İçeriğe geç

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 29 · 14 dk okuma

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 29

Bölüm 24: Sessizliğin Kelimeleri

BÖLÜM 24

▪──── ⚔ ────▪

SESSİZLİĞİN KELİMELERİ

Zaiden ve kendim için yiyecek bir şeyler almaya indiğimde nöbeti kısa süreliğine Kairon'a bıraktım. Bir kez daha, kendimle baş başa kaldığım ve zihnimden yanıt beklediğim anda yalnız hissediyordum. Birer kâse çorba, kurutulmuş ekmek ve tavşan eti hazırlarken yalnızca fiziksel olarak yalnız olduğumu düşündüm. Aklımda ve kalbimde, tüm değerlerimin toplandığı o insanı taşıyordum. Yukarıda beni bekleyen o insanı.

Yeniden odaya döndüğümde Kairon'un da Zaiden'ın da yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Hatta Kairon'un gözleri gülmekten yaşlanmış gibiydi. Tepsiyi küçük tahta masaya bırakırken Zaiden'ın kucağında duran deftere çaktırmadan göz attım.

Hayır.

Sana inanmıyorum.

Bahse var mısın?

Sahiden mi?, diye düşündüm. Daha gözlerini açalı çeyrek gün bile olmamıştı ve şimdiden bahse mi giriyorlar? Bu düşünce beni istemsizce gülümsetti. Bahse girmeleri, Zaiden'ın Kairon'la eskisi gibi olduğu anlamına geliyordu. Onları eskisi gibi örmek yüreğimi ısıttı.

Kairon içeri girdiğim anda konuyu kapattığı için tuhaf bir sessizlik oluşmuştu odada. Ellerini dizlerine vurarak kalktı ve Zaiden'ın önünde hafifçe eğildi. ''Ben siz yemeğinizi yiyene kadar Saige için sıcak su hazırlayayım,'' dedi.

Tam itiraz edecektim ki Zaiden'ın başını şiddetle salladığını gördüm. ''Hey!'' diye kızdım kaşlarımı çatarak. ''O kadar mı berbat haldeyim?''

Gözlerini kocaman açtı ve ellerini iki yana salladı. Hayır hiç alakası yok! Ardından parmağıyla Kairon'u işaret etti ve boğazını keser gibi bir hareket yaptı. Bundan, Kairon'un beni şikâyet ettiği sonucuna vardım. Kızacaksan ona kız, diyordu Zaiden.

Gülümsememek için yanaklarımı içten ısırdım ve yatağın kenarına oturdum. Kafamı Kairon'a çevirip baktığımda koşarcasına odadan kaçtı. Çorba sıcak değildi ama yine de tereddüt ediyordum. İçindeki baharatlar yarasını yakar mıydı? Ağzını hiç açmadığı için ne halde olduğu hakkında bir fikrim yoktu. Bir çorbaya bakıp, bir kaşığı elimde tartarken Zaiden nazikçe elime dokundu. Anlamlı anlamlı gözlerime baktıktan sonra elini hafifçe kaşığı almak için kullandı. Ben hallederim, diyordu. Başımla onayladım. Onun gibi güçlü bir savaşçının kendi çorbasını bile içemez hale gelmesi onur kırıcı olmalıydı. Anlayışla tepsiyi kucağına yerleştirdikten sonra geri çekildim. ''Eğer yalnız kalmak istersen çıkabilirim.''

Zaiden duraksadı. Ardından eliyle yatağın yanındaki boş yere vurdu. Gel, yanıma otur.

Karşısında durmamı, yemek yerken onu izlememi istemiyordu anlaşılan. Ben de kendi çorba kasemi alarak yatağa çıktım. Yatağın boş tarafından büyük bir toz bulutu kalkarken emekleyerek yanına geçtim ve yatak başlığına sırtımı dayadım. Zaiden rahatlamış bir şekilde deftere yazdı.

