İçeriğe geç

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 17 · 15 dk okuma

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 17

Bölüm 16: Beklenmedik Müttefik

BÖLÜM 16

▪──── ⚔ ────▪

BEKLENMEDİK MÜTTEFİK

Uyandığımda, beni sahiplenici bir kucaklama gibi saran rahatsız edici bir sıcaklık hissettim. Bu, isyancı kampında uyandığım ikinci şafaktı ve sonunda kuru bir zeminde uyanmanın basit mutluğunu yaşıyordum. Sabah güneşinin delici parlaklığına karşı elimi siper ederek yan döndüm. Birkaç kez öksürerek kan tükürdüm. Öksürüklerim kuruyup çatlamış boğazımı iyice kanattı ve kanı tükürdüğüm halde ağzımdaki acı tat olduğu gibi kaldı. Parmaklarım kırılgan buz sarkıtları gibiydi, tüm kaslarım görünmez alevlerle yanıyor ve başım şiddetli bir ağrıyla zonkluyordu.

Yattığım yerde doğrulmaya çalışırken hapishanemin hemen yanına yerleştirilmiş küçük bir saman döşeğiyle karşılaştım. Uzun, dar saman balyası ağaçsız alanda güneşin altın renkli ışıklarıyla parlıyordu. Üzerinde zayıf, dizlerine sarılmış beni izleyen bir kız oturuyordu. Bu Nori'ydi.

Gözlerimi kırpıştırarak zihnimdeki yoğun karmaşayı dağıtmaya çalıştım. Burada ne yapıyordu? Ona bana dik dik bakmamasını söylemek için ağzımı açmıştım ki öksürüklerim beni susturdu. Nori'nin mavi gözleri dostça üzerimde dolaştı. Gülümseyerek oturduğu samanların arkasından bir kâse lapa ve bir matara su çıkarıp uzattı. Onu reddetmem gerektiğini biliyordum. Kendimi aç ve susuz bırakarak ölüme göndermeliydim. Ancak korkunç bir ihtimal bunu yapmamı engelliyordu. Eğer Jaheer Zaiden'ı yakaladıysa ve onu buraya getirecekse güçlü olmalıydım. Eğer ölürsem, işkence edecekleri kişi Zaiden olurdu. Tüm acıyı sırtlamak için hayatta kalmalıydım.

Nori'nin elinden aldığım suyu ve lapayı büyük bir iştahla mideme indirdim. Nori, beni izlerken sabırlı görünüyordu. Tutsaklara ve onların insanlık dışı davranışlarına alışkın olduğu barizdi. Anlayışlı ve sakin bakışlarla ben yemeğimi bitirene kadar bekledi.

Karnım doyana kadar kapımda duran nöbetçiye ve Nori'ye aldırış etmedim. Yemeğime zehir katmış olabilecekleri aklımın ucundan geçmişti ama henüz beni öldürmeyeceklerdi. Gücümü kazanıp kaçabilmek adına bu riski göze alabilirdim. Kusmamak için ağırdan almaya çalışıyordum ama kaç günün açlığıyla savaşmak zordu. Nori'nin de ayrılmaya niyeti yok gibi görünüyordu. Başını, kucağına doğru kaldırdığı dizlerine dayayarak kafese tırmanan bir karıncayla oynamaya koyuldu.

''Ne istiyorsun?'' diye sordum en sonunda kolumla dudaklarımdan akan lapa kalıntısını ve kurumuş kanı silerken.

''Hiçbir şey,'' diye yanıtladı Nori sakince. Ardından gözleriyle nöbetçiyi işaret etti. Bizi dinliyor, diyordu sessizce. Kelimelerine dikkat etmelisin. ''Kimseden yemek kabul etmediğin için bir de kendim deneyeyim dedim,'' diye açıkladı nezaketle gülümseyerek.

Gözlerimi kıstım. ''Teşekkür ederim.'' Bir an duraksadıktan sonra ekledim. ''Sanırım.''

