İçeriğe geç

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 35 · 14 dk okuma

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 35

Bölüm 30: Euria’nın Gölgesinde

Saray, gökyüzünü gümüş hançerler gibi delen kuleleriyle hem güzelliğin hem de zulmün bir kanıtı olarak ufukta yükseliyordu. Öyle ihtişamlı ve tehditkâr görünüyordu ki hükümdarının acımasız nefesleriyle gücüne güç katıyordu. Diyara savaş açıldığının kanıtı olarak sarayın en uzun kulesine, mızraklara tutturulmuş dört taç asılmıştı. Fethedilen dört krallık için dört kanlı taç...

Duvarlar, metalik bir dokuyla parlıyordu. Gün boyunca ışığı kör edici bir parlaklıkla yansıttığını görmek, gece boyunca ürkütücü, hayaletimsi bir ışıltı yaydığını hayal etmem için yeterliydi. Ocreya halkının soluk saç renklerinin, çıkardıkları gümüşlerden geldiği söylenirdi. Bu gümüşün ise hem zamana hem de saldırılara karşı dayanıklı kılan eski inançlarla aşılanmış, diyarın en derin katmanlarından çıkarıldığı…

Giriş kapısını görebilmek için başımı hafifçe yana yatırdım. Siyah demirden dövülmüş ve iç içe geçerek eritilmiş hançerler ve dikenli sarmaşıkların karmaşık desenleriyle süslenmiş devasa kapılardan oluşuyordu. Tam ortasında mermer rengindeki bir yarım ay, bu hançerler ve dikenli sarmaşıklar tarafından sarılmıştı.

Kapı, kraliçeye olan bağlılıkları kesin olan askerler tarafından iki taraftan savunuluyordu. Bağlılıklarının kaynağını merak ediyordum. Ona gerçekten inanıyorlar mıydı yoksa ondan korkuyorlar mıydı? Yüz ifadeleri savundukları duvarlar kadar sert ve soğuktu. Kapılara giden yolda Euria Vaseva, annesi, babası, küçük kız kardeşi Elna Vaseva ve ablası Eira Vaseva’nın birer heykelini dikmişti. Her biri, acımasız bir bozgun anında yakalanmış olan ailesinin bir portresiydi bu. Soğuk, taş gözleri yaklaşmaya cüret eden herkesi yargılıyormuş gibi görünüyordu.

‘’Hadi bakalım, Kairon,’’ dedim derin bir nefes alarak. ‘’Hepimizi kandır.’’

Kairon başıyla onayladı ve saklandığımız çıkmaz sokaktaki eski bira fıçılarının arkasına doğru yürüdü. Saçları rengini biraz daha beyaza çalarak uzadı ve ipek gibi bir pelerin oluşturdu. Ona, Euria Vaseva’nın sanki tek başına dışarı çıkmış ve şimdi geri dönüyormuş gibi gözükmesi gerektiğini söylemiştim. Tıpkı onu ilk gördüğüm gün giyindiği gibi suikastçı kıyafetlerine bürünmeliydi. Ardında geniş, koruyucu bir pelerin olmalı, vücudu hançerlerle donatılmalıydı. Deri kıyafetleri ve çizmeleri hem yepyeni görünmeliydi hem de çok pahalı. Kairon tüm söylediklerimi en ufak ayrıntısına kadar uygulamayı başarmış bir şekilde ortaya çıktığında dilim tutuldu. Karşımdaki Euria Vaseva’dan başka biri değildi. O kadar aynı görünüyorlardı ki rüya görüp görmediğimi anlamak için hem Kairon’a hem de kendime birkaç tokat atmak istiyordum.

‘’Nasıl görünüyorum?’’ diye sordu aynı Euria’nın sesiyle.

Nori şaşkınlıkla güldü. ‘’Az sonra bizi tek elinle öldürecekmişsin gibi.’’