Neler olup bittiğini anlatır mısın?

''Neler olup bittiğini ben bile bilmiyorum,'' diye yanıtladım onu. ''Her şey bir anda o kadar karmaşıklaştı ki.''

Bana bakmadan deftere bir not daha düştü.

Dene.

O çorbasından ilk kaşığı alırken bakmıyormuş gibi yaparak tepkisini ölçtüm. Yüzünü ekşitmedi. İrkilmedi. Hiçbir acı belirtisi göstermediğinde rahatladım ve zihnime not düştüm. Az baharatlı, ılık çorba tüketirken canı yanmıyor.

Ardından anlatmaya koyuldum.

Diyarın tüm topraklarında kat ettiğim yollarda hep yanımda yürüyen adama son üç günün nasıl geçtiğini anlattım. Jaheer'in nasıl aklıma girmeye çalıştığını... Bir kere kaçmayı başarsam bile hemen peşime düştüğünü... Benimle kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığını... Gözlerinin hiç üzerimde olmasa da hep üzerimde olduğunu ... Zaiden'ın yokluğunun çaresizliği ve güvende olduğunun umuduyla savaşımı... Birbiri arasında gidip gelen duygularımı... Ona karşı duyduğum koşulsuz sevginin yerini acıya ve korkuya bırakışını... Her şeyi olduğu gibi, dürüstçe anlattım.

Sıra Kairon'un aslında bir şekil değiştiren gezgin olduğuna geldiğinde Zaiden neredeyse çorbasını püskürtüyordu. Buna Fawn'ın aslında bitkileri istediği gibi yönlendirebildiğini eklediğimde yemek yemeyi bıraktı. Nori'nin güçlerini zaten biliyordu ama Meldrik'in Jaheer'in kızı olduğunu söylediğimde ciddileşerek dönüp bana baktı. Şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.

Başımla onayladım. ''Sindirmesi zor değil mi?'' diye sordum yutkunarak. Görevlerimiz boyunca konuşkan olan hep Zaiden olmuştu. Gereksiz laflar yapan, huzursuz sessizlikleri neşelendiren kişi hep oydu. Bense ona çenesini kapamasını söyleyen taraftım. Şimdiyse tuhaf sessizlikleri doldurma görevi bana geçmişti ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Konuşmak değil, onu dinlemek istiyordum. Bir daha asla çenesini kapamasını söylemeyecektim.

Neredeyse bitirmiş olduğu çorba kasesini tepsinin üzerine geri bıraktıktan sonra defterini eline aldı.

Jaheer sana zarar verdi mi?

Defteri bana çevirirken neredeyse parmakları sayfaları delip geçecek kadar sert tutuyordu. Hemen başımı iki yana salladım. Bu sorunun altında yatanın yalnızca birkaç çizik ve yara olmadığını anlamıştım. ''Sana yaptıklarının onda birini bile yaşamadım ben.''

Defteri parçalamak üzere olan parmakları gevşerken gerginlikten çatılan kaşları serbest kaldı.

Kasırga nerede?

Kasırga ve Zane'in varlığını neredeyse unutmuştum. ''Hud onlara göz kulak olmuş,'' diye açıkladım hemen. ''Karınları tok ve iyiler. Ayağa kalkabildiğinde yanlarına gideriz.''

Kendi kendine gülümsedi. Aklına bir şey gelmiş gibi aceleyle yazmaya koyuldu.

Kairon ata dönüşebiliyor mu yoksa sadece başka insanlar gibi mi görünebiliyor?

Kelimelere bakakaldım. ''Ben de aynı şeyi düşündüm biliyor musun?'' diye atıldım heyecanla. ''Ama beraber sorarız diye hiç sormadım. Senin de gücünün sınırlarını merak edeceğini tahmin etmiştim.''