Burası tuhaf bir kamptı. Tuhaf insanlarla çevriliydi ve bu kızın bu kampta işi yoktu. Burada olmak için çok farklı sebepleri olmalıydı. Hikayesini merak ediyordum, kaderin hangi yol ayrımında bu leş yiyicilerin arasına gelmişti acaba? Keyfine göre gezebildiğine göre önceki varsayımımda haksız çıkmıştım. ''Ben senin de bir tutsak olduğunu sanıyorum.''

Nori, kıkırdamayla karışık inledi. ''Öyleyim zaten.'' Dudaklarını birbirine bastırarak bakışlarını çimlerin üzerinde gezdirdi.

''Yanlış anlama ama şu anda kafesin dışında olan sensin,'' dedim şakayla karışık şekilde. Nori, gözlerimin içine uzun süre bakmamaya uğraşıyordu. Anlık bir göz teması kursa bile bunu hızla koparıyordu. Kafeste tutulmasa bile onun üstünde kontrolleri vardı. Kaçamaması için yaptığı bir anlaşma, sevdiklerini tehlikeye atan bir tehdit olabilirdi bu. Belki ailesinin bir parçasını koparıp almışlardı ve Nori onu korumak için bu kampta verilen emirlere uymak zorunda bırakılıyordu. "Zindana atılmamış bir tutsak,'' dedim düşüncelerimi sesli bir şekilde dile getirerek. ''Senin parmaklıkların benimkilerden daha farklı demek ki."

''Bir kafese kapatılmasam da beni burada tutmak için yeterli koza sahipler,'' dedi buruk bir iç çekişle beraber. Jaheer, diye düşündüm. Onun da bir zaafını bulmuştu. Bu zaafı ona karşı kullanarak kampta kalmasını sağlıyordu. Kızın bileklerinde bir zincir yoktu ama ruhu buraya demirlenmişti. Manevi bir kafeste hapsedilmişti.

Kapımda bekleyen nöbetçiye bir bakış attım. Önceki gün yine bu saatlerde nöbet değişmişlerdi. Bu da demek oluyordu ki vardiya vakti yaklaşmıştı. Tüm gece kapımda bekleyen bu nöbetçi yorulmuş olmalıydı. Tek kaşımı kaldırarak nöbetçiyi işaret ettim. Ondan kurtulmamız gerekiyor.

Nori, kurduğu kısacık bir göz temasının ardından omuzlarını silkti. Nasıl?

''Hey!'' diye seslendim nöbetçinin dikkatini çekmek için. ''Ben çok acıktım. Bana su ve yiyecek bir şeyler getirir misin?''

''Buradan ayrılamam,'' diye yanıtladı beni tok ve kesin bir tonla.

Sinirle homurdanıp ona yaklaştım. ''Jaheer iyi beslenmem gerektiğini ve bir ihtiyacım olduğunda karşılanacağını vadetmişti. Şu anda açım. Beni aç bırakan kim? Sensin. Bunu Jaheer'e söylesem ne kadar sinirleneceğini tahmin edebiliyor musun?''

Nöbetçi bir adım geri çıktıktan sonra arkasını döndü. Suratında şaşkın bir ifade vardı. Nori hemen atıldı. ''Sen dönene kadar ben ona göz kulak olurum.''

Nöbetçi bir ona bir bana baktıktan sonra tereddütle omuzlarını aşağı düşürdü. Kaşlarını çatarak belindeki silahlarını düzeltti ve bıkkın bir nefes verdi. ''Hemen döneceğim.''

Birkaç adım ilerleyene kadar bekledikten hemen sonra Nori'nin önünde durdum. Acele etmem gerekiyordu.

''Jaheer seni nasıl kontrol altında tutuyor?''

Sakince cevap verdi. ''Sevdiğim biri elinde.''

Soru sorar gibi meraklı bir bakış attım.

''Abim,'' diye açıkladı.

Başımla onaylayarak düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. ''Jaheer dün bana, beni konuşturmak için birini getireceğini söyledi. Bu konuda ne biliyorsun?''

