İçeriğe geç

İmkansız Ateşkes

Bölüm 4 · 3 dk okuma

İmkansız Ateşkes

Bölüm 4

Bitmemiş Hesap

Günler geçtikçe görünmez düşmanın varlığı artık inkâr edilemez hâle gelmişti.

Altay da Ada da nereye adım atsa, sanki birileri onları önceden biliyor, planlarını sessizce bozuyor ve arkalarında yalnızca tek bir iz bırakıyordu: siyah bir maça ası.

Bu durum iki lideri de öfkelendiriyordu.

Altay, bütün toplantı yerlerini değiştirdi. Şifrelerini yeniledi. En güvendiği isimlerle bile bilgileri son anda paylaşmaya başladı.

Ada ise kendi yöntemini seçti. Sahte rotalar hazırladı, yanlış haberler yaydı ve peşindeki kişiyi ortaya çıkarmaya çalıştı.

Fakat görünmez rakip her seferinde bir adım öndeydi.

Bir akşam Ada’ya çok değer verdiği muhbirlerinden biri ulaştı.

“Eski limanda gizli bir sevkiyat var,” dedi telaşla. “Altay’ın en büyük operasyonu bu olabilir.”

Ada hiç vakit kaybetmedi. Yanına yalnızca birkaç kişiyi alarak limana doğru yola çıktı.

Ancak vardığında ortalık beklediğinden sessizdi.

Ne kamyonlar vardı ne de insanlar.

Yalnızca paslanmış konteynerler ve rüzgârın taşıdığı metal sesleri…

İçgüdüleri ona geri dönmesini söylüyordu.

Tam o anda arkasındaki ağır kapılar büyük bir gürültüyle kapandı.

Bulunduğu alanın çıkışları kilitlenmişti.

Çatılardan maskeli kişiler belirdi. Ellerindeki projektörler aynı anda yanınca Ada gözlerini kısmak zorunda kaldı.

Etrafı tamamen çevrilmişti.

Kaçacak yer yoktu.

İlk saldırıyı savuşturmayı başardı. Dar koridorlarda hızla ilerledi, yön değiştirdi ve önüne çıkan engelleri aşmaya çalıştı. Fakat tuzak katman katmandı. Her çıkışın sonunda yeni bir engel, her dönüşte yeni bir sürpriz vardı.

Bir an geldi ki eski bir yük vincinin altında sıkışıp kaldı.

Yukarıdan kopan ağır metal parçaları tehlikeli bir şekilde sallanıyordu.

Ada derin bir nefes aldı.

“Demek sonum burada olacak,” diye geçirdi içinden.

Tam o sırada uzaktan tek bir ses duyuldu.

“Çekil!”

Ada refleksle yana atladı.

Saniyeler sonra bulunduğu noktaya devasa bir metal kiriş düştü ve zemini parçaladı.

Toz bulutu dağılırken karanlığın içinden bir siluet belirdi.

Altay.

Üzerindeki mont yağmurdan sırılsıklamdı ama gözleri her zamanki kadar sakindi.

“Buradan çıkmalısın,” dedi kısa bir ses tonuyla.

Ada şaşkınlığını gizleyemedi.

“Beni takip mi ettin?”

“Hayır.”

“Öyleyse neden buradasın?”

Altay cevap vermedi. Sadece etrafı dikkatle izledi.

İkili, görünmez düşmanın kurduğu labirent gibi düzenekten çıkabilmek için aynı yöne ilerlemek zorunda kaldı. Koridorlar boyunca peşlerinden gelen ayak sesleri yankılanıyor, ama kimse tam olarak görünmüyordu.

Sonunda dışarı açılan dar bir geçide ulaştılar.

Temiz havaya çıktıklarında Ada bir anda durdu.

Altay’a döndü.

“Beni neden kurtardın?”

Rüzgâr ikisinin arasından geçerken kısa bir sessizlik oldu.

Altay gözlerini ondan kaçırmadan konuştu.

“Çünkü seni onların öldürmesine izin veremem.”

Ada kaşlarını çattı.

“Bu mantıklı bir cevap değil.”

Altay hafifçe başını eğdi.

“Belki de değildir.”

“Öyleyse gerçek sebebi söyle.”

Uzun süren sessizliğin ardından Altay’ın yüzünde alışılmadık bir ifade belirdi.

“Bu hesap benimle senin aranda.”

Ada dikkatle dinliyordu.

“Eğer bir gün yenileceksen, bu benim yüzümden olmalı. Eğer bir gün bu savaş bitecekse, son hamleyi ben yapmalıyım. Başkasının araya girmesi bütün yaptıklarımızı anlamsız kılar.”

Ada birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Demek beni kurtardın… sadece başkasına bırakmamak için.”

Altay omzunu silkti.

“Bunu istediğin gibi yorumla.”

Arkasını dönüp yürümeye başladı.

Ada ise olduğu yerde kaldı.

Onun söyledikleri mantıklı görünüyordu ama içinde tuhaf bir his bırakmıştı.

Çünkü tam metal kiriş düşerken Altay’ın gözlerinde gördüğü şey yalnızca rekabet değildi.

Ve Altay da uzaklaşırken kendi düşüncelerinden kaçamıyordu.

Kendi kendine aynı soruyu tekrar edip durdu:

“Neden geri döndüm?”

Cevabı bilmiyordu.

Belki de gerçekten bunu sadece savaşlarının yarım kalmaması için yapmıştı.

Belki de sebep çok daha karmaşıktı.

Ancak ikisinin de fark etmediği bir şey vardı.

Limanın karşı kıyısındaki terk edilmiş binanın çatısında siyah paltolu biri onları sessizce izliyordu.

Elindeki dürbünü indirip cebinden bir iskambil kâğıdı çıkardı.

Maça Ası’nı rüzgâra bıraktı.

Kâğıt gece karanlığında süzülürken yabancı adam kendi kendine fısıldadı:

“Plan değişmedi… sadece daha ilginç bir hâl aldı.”

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

5. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

8 yorum