Gülümseyerek başıyla onayladı ve çorbamı işaret etti. Onunla konuşurken ara verdiğim için devam etmemi hatırlatıyordu. Bir kaşık daha içerken artık iyice soğumuş çorbaya bakarak yüzümü ekşittim. Bu sırada Zaiden da yazmaya devam ediyordu.

Her şeye rağmen geri dönmen büyük aptallıktı.

Omuzlarımı silktim. ''Seni orada bırakamazdım.''

Beni orada bırakman için çabalamama rağmen.

Nefesim boğazımda tıkanıp kaldı. ''Geç bile kaldım,'' diye yanıtladım gözlerine bakamadan. ''Çok daha erken anlamalıydım her şeyi. Eğer daha hızlı düşünebilseydim tüm bunlar yaşanmayacaktı.'' Elimle bedeninin her yerine sarılmış sargıları işaret ettim.

Senin güvenliğine karşı ufak bir bedel yalnızca.

Yutkundum. Yıllar boyunca Zaiden'ın beni korumasına alışmıştım. İkimiz birbirimizi kollarken asla suçluluk ve minnet duymamamız gerektiğini en başından konuşmuştuk. Nothersea yolculuğumuz sırasında başımıza gelmedik şey kalmamıştı ama göreve tek başıma çıksam asla öğrenemeyeceğim bir şey öğrenmiştim. Güvenmeyi. Ufukta gördüğüm her korsanda, karşımıza çıkan her haydutta Zaiden'ın akışkan bir metal gibi gerilen bedeni ve kıvrak, mahvedici gücü benim kalkanım olmuştu.

Bir süre öylece durduk. Ona yaptıkları için ne kadar minnettar olduğumu söylemek istiyordum ama bu altı yıl önce yaptığımız anlaşmaya aykırı düşüyordu. Ne olursa olsun birimiz, diğerinin kararları yüzünden minnet duymayacak ve teşekkür etmeyecekti. Teşekkür etmek, birbirimiz için yaptığımız fedakarlıklara karşı küçük kalıyordu. Ve altı yıllık yoldaşlığın öğrettiği bir ders vardı. Kelimeler fısıltıysa, eylemler çığlıktı.

Birkaç parça kuru ekmeğin yanında getirdiğim tavşan etini gösterdim. ''Yemeye devam etmelisin. Merhemler işe yarayacak ama iyi beslenmen de gerekiyor. Gücünü toplamalısın.'' Zaiden başıyla onaylayınca daha rahat yiyebilmesi için kucağına sırtımdaki yastığı yerleştirip tepsiyi üzerinde dengeledim. Onu izlediğimi düşünmemesi için bir tabağa da kendi etimi ve ekmeğimi koyarak yeniden yanına yerleştim. Zaiden bir yandan defterini kullanmaya devam ediyordu.

Çadırda söylediklerini hatırlıyor musun?

Gözlerimi kaçırdım. Odanın duvarına odaklanarak o çadırda yaşanan her şeyin gözlerimin önünden geçip gitmesini izledim. ''Aklımdan çıkmıyor.''

Beni sevdiğini söyledin.

Gözlerim bu üç kelimenin üzerinde gezdi. Zaiden'a bakıp başımı bir aşağı bir yukarı salladım.

Gerçek miydi?

Bir kere başımla onayladım. ''Kaçtığım bir gerçekti.''

Zaiden birden iştahı kesilmiş gibi tepsiyi kaldırıp bir kenara bıraktı.

Eira yüzünden.