''Pek bir şey bildiğim söylenemez,'' diye itiraf etti. ''Her zaman planlarını duyma şansım olmuyor. Ama diğer İmparatorluk Elçisini yakaladıklarına emin sayılırım. Uzun siyah saçlı, yara izli olan.''

''Zaiden,'' diye mırıldandım göğsüme saplanan bir acıyla. Yediğim her şeyi hemen o saniye kusacakmış gibi hissediyordum. Panik ve korku tüm bedenimi esir almışken Zaiden'ı kurtarmanın yollarını düşünmeye başladım. Fikirler, taktikler, stratejiler zihnimde dört dönüyordu. Zaiden'ın canını acıtabileceklerinin düşüncesi bile başımın ağrısını ikiye katlamıştı. Çaresizlik tüm gücüyle üzerime saldırdı.

''Evet, o.'' Başıyla onayladı. Alnındaki kırışıklıklar derinleşirken yanağının içini kemirmeye başladı. ''Jaheer'e istediğini vermemelisin.''

Gözlerimi devirdim. ''Buna niyetim yok zaten.''

''Benim yardımıma ihtiyacın olacak.''

''Kaçmak için mi?'' diye sordum umutla.

Nori'nin yüzü birden gerildi. Bana doğru eğilip sesini kıstı. ''Kaçmak için. Özgürlüğüne kavuşup diyarın geleceğini kurtarabilmen için. Bizim geleceğimizi. Ama burada çok dikkatli olman gerekiyor. Herkes düşman. Herkes tehlikeli. Kimseye güvenemezsin.''

Şüpheyle kaşlarımı çattım. ''Sana neden güveneyim?''

Nori hafifçe gülümseyip omuzlarını silkti. ''Neden olmasın? Buraya getirilirken sana yardım ettim. O isyancıların sana dokunmasına izin vermedim. Eğer buraya getirilmeden seninle uğraşmalarına izin verseydim kim bilir sana ne yapacaklardı. Eh, bu sabahki kahvaltını da ben ısmarladım. İsyancılara oranla daha iyi bir seçenek olduğuma eminim.''

Söyledikleri yalan değildi, bana yardım etmişti. Risk aldığı su götürmez bir gerçekti. Öte yandan bunun da başka bir tuzak olmadığını nereden bilecektim? Abisi hakkında bile yalan söylüyor olabilirdi. ''Sen de kendi özgürlüğünü kazanacaksın bu anlaşmadan,'' dedim sesli düşünerek. ''Bana bir kaçış yolu sunduğuna göre kendin ve abin için de bir tane bulmuş olmalısın.''

Nori parlak güneşin altında, soluk bir heykel gibi duraksadı. Başını iki yana sallarken umutsuz görünüyordu. ''Maalesef bu yalnızca senin için işe yarayacak bir yol. Ben gelemem.''

''Neden?''

''Çünkü abimi burada tutmuyorlar. Çok daha uzakta hizmet etmek zorunda bıraktılar onu.''

Nori'nin abisinin nerede olduğunu tahmin etmek için fazla düşünmeye gerek yoktu. Kız kardeşinin yetenekleri olduğuna göre abisinin de güçleri olmalıydı ve iki kardeşi birbirlerini tehdit ederek kontrol altında tutuyorlardı. Küçük kardeş Jaheer'de olduğuna göre büyük kardeş daha korkunç ve güçlü bir hükümdarda olmalıydı. ''Ocreya'da mı?''

Başıyla onaylarken neredeyse duyulmaz bir sesle burnunu çekti. ''Euria Vaseva'nın elinde. Ona hizmet ediyor. Eğer bu kampı terk edersem anında ona haber uçururlar ve abime zarar verirler.''

