzzettin şehre vardığında askerleriyle kimseyi bulamadı. Şehrin her yerini arattı; tek bir düşman askeri yoktu.
Ahaliyi kapatıldıkları yerlerden çıkardı. Akşam olmadan şehirleri tamamen geri almıştı. Hasan Seyfettin’i huzuruna çağırdı ve sordu:
— Konuş, hain. Kimlerle iş birliği yaptın?
“Şahlar istedi. Anlaşma yaptık. Ele geçirilen şehirleri bize vereceklerdi ama sözlerinde durmadılar. Şeref Şanlı’yı komutanları Nikas öldürdü. Eşref Bey’i ise ben öldürdüm.”
— Kimler vardı sizinle?
— Nikas, Caris, Germa ve Fagan.
İzzettin Savaş ilk isyanda affetmişti; ama ikincisinde affetmeyecekti. Hasan Seyfettin’in başını kestirdi ve Şaran’a gönderdi.
Yanına da bir mektup ekledi:
“Senin kellen de düşecek. Gel teslim ol; yoksa ordumu alır, bulunduğun adayı kan gölüne çeviririm.”
Hasan Selçuk’a orduları hazır etmesini emretti. İzzettin, diğer Melek Birliği üyelerine de Şahlar’a karşı iş birliği çağrısı gönderdi; ancak hiçbir melek üyesi Boz Devleti’nin yanında savaşmak istemedi.
Bunun üzerine İzzettin; Hasan Selçuk, Fetrettin ve Garapzer’le birlikte VAS Adası’na gemilerle ordu çıkardı.
ŞARAN:
“Onlar bizi yok etmek için adamıza geliyorlar. Biz buna izin verecek miyiz? En iyi komutanlarımı göndereceğim; onları pişman edeceğiz. Nikas ve Caris bir plan yaptı. Garapzer’i bitirecekler.”
Garapzer gemiden iner inmez etrafı kontrol etti. Dağların arkasına yedek birlikler yerleştirdi ve ilerlemeye devam etti. Tahmin ettiği gibi karşısına Nikas çıktı.
Nikas ve Garapzer’in askerleri birbirine girdi. Savaş başlamıştı; artık pusatlar konuşacaktı.
Savaşın ortalarında Garapzer işaret verdi ve dağların arkasındaki yedek birlikler çatışmaya katıldı.
Nikas’ı ve ordusunu bu hamleyle yok edeceğini düşünüyordu; ancak Caris’in destek kuvvetleri getirdiğinden habersizdi.
Nikas, Garapzer’e göre kalabalık bir orduyla gelmişti. Garapzer ise yedek askerleriyle üstünlüğü ele alacağını sanıyordu. Savaşın sonlarına doğru yanıldığını anladı; Caris ordusuyla yetişmişti.
Geri çekilmeyi düşündü ama her yanı sarılmıştı. Omzundan ve ayağından ok yiyen Garapzer dizlerinin üzerine çöktü. Nikas tarafından orada öldürüldü. Caris ve Nikas, kalabalık bir Atak Ordusu’nu yok etmişti.
İzzettin Bey, Yuan’ı öldürmüştü. İzzettin Savaş ordusuyla ilerliyordu; diğer komutanlar onu durduramıyordu. Hasan Selçuk da diğer koldan hızla ilerliyordu.
Fetrettin ordusuyla ilerlerken Fagan önünü kesti. Ablasının intikamını almak istiyordu. Fetrettin, onu kolay yenilecek bir düşman sanmıştı.
Fetrettin’in ordusu ile Fagan’ın kuvvetleri çarpıştı. Fetrettin’in askerleri çoktu; ancak Fagan, Kalak Prensliği’nin özel elit birliği olan Kalkan Süvarileri’ni getirmişti. Dev kalkanlarla savaşan bu birlik, Gölge Birliği’nin en seçkin askerleriydi; kalkanlarını delmek neredeyse imkânsızdı.
