Genç kadın dükkanın içinde volta atarken saat on bire gelmek üzereydi fakat hala sahaf kapalıydı. En sonunda onun bugün de gelmeyeceğini anlamış ve telaşla dükkanın içinden çıkmıştı. Onunla son karşılaştığı gecenin üstünden günler geçmişti ve o günden beri de ne görmüş ne de ondan bir haber almıştı. O gece kendisine sarf ettiği şuçlayıcı cümlelere karşılık bir söz dahi edememiş ve arkasını dönerek koşa koşa çıkmıştı bahçeden. İçinde kasırgalar koparken dudakları mühürlüydü. Mahalleden gitmekle ilgili sözlerini anımsadıkça ruhu sıkışıyordu sanki. İşin daha da kötü tarafı o günden beri Sanem'i de görmüş değildi. Volkan da her akşam erkenden eve dönüyordu. Kafasında bin bir şüphe ile ne yapacağını bilemez halde günlerdir bir umut sahafın açılmasını bekliyordu fakat artık dayanamadı. Adımları peşi sıra kahvehanenin yolunu tutmuşken yüreği ağzındaydı. Duyacaklarından deli gibi korkuyordu. Kahvehanenin önünde durduğunda gözlerini kısıp içeriye bakındı. Dışarıdaki masalarda oturup 101 oynayan yaşlılarla göz teması kurmamaya özen gösterdi. Çok geçmeden de Sidar'ın bakışları kendininkilerle kesişmişti. Sidar kaşlarını derince çatarak elindeki tepsiyi tezgaha bırakmış ve hızla kahvehaneden çıkmıştı. Genç kadının önünde durduğunda gayriihtiyari şu sözcükler döküldü dudaklarından.
" Enfal? Senin ne işin var burada, Harun duysa çıld... "
Sonra ansızın boş bulunduğunu fark etmiş ve kelimeleri yutmuştu. Genç kadın ise gözlerini kaçırdı. Doğruydu, Harun Enfal'in kahvehanenin önünden geçmesinden bile hoşlanmazdı. Hoş, mahallede kim çıkıp da Enfal'e yan gözle bakabilirdi? Yine de istemezdi delikanlı. Büyük bir rahatsızlık duyardı bundan, on yıl öncesinde...
" Gitti mi? " diye sordu genç kadın titreyen sesiyle.
Sidar anlamadı soruyu.
" Kim? Harun mu? "
Genç kadın bakışlarını bir kez daha Sidar'ınkilere kaldırdı. Onunla böyle karşılıklı durup da konuşmayalı seneler oluyordu ve bu çok garip hissettiriyordu. Üstelik konu Harun'ken...
" Nereye gidecek? " dedi adam bu kez anlamayarak.
Onunla tartıştıkları akşamdan beri konuşmamıştı. O yüzden farkında değildi bir süredir ortalıkta olmayışının.
" Mahalleden gitmekten söz ediyordu." dedi Enfal bu kez.
Sidar'ın kaşları havalandı önce. Sonra ise hızla düştü. Birden tüm bedenini kaplayan telaşla arkasını dönüp kahvehanenin içine doğru seslendi.
" Yusuf! Ocak sende, yarım saat işim var. "
Yusuf diye seslendiği genç itiraz etti buna.
" Abi bırakma bana bir şey ya! "
" Başlatma lan abinden ocakla ilgilen dediysem ilgilen. Her geçen gün daha tembel oluyorsunuz anasını satayım. " diye homurdanarak yeniden döndü Enfal'e.
" Gidip bakacağım, sen de dön geri. Çok gezinme buralarda. "
Enfal sessizce salladı başını.
" Bana da haber... " diyerek girdiği sözü ise Sidar'ın onu umursamadan uzaklaşmaya başlaması kesti.
Zaten o kimdi ki ona haber verecekti adam? Başını önüne eğdi ve arkasını dönüp dükkanın yolunu tuttu. O esnada Sidar da adeta koşarak ilerliyordu mahallenin girişindeki eve. Bir yandan da cebindeki telefonu çıkartmış Harun'un numarasını tıklamıştı. Fakat cevap veren yoktu. Kaşları derince çatılırken kendi kendine söylendi.