''Herkes yüzünden,'' diye yanıtladım onu. ''Bir orduya karşı savaşırken korkmadığım kadar kendi duygularımdan korkuyordum. Sanki sana sevgimi itiraf etsem, bu bende bir zayıflık yaratacak gibi hissediyordum. Bu yüzden mağarada sana yanıt veremedim. Sen bana duygularını açtığında karşılık veremedim çünkü ne yapmam gerektiğinden emin değildim. Sevgimden emin olduğumda ve onu sana vermeye cesaret ettiğimdeyse her şey için çok geçti.'' Gözlerim dolmaya başlamıştı. Bir kere daha Zaiden'ın karşısında ağlıyordum ama bu yalnızca suçluluk duyduğum ve pişmanlık hissettiğim için değildi. Zaiden'ı güvende tutana kadar altına girdiğim yükün farkına varamamıştım bile. Öylesine yoğun bir sorumluluk hissiyle kafeslemiştim ki kendimi, üzerimden kalkan bu yükle yalnızca ağlayarak yüzleşebiliyordum.

Dudakları beni teselli etmek istercesine aralandı ama hemen geri kapandı. Boşluğuna gelmiş olmalıydı çünkü konuşabileceğini düşünmüştü. Ardından tereddüt ederek elini kaldırsa da yeni uçmayı öğrenen bir kuş kadar çaresiz ve tedirgin görünüyordu. En sonunda öfkeyle defteri bir duvara, kalemi başka bir duvara fırlattı. Bir anda öyle alevlenmişti ki hareketlerinin hızı sonucunda sargılarından gerilme sesi geldi. Bunun üzerine acıyla yüzünü buruşturarak karnındaki derin yarayı tuttu.

İrkilmeden, tepki vermeden yanında oturmaya devam eden bana döndüğünde onun da gözleri benimkiler gibi yaşlıydı. Yanağımdan akan bir damla yaşı baş parmağıyla sildikten sonra yanağımı okşadı. Başımı hafifçe eline doğru bıraktım ve ağırlığının bir kısmını taşımasına izin verdim. Zaiden uzun uzun inceledi yüzümü. Ne düşündüğünü, söylemek isteyip söylemediği cümleleri merak ediyordum. Onunla sabaha kadar konuşmak istiyordum ve bunun imkansızlığı fiziksel olarak canımı yakıyordu.

Derin bir nefes vererek yanağımdaki elini çekti. Enseme doğru götürerek beni boynuyla omzunun arasına çekti. Ağırlığımı ona vermemek için dizlerimden ve sırtımdan destek almaya çalışıyordum. Zaiden bunu hemen fark etti. Başını sertçe iki yana salladı. Ardından yatmamı işaret etti. İyiyim, yaslan.

Bir yanda canını yakmamaya çalışarak yavaş yavaş ağırlığımı omzuna doğru bıraktım. Ensemin altından dolanarak göğsüme sarılan kolunun altında yeniden yuvamda gibi hissediyordum. Başımı iyice yasladığımda Zaiden boştaki eliyle sol elimi yakaladı parmaklarını nazikçe, usul usul üzerinde gezdirdi. İlk başta ona hiç sahip değildim sonra birazını ardından tamamını bana sunmuştu ve artık ikimiz de birbirimizindik.

-

Sabah Kairon bizi uyandırmaya gelmiş, tıpkı yattığımız pozisyonda uyandırmıştı ikimizi. Ardından yıkanmazsam Fawn'ı ve sarmaşıklarını üzerimi salmakla tehdit etmişti. Günler sonra yıkanabilmenin, yeniden temiz hissetmenin getirdiği ferahlık hissi tarifsizdi. Saçlarım sırılsıklam olmasına rağmen hiç kurumalarını istemiyordum. Kendimi yeniden doğmuş gibi hissettiğim bile söylenebilirdi.

Benden sonra sıra Zaiden'a geldi. Kairon'la beraber Zaiden'ın temizlenmesine yardımcı olduk. Yıkanma kısmı tamamlanınca da sargılarını birer birer açarak nazikçe yaprakları kaldırdık. Vücudu mavi kremi tamamen emmiş, küçük yaralar iyileşmişti. Daha büyük ve derin olanlarsa iyileşmek üzereyedip. Memnuniyetle yaralarını tekrar sararken Zaiden dikkatle beni izliyordu. Ellerimi değil, yüzümü inceliyordu ve gülümsüyordu.

