İçeriğe geç

İmkansızız

Bölüm 3 · 3 dk okuma

İmkansızız

Bölüm 3

Kafesteki ilk gece

Gökçe, pencereden dışarıya, malikanenin bahçesini çevreleyen yüksek demir parmaklıklara bakıyordu. Dün gece Balat’taki evinden çıkıp o siyah arabaya bindiğinde, sadece bir semti değil, kendi özgürlüğünü de arkasında bıraktığını biliyordu. Şimdi ise Emir Karahanlı’nın boğaza nazır, adeta modern bir kaleyi andıran malikanesindeki devasa kütüphanede, onun gelmesini bekliyordu.

Kardeşi Eren güvenli bir yere nakledilmişti; Emir sözünü tutmuştu. Ama bedeli Gökçe için ağırdı. Artık yeraltının en tehlikeli adamının gölgesiydi.

Güç Gösterisi

Kütüphanenin ağır ahşap kapısı sessizce açıldı. İçeri giren Emir, üzerinde keskin hatlı siyah bir takım elbiseyle her zamanki gibi kusursuz ve tehditkar görünüyordu. Gözleri doğrudan Gökçe’yi buldu. Gökçe, malikanenin çalışanları tarafından odasına bırakılan koyu gri, şık ama esnek kumaştan yapılmış bir pantolon-ceket takımı giymişti.

"Güzel," dedi Emir, masasına doğru yürürken. Sesi, mekandaki tüm havayı domine ediyordu. "Benim dünyama hızlı uyum sağlamışsın."

"Sadece işimi yapıyorum, Karahanlı," dedi Gökçe, sesini olabildiğince mesafeli tutarak. "Bana kıyafet kuralı koyabilirsin ama itaat bekleyemezsin. Ben senin korumanım, kölen değil."

Emir masanın arkasındaki deri koltuğuna oturdu, arkasına yaslanıp ellerini birleştirdi. "Zaten bana bir köle lazım olsaydı, dışarıda binlercesi vardı Gökçe. Bana dik duran, arkamı döndüğümde beni gerçekten koruyabilecek bir güç lazımdı. Bu akşam ilk sınavın var. Rus ortaklarla bir iş yemeği."

Gökçe kollarını göğsünde bağladı. "Benim için fark etmez. Rus, İtalyan ya da senin adamların... Kim sınırını aşarsa cezasını çeker."

Emir ayağa kalktı ve Gökçe’nin tam önünde durdu. Aralarındaki o tekinsiz çekim, kütüphanenin loş ışığında daha da belirginleşmişti. Emir elini yavaşça Gökçe’nin ceketinin yakasına uzattı. Gökçe tam elini itmek için hamle yapacaktı ki, Emir’in gözlerindeki o soğuk uyarıyı gördü.

"Rahat dur," diye fısıldadı Emir. Parmakları, Gökçe’nin ceketinin yakasına gizlenmiş küçük, kablosuz bir kulaklığı ve mikrofonu düzeltti. "Bu akşam sadece benim korumam değilsin. Aynı zamanda benim en yakınımda duran tek insansın. Ruslar beni zayıf yakalamak için her şeyi deneyecek. Gözün açık olsun."

Emir’in parmakları Gökçe’nin boynuna hafifçe değdiğinde, genç kızın teni karıncalandı. Bir tekvandocu olarak refleksleri her zaman savunmaya odaklıydı ama bu adamın dokunuşu, savunma hatlarını tamamen birbirine katıyordu.

"Bana yaklaşıyorsun," dedi Gökçe, nefesini kontrol etmeye çalışarak. "Bu bir koruma için tehlikeli."

Emir hafifçe gülümsedi, gözleri Gökçe’nin kararlı bakışlarında gezindi. "Belki de tehlikeyi seviyorumdur, şampiyon. Ya da belki de... Beni gerçekten vurup vuramayacağını görmek istiyorumdur."

Akşam saatlerinde, boğazın hemen kıyısındaki lüks ve izole bir restorana geçildi. Mekan tamamen kapatılmıştı. Masanın etrafında, dün gece Gökçe’nin ringde kemiklerini kırdığı Rus dövüşçünün bağlı olduğu mafya lideri, Boris ve adamları oturuyordu.

Yemek boyunca gerginlik hat safhadaydı. Boris, sürekli olarak gözleriyle Gökçe’yi süzüyor, onun gibi bir kadının Emir’in yanında ne işi olduğunu anlamaya çalışıyordu.

"Karahanlı," dedi Boris, sert Rus aksanıyla. "Yanındaki bu güzel çiçek... Seni korumak için fazla narin değil mi? Dün geceki şans eseri bir galibiyetti."

Emir, şarabından bir yudum aldı ve Gökçe’ye küçük bir bakış attı. Bu, "Sahne senin" demekti.

Boris’in sağ kolu olan devasa adam, Gökçe’ye doğru hafifçe alaycı bir şekilde yaklaşıp elini onun omzuna koymaya yeltendi. Ama daha adamın parmakları Gökçe’nin ceketine değmeden, Gökçe masadan destek alarak inanılmaz bir hızla döndü.

Hamle:Sağ ayağıyla adamın bileğine vuran sert bir An Chagi (iç tekme) ile gardını bozdu.

Bitiriş: Adam acıyla sarsılırken, sol ayağı üzerinde yükselip adamın tam şakağına indirdiği o ölümcül Dollyo Chagi (döner tekme).

Adam büyük bir gürültüyle masanın üzerine, tabakların arasına yığıldı. Restorandaki tüm silahlar aynı anda çekildi. Emir’in adamları ve Ruslar birbirine doğrulttu namluları.

Ama Emir sakinliğini bozmadı. Peçetesiyle dudaklarını sildi, Boris’e baktı ve Gökçe’yi işaret etti.

"Gördüğün gibi Boris," dedi Emir, sesi buz gibiydi. "Benim çiçeğim biraz fazla dikenli. Ve canı sıkılırsa, sadece korumaz... Yok eder."

Gökçe, nefes nefese kalmış bir şekilde gardını korurken, Emir’in gözlerindeki o hayranlık ve sahiplenici karanlığı gördü. Bu imkansız oyunun içine her saniye daha çok çekiliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.