Bir süre düşündüm. Buradan kaçtığımız anda özgürlüğümüzü kazanacaktık ancak başka bir halta yaramayacaktı. Yeniden Cyra'nın peşine düşmemiz gerekiyordu. Kaybettiğimiz zaman yüzünden çoktan Ocreya'ya ulaşmış olmalılardı. Dört bir tarafımız düşmanlarla çevriliyken ve biz bu kadar bitkin düşmüşken görevlerimizi yerine getirmek zor olacaktı. Öte yandan, Nori gibi yetenekleri olan biri işimize yarayabilirdi.

''Nori,'' dedim. ''Bize o mağarada yaptığın şey neydi?''

''Ah,'' diye cevapladı. Mahcubiyeti yüzünden anlaşılıyordu. ''Onun için çok üzgünüm. Yalnızca emirleri yerine getiriyordum.''

Elimi havada sallayarak geçiştirdim. Çok kısıtlı bir zamanımız vardı ve bunu iyi değerlendirmemiz gerekiyordu. ''Boşver şimdi özrü falan, bana gücünü açıkla.''

''Ben bir Valor'um,'' diye yanıtladı.

''Valor,'' diye tekrar ettim onu. Burnumdan alaylı bir nefes vererek kaşlarımı çattım. ''Çok net anladım sağ ol.''

''Yani duygularını hissedebiliyorum. Gözlerine baktığımda hissettiğin her şeyi görebiliyorum. Korku, endişe, bıkkınlık, şüphe... Hepsi anında bana da geçiyor ve duygularını sanki onlara dokunabiliyormuş gibi yönlendirebiliyorum. Mesela şu an bana oldukça sinirlisin. İstersem bunu bastırabilir ve sakinleşmeni sağlayabilirim. Ya da tam tersini yapıp burada bir sinir krizi geçirmene sebep olabilirim.''

''Mağarada yaptığın da bu muydu?''

Başıyla onayladı. ''O sırada korktuğunu fark ettim ve seni en kolay bastırmanın yolu bu korkuyu kullanmaktı. Aynısı Zaiden için de geçerliydi. Yalnızca onun korkusu seninkinden çok daha yoğun ve hissedilirdi. Hatta boğucu olduğunu bile söyleyebilirim. Sensiz kalmaktan ölesiye korkuyordu. Seni o kadar çok seviyor ki bu biraz ürkütücü doğrusunu söylemek gerekirse.'' Bu düşünceyle hafifçe ürperdi. ''Senin için yapamayacağı bir şey yok.''

Başımla onayladım. ''Maalesef,'' diye yanıtladım onu sessizce. Benim için yapamayacağı bir şey yok.

Nori yanıt vermedi. Kollarımı göğsümde birleştirdim. Nori'nin gözleri kollarımda dolaştı. Bir süre öylece dikilerek şüpheyle ve sessizce birbirimize baktık. En sonunda konuşan ben oldum. ''Tamam. Seninle bir anlaşma yapalım. Bizim buradan kaçmamıza yardım et ve bizimle gel. Kıçımızı kurtarana kadar arkamızı kolla, ben de abini Euria Vaseva'nın elinden kurtarayım.''

Nori hafifçe güldü. Söylediklerime inanmakta güçlük çekiyor gibiydi. ''Abimi o kadının elinden nasıl kurtaracaksınız? Çocuk oyuncağı değil bu. Elimizi kolumuzu sallaya sallaya gidip 'Hey senin için hizmet eden şu çocuk var ya, sen onu bize ver biz de yolumuza bakalım,' mı diyeceğiz?'' Sinirle oturduğu yerde gülerek bir öne bir arkaya sallandı.

''Zaten buradan sonraki görevimiz Ocreya'ya gitmekti. Peşinde olduğumuz bir suçlu var ve bu kişi senin abinden çok daha önemli biri. Euria Vaseva, o suçluyu elinden kaçırmamak için o kadar meşgul olacak ki abinin yokluğunu fark etmez bile. Söz veriyorum sana Nori,'' derken gözlerinin içine baktım. Duygularımı okumasını istedim. Doğruyu söylediğimi, sözümü tutacağımı anlamalıydı.