Kairon\Euria memnuniyetle ellerini beline yerleştirdi. ‘’İltifat olarak alıyorum bunu.’’

Belime astığım halatları çıkarıp Kairon\Euria’ya uzattım. ‘’Bileklerimizi sıkıca bağlaman lazım. Birbirlerine yakın tut ki tehlikeli görünmeyelim. Hatta saçlarımızı da biraz dağıtsak fena olmaz. Hiç dövüşmüş gibi görünmüyoruz,’’ dedim.

‘’Kairon bize de birkaç değişiklik yapamaz mı?’’ diye sordu Nori.

Kairon\Euria başını iki yana salladı.

‘’Bana bir yumruk at,’’ dedim Nori’ye dönerek.

Nori şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı. ‘’Ne yapayım dedin?’’

‘’Yumruk at,’’ diyerek tekrar ettim. ‘’Dudağımı patlatırsan harika olur. Burayı hedef al,’’ diyerek tam dudağımla yanağımın birleştiği yeri gösterdim. Nori hala biraz şaşkın görünüyordu. Ne yapacağını bilemez halde kıpırdandığında bıkkınlıkla iç çektim. ‘’Hadi, Nori. İkimiz de bana az da olsa gıcık olduğunu biliyoruz.’’Ne olduğunu anlamdan yüzüne bir yumruk geçirdim. Anlık bir bakışla yumruğu bana iade etti.

Kolunu iyice geri çekip tam istediğim yere vurdu. Birkaç adım geri sendeleyip durdum. Saçlarımı yüzümden çektim. Dudağımı patlatmayı başarmıştık. Kana hiç dokunmadan akmasına izin verdim. ‘’Güzel,’’ dedim dudağımdan çeneme doğru akan kanın sıcaklığını hissederken. ‘’Şimdi daha inandırıcı oldu.’’

Kairon\Euria bileklerimizi bağladıktan sonra halatları sıkıca düğümledi ve bir ucunu kendi sol bileğine sararak bizi saraya doğru yürütmeye başladı. İlk adımları tereddütlü görünüyordu. Ama ben o kadar da endişeli değildim çünkü bu muhafız ve askerlerin hiçbirinin Kairon’un yeteneği gibi bir yeteneğin diyarda mevcut olduğunu düşüneceğini sanmıyordum. Bu demek oluyordu ki karşılarındaki kişiyi Euria Vaseva olarak gördükten sonra şüphelenseler bile çok bir şey yapamazlardı. Euria Vaseva’nın tuhaf davrandığını gidip Euria Vaseva’ya söyleyecek halleri yoktu ya?

‘’Kraliçem!’’ Kapıdaki muhafızların hepsi Kairon\Euria’yı gördükleri anda kendilerini toparlayarak aynı anda selam verdiler.

Kairon\Euria yeterince kayıtsız görünerek yalnızca, ‘’Açın,’’ dedi. Tıpkı gerçek Euria Vaseva’nın yapacağı gibi…

Kapılar gürültüyle açılırken muhafızlardan biri olduğu yerde bize doğru döndü. Euria’ya bakmadan, yalnızca uzağa odaklanarak dimdik durdu. ‘’Tutsakları zindana atalım mı Kraliçem?’’

Bizden bahsediyordu ama bunu yaparken ne bize ne de Euria’nın gözlerine bakıyordu. Euria Vaseva geçtiğimiz aylarda neler yapmıştı bu insanlara? Bu saraya daha önce gelmiş, bu halkı tanımıştım ama her şey çok yabancıydı artık. Sarayla ilgili aynı olan tek şey konumuydu.

‘’Hayır,’’ dedi Kairon\Euria kayıtsız bir ses tonuyla. ‘’Ben ilgileneceğim. Siz yalnızca Dane ve Delhin ikizlerinin beni kütüphanede beklemesini söyleyin.’’