''Canın acımıyor mu?'' diye sorduğumda başını hafifçe salladı. Şöyle böyle. Bu Zaiden dilinde canının çok yandığı ama çaktırmamaya çalıştığı anlamına geliyordu. Yalnızca bir gece olmasına rağmen oldukça iyi görünüyordu. Neşesi yerindeydi. Karnından gelen gurultuları da hesaba katacak olursak iştahı geri gelmiş olmalıydı.

Hala beni izlemeye devam ederken sarılması gereken son yaraya geçtim. ''Dikkatimi dağıtıyorsun,'' diye söylendim bu durumdan memnun değilmiş gibi yaparak. Ama memnundum. Hem de fazlasıyla. Onu yine beni sinirlendirmeye çalışırken görmenin getirdiği mutluluk paha biçilemezdi.

Zaiden'ın sırıtışı biraz daha genişledi. Gözlerimi devirerek onu görmezden gelmeye çalıştım ve son yarasını sardıktan sonra Hud'dan aldığımız kemik rengi ipli gömleğini giymesine yardımcı oldum. ''Acıktın mı? Kairon kahvaltıyı arka bahçeye hazırladıklarını söyledi.''

Hemen defterini ve kalemini kapıp yazmaya koyuldu.

Arka bahçede çoktan hazırlanmış kahvaltı mı? Saraya dönmüş gibi hissediyorum.

Gülümsedim. ''Yürüyebilecek misin? Bir tepsiye hazırlayıp getirsek daha iyi olur belki de,'' dedim. Aslında ayağa kalkması, gücünü toparlayıp özgüvenini geri kazanması taraftarıydım ama onu zorlamak da istemiyordum. Beklediğimden daha hızlı iyileşiyor olması tedbiri bırakmamız gerektiği anlamına gelmiyordu.

Yürürüm.

Kısa ve öz. Yeterince kararlı. Seçimine saygı göstererek çizmelerine girmesine yardımcı oldum. Arka bahçeye açılan geniş koltukların ortasında yeni yakılmış, sıcak bir kamp ateşi yanıyordu. Masada bolca atıştırmalık bulunuyordu. Hud gerçekten de oldukça misafirperver bir insandı.

Herkes Zaiden'ın aralarına katılmasının sevinciyle ayağa kalktı. Hud hariç. Hud bahçeye çıktığımızı duymamış, bir domates bitkisiyle ilgileniyordu. Nori ve Fawn biraz daha geride dururken Kairon gülümseyerek Zaiden'ın yanına gelip elini omzuna yerleştirdi. ''Seni dinç görmek harika!'' dedi neşeyle omzuna hafifçe vurarak.

Zaiden gülümsemedi. Ters ters bir eline, bir Kairon'a baktı. Kairon hemen elini çekip bir adım geri çıktı. ''Eh, hayatını kurtardım ama hiyerarşiye devam anlaşılan,'' dedi şakayla karışık.

Zaiden tek kaşını kaldırıp sırıttı. Kolunun altına sıkıştırdığı defteri çıkardı.

Ata dönüşebiliyor musun dönüşemiyor musun? Dünden beri Siyah Kuğu'yla bunu tartışıyoruz.

Defteri kaldırıp Kairon'un suratına tuttuğunda Kairon suratını astı. ''Şekil değiştirdiğimi ona söyledin mi?'' diye sordu hayal kırıklığıyla. ''Ona ben açıklamak istiyordum.'' Kollarını küsmüş bir çocuk gibi göğsünde buruşturup dudaklarını büzdü. ''İnsanlara her gün ölümcül sırlarını açıklayamıyorsunuz,'' diye de ekledi bunun onun için ne kadar önemli bir şey olduğunu bastıra bastıra.

''Soruya cevap vermedin,'' dedim parmağımla defteri işaret ederek.

Zaiden elini omzuma atıp başını talepkâr bir tavırla salladı.