Rahatsızca yutkunurken boğazı içinde hapsolmuş bir kuş varmış gibi hızla hareket etti. ''Tamam.'' Kaşlarını çattı. ''Sana güveniyorum,''diye ekledi sessizce.

Ardından aceleyle elimi yakaladı. Onun gibi zayıf biri için şaşırtıcı derece güçlü bir tutuşu vardı. ''Jaheer'e ve söylediklerine sakın güvenme. O adam ruh hastasının teki. Sana istediğini yaptırabilmek için her yalana başvurur Saige. Her şeyi yapar. Oyunlarına kanma.''

Tam o sırada benim için bir tepsi hazırlamış olan isyancıyı suratında sinirli bir ifadeyle bize doğru yürürken gördüm. Başımla onayladığımda avucumun içinde küçük bir papatya bıraktı. Yaprakları yamulmuş çiçek tüm bu kaos içindeki kırılgan umudum gibi hassastı. ''Bugün güçlü ol,'' diye fısıldadı gülümseyerek ve hızla geri çekilip ayağa kalktı.

İsyancı yaklaştığında gözleri saklamak için hiç uğraşmadığı bir öfkeyle parladı. ''Ne yapıyorsunuz siz?'' diye hırladı çakıl kadar sert sesiyle.

Papatyayı saklayarak parmaklarımı kapattım. ''Sadece sohbet ediyorduk,'' dedim sakin olmaya çalışarak.

Nori birkaç adım geri çıktı. Duruşu rahat ama gözleri ikimizin de üzerindeydi. İsyancıyı dikkatle izliyordu. İsyancı Nori'ye dönüp onu küçümseyen bir ifadeyle süzdü. ''Bir daha mahkûma bu kadar yaklaşma,'' diye çıkıştı. Ardından ekledi. ''Yapacak işin yok mu senin?''

Nori başını itaatkâr bir ifadeyle eğdi ama gözlerinde alev alev yanan bir isyan seyrediyordu. ''Sıkılmıştım,'' dedi umursamaz bir tavırla. Ardından bana dönüp vahşi bir bakış attı. Gözlerin gözlerimle buluşturduğu anda mağaradaki hislerin aynısı yüreğimi kavurdu. Yine gücünü üzerimde deniyordu. Bunu, isyancının bizden şüphelenmemesi için yaptığını anladığım anda kendimi dramatik bir şekilde yere attım. Bana hissettirdiği acıdan çok daha fazlasını çekiyormuş gibi kıvrandım.

''Kes şunu Nori,'' diye tısladı isyancı. ''Kıza zarar gelmemesi gerekiyor!''

Nori anında gücünü geri çekti. Bana sunduğu manalı bir gülümsemenin ardından çadır labirentlerinin arasında kayboldu.

İsyancı kendi kendine homurdanıp Nori'nin arkasından küfrederken dikkatini yeniden bana çevirdi. ''Ye hadi,'' diye emretti tepside duran şeyleri teker teker boşluklardan içeri uzatarak. ''Jaheer birazdan seni sorgulama için çağıracak.''

Lapa pek de iştah açıcı bir yemek değildi, fazla dikkat etmemeye çalışarak oturdum ve yemeye koyuldum. Düşüncelerim Nori'nin söyledikleri ve Jaheer'le nasıl başa çıkacağımın endişesiyle çalkalanıyordu. Jaheer'in kurnazlığıyla başa çıkabilecek kadar berrak olmalıydı zihnim. Soktuğumun Jaheer'i, diye düşündüm. Sorgu sırasında bana neler yapacağını az çok tahmin edebiliyordum. Daha önce birçok insanı sorgulamıştım. Zaiden ve ben yakaladığımız suçlulara nasıl davrandıysak aynı muameleyi görecektim. Muhtemelen daha kötüsünü...