Saraya girmeden önce saraydaki odaların bir listesini oluşturmuştuk beraber. Daha önce bu saraya girmiş olsam da çok fazla oda eklenmiş veya değiştirilmiş olabilirdi. Bu sebeple hangi odayı seçeceğimiz bir tartışma konusu olmuştu. Taht odası, büyük salon, misafir odaları, bekleme odası, yatak odaları, yemek salonu ve mutfak ilk elediğimiz yerlerdi. Bu yerlerde her zaman birileriyle, daha da kötüsü Euria Vaseva’nın kendisiyle karşılaşabilirdik. Bunun haricinde bu kocaman sarayda haberimizin olmadığı gizli odalar ve geçitler olduğuna emindim ama bunları kullanabilmek için önce nerede olduklarını bulmamız gerekirdi ve buna vaktimiz yoktu. Hazine odası ve silah odasını da düşünmüştük. Sonrasında ikizleri hazine odasına çağırmamızın fazla şüpheli, silah odasına çağırmamızınsa fazla aptalca olduğuna karar verdik. İkizler, Euria’yı çok daha farklı tanıyorlardı. Onu prenses kimliğiyle değil, suikastçı kimliğiyle tanımışlardı, bu sebeple farklı davrandığını anlamaları sıradan muhafızlara oranla çok daha kolay olurdu. Tüm odaları elediğimizde geriye zindanlar ve kütüphane kalıyordu. Zindanlar aslında en mantıklı seçenek olsa da Euria Vaseva’nın arkasından iş çevirmek istediğimizi anlatmamız için tüm o tutsakları ve onların muhafızlarını hesaba katmamız gerekirdi. Bunu da düşününce geriye yalnızca kütüphane kalıyordu. Riskliydi ama bu göze alınabilir bir riskti.

‘’Elbette, Kraliçem.’’ Geri çekildi ve kapıdan rahatça geçtik.

İçeri girdikten sonra, yalnızca taştan duvarların bile bu kadar ürkütücü gözükmesi şaşırtıcıydı. Hızla kütüphanenin yolunu tuttuk. Bizi gören her hizmetçi görevi daha da tehlikeye atardı. Merdivenlere kadar giden yol, vahşi bir mağaranın ağzı gibi uzanıyordu. Yüksek tavan, edindiği zaferleri simgeleyen harita çizimleri ve korkunç yaratıklar şeklinde oyulmuş devasa sütunlar tarafından destekleniyordu. Saf kristal avizeler yukarıdan sarkıyordu ve her biri bir zanaat şaheseriydi. Zemin tamamen değiştirilmişti. Mermer yerine döşenen ayna parçaları o kadar düzgün ve yansıtıcıydı ki donmuş bir göl gibi görünüyordu. Yüzeyine birkaç çekiç darbesi vurulmuş gibi yer yer çatlaktı.

Burası yalnızca bir hükümdarın değil, acımasız bir kraliçenin, ihtiraslı bir fatihin yuvasıydı. Kan ve hırsla fethedilen krallıkların çöküşünün doğduğu yerdi. Zalimliği, komuta ettiği krallıkların toprakları kadar sınırsızdı. Sarayın her taşı, her gölgesi onun gücünü ve parmaklarının ardında yatan karanlığı anlatıyordu. Bu yere sızmak, sadece düşmanın kalesine girmek değil, korkunun ve tahakkümün kalbine adım atmaktı.

Kütüphane sarayın batı kanadında bulunuyordu. Birkaç hizmetkar bizi görmüş olsa da hiç durmadan işlerini yapmaya devam ettiler. Elimizi çabuk tutmamız gerekiyordu. Euria Vaseva’yı önce koridorda sonra da taht odasında ya da gününü her nerede geçiyorsa orada görmeleri hiç hoş olmazdı.

Kütüphane, normal saray kütüphanelerine göre küçüktü. Duvarlarında tavana kadar yükselen raflar aşınmış ve uzun süredir dokunulmamış görünüyordu. Küflü bir koku burnuma ulaşınca irkilerek yüzümü buruşturdum. Tozlu ve rutubetli hava o kadar yoğundu ki nefes almayı zorlaştırıyordu. Tüm raflar ve kitaplıklar ağzına kadar doldurulmuştu. Hiç boşlukları yoktu. Kütüphanenin ortasında yer alan masanın yanında geniş, parşömen ruloları vardı. Bunlar haritalar olmalıydı. Her biri farklı bir krallığın, diyarın farklı bir köşesinin haritası... Bu haritalar kütüphanenin geri kalanı kadar tozlu değildi.

Kairon\Euria hala ipleri tuttuğu için, ‘’Bizi bırakabilirsin artık,’’ diye söylendim sinirle. Gidip şu haritalara bir göz atmak istiyordum.

Ancak Kairon\Euria tereddüt etti. ‘’İçeri başka biri girerse ne olacak?’’

‘’Eh, iplerimiz elinde durmaya devam etse bile kimse tutsak aldığın kişilerin haritaları incelemesini doğal bulmayacaktır zaten,’’ dedim bileğimdeki halatı çekiştirerek.

Kairon\Euria başını onaylayarak salladı. Gözlerinde hala biraz korku olsa da Nori ve beni serbest bırakarak kapıya döndü. ‘’Pekâlâ,’’ dedi sesi Euria’nın soğuk kayıtsızlığını kusursuzca yansıtırken. ‘’Siz inceleyin, ben kapıyı kollarım.’’

Nori’yle aynı anda hızla haritaları masaya yayarak parşömenleri ayrıştırmaya koyulduk. Her biri kaleleri, ticaret yollarını, krallık sınırlarındaki zayıf noktaları titizlikle detaylandırılmış şekilde barındırıyordu. Beklenmedik bir şekilde karşılaştığımız bilginin büyüklüğü karşısında kalbim daha da hızlı atmaya başladı. Tarihin ve yılların zulmünün mürekkebiyle ağırlaşan taş duvarlar üzerimize üzerimize geliyordu sanki. Bizi ve bu kütüphanedeki zamanı gittikçe sıkıştırıyordu. Yoğun bir sessizlik vardı. Kapının ardından gelen ayak sesleri ve eski, yıpranmış sayfaların hafif hışırtısı duyuluyordu yalnızca.

Bu haritalar sadece yol bulmak için çizilmiş basit rehberler değildi. Bu haritalar Euria’nın fetihlerinin can damarıydı. Hükmünün geleceğiydi.

Nori heyecanla haritalardan birini çıkarıp diğerlerinin üzerine yaydı. Tecrübeli bakışları çizimin üzerinde gezerken hafifçe gülümsedi. ‘’Sarayın gizli geçitlerinin bir haritası,’’ dedi alçak ama zafer dolu bir sesle. ‘’Giriş ve çıkışlarımızda yardımı dokunur.’’

Parmaklarım yıpranmış, üzeri lekelerle dolu haritaya dokundu. Sarayın altındaki karmaşık tünel ağını, tüm gizli kapıların detaylı olarak çizilmiş konumlarını görünce nefesim kesildi. Dudaklarımı ısırırken yüzüme bir gülümseme yayıldığını hissedebiliyordum. ‘’İşe yarar,’’ dedim sırıtarak. ‘’Al bunu.’’

‘’Ya yok olduğunu fark ederlerse,’’ dedi Nori haritayı katlarken. ‘’Ezberlesek daha mantıklı olmaz mı?’’

Omuzlarımı silktim. ‘’Birazdan Euria Vaseva’yla en yakın çalışan iki suikastçısını kendi tarafımıza çekeceğiz. Bir haritanın yokluğundan önce endişe edeceği çok daha fazla şey var.’’