''Hayır!'' dedi Kairon. Bozulmuş ifadesini sergilemeye devam ediyordu. ''Şekil değiştirmek etkileyici, büyülü, kadim bir yetenektir ve sizin bu güçle dalga geçmenize izin vermeyeceğim.''

''Kadim mi?'' diye sordu Nori arkasından. Ardından Fawn'a bir omuz attı. Temastan hoşlanmadığını defalarca kez belli eden Fawn hemen Nori'den kaçtı. ''Kadim kelimesinin anlamı bu değil.''

Zaiden elini, boş verin, dercesine salladı.

Çok acıktım.

Hud bizi masaya oturduğumuzda fark etti ve hemen tabaklarımıza birer domates bıraktı. ''Yeni kopardım!'' diye bağırdı memnuniyetle. ''Taptazeler!''

Masada yulaf lapası, taze pişmiş ekmekler, birkaç çeşit peynir, meyve tabakları, bal, tereyağı ve kuru et vardı. Zaiden'a baktım. Ben hangilerini tüketebileceğini düşünürken o her şeyden tabağına doldurmaya başlamıştı bile. Hatta bir kendisine alıyor, iki benim tabağıma bırakıyordu. Ne olduğunu anlayamadan tabağımda iki kişilik kahvaltılık tepelenmişti.

Kahvaltımızı yaparken masanın etrafına dizilen insanlara, arkadaşlarıma, müttefiklerime baktım. Kimse onları gözlemlediğimin farkına varmamıştı. Meşgul bir şekilde yemek yemeye devam ederken de yüksek sesle tartışıyorlardı. İşin iyi tarafı, Zaiden çok hızlı yazıyordu ve iğneleyici tavırlarıyla sohbetten geri kalmamayı başarıyordu.

''Yani isyancılar etrafımızda gezinse bile bizi duymayacaklar mı?'' diye sordu Kairon. Kuru etin üzerinde biraz bal sürmüş, hepsini bir anda ağzına tıkmaya çalışıyordu.

Fawn başını iki yana salladı.

''Orman Muhafızları ormandan istedikleri kadar yardım isteyebilir!'' diye bağırdı Hud. Küçük bir kahkaha attıktan sonra Fawn'a dönüp gururla devam etti. ''Yeğenimle arkadaş olduğunuz için çok şanslısınız! Eminim ki size çok yardımcı olacaktır!''

Nori kaşlarını çatıp Hud'a döndü. ''Yeğenin mi?''

Hud bağırdı. ''Gelinim değil yahu! Yeğenim!''

''Ben de öyle söyledim işte,'' dedi Nori sesini biraz daha yükselterek. ''Yeğenin.''

Hud sinirle elini dizine vurdu. ''Bak şimdi de sana zeytinim olduğunu söylüyor. Kızım sen sağır mısın?'' diye sorduktan sonra gürültülü bir kahkaha kopardı.

Zaiden hemen bana bir bakış atarak deftere bir şeyler yazdı.

Bence bizimle kafa buluyor.

Başımla onayladım ve kulağına eğilip fısıldadım. ''Kafasında birkaç tahta eksik belli ki ama bize güvenli bir yuva ve sıcak yemekler sağlıyor. Hakkını vermek lazım.''

Gülümseyip kahvaltısına geri döndüğünde Nori ve Hud hala tartışmaya devam ediyorlardı.

''Gerçekten yeğenin mi değil mi söylesene be adam!'' diye çıkıştı Nori bir anda.

Fawn hafifçe gülümseyerek başını kaldırdı. ''Orman Muhafızlarının hepsi bir ailedir. Hud'la kan bağımız yok ama aile gibi hissetmemiz için buna ihtiyacımız da yok.''

