İçeriğe geç

İmkansızız

Bölüm 4 · 3 dk okuma

İmkansızız

Bölüm 4

Barut kokusu ve gece yarısı

Restorandaki gerilim, masanın üzerine yığılan adamın sızan kanı gibi yavaşça etrafa yayıldı. Namluların gölgesinde, Boris’in gözlerindeki alaycı ifade yerini saf bir şaşkınlığa ve öfkeye bırakmıştı. Gökçe ise attığı tekmenin ardından bir milim bile geri adım atmadan, elleri gard pozisyonunda bekliyordu. Nabzı hızlanmıştı ama bu korkudan değil, damarlarında gezinen o tanıdık dövüş adrenalinindendi.

Emir, oturduğu sandalyeden yavaşça ayağa kalktı. Restorandaki tüm gözler, yeraltının bu genç hükümdarına döndü. Emir, ceketinin önünü iliklerken Boris’e doğru eğildi.

"Anlaşma şartları masada, Boris," dedi Emir, sesi sakin ama bir o kadar da ölümcüldü. "Yüzde yetmiş bana, yüzde otuz sana. Eğer bu şartlar ağır geldiyse, korumamın bir sonraki tekmesi senin şakağına inebilir. Karar senin."

Boris, masadaki adamına, ardından Emir’in arkasında bir heykel gibi duran Gökçe’ye baktı. Dişlerini sıkarak elini kaldırdı ve adamlarına silahlarını indirmelerini işaret etti.

"Anlaşma tamam, Karahanlı," dedi Boris hırsla. "Ama yanındaki bu kurda dikkat et. Kurtlar acıkınca sahibini de yer."

Emir hafifçe gülümsedi, bakışlarını Gökçe’ye çevirdi. "Ben onu kendi ellerimle besliyorum, Boris. Tasması olmasa da nereye ait olduğunu bilir."

Restorandan çıkıp otoyola çıktıklarında gece yarısını çoktan geçmişti. Emir ve Gökçe, zırhlı Mercedes’in arka koltuğunda yan yana oturuyorlardı. Aralarındaki sessizlik, patlamaya hazır bir dinamit gibiydi. Gökçe, Emir’in "tasma" lafına fena halde bilenmişti ama doğru anı bekliyordu.

Birden, şoförün olduğu ön taraftan bir feryat koptu. "Ağam! Arkadan iki siyah cip sıkıştırıyor!"

Daha cümlenin sonu gelmeden, aracın arka camına isabet eden mermilerin çıkardığı o tok ses zırhlı gövdede yankılandı. Boris, anlaşmayı kabul etmiş gibi görünse de arkalarından adamlarını yollamıştı.

"Yere yat!" diye bağırdı Emir, Gökçe’nin omzundan tutarak onu koltuğun üzerine doğru bastırırken.

Ama Gökçe, emir almaya alışkın bir kadın değildi. Emir’in göğsüne elini dayayıp onu geri itti. "Bana ne yapacağımı söyleme!" diyerek torpidonun altındaki bölmeden Emir’in adamlarından birinin bıraktığı yedek şarjörlü silahı kavradı.

Araba hızla savrulurken, Gökçe emniyet kemerini çözüp arka camın yanındaki küçük bölmeye doğru yanaştı. Emir, kızın bu delice cesareti karşısında hem öfkelenmiş hem de büyülenmişti.

"Sana vurulacaksın diyorum!" diye kükredi Emir, kendi silahını çekip arkadaki cipin tekerleklerine nişan alırken.

"Ben ringlerde sadece tekme atmayı öğrenmedim, Karahanlı!" Gökçe, zırhlı camın hafifçe açılan boşluğundan arkadaki cipin ön camına doğru üç el isabetli atış yaptı. İlk cip kontrolden çıkarak bariyerlere çarptı ve takla attı.

Yakın Temas ve İtiraf

Diğer cip, Emir’in koruma araçları tarafından sıkıştırılıp bertaraf edildiğinde, tehlike şimdilik geçmişti. Araba ıssız bir viyadüğün altında durdu. Şoför ve korumalar dışarıyı kontrol etmek için araçtan indi.

Arabanın içi yeniden o klostrofobik sessizliğe bürünmüştü. Gökçe, elindeki silahı koltuğa bırakırken nefes nefeseydi. Saçlarından birkaç tutam çözülmüş, yüzüne düşmüştü.

Emir, aniden Gökçe’nin üzerine doğru eğildi. İki elini de kızın oturduğu koltuğun arkalığına dayayarak onu kendi bedeniyle kilitledi. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Gökçe adamın göz bebeklerindeki o vahşi, karanlık yangını görebiliyordu.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye tısladı Emir. Sesi öfkeden titriyordu ama bu öfke, Gökçe’yi kaybetme düşüncesinin getirdiği o yabancı korkudan besleniyordu. "Orada ölebilirdin!"

"Benim için endişelenmeyi bırak, Karahanlı," dedi Gökçe, dik bir sesle. "Ben senin malın değilim. Benim hayatım sana ait değil."

Emir, Gökçe’nin çenesini sertçe kavradı. Parmaklarının baskısı can yakıcıydı ama Gökçe gözlerini bile kırpmadı.

> "Anlamıyorsun, değil mi?" diye fısıldadı Emir, yüzünü Gökçe’nin yüzüne daha da yaklaştırarak. Tuhaf şekilde sırıtıyordu "Bu dünyaya adım attığın an, hayatın bana bağlandı. Eğer sana bir şey olursa,adımı kirlenirsin Gökçe. Seni benden başkası yok edemez sen imkansız korumasın ve ben, imkansız olan her şeyi diz çöktürmeden durmam."

>

Gökçe, adamın parmaklarının altındaki sıcaklığı hissederken, kalbinin ritmini kontrol edemediğini fark etti. Bu adam bir canavardı. Ama o canavarın gözlerinde, sadece kendisi için çarpan tehlikeli bir bağlılık vardı.

"Diz çökmeyeceğim, Emir," diye mırıldandı Gökçe, ilk defa onun adını kullanarak. "Beni kafese kapatabilirsin ama asla evcilleştiremezsin."

Emir, kızın dudaklarına kadar yaklaşan nefesini geri çekti, çenesindeki elini yavaşça kaydırarak boynundaki şah damarının üzerinde gezdirdi. Oradaki hızlı atışı hissettiğinde, dudaklarının kenarında tehlikeli bir memnuniyet belirdi.

"Göreceğiz, şampiyon," dedi Emir yavaşça geri çekilirken. "Göreceğiz."

Bölüm sonu

1 yorum