" Hayır amına koyayım hayır. "
Harun'un kendisine veda bile etmeden mahalleden ayrılması fikri canını haddinden fazla sıkıyordu. Tamam araları açıktı, Harun'un kendisinden gizlediği şeyler de vardı. Fakat bu kadarını da yapmazdı. Tanıdığı, bildiği, kardeşim dediği adam bunu yapmazdı. Bir haber dahi vermeden öylece kaybolmazdı. Dakikalar sonra soluk soluğa kapıya vardığında hiç gecikmeden yumruklamaya başladı. Birkaç kez de art arda zile bastı. Kapıyı açan olmadıkça telaşı katlanarak artmıştı. Kavgaları yüzünden mi çekip gitmişti mahalleden. Nereye, nasıl giderdi? Beş kuruş parası bile olmadan ne yapardı? Kapıyı bir kez daha şiddetle yumruklarken gür bir sesle de seslendi.
" Harun! Harun aç kapıyı! "
Ve kapı nihayet açıldı. Sidar tüm endişesinin geçtiğini hissederken arkadaşının bitkin haline tepeden tırnağa bir bakış attı.
" Neredesin yarım saattir? "
Harun yanıt vermedi. Sidar da yanıt beklemedi zaten. Davet edilmeksizin girdi içeriye. Adam da kapıyı kapattı ardından.
" Mahalleden gidiyormuşsun? " dedi Sidar bu kez, salona doğru ilerlerken.
Harun omuz silkti bitkince.
" Senin de istediğin bu değil miydi? "
Sidar durdu ve başını çevirip ters bir bakış attı arkadaşına. Cezaevinden çıktığında mahalleye dönmemesi gerektiğini düşünüyordu ona da defalarca kez demişti bunu. Fakat kendi başına yapabileceği bir şey değildi ki bu.
" Tek başına mı? " dedi buna karşılık.
Bedenini de yeniden arkadaşına çevirmişti. Harun, üzerindeki füme renk salaş tişörtü ve dağınık saçlarıyla günlerdir yataktan çıkmamış gibi görünüyordu. Üstelik kaşında da iyileşmekte olan bir yarası vardı. Belli ki birileriyle dalaşmıştı.
" Hasta mısın sen? " dedi bu kez Sidar.
Harun bakışlarını kaçırırken bir kez daha omuz silkti belli belirsiz.
" Bunu kim yaptı? " dedi bu kez bakışlarıyla kaşını işaret ederek fakat bir kez daha cevap alamadı.
İkisi de uzun bir süre sessizlik içerisinde salonun girişinde dikildi. Sonra Sidar konuya geri döndü.
" Ne yapacaksın buradan gidip? "
" Bilmiyorum. Evi ve dükkanı satacağım önce. " diye yanıtladı Harun arkadaşını.
" Pes ettin yani. " dedi Sidar ve Harun bir kez daha kaldırdı bakışlarını.
" Olan biteni anlatmaktansa çekip gitmek daha kolay geldi. " diye devam etti Sidar sözlerine.
" Bana burada nefes yok, yuva yok. " dedi Harun tükenmiş bir tınıyla.
Sonra tek elini kaldırıp dağınık olan saçlarını daha da dağıttı.
" İstenmiyorum da zaten. "
Sidar bu kez sinirle gürledi.
" Git lan. Gitmezsen adam değilsin duydun mu beni? "
Harun kaşlarını derince çatarak baktı arkadaşına. Sidar ile yıllardır kardeşten öte dost olmuşlardı fakat Sidar da bilirdi Harun ile böyle konuşulmayacağını. Bunları göze aldığına göre gerçekten bir şeyleri bitirmişti.
" Bunu demeye mi geldin kapıma? " dedi Harun sabrının son kırıntılarıyla.