Başımı hafifçe yana yatırdım. ''Sahiden Fawn,'' dedim sakince. ''Senin ne nerede yaşadığını biliyoruz ne de gerçek ailene ne olduğunu. Biraz bahsetmek ister misin?'' Fawn'dan duyacağım cevapları çok merak etsem de ona karşı duyduğum saygı fazla istekli davranmamı engelliyordu. Onu benim altımda çalışan bir muhafız gibi değil, dengimiz gibi görüyordum. Bu yüzden de kelimelerimi dikkatli seçmeye özen göstermek benim için önemliydi.

''Bu bir sır,'' diye cevap verdi Fawn.

Kairon hızla atıldı. ''Orman Muhafızları kişisel bilgilerini asla ama asla paylaşmaz.''

''Şuna bakın, birileri iki günde Orman Muhafızı uzmanı olmuş. Bir ay öncesine kadar varlıklarından haberdar bile değildin,'' dedim Kairon'a göz ucuyla bir bakış atarak.

Kairon omuzlarını silkip Fawn'a döndü. ''Artık her şeyi öğrenmek istiyorum.''

Zaiden gözlerini kısıp bir Fawn'a bir Kairon'a baktı.

Ben yokken bu ikisinin arasında bir şeyler mi oldu?

Konuşmadan önce Zaiden'a yaklaştım. ''Bir şey yaşandı mı bilmiyorum ama Kairon, Fawn'a abayı yakmış durumda.''

Belli oluyor.

Hafifçe gülümsediğimizde Kairon deftere bakıp gözlerini kıstı. ''Bir dakika ne yazdın?'' diye sordu. ''Bizim hakkımızda konuşuyorsunuz değil mi?''

''Hiç alakası yok,'' diyerek defterin sayfasını çevirdim hızlıca. Zaiden da başıyla beni onayladı.

Kairon, ihanete uğramış bir ifadeyle başını iki yana salladı. ''İyileşeli bir gün olmadı ve yine eskisine döndük. Yine siz ikiniz beni dışlıyorsunuz.''

''Tanıştığınızda da mı böyleydiler?'' diye sordu Nori merakla.

Kairon başıyla onayladı. ''Bana güvenmiyorlardı. Ulan ikinizin de hayatınızı kurtardım! Daha ne yapmam gerekiyor?''

''Hadi ya,'' diye sıkıntılı bir ses duyuldu Nori'den. ''Hayat kurtarmak bile değersizleşmiş artık.''

Kaşlarımı çattım. ''Sen hiç konuşma,'' dedim. ''Ne yaptığın hala aklımda, çok konuşma istersen. Kairon'un konumuna ulaşmak için daha bir fırın ekmek yemen gerekiyor.''

Başıyla onayladı Nori sakince. Fawn ve Kairon'la aynı seviyede olmadığının farkındaydı. İsyancılarla aramızda seçim yapamadığı andan beri söylediklerine dikkat ediyordu. Temkinli ilerliyor olmasından hoşnuttum. Hatalar yaptığını, güvenimizi kazanmak için çaba göstermesi gerektiğini unutmamalıydı. Artık daha kalabalık bir gruptuk ve yeri geldiğinde şakalara katılsak da kontrolün kimin elinde olduğu hatırlatılmalıydı.

''Ne?'' diye sordu Hud yumruğunu masaya vurarak. Masanın üzerindeki tüm tabaklar oldukları yerde titredi. ''Ben daha nereden ekmek bulup getireceğim? Kendi fırınım yok ya?'' Yüzünü buruşturup alınmış gibi öteki tarafa döndü.

''Yok,'' diye atıldım hemen. ''Demek istediğimiz o değildi. Lafın gelişi sadece.''

Gözlerini kıstı. ''Bekçi reisi mi?''

''Lafın gelişi,'' diye tekrarladı Nori, Hud'a dudaklarını göstere göstere.

Hud, ''Akıl işi demek,'' diye düşünceli bir tavırla kafasını kaşıdı.

''İyice kafası karıştı,'' diyerek şakağımı ovuşturdum.