İçine düştüğüm hali düşündüğümde nefesim sıklaştı. Pusuya düştüğümüz o lanet gece başka bir mağaraya girsek ya da yola devam etsek ne olurdu diye düşünmeden edemiyordum. Bunun sorumlusu her kimse bu boğucu kafesten çıktığım gibi onu bulacaktım. Bunu yaparken Jaheer'i de unutmayacaktım. Onunla eşit derecede tehlikeli, hatta onun bir adım önünde olmam gerekiyordu. Son lokmamı aldığımda papatyayı alıp pantolonumun cebine koydum. Günün geri kalanı zorluklarla dolu olacaktı ama hazır hissediyordum. Sahip olduğum her damla kanı diyar için harcamaya gönüllüydüm.

Kısa bir süre sonra Declan beni Jaheer'in yanına götürmek için geldi. Onun karşısında Vivalon'un aşılmaz dağları kadar sarsılmaz bir kararlılık sergiledim. Declan beni kolumdan sıkıca kavradı. Kafesimden çıkarıldıktan sonra karşı koymak yerine çadıra varana kadar etrafı gözlemledim. Kamp, yakında gerçekleşecek bir çatışma veya saldırı için hazırlık yapan isyancı faaliyetleriyle canlanmıştı. Çadırlar, huzursuz kuşların kanatları gibi sert rüzgarla dalgalanıyor, silahlarını bileyen isyancıların keskin ter kokusu burnuma kadar ulaşıyordu.

Çadıra vardığımızda Declan beni içeri ittirdi. Jaheer'in tehditkâr varlığıyla karşı karşıya kaldım. Bizim için bir masa hazırlamıştı. Üzerindeki harita ve belgeler kaldırılmış üç kadeh ve bir şişe şarap yerleştirilmişti. Neden üç kadeh vardı? Biri benim, biri Jaheer'inse üçüncü kime aitti? Gözlerimi kısıp tüm çadırı hızlıca inceledim. Jaheer dışında kimse yoktu. Zaiden burada değildi. Onu yakalayamadığını umut etmek aptallık mı olurdu?

''En sevdiğim tutsağım gelmiş,'' dedi Jaheer alayla. ''Gecen nasıl geçti? Mışıl mışıl uyumuşsundur eminim ki.''

Sessiz kaldım. Bakışlarını mümkün olduğu kadar kayıtsız bir ifadeyle karşılamaya çalıştım. Jaheer sinsi bir sırıtışla öne çıktı. ''Adamlarım bu sabah kahvaltı yaptığını söyledi. Sonunda kamp hayatına uyum sağladığına memnun oldum doğrusu. Yemeğine kattığımız yatıştırıcıdan da bahsettiler mi sana?''

Şaşkınlığımı göstermemek için sertçe yutkundum. Ama gözlerimin açılmasına engel olamamıştım. Tepkimi anında yakalayan Jaheer'in dudakları zalim bir gülümsemeyle kıvrıldı. '' Senin için şifacılarımız Somania yaprakları toplayıp leziz mi leziz bir çay hazırladı. Yalnızca lapana katılan birkaç damlası bile seni kısa süre sonra ağırlaştırmayı başarır. Uykun geldiğinde kıvrak zekanı nasıl kullanacaksın bakalım.''

Declan'a başıyla dışarı çıkmasını işaret etti. Declan anında emre uyarak kolumu bıraktı ve çadırı terk etti. Jaheer burada baş başa kaldığımızda kendisine zarar gelmeyeceğinden emindi. Bu kadar kibirli olmasına sinirlenerek tırnaklarımı avucumun içine geçirdim.

''Gel, biraz soluklan,'' dedi masaya geçmemi işaret ederek. ''Neden burada olduğunu biliyorsun değil mi?''

Gösterdiği masaya geçtim. Jaheer benimle gelip ikimizin kadehlerine birer bardak şarap doldurdu. Ahşap sandalyeler sert ama genişti. Sırtımı iyice yasladıktan sonra kendi şarabımı elime aldım. İlk yudumu Jaheer'in almasını bekledim. Fazla oyalanmadan kadehi dudaklarına götürdü. Aynı şişe, diye düşündüm. Kadehler temiz. Jaheer içerse ben de içebilirim. ''Tehditler, zaaflar, iş birliği falan birçok şey zırvalamıştın,'' diyerek uzun, keyifli bir yudum aldım şarabımdan. ''Sanırım laf ebeliği yapmanı dinlemek için buradayım.''