Sidar bundan bir adım ötesinin tüm bağlarını kopartmak olduğunu adı gibi biliyordu. En sonki tartışmalarında dahi onun sınırlarını fazlasıyla aştığının bilincindeydi fakat Harun kardeşinin haklı olduğunu bildiğinden susmuştu. Fakat buna bir ömür eyvallah demeyeceği de aşikardı. Sidar alt dudağını sertçe yalayarak baktı arkadaşına.
" Ne bok döndü o gece? " diye sordu bir kez daha.
Bu defa tahammülü yoktu yalan yanlış şeylerle geçiştirilmeye. İş madem onun dişini tırnağına katarak yaptığı evini ve sahafı satmasına, bir başına mahalleyi terk etmesine kadar gelmişti... Tahammülü yoktu artık martaval dinlemeye. Harun gözlerini kaçırırken Sidar adeta kükredi.
" Ne bok oldu diyorum? Sen, Enfal'e evlilik teklif edeceğin gün ne bok oldu da katil oldun lan! "
Harun, kadının ismini duymasıyla nefesini tutmuştu istemsizce.
" Lan anlatsana artık! Neyden çekiniyorsun? Daha kötü ne olabilir amına koyayım! " diye bağırdı Sidar.
Harun bakışlarını bir kez daha arkadaşına çevirirken ele verdi kendini. Göz bebeklerindeki titremeden anladı Sidar. Kaşları düştü boğazı düğümlendi. İçine ansızın dolan öfke öyle büyüdü ki var gücüyle haykırdı.
" LAN! YAPMADIM DE! YAPMADIM DE BANA! "
Harun başını eğdiğinde Sidar kendini tutamamış ve arkadaşının suratına güçlü bir yumruk indirmişti. Adam hazırlıksız yakalandığı darbeyle arkasındaki duvara çarptığında Sidar bağırmaya devam ediyordu.
" LAN SİKİK! YAPMADIM HEPİMİZİN HAYATINI BİLE BİLE KARARTMADIM DESENE! NE BAKIYORSUN LAN KONUŞ! "
Harun ise hiç beklemediği bir tepki vermiş ve ansızın tüm gardını düşürerek hıçkırmıştı. Sidar, Levent'in ölümünden sonra ilk kez ağladığını gördüğü arkadaşının karşısında eli ayağı titrer vaziyette öylece kalakaldı. Harun ikinci kez hıçkırdığında duvara sırtıyla sürtünerek yere oturdu ve yüzünü de dizlerine kapattı.
" Mahvettim her şeyi... " dedi boğuk çıkan sesiyle.
" Mahvettim, kaybettim. "
Sidar hissettiği öfkeyle ne yapacağını bilemezken ellerini saçlarının arasından yolarcasına geçirdi.
" Bencil itin tekisin! Ahmak! Ne Enfal'i ne anne babanı ne beni kimseyi düşünmedin sen! Kendinden başka... " dedi tükürürcesine.
Sessizlik içerisinde geçen saniyelerde Harun'un hıçkırıkları kesilmişti.
" Asla affetmeyeceksiniz beni. " dedi kupkuru bir sesle.
Sidar başını salladı hırsla. Ne öfkesini, ne hayal kırıklığını atamıyordu üstünden. Yıllardır bu ihtimali hep düşünmüştü fakat inanmak istememişti. Mahal vermek istememişti.
" Affedilecek adam mısın sen? " diye sordu nefretle.
Harun tokat yemiş gibi irkildi bu soruyla. Ve başını dizlerinden kaldırıp baktı arkadaşına. Gözlerindeki öfkeyi hatta nefreti somut bir şeymişçesine gördüğünde yutkundu sertçe. Sonra dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı ve başını hafifçe iki yana salladı.
" Değilim. "
" Öyle öfkeliyim ki Harun. " dedi Sidar bu kez içi içine sığamaz gibi dönüyordu salonda.
" Öyle öfkeliyim ki! "
Harun sessizce izledi onun bir ileri bir geri gidişini. Sonra Sidar ansızın durdu ve hışımla döndü kapıya.
" Belasını sikeceğim o orospu evladının! " diyerek atıldı.