Fetrettin’in ordusu hafif zırhlı ve küçük kalkanlıydı. Sayıca üstün olmasına rağmen savaşı kaybediyordu. Kalkanlara saldıran Atak savaşçıları birer birer kırıldı; Kalakların kalkanlı hattını aşarak Fagan’a ulaşamadılar.
Fagan, Kalkan Süvarileri’yle birlikte Atak savaşçılarını acımasızca katletti.
Yenilmesi imkânsız bir birlikti. Fetrettin’i öldürerek intikamını aldı. Bu, Fetrettin’in ilk ve son yenilgisi oldu. Fagan ve Nikas, Atak savaşçılarının cesetlerini denize attı.
Fetrettin ve Garapzer’in kelleleri Bozyurt’a gönderildi. İki büyük komutan öldürülmüş, istila durdurulmuştu. Ancak İzzettin ve Hasan Selçuk da engellenmeliydi.
Caris, Fagan ve Nikas orduyu toplayarak Hasan Selçuk’un önünü kesmeye gitti.
İzzettin’in yolunu ise Şaran bizzat kesti. İki dev ordu çarpıştı.
Çok büyük, çok kanlı bir savaştı. Şaran zafer kazanamayacağını anlayınca kalan askerleriyle kaçtı ve Darkin Krallığı’na sığındı.
Nikas, Fagan ve Caris de ordularını toplayıp adayı terk etti. Ada tamamen Boz Devleti’nin eline geçti. On dört komutandan yalnızca yedisi ve Şaran kaçabilmişti.
Aylar, hatta yıllar geçti. Kaçan Şahlar’dan haber alınamadı. İzzettin Bey onların yok olduğunu düşünüyordu; ama içi rahat değildi. Kaçmalarına izin vermemeliydi.
Ada saldırısında iki güçlü komutanını kaybetmişti.
İzzettin, adadaki tüm izleri sildi; yakaladığı komutan ve askerlerin tamamını öldürttü. Hasan Selçuk’u Şafak Kıtası’na göndermişti ama ondan da haber yoktu.
İzzettin, Şahlar’ı yok ettiğini sanıyordu; oysa Şahlar sabırla bekliyor ve güçleniyordu. Yaseriler, Zerkler, Kafiler ve Muralar olarak dağıldılar; herkes kendi prensliğini kurdu.
Otuz beş bin kişilik büyük bir ordu hazırlandı:
Kafiler: 2.000
Darkin Krallığı: 10.000
Sarkarlar: 3.000
Masklar: 5.000
Muralar: 2.000
Fanglar: 1.000
Kadzarlar Devleti: 7.000
İttifak Birliği: 5.000
Zerkler ve Yaseriler savaşa katılmadı; Gölge Birliği düşmanı ilan edildiler. Karabay için asker kaybetmek istemiyorlardı.
Darkin Krallığı ve ağır zırhlı Kadzar Devleti en çok asker gönderenlerdi. Sarkarlar deneyimsiz ve zırhsızdı; bu yüzden önde savaşmaları emredildi. Karabay onları bilerek öne sürdü: zayıftılar ama vahşi ve güçlüydüler.
Tüm orduyu Karabay yönetecekti; ancak birliklerin başına komutanlar gerekiyordu. Nikas ve Caris’in başarısını duyan Karabay, onları dağılan Şah birliklerinin başına getirdi. Şaran ve Fagan’ı ise Sarkarlar’ın komutanı yaptı.
Karabay savaş teklifini sundu. Kabul edilmezse şehirleri yakıp halkı kılıçtan geçireceğini söyledi. İzzettin haberi alır almaz tereddüt etmeden kabul etti; savaş meydanında yeneceğine inanıyordu. Ordularını hafife alıyordu.
Asak ve Handaki İmparatorlukları da savaşa katılacaklarını duyurdu. Tarihin en kanlı ve en kalabalık savaşlarından biri olan Saflar Savaşı başlıyordu.
Melek Birliği ordusu:
Asak İmparatorluğu: 10.000
Handaki İmparatorluğu: 10.000
Boz Devleti: 7.000
Savalar: 3.000
Korucalar: 3.000
Ordular, büyük Akap Meydanı’nda karşı karşıya geldi. Handaki donanması denizden cephe aldı; askerlerinin bir kısmını da karaya çıkararak İzzettin’in emrine verdi.
Önden Koruca ve Aki ordusu ilerledi; arkadan Asak, Atak ve Sava orduları geldi. Aki ordusu düzenli ve delice savaşıyordu; düşmana nefes aldırmıyordu.
Yağız Han, Sarkarlar’ı denizden bombaladı. Karada ise Süleyman Bey ve İzzettin Savaş, ormandan ilerleyerek ok yağmuruna tuttu.
Nikas ve Caris’in emrindeki zırhsız birlikler dağıldı; en ağır hezimeti onlar yaşadı.
Korucalar, Kadzar hattını yardı; ancak Fanglar ve Kafiler tarafından çevrildi. Kevran komutasındaki Kalkan Süvarileri destek olarak geldi; çakallar gibi saldırıp geri çekiliyorlardı.
Şemsettin Bey askerlerinin bu çemberden çıkamayacağını anladı. Kalan tüm gücünü çemberi yarmak için kullandı; fakat Kalkan Süvarileri’ni aşamadı. Askerlerinin tamamı öldürüldü.
Şemsettin Bey ayağa kalktı ve haykırdı:
“Eğer öleceksem, aranızdan birini de cehenneme götüreceğim!”
Kılıcını Kevran’a sapladı; Kevran ölürken Nikas, Şemsettin Bey’in kellesini aldı.
Yağız Han, Şaran’ı denize gömdü; Fagan’ı esir aldı. Ardından denizden karadaki Kalkan Süvarileri’ni bombaladı.
“Karada güçlü olabilirsiniz; ama denizde bir böcek kadar acizsiniz,” dedi küçümseyerek.
Aki ordusu Karabay’ın yanındaki birlikleri yok etti. Karabay yenileceğini anlayınca geri çekilmek istedi; ancak Süleyman Bey ve İzzettin Savaş tarafından sarıldı.
Asak ve Atak orduları arkadan ani saldırıya geçti; Kadzar ve Darkin orduları tamamen imha edildi. Geriye Nikas ve Caris’in yönettiği ordu kalmıştı. Nikas, buradan canlı çıkamayacaklarını anladı.
“Yolun sonu Caris. Buradan sağ çıkamayacağız. Savaşacağız.”
“Savaşacağız, Nikas.”
“Askerlerine teslim olmak yok, ölmek var,” diyerek son bir direniş gösterdiler.
Kaybettiler. Bu, ikisinin de ilk ve son yenilgisi oldu. Yağız Han, ikisinin de kellesini aldı.
Kesin zafer Melek Birliği’nindi. Esir alınacak düşman askerlerini Süleyman Sancak öldürttü.
“Sen bunlara merhamet ettiğin için bitmediler, İzzettin Bey,” dedi öfkeyle.
İzzettin Bey gülümsedi:
“Ben teslim olana merhamet ederim. Direneni yok ederim, Süleyman.”
Karabay’ın yokluğunda zorla başa geçen Karatan’a İzzettin mektup gönderdi. Karabay karşılığında her şeyi yaptırmayı planlıyordu; ancak Karatan, Karabay’ı istemediklerini ve öldürülmesi gerektiğini bildirdi.
Karabay’ın gözlerinde utanç ve yenilgiyi kabulleniş vardı. İzzettin Bey son sözünü söylemesine izin verdi.
“Sen kazandın, İzzettin Bey. Ama benim soyum senin sonun olacak.”
İzzettin Bey, Karabay ve Fagan’ın kellesini aldı. Büyük bir güç ve ideoloji böylece yok oldu. Bu, bir devrin kapandığının işaretiydi. Karabay ölmüştü; ancak etkisi henüz bitmemişti.
Bu savaşla Gölge Birliği dağılma sürecine girdi. Sarkarlar, Masklar, Kadzarlar ve İttifak Birliği ayrıldı. Hepsi Karabay yüzünden ağır kayıplar vermişti.
İzzettin tehlikeli birliği dağıtmıştı. Süleyman Sancak, Melek Birliği’nden ayrıldı; kendi ordusunu serbestçe güçlendirmek istiyordu.
Karabay devri bitmişti. Yeni ve daha zalim bir dönem başlıyordu: Karatan Devri.
Karatan ordusunu hazırlayıp Şafak Kıtası’na doğru yürüdü. Girdiği şehirleri yaktı, yıktı; yağmaladı, insanları öldürdü.
Cahan, komutanlarıyla toplantı hâlindeyken haber geldi: Karatan ordusuyla Şafak Kıtası’na girmişti. Cahan meydanı ona bırakmak istemedi; ordusunu toplayıp yola çıktı.
Şafak Kıtası zengin topraklardı. Geçmişte Boz Devleti o topraklarda bir beylik olarak kurulmuştu. Türkleri birleştirmek istediler; ancak Darkin ve Ruan Krallıkları gibi farklı inançtaki devletler buna izin vermedi.
Boz Beyliği ağır saldırılara uğradı. Dayanamayınca uçlara göç ettiler. Uçlarda da Ruan Krallığı’nın kurucusu Ramiz ve ordusu saldırdı.
Ramiz Komutan’ın ordusu yok edilince bu kez Darkin Krallığı’nın kurucusu Kara Davut saldırdı. Kurucularının mezarları o topraklardaydı ve Karan’ın kutsal kitabı orada kaybolmuştu.
Karan, onların karanlık tanrısıydı. Rivayete göre Karan, Boz Devleti topraklarında yaşamış; Kara Davut’a rüyasında, ölüsünü ve kitabını o topraklardan getirmesini emretmişti. Bu yüzden uçlar kutsal sayıldı.
Şafak Kıtası sahipsiz kaldıkça birçok devlet oraya göz dikti. Ordular yok oldu, şehirler yıkıldı; devletlerin savaşı masum halkı yok etti.
Türk ve İslam devletleri dışında, o topraklara giren herkes kan ve gözyaşı getirdi.
Tajan Prensliği
(İttifak Birliği’ne bağlı prensliklerden biri)
Boz Devleti’nin içine ajanlar gönderdik. Kimisi dost kılığında, kimisi esnaf, kimisi tüccar olarak devletin damarlarına sızdı. Onları içeriden, zamana yayarak yok edeceğiz.
İlk iki casusumuz yola çıktı.
Sed ve Victor. Sed, özel olarak yetiştirdiğimiz bir suikastçıdır. Victor ise devletin içine yerleşip bilgi toplayacaktır.
“Onlar, içimize yerleştirdikleri casuslarla bizi yok etmeye çalıştı; ama yok olmadık. Biz yeniden doğduk.”
Artık önümüzde kimse duramaz. Cahan, Karabay ve İzzettin… Hepsi yok oluyor; biz ise doğuyoruz. Bizi engellemeye çalıştılar ama başaramadılar.
Biz artık İttifak Birliği’yiz. Gölge Birliği’ne ihtiyacımız yok. Gölge Birliği dağıldı; bu, bizim için büyük bir fırsat.
Onlara eşi benzeri görülmemiş şeyler yapacağız. Her yerdeyiz. İlk hedefimiz Cahan: onu bir suikastla devirecek, baştan indireceğiz.
(İttifak Birliği, birçok prenslikten oluşan bir birliktir.)
Cahan:
Ordumu topladım ve Şafak Kıtası’na yürüdüm. Karatan ve ordusu tam karşımdaydı; ordusu güçlü değildi. Beni kimse kolay kolay yenemez.
Koca meydan cesetlerle doldu. Darkin Krallığı askerlerinden bir ceset kalesi yaptım. Kana susamış Ruan Krallığı’na kimse direnemez.
Kalkan Süvarileri’ni aşmak zor oldu ama aştım. Onların güçlü kalkanları varsa, bizim de ateşli oklarımız var.
Karatan’ın aciz kellesini kestim. Önümde diz çöktü, merhamet istedi; ama ben düşmanlarıma merhamet etmem.
Ölen askerlerini yaktım. Karatan’ın kellesini ülkeme götürdüm; diğer düşmanlarımın yanına, sarayın önüne diktirdim, kazığa geçirttim. Bu yaşıma kadar binlerce düşman yok ettim; Karatan da onlardan yalnızca biriydi.
Darkin Krallığı’nı durdurduk. Şimdi sıra Boz Devleti’nde. Şehirlerini yakmak için en iyi komutanlarımdan birini göndereceğim.
Cahan, seferden dönüş yolunda zehirlendi. Dört bir yandan hekimler getirildi; ancak aynı günlerde İzzettin de bir suikasta uğradı. Tajan Prensliği’nin ilk hamlesi başarılı olmuştu. Amaçları iki devleti de aynı anda zayıflatmaktı.
Ardından Tajan Prensliği, Yaseriler’in kurucusu Yaser’in yanına gitti. Onu İttifak Birliği’ne katılmaya davet ettiler; fakat Yaser bu teklifi reddetti. İttifak Birliği’ne güvenmiyordu.
Zira bu birlik, birçok prenslikten oluşan kırılgan bir yapıydı. Zertler’e gidildi. Onlar ise düşüneceklerini bildirdi. İttifak Birliği’nin üst lideri Median, Rahşan’a ordu kurma, anlaşma yapma ve ittifak kurma yetkisi verdi; elbette kendi denetimi altında.
Rahşan artık prensliği adına gidip, İttifak Birliği’ni kapsayan anlaşmalar yapabiliyordu.
Tajan Prensliği’nin lideri Rahşan, İzzettin Savaş’ın yatağa düşmesini fırsat bildi. Boz Devleti’ne geldi ve Hasan Selçuk ile görüştü.
Rahşan’ın teklifi küstahçaydı:
— Boz Devleti, İttifak Birliği’ne vergi ödeyecek. Aksi hâlde bu, devlet için iyi olmaz, dedi kibirle.
— Ödemeyeceğiz siz…
Hasan Selçuk sözünü bitiremeden kapı açıldı. İzzettin içeri girdi ve girer girmez söze karıştı:
— Sen eski bir komutandın, şimdi kral oldun Rahşan. Geçmişte yaptığın zulümleri biliyoruz. Şansını fazla zorlama. Gerekirse adalarınızı basarız. Sen kimsin de bizden vergi isteyeceksin?
Sözlerini yumruğunu masaya vurarak bitirdi.
Rahşan son bir kez uyardı; fakat İzzettin Bey onu küçümseyip aşağıladı. Eliyle kapıyı gösterdi ve nazikçe kovdu. Rahşan, İzzettin Bey ile Hasan Selçuk’un tavırlarını ölçmüştü.
Öfkeyle saraydan ayrıldı.
“Kan kusacaklar… kan,” diyordu durmadan.
Rahşan, öfkesiyle Boz topraklarındaki bütün ırkları harekete geçirdi. İçeri sızdırdığı casuslara gizli talimat gönderdi ve hepsini aynı anda devreye soktu.
Sed ve Victor sayesinde mezhep ve ırk savaşları başlatıldı. Zehirle yatağa düşen İzzettin Bey’in yokluğunda, beyler ve komutanlar isyan etmeye cesaret etti.
İsyan yayıldı. Ardından beylikler birer birer bağımsızlık ilan etti. Boz Devleti, herkesin toprak hırsı yüzünden parçalara ayrıldı.
Hatice Sultan ve Hasan Selçuk ise sadık askerleri ve komutanlarıyla Bozyurt’u ve altı şehri elde tutmayı başardı.