Jaheer memnuniyetle gülümsedi. Karşıma geçerken pislik içindeki çizmelerimi gürültüyle kaldırıp masaya dayadım. Bu oyunun iki kişilik olduğunun farkındaydı. Beni kolay kolay bastıramayacağını anlaması gerekiyordu. ''Biliyor musun Jaheer,'' dedim gülümseyerek. ''Dışarıdan bakan biri için hiç de barbar bir adama benzemiyorsun.''

O da şarabını eline aldı ama içmedi. ''Beni tanımayanlar genelde korkutucu gözüktüğümü söylerler. İsyancıların bu kadar savaşçı bir topluluğa dönüşmesini ben istemedim Saige. Biz Sonsuz Orman'ın ortasına yerleşirken ormanın hakimiyetini elimize almak gibi bir niyetimiz yoktu. Yalnızca bize saldıranlara karşı kendimizi savunduk ve kendi işimize baktık. Ancak sonra İmparatorluk askerleri geldi ve tüm diyarı didik didik ederek buldukları her isyancı liderini asmaya başladılar. Pek bir seçeneğimiz yoktu. Ya İmparatorluğa karşı boyun eğerek onların hükmünü kabul edecek ya da kendi bağımsız devletimizi kuracaktık. İlk seçeneği reddetmek bizi kalan tek seçeneğe yönlendirdi. Euria Vaseva'nın ve senin desteğinle bunu başaracağız,'' dedi keyifle sırıtarak.

''Ya da belki o zamana kadar İmparatorluk peşinize düşer ve sizi haritadan siliverir.''

''Bu göze aldığımız bir risk,'' diye yanıtladı kendinden emin bir şekilde.

Dilimi dudaklarımda dolaştırdım. ''Böyle bir saldırıya hazır değilsiniz.''

''Hayır ama arkamızda Euria Vaseva'nın desteği var.''

Hafifçe güldüm. ''Vaseva sizinle işi bittiği sizi anda satar.''

''Onu tanımıyorsun,'' derken yüzü düştü.

''Seni de tanımıyorum ama ne kadar boktan biri olduğunu çözdüm bile.''

Gözlerini kısarak üzerimde gezdirdi. ''İmparatorluğun uğraşması gereken daha büyük sorunları var.''

''Hadi ya,'' dedim sırıtarak. ''Ben sizin de çok büyük bir tehdit olduğunuzu sanıyordum.''

''Öyleyiz,'' diye yanıtladı.

''Ama İmparatorluk tarafından öncelik alınacak kadar değil,'' derken şarabımdan bir yudum daha aldım. ''Siz yalnızca bir musibetsiniz, tehdit değil. Bir nevi dikkat dağıtıcı.'

Jaheer'in çenesi gerildi. ''Her büyük hareket küçük bir kıvılcımla başlar.''

''Bu doğru.'' Başımı meydan okurcasına kaldırdım. ''Ama kıvılcımlar kolayca söndürülebilir. Kendinizi ateş sanıyorsunuz ama değilsiniz.''

''Doğru stratejiyle yangına dönüşebiliriz.''

Başımı iki yana salladım. ''Ne yeterli sayınız ne de kaynağınız var. Stratejik bir dayanağınız yok. İsyancıların geleceği senin zekana dayanıyorsa vay hallerine.'' cümlemi bitirdiğim gibi histerik bir kahkaha attım. Bahsettiği şeyler o kadar toz pembe hayallerdi ki bunun farkında olmayışı inanılmaz komikti.