Fakat Harun aniden yerinden kalkmış ve arkadaşını kolundan yakalamıştı.
" Dur! Sidar dur! "
Sidar kolunu silkerken bağırıyordu.
" Ne duru lan! Ne duru! Onun yüzünden oldu her şey! "
Harun arkadaşına engel olmaya çabalarken Sidar bağırmaya devam ediyordu.
" Mahalle seni aforoz etti her şeyden! Şuna bak! Enfal için yaptığın evi satacağını söylüyorsun! "
" Haklılar! " diye karşılık verdi Harun.
Bu çıkışıyla ikisi de durdu olduğu yerde.
" Haksızlar mı sen söyle? Kim bir katili ister mahallede? "
Sidar gözlerini kapatıp burnundan solurken başını çevirdi diğer tarafa.
" Harun andım olsun gebertirim o piçi! "
" Sidar. " dedi Harun tükenerek.
" Yeter artık. Kararımı verdim ben. Böylesi herkes için daha iyi. "
" Bok iyi lan! Bok iyi! " diye kükredi Sidar bedenini yeniden arkadaşına çevirerek.
" Sidar ben dayanamıyorum! Enfal'i her gün başkasıyla görmeye dayanamıyorum! " diye haykırdı adam.
" Burası senin mahallen! Bu sokak bu ev senin! Her yerde senin emeğin, senin izin var. Bırakıp gidecek misin? " derken sonlara doğru sesini alçaltmıştı Sidar.
Harun sesli bir iç çekerek baktı evin içine.
" Bensiz de hayat devam etmiş. Yine eder. "
Sidar sessizce baktığında devam etti Harun sözlerine.
" Bak ben yaptığımın bedelini ödediğimi sanarak çıktım oradan. Bitmemiş. "
" Peki ya ben kardeşim? " dedi Sidar bu kez.
" Ben daha ne kadar ödeyeceğim senin yaptığın şeyin bedelini? "
Harun gözlerini kaçırdığında Sidar kararlılıkla konuştu.
" Gitmiyorsun. O piçi ellerimle gebertmemi istemiyorsan eğer. Siktiğimin mahallesinden ayrılmıyorsun. Sahafı kafeye çevireceğiz işleteceğiz. Kahvehaneyi otoparka çevireceğim sen de ortağımsın. Mis gibi geçineceğiz. Yemişim mahallelisini. Bir kez olsun merak edip de düşmediler peşine. Bu saatten sonra da olmaz olsun iyilikleri. "
Harun mahalleliye onun kadar kızamıyordu. İçten içe hak veriyordu.
" Enfal'e gelince... Sen seçimini yaptığında o da yaptı. " dediğinde adamın kalbi tekledi.
" Unutursun. Gömersin kalbine. Yoluna bakarsın. "
Harun, arkadaşının sözlerinin devamını kulaklarının uğultusundan dinleyemedi. Günlerdir evin içerisinde amansız panik atak nöbetleriyle cebelleşiyordu. Ve bu uğultu da yeni bir tanesinin habercisiydi. Elini yüreğine yerleştirdi ve derin bir nefesi içine çekti. Sidar onun halinin farkına varamamıştı.
" Buz getireyim de çenene koyalım sert vurmuşum. " dediğini duydu en son.
Sonra arkadaşı yanından ayrılıp mutfağa yöneldi. Harun da sendeleye sendeleye salona dönüp attı kendini koltuklardan birine.
***
Enfal tüm gece Sidar'dan bir haber gelir umuduyla beklese de beklediği haberi alamamış ve iki büklüm uzandığı yatağında uyuyakalmıştı. Huzursuzluğu, uyuyor olmasına rağmen çatık halde duran kaşlarından bile belliydi. Sabah alarm ile gözlerini araladığında bakışları bir umut ekrana düştü fakat tek bir mesaj yoktu. Alarmı kapatıp sırtüstü dönerken yanında uzanan bedeni fark etmesiyle çığlığı basmıştı. Volkan, karısının çığlığını işittiğinde irkilerek doğruldu yatakta. Enfal de tıpkı onun gibi oturur pozisyona geçip nevresimini üstüne çekmişti. Yanında uzanan bedenin Volkan'a ait olduğunu anladığında kaşları derince çatıldı.