Aniden kütüphanenin devasa kapıları şimşek gibi hızla açıldı. Hepimiz irkilerek kapıya döndük, ellerimiz içgüdüsel olarak silahlarımıza gitti. Parmaklarım elle tutulur bir gerilimle yüklüydü. Kendimi savunma dürtüsüyle sırtımı dikleştirdim ve hemen saldırı pozisyonuna geçtim. Kapı eşiğinde Dane ve Delhin duruyordu; etraflarındaki hava gerilimden çatlıyordu.

Uzun boylu, heybetli olan Dane koyu kahverengi darmadağın saçlarıyla gözlerini kısarak bize baktı. Keskin yüz hatlarında kasıtlı, delici bir ifade vardı. Karmaşık şekilde tasarlanmış deri zırhı kaslı vücuduna yapışmıştı. Her an savaşmaya hazır görünüyordu ama o da kız kardeşi gibi muhafızlara ya da askerlere benzemiyordu. İkisi de suikastçı kimliklerini kaybetmemişlerdi. Sırtlarındaki kapüşon, bellerindeki küçük bıçak ve hançerler bunu kanıtlıyordu. Dane’in kıskaçları her zamanki gibi fırlatılmaya hazır, parmaklarının arasında emir bekliyordu.

Delhin de tüm zarafeti ve güzelliğiyle erkek kardeşinin yanında dimdik duruyordu. Uzun, ceviz ağacı gövdesi rengindeki saçları yüzünü çevreliyordu. Soğuk, hesaplı gözleri sanki ruhumu okuyordu. Gümüş detaylarla süslenmiş, vücuduna tam oturan, siyah deri bir kıyafet giyiyordu; hareketleri bir yılanınki kadar akıcı ve ölümcüldü.

Gözlerimiz buluştu ve bir an için oda sessiz bir düşmanlıkla doldu. Gerginlik elle tutulur düzeydeydi. Hepimiz her an saldırmaya, daha doğrusu kendimizi savunmaya hazırdık. Dane'in kıskaçlarını tutan eli Kairon/Euria ile göz göze elinde gevşedi. ‘’Euria,’’ diye mırıldandı. İkizler aynı anda Kairon/Euria’nın karşısında gardlarını indirdiler ve itaatkâr bir şekilde başlarını eğdiler.

Ancak Dane, Kairon/Euria’ya adıyla seslenmişti. Majesteleri dememişti. Kraliçem dememişti. Yalnızca ismini kullanmıştı. Ona saygı duymuyor muydu yoksa tahta geçmeden önce sahip oldukları samimiyetin bir sonucu muydu bu? Euria böyle bir ihlali hoş bulur muydu? Dane’in bakışlarını daha dikkatli izledim. Gözlerinin küçümsemenin ve isyanın karşımı bir tavırla titreştiğini fark ettim. Bu korku veya saygıyla sindirilmiş bir itaatkarlık değildi. Ama Euria Vaseva’yı yakından tanıyan, onunla ve onun için savaşan, onu çok az kişinin anladığı gibi anlayan, çok az kişinin sevdiği gibi seven bir adamın tavrı da değildi. Dişlerini sıktığında çenesindeki gerilimle dudaklarımı birbirine bastırdım. Haklıydım. Tüm planı oluştururken haklıydım. Dane, Euria Vaseva’dan ölesiye nefret ediyordu.

Gülümsedim. Dane’in Euria’ya karşı olan kişisel memnuniyetsizliklerinin hepsini kendi lehimize çevirebilecektik. Onunla kendi hedeflerimizi ve sebeplerimizi paylaşarak aynı tarafta savaşmamızı sağlayabilecektik. Dikkatimi Delhin’e çevirdiğimde vücut dilinin Dane’inkine benzer ama onun kadar nefret dolu olmadığını fark ettim. Onun nefreti daha az keskin görünse de Dane’in tutumlarından etkileneceğine emindim. Eğer Dane’i samimiyetimize ve davamızın doğruluğuna ikna edebilirsek Delhin’in karşı çıkacağını sanmıyordum.

Kelimelerimi dikkatli bir şekilde seçmem gerekiyordu. Derin bir nefes aldım. ‘’Kairon,’’ dedim ses tonumu ölçülü kullanmaya çalışarak.

Kairon/Euria bana baktığında başımla yavaşça onayladım. Kairon hiçbir şey söylemeden tekrar kapıya, Dane ve Delhin’in durduğu yere döndü. Başını kaldırdı ve Euria’nın dış görünüşünden sıyrılarak alışık olduğum gezgin, beyaz saçlı, güler yüzlü çocuğun görüntüsüne büründü.

Dane ve Delhin birer küfür savurarak geri çekildiler. Kairon’un dönüşümü gerçekleşirken şaşkınlıkla onu izlediler. Adeta dilleri tutulmuştu. Onları suçlayamazdım çünkü hayatları boyunca tanıdıkları tek yetenekliler Euria, Cyra, Kamari ve Nori’nin abisi olmalıydı. Başka bir yeteneğin varlığından da sınırlarından da habersizlerdi. Euria’nın soğuk, hükmeden acımasız bakışlarından Kairon’un rahat, genç haline geçişini mucizevi bir an yaşanır gibi izlediler. Ancak yaşadıkları bu kısa hayret ve hayranlık uzun sürmedi. Yerini hızla şüpheye bıraktı ve ikizler silahlarını hazır hale getirerek savunma pozisyonuna geçtiler.

‘’Hangi diyar çukurundan çıktınız siz?’’ diye tısladı Delhin. Artık kınından kurtulmuş halde bekleyen hançeri kütüphanenin soluk ışığında uğursuzca parlıyordu. ‘’Saige Nerth,’’ dedi gözlerini kısarak. ‘’Seni biliyoruz ama siz kimsiniz ve ne istiyorsunuz?’’

Dane’in gözleri kısıldı. Parmaklarında sallanan kıskacı kolunu çekerek atmaya hazırlandı. ‘’Hemen açıklayın kendinizi,’’ dedi. Sesi alçak ve hırıltılıydı ama endişeli değildi. Bizden korkmuyordu.

Birinin ilk adımı atması gerekiyordu. Birinin odadaki gerginliğe bir son vermesi gerekiyordu. Kılıcımın kabzasını bırakıp ellerimi sakinleştiri bir hareketle kaldırdım ve öne çıktım. Mesafemi Kairon’la aynı hizaya getirerek Dane’in gözlerinin içine baktım. ‘’Sakin olalım,’’ dedim sesimi yükseltmeden. ‘’Düşman değiliz.’’ Başımla Kairon’u işaret ettim. ‘’Kairon bir şekil değiştiren ve ender, hatta paha biçilmez bir yeteneğe sahip. Buraya girmemize yardım etti.’’

‘’İmparatorluğun Elçisi’nin Gümüş Saray’a sızması için ne gibi bir sebebi olabilir?’’ diye sordu Delhin. Tedbiri elinden bırakmasa da omuzları gevşemişti.

‘’Buraya bir amaç için geldik,’’ diye açıkladım. ‘’Bu savaşın gidişatını tamamen değiştirebilecek ve Euria Vaseva’yı devirebilecek bir ittifak önermek için.’’

Delhin’in gözleri kardeşine kaydı. Ondan bir ipucu istiyor olmalıydı. Bizi dinleyecekler miydi yoksa bu sarayı mezarımız mı yapacaklardı? Tüm diyarın ve bizim kaderimiz sonraki birkaç cümleye bakıyordu. Dane, hala gözle görülür biçimde temkinli durmasına rağmen başını hafifçe salladı. ‘’Dinliyoruz,’’ dedi. Ses tonu hiçbir saçmalığa vakti olmadığını belirtircesine sabırsızdı. ‘’İkna et.’’

Yutkundum. ‘’Miath savaşında, bize yardım ettin,’’ dedim kendimden emin bir ses tonuyla. ‘’Hem sarayı vuracaklarını söyledin hem de orada ezilip ölmememiz için var olan tünellerden bahsettin. Bizim o gün hayatta kalmamızı sağladın. Bunun bir nedeni olmalı.’’

Dane’in gözleri parladı. ‘’Nedenlerimiz vardı,’’ dedi kayıtsız kalmaya çalışarak. Ama ikizinin tepkisine bakacak olursak Dane’in bizi hayatta tutmaya çalıştığından Delhin’in bile haberi yoktu. ‘’Bu nedenler bize ait,’’ diye devam etti Dane hiç istifini bozmadan. ‘’Sizinle ittifak kuracağımızı düşündüren nedir?’’

Güvence istiyor, diye düşündüm. Bizimle ittifak kurabilmek için onları yarı yolda bırakmayacağımızdan emin olmak istiyor. Euria Vaseva’ya karşı olan savaşta kazanan tarafta olmayı umuyor. O halde ona istediğini verelim. ‘’Çünkü siz de bizim kadar iyi biliyorsunuz ki Euria’nın hükümdarlığı bu topraklara yalnızca acı ve felaket getirdi. Onun getirdiği yıkımı, yok ettiği hayatları gördünüz. Zulmüne de hükmüne de son verecek imkanlara sahip olmamıza çok az kaldı. Ama bu yolda müttefiklere ihtiyacımız var. Güçlü müttefiklere. Sizin gibi müttefiklere.’’

Delhin, Dane’den çok daha rahatsız ve tereddütlü görünüyordu. Gözlerini kıstı ve biraz bekledikten sonra bir adım atarak kollarını göğsünde bağladı. ‘’Peki size nasıl güveneceğiz? Sizin de dediğiniz gibi Euria’nın başına gelenleri en yakından izledik biz. Herkes, herkese ihanet edebilir. Tüm hayatlar bir yalanla son bulabilir ya da bir yalanla kurtulabilir. Bizi tehlikeye atmayacağınıza nasıl güvenebiliriz?’’

Başımı iki yana salladım. ‘’Buraya gelirken üçümüz de hayatlarımızı riske attık çünkü Euria’nın elinden kurtarabileceğimiz barış dolu bir geleceğe inanıyoruz. Bir düşünün, bizi tam şu an, burada muhafızlara verseniz ne yapabiliriz ki? Düşman sarayında, yalnızca üç kişi nasıl savaşıp hayatta kalabiliriz? Buradayız çünkü doğru tarafı seçeceğinize inanıyoruz. Buradayız, çünkü sizin de Euria Vaseva yüzünden canınızın yandığına inanıyoruz. Sizin için ölümcül bir riski göze aldık çünkü diyarın ölmesini, ölmeye devam etmesini istemiyoruz.’’

Dane derin bir nefes verdi. Düşünceli düşünceli parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. ‘’Sizi kurtardım çünkü iyi bir savaş uğruna mücadele ettiğinizi düşündüm. İmparatorluğu korumaya çalıştığınızı biliyordum. Diğer elçiyi, Zaiden Regheena’yı da seni de kişisel olarak tanımasam da onurlu olduğunuzu düşündüm. Ama bu bir ittifak. Barış dolu bir gelecekten bahsettiğini anlayabiliyorum ama niyetinizin tamamen saf olduğundan nasıl emin olabiliriz?’’

‘’Çünkü biz kişisel kazancımızın peşinde değil, adaletin, özgürlüğün ve halkın geleceği peşinde koşuyoruz. Niyetimizin saflığından tamamen emin olamazsınız. Ancak Euria'nın vahşetine en ön sıradan şahit olduğunuz ve bunu ne kadar yıkıcı olduğunu tahmin edebiliyorum. Benim size verebileceğim tek şey savaşın olmadığı bir diyar sözü. İmparatorluğun Kılıcı unvanım üzerine yemin ederim ki tek amacım Euria'yı durdurmak ve bunu ancak sizin yardımınızla yapabilirim.’’

‘’Yani bir gün şahsi meseleleriniz, bencil intikamlarınızla diyarın geleceği arasında seçim yapmak zorunda kalsan, diyarı seçersin öyle mi Saige Nerth?’’

Hiç duraksamadan, düşünmeden, yüreğimle cevapladım. ‘’Evet.’’

Delhin’in bakışları artık yumuşamıştı. ‘’Peki bizim size nasıl bir yardımımız dokunacak? Ne yapmamıza ihtiyacınız var?’’

Göğsümde bir rahatlamayla hafifçe gülümsedim. ‘’Birçok konuda yardımcı olabilirsiniz. Bilginize, istihbaratınıza, savaş becerilerinize ihtiyacımız var. Euria’nın taktiklerini ve düşünme şeklini herkesten daha iyi biliyorsunuz. Sizin yardımınızla onun güç kazanma planlarını durdurabilir, küçük değişikliklerle büyük hareketleri durdurabiliriz. Bize yol göstermenize, bizimle birlikte savaşmanıza ve biraz da düzenbazlığınıza ihtiyacım var.’’

Dane’in gözleri benimkilerle buluştuğunda artık gözlerinde ihtiyatlı bir saygı seyrediyordu. ‘’Bunun üzerine iyice düşünmüşsün,’’ dedi hafifçe sırıtarak.

Hiçbir şey söylemeden yalnızca bir cevap bekledim. Bunu takip eden sessizlik derin düşüncelerle doluydu. Dane ve Delhin birbirlerine baktılar, aralarında sessiz bir konuşma geçti. Sonunda Dane kısaca başını salladı. ‘’Eh,’’ dedi omuzlarını silkerek. ‘’Madem hayatınızı kurtardık, bir kere daha kurtarmaktan zarar gelmez.’’

Bununla birlikte odadaki gözle görülür, tenle hissedilir gerilim azaldı. Göğsümde yükselen o içgüdü Dane ve Delhin’in dürüst davrandığını, bize yardımcı olacaklarını fısıldıyordu. Ama içgüdüm yeterli değildi. Nori’ye soru sorar gibi baktığımda Nori anında Dane ve Delhin’e döndü. Parmaklarını hafifçe oynatarak üzerine odaklandığında ikizler bundan anında rahatsız olarak birbirlerine baktılar. ‘’Arkadaşın iyi mi?’’ diye sordu Delhin yüzünü buruşturarak.

Kendimden emin, umursamaz bir tavırla başımı salladım. ‘’Yalnızca doğruyu söyleyip söylemediğinizi anlamaya çalışıyor.’’

Nori dürüstlüklerini ölçemezdi ama şüphelerini, paniklerini, heyecanlarını anlayabilir ve bunların üzerinden aşağı yukarı bir fikir sahibi olabilirdi.

‘’O da mı bir yetenekli?’’ diye sordu Dane.

‘’Evet,’’ dedim. ‘’O bir Valor.’’ Sanki bu kelimeyi öğreneli birkaç gün olmamıştı da ismi bile kendim koymuştum. Tavrım o kadar etkiliydi ki Dane ve Delhin başlarıyla onaylamakla yetindiler.

Ardından Nori bana döndü. ‘’İçleri rahat,’’ diye yanıtladı memnuniyetle.

‘’Harika,’’ derken gülümsedim.

‘’O halde ilk yapmamız gereken şey başka kimse görmeden sizi ve kendimizi bu saraydan dışarı atmak olmalı,’’ dedi Dane.

Bir parmağımı kaldırdım. ‘’Ondan önce saraydan almamız gereken küçük bir şey var.’’

Dane kaşlarını çattı. Bakışları, daha ittifakımızın üzerinden bir gün geçmemişken talepte mi bulunuyorsunuz? der gibiydi. ‘’Nedir?’’

‘’Euria’nın şifacısını da kaçırmamız gerekiyor.’’

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

36. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

9 yorum