Hayatını adadığı fikirleriyle alay ediyor olmam Jaheer'in iyice sinirlerini bozmuştu. Artık duygularını kontrol etmekte zorlanıyordu sanki. ''Adalet isteyen bir halkın iradesini hafife alıyorsun. Euria Vaseva, İmparatorluğu gün geçtikçe zayıflatıyor. Artık eskisi kadar güçlü değiller.''

''Belki,'' dedim sakin bir nefes alarak. ''Ama İmparatorluğun zayıf bir nefesi bile size söndürmeye yeter. Size odaklanmış bir saldırıya dayanamazsınız.''

''Müttefiklerimiz olduğunu unutuyorsun.''

''Müttefikleriniz değil,'' dedim. ''Müttefiğiniz var.''

''Euria Vaseva yalnızca bir başlangıç,'' diye yanıtladı memnuniyetle.

Sırıttım. ''Rüzgârın yönü değiştiği anda dağılacak bir başlangıç.''

Jaheer öne eğildi. Nefesini yüzümde hissedebileceğim kadar yaklaştı. Sesi alçak ve yoğundu. ''Tehlikeli sularda yüzüyorsun Saige.''

Bakışlarını gözümü bile kırpmadan karşıladım. ''Sen de öyle, Jaheer. Kazanamayacağın bir oyun oynuyorsun.''

''Burada özgürlüğün ne demek olduğunu daha iyi anlamış olman lazım. Sana doğuştan verilmesi gereken bir hak için mücadele etmenin ve bunun bedelini ödemenin ne demek olduğunu kavramalısın.''

''Gerçek özgürlük ve adalet senin yaptığın gibi baskı üzerine inşa edilemez.''

Jaheer'in ifadesi yumuşadı. ''İmparatorluğun farklı bir yol izlediğini mi sanıyorsun?'' İyice yaklaşarak gülümsedi. ''Bize yardım et Saige. Bizi yönlendirebilir, hareketimize katılabilirsin. Bu savaşta kazanan tarafta yer alabilirsin.''

Yanıt olarak ağzımda dolaştırdığım şarabın kalıntısını yüzüne tükürdüm.

Yüzü kırmızı, yapışkan sıvıyla ıslanırken ifadesi karanlık ve öfkeli bir hale büründü. Elinin tersiyle yüzünü sildi ve bakışlarını üzerime kilitledi. ''Bu son şansındı,'' dedi tehditkâr bir tıslamayla. ''Ve sen onu kaybettin.''

''Özgürlüğümün ne demek olduğunu biliyorum,'' dedim kollarımda göğsümde kavuşturup gülümseyerek. ''Senin tarafından verilmesine ihtiyacım yok.''

Jaheer ayağa kalktı. ''Göreceğiz.''

Bu kelime boğazımda ekşi bir tat bıraktı. Uzun süre birbirimize baktık. Bir şey söyleyecek gibi ağzını açtı ama sonra vazgeçti. Kaşlarını çattı ve ağzından çıkamayan kelimeleri geri itti. Birden ani bir karar vermiş gibi omuzlarını geri attı. Dişlerini ses çıkaracak kadar sertçe sıkıp sırtını bana döndü. ''Göreceğiz,'' dedi bir kere daha ve aramızdaki bu soğuk ateşkesi tek bir kelimeyle sona erdirdi.

O çadırın arka tarafına ilerlerken kaşlarımı çattım. Yumruklarımı iyice sıkarak kendi kendime lanetler okudum. Jaheer işi yokuşa sürükleyecekti.

Yeniden döndüğünde yalnız değildi. Bu tanıdık suratı gördüğümde başım dönmeye başladı. İçimde bir şeylerin parçalandığını hissettim. Kalbim miydi ruhum muydu bilmiyordum ama ümitlendiğim için bir aptal gibi hissediyordum.

Zaiden yakalanmıştı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bence Zaiden Saige'nin yanına gelmek için bilerek yakalandı. Umarım zarar görmezler. Neden bölümler bu kadar güzel, bağımlılık yapıyorlar. Eline sağlık, bölüm harikaydı hatta daha da ötesi.