" Sen ne yapıyorsun odamda? " diye soludu hayretle.
Volkan tek eliyle sağ gözünü ovuştururken yanıtladı karısını.
" Uyuyamadım. "
" Bana ne ya bundan? " diye bağırırken kalktı Enfal yataktan.
" Kalk git odamdan! Sana asla girmeyeceksin bu odaya demiştim! Nasıl yatarsın ya yatağıma! "
Yalnızca bir gece kapısını kilitlemeyi unutmuştu ve bu olana inanamıyordu.
Volkan yataktan kalkarken sakinleştirmeye çalıştı karısını.
" Bir şey yapmadım delirme hemen. Dokunmadım saçına bile. "
Genç kadın huzursuzca kavradığı nevresimi boynuna kadar çekerken tısladı.
" Çık dışarı! "
" Enfal... o günden sonra bir kez bile gitmedim Sanem'e. " dedi Volkan karısına doğru ilerlerken.
Kadın panikle geriye adımlasa da cama çarpıp durmak zorunda kalmıştı.
" İlgilenmiyorum ne yaptığınla gelme üstüme. " dedi cılız bir sesle.
" Korkma benden. " dedi Volkan gücenmiş çıkıyordu sesi.
" Korkutma sen de. Gelme üstüme dedim! "
Volkan bu sözlerle aniden durdu. Sertçe yutkundu ve sonra derin bir nefesi içine çekerek göğsünü şişirdi.
" Günlerdir her akşam evdeydim. Bir dakikanı olsun ayırmadın bana. Kocanım ben senin. İki çift söz edecek kadar bile mi değer vermiyorsun? "
Enfal sessiz kaldı bu soruyla. Kendini savunmasız hissederken onu kızdırmak istemiyordu. Üstündeki gecelikle tüm gece yanında uzandığını düşünmek bile sinirlerini altüst etmeye yetiyordu. Onun yanındayken bırakın geceliği pijama takımı bile giymezdi.
" Lütfen çık odadan. " dedi bu defa.
" Yarın evlilik yıl dönümümüz. " diye hatırlattı Volkan.
Enfal dişlerini sıkarken ekledi.
" Minik bir tatil yapalım, baş başa konuşalım istiyorum. "
" Gerek yok. " dedi kadın aniden.
" Konuşacak bir şey yok. Kutlayacak bir şey de yok. "
Volkan, karısının bu sözlerine çok öfkelense de bir şey dememiş ve arkasını dönüp hışımla odadan çıkmıştı. O çıkar çıkmaz Enfal de kapıyı ardından kilitledi ve midesi bulanarak baktı yatağına. Kim bilir kaç saattir yan yana yatıyorlardı? Volkan'ın kendisine dokunmadığını biliyordu çünkü hissederdi. En ufak bir dokunuşu dahi hissederdi. Yine de şaşırmadan edemiyordu nasıl fark etmemişti odaya girdiğini? Midesi bir kez daha bulandığında daha fazla dayanamadı ve yatağa takılı çarşafı çıkarttı. Yastık kılıflarını da çıkarttıktan sonra üstündeki geceliği de onlara ekleyerek attı kirli sepetine. Duş almaya karar verdiğinde duydu dış kapının sesini. Volkan muhtemelen sinirini yatıştıramamış ve kendini evden dışarıya atmıştı. Anahtarı çevirip kapıyı araladığında kolaçan etti etrafı. Evet, gitmişti. Dolabından bornozunu çıkarttı ve banyonun yolunu tuttu. Dükkana geç kalacaktı fakat duş almak istiyordu. Bugüne kadar Harun'la bile aynı yatakta uyumuş değilken Volkan'ın yaptığı bu hareketi içi almıyordu. Duşun altında dakikalarca kendini çitileyip saçlarını üç defa şampuanladıktan sonra nihayet duştan çıktı. Hızla üstüne keten bir gömlek ve kot pantolon geçirmiş, saçlarını da ıslak bırakarak