Hud bu sefer, ''Kapıyı mı açayım?'' diye sorunca Fawn olaya el attı.

Hud'ın ona dönmesi için elini hafifçe havada sallayarak ilgisini çekti. Ardından çatalını bıçağını bırakıp parmaklarıyla havada işaretler çizmeye başladı. Hızla hareket eden parmaklarını izledikçe Hud'ın ifadesi aydınlandı. ''Anladım,'' dedi en sonunda rahatlamış bir ses tonuyla. ''Kusura bakmayın çocuklar iki kulak da kesilince zor oluyor düşününce!''

Herkes başıyla onaylayarak Hud'ın içini rahatlatmaya çalıştı. Ancak benim aklıma başka bir şey takılmıştı. ''O ellerinle yaptığın şey neydi?'' diye sordum kaşlarımı çatarak.

''Orman dili,'' diye yanıtladı Fawn. ''Orman Muhafızları sessizce ilerlemesi gereken insanlar olduğu için haberleşmek için böyle bir yöntemimiz var. Alfabe ve en sık kullanılan kelimeleri yalnızca parmaklarımızı kullanarak konuşabiliyoruz. Böylece hiç ses çıkarmadan karşımızdaki kişi tehlikenin geldiğini de anlayabiliyor, karnımızın acıktığını da.''

''Öğrenmesi kolay mı?'' diye sordum heyecanla.

Fawn dudaklarını büzdü. Şöyle bir düşündükten sonra başıyla onayladı. ''Oldukça kolay. Ben beş yaşımda ustalaşmıştım.''

Elimi heyecanla Zaiden'ın eline attım. Onun da gözleri büyümüştü. Heyecanı yüzünden okunuyordu. Kairon, Nori, ve Hud şaşırmış ifadelerle bize bakarken heyecanla Zaiden'ın eline birkaç kez vurdum. Bu sırada Fawn'a bakmaya devam ediyordum. ''Bize öğretebilir misin?''

''Elbette,'' dedi Fawn kayıtsızca.

O sırada Kairon kafası yeni yerine gelmiş gibi ayağa fırladı. ''Zaiden için!'' diye bağırdı heyecanla. ''Orman dili öğrenirsek ne deftere ihtiyaç kalır ne kaleme!''

''Aynen öyle,'' dedim ve Zaiden'a baktım. ''En azından Ocreya'ya gidip saraya sızana kadar işimizi görür.''

Zaiden memnuniyetle başını salladı ama gözlerinde bir bakış vardı. Tam olarak ne anlama geldiğini çözemiyordum. Yeniden konuşabileceğine inanmıyor olabilir miydi? Ocreya'ya ulaşsak ve Euria Vaseva'nın şifacısını kaçırsak bile iyileşemeyeceğini mi düşünüyordu?

''Ben hala Ocreya sınırlarını geçsek bile saraya nasıl girebileceğimizi anlamış değilim,'' dedi Nori bir elmaya bıçağını saplarken. ''Tüm diyardaki en iyi korunan saray Euria'nın sarayı olmalı. Kraliçenin kendi ordusu, kendi yetenekli insanları, kendi şifacısı var.''

''Aslında,'' dedim derin bir nefes vererek. ''Ben çoktan bir plan yaptım.''

''Nasıl bir plan?'' diye sordu Kairon merakla.

''Euria'nın kendi ekibinden yardım isteyeceğiz.''

Bölüm sonu

3 yorum

  • Ablaaahgg!Bende ikinci kitabını okumak istiyorum direk üçe gecemem ya anlamda almıyo önceki kitap 350 tl'di diye helppp çözüm önerin LÜTFEEEEEEĞNNNN

  • Ablaaahgg!Bende ikinci kitabını okumak istiyorum direk üçe gecemem ya anlamda almıyo önceki kitap 350 tl'di diye helppp çözüm önerin LÜTFEEEEEEĞNNNN