evden çıkmıştı. Şimdiden kırk dakika gecikmişti bile. Neyse ki sabahtan randevusu yoktu, çat kapı gelen varsa da artık yapabileceği bir şey yoktu. Hızlı adımlarla dükkanın sokağına giriş yaptığında kendini sakinleştirmeyi başaramamıştı. Volkan'dan çok kendine kızıyordu. Nasıl unutmuştu kapıyı kilitlemeyi? Dükkanın önüne vardığında durdu ve çantasının içinde anahtarını aramaya başladı fakat yoktu. Lanet olası anahtarı bulamıyordu! O an hatırladı dükkanı dün öylece bırakıp çıktığını. Anahtar içeride kalmış olmalıydı. Fakat anlayamadığı şey kapının nasıl kilitlendiğiydi. Sinirle çantayı yere fırlattığında sesli bir soluk bıraktı dudaklarının arasından ve elini ensesine atarak bedenini geriye çevirmesiyle onun ihtişamlı bedeniyle karşılaştı. Sahafın kapısının önünde dikilmiş kendisine bakıyordu. Aniden nefesi kesildi sanki. Neye sinirliydi, neyden endişeliydi birden uçup gitti. Yavaşça yutkunurken elini de indirdi. Gelmişti. Buradaydı. Gitmemişti.
" Kapıda mı kaldın? " diye sordu adam, kadını şaşırtarak.
Enfal kirpiklerini kırpıştırırken baktı adamın ciddi yüzüne. Kendisiyle asla konuşmayacağını düşünmüştü son karşılaşmalarından sonra. Fakat Harun sanki o gece hiç yaşanmamış gibi davranıyordu. Kadın, aralarında uzayan sessizliğin garipleştiğini fark ettiği an boğazını temizledi ve başını salladı. Harun ise bunun üzerine önce etrafına bakınmış sonra da sahafa girip elinde kesik bir pet şişeyle geri çıkmıştı. Enfal onun ne yaptığına şaşkın şaşkın bakarken adam oldukça kendinden emin bir şekilde pet şişenin kesik parçasını kapıyla pervaz arasına sıkıştırmıştı. Birkaç zorlamadan sonra kapı gıcırdayarak açıldı. Enfal büyük bir rahatlama ve minnet duygusuyla adama döndüğünde fark etti dikkatli bakışlarının ıslak saçlarında olduğunu. Eli gayriihtiyari vaziyette saçlarına gittiği an Harun'un eli de uzanmış ve parmakları birbirine temas etmişti. İkisi de elektrik çarpmış gibi irkilerek ellerini çektiği an adam konuştu.
" Üşüteceksin. "
Adamın eski günlerdeki gibi kendisiyle bu kadar ilgili olması karşısında kadının içi titredi.
" Hava sıcak. Kururlar. "
Harun derin bir nefesi ciğerlerine doldururken Enfal yutkunarak baktı adama yeniden. Ve o an fark etti çenesindeki morluğu. Bakışları adamın yüzünü hızla tararken kaşları da hafifçe çatılmıştı.
" Çenene ne oldu? "
Harun başını diğer tarafa çevirerek omuz silkti.
" Önemsiz. Ben döneyim sahafa. "
Fakat Enfal müsaade etmedi gitmesine. Uzanıp tuttu adamı kolundan. Harun bu temasla irkilerek yeniden kadına baktığında yutkundu ikisi de.
" Biri mi bela oldu başına? Geçen hafta da kaşın... " dedi kadın kaşındaki yara izine bakarak.
" Senden başka bela yok başımda." diye yanıtladı Harun onu.
Enfal hiç beklemediği bu yanıtla afallamış ve gözlerini kaçırarak elini geri çekmişti.
" Bir şey yapmıyorum ben. " dedi bir kez daha.
Harun, genç kadının bembeyaz çehresini hasretle incelerken karşılık verdi.
" Bal gibi de biliyorsun yaptığını. "
" Sen geldin yanıma. " dedi bu kez kadın meydan okurcasına gözlerini adamın mavilerine dikerek.
" Ben gelmesem sen gelmeyecekmişsin gibi. " diye karşılık verdi Harun.
Enfal boğazını temizledi.
" Neden geleyim? "
" Ben de onu merak ediyorum. Neden geliyorsun? Ellerin değmese, gözlerin... neden değiyorlar sürekli? "
Kadın bu fazla cüretkar sorular karşısında diyecek söz bulamazken başını dükkanın içine doğru çevirdi.
" Özlüyor musun beni yoksa? " diye sordu Harun.
Sesinde bariz bir alay olsa da içten içe deli gibi merak ediyordu bu sorunun cevabını.
" Beni terk eden sendin. " dedi Enfal buz gibi bir sesle.
Harun sustu bu kez. Yüzüne bir tokat yese daha iyiydi. Kadın onun bir şey diyemeyeceğini anladığında kuru bir teşekkür etti kapı için ve eğilip yerden çantasını alır almaz dükkana girdi. Seslendi Harun ardından. İçini yiyip bitiren bir başka soruyu nihayet yöneltti kadına. Haddi olup olmadığını bir saniye bile düşünmedi.
" Bekler miydin beni? "
Enfal işittiği soruyla çakıldı olduğu yere. Keşke bu soruya cevap verebilseydi dürüstçe. Bekledim zaten diyebilseydi. Hala bekliyorum... Fakat diyemezdi. Sonra sanki hiç böyle bir soru sorulmamış gibi devam etti ilerlemeye. Harun anladı soruya bir cevap alamayacağını ve ayrıldı dükkanın önünden. Asla öğrenemeyecekti bunun cevabını. Bu belirsizlik ise her şeyden çok yakıyordu canını. Sahafa girer girmez kitaplarını kolilemeye geri koyulmuş ve biraz olsun kafa dağıtmaya çabalamıştı. Dakikalar sonra kapısında beliren Volkan ile bu çabası da boşa çıktı. elindeki kitapları kolinin dibine yerleştirerek belini doğrulttuğunda adam kapısını açıp sahafa ilk adımını atmıştı çoktan. Sahafın içini küçümseyici gözlerle süzerken Harun omuzlarını genişletip kollarını kavuşturmuştu.
" Kitap mı baktın? " diye sordu düz bir sesle.
Volkan bakışlarını yerdeki tozlu kitaplardan ayırıp adamın mavilerine diktiğinde belli belirsiz gülümsedi.
" Yok. Hayırdır toplanıyor gibisin? "
Harun yanıt vermedi bu soruya.
" Ne için geldin öyleyse? " diye sordu.
Volkan da konuya girdi nihayet.
" Seni severim Harun. Delikanlı adamsın. Hep öyleydin. Son yaşananlar tabi, pek hoş olmadı. ama vardır elbet kendince doğruların. Mefta hakkında da iyi şeyler duymadım. " derken elini ensesine atıp kaşımıştı.
Harun istemsizce çattı kaşlarını. Her ne kadar onun kendisini kışkırtmasına müsaade etmeyeceğine yeminler de içse bunu başarmak çok güçtü. Volkan ise yeniden söze girmeden önce ilk söylediklerinin ondaki etkilerini seyretme zevkini uzattı. Sonra ise alt dudağını yaladı sertçe.
" Fakat bir konudan oldukça rahatsızım. Biliyorsun, Enfal benim karım. " dediği an Harun kenetlemişti dişlerini.
" Enfal'in sana karşı bir meyli olmayacağına eminim. Yanlış anlama. Nihayetinde beni o seçti. Sadece onun yakınında olmandan rahatsızım. Anlıyorsundur beni. "
Harun yumruk haline getirdiği ellerini sıkarken karşısındaki adamı öldüresiye dövmemek için büyük bir çaba sarf ediyordu. Ona karşılık vermek, Enfal'in aklında hala kendisinin olduğunu haykırmak istese de tuttu kendini. Birincisi, Enfal'in kalbinde kimin olduğunu bilmiyordu. Evet aklını kurcaladığını görebiliyordu fakat Volkan'ın ondaki yeri neydi? Bilmiyordu. Nihayetinde tıpkı Volkan'ın da dediği gibi evlenmek için Volkan'ı seçen oydu. Sertçe yutkundu. İkincisi ise Volkan'ı kışkırtıp onun Enfal'i üzmesinden çekiniyordu.
" Anladım. " dedi çatlayan sesiyle.
" Eyvallah. " dedi Volkan da bunun üzerine.
" Biliyordum anlayacağını. " diye de ekledi.
Bir süre daha sessizlik içerisinde birbirlerine baktıklarında Harun sordu.
" Başka? "
" Başka bir şey yok. Kolay gelsin. " diyerek arkasını döndü ve zafer edasıyla sahafı terk etti Volkan.
Ardında bıraktığı adam ise nefes alamadığını hissederek üstündeki tişörtün yakasını çekiştirmeye başlamıştı. Ağzını açıp birkaç derin nefes çekse de nefessiz kalma hissinden kurtulamadı ve sendeleyerek masaya ilerledi. Üzerinde duran su şişesinin kapağını titreyen elleriyle açmaya çalışırken içeriye giren arkadaşını dahi görmemişti gözü. Sidar, onu bu halde bulduğunda yolda yan yana geçiştikleri Volkan'ın buradan çıktığını anlamıştı.
" Harun? İyi misin ne oldu? " diye sordu endişeyle.
Harun şişedeki tüm suyu içip başını yukarıya kaldırdığında Sidar endişeyle sormaya devam ediyordu.
" İyi misin korkutma beni? Ambulansı arayayım mı? "
Adam elini göğsüne bastırırken başını hafifçe iki yana salladı.
" Panik atak. " dedi boğuk bir sesle.
Cezaevindeyken, Enfal'in evlendiği haberini almasıyla başlamıştı panik atak nöbetleri. Ve o günden bu yana aşabilmiş de değildi. Mahalleye dönmesiyle daha da kötüleşmişti. Sidar öfkesinden çok hüzünle baktı arkadaşının haline. Yıllarca kendini yiyip bitirmişti ve devam ediyordu buna, göz göre göre.
" Volkan piçi mi geldi? " diye sordu sinirle.
Adam birkaç derin nefesten sonra biraz olsun kendine geldiğinde başını indirip baktı arkadaşının yüzüne.
" Bir zamanlar benim olanı benden sakınmaları çok zoruma gidiyor be. " dedi tükürürcesine.
Sidar ne yapacağını bilemeyerek dostuna sıkıca sarılmıştı. Onun gibi büyük bir aşk yaşamamıştı hiç fakat ne denli sevdiğini, nasıl içi gittiğini de görmüştü yıllarca. Bunu anlamak için yaşaması gerekmezdi. Harun da karşılık verdi bu sarılmaya.
" Gözümü her kapatışımda aklıma o sahne düşüyor Sidar. " dedi acılı bir sesle.
Sidar neyden bahsettiğini direkt anladı. O ikisini öpüşürken gördüğünü dili varmaya varmaya anlatmıştı Harun. Bir akşam içtiklerinde. İçinin nasıl alev alev yandığını, kalbinin yerinden sökülür gibi nasıl acıdığını anlatmıştı. Hayatında yaşadığı en kötü akşamdı o akşam. Enfal'den ayrılmak zorunda kaldığı akşamdan bile beterdi. Çünkü azıcık olan umudunu da yitirmişti o gün. Neye umudu vardı, ne yüzle zaten? Ama vardı işte. Onları öyle görene dek... Kafasında tartmış biçmiş, işin içinden asla çıkamamıştı. Neden kendisiyle bu kadar ilgileniyordu o halde? Onu seviyor fakat kendisini de unutamıyor muydu? Onu seviyor ama kendisi aklını mı karıştırıyordu? Onu seviyor... Aniden çekti bedenini geri. Kendini toparlamaya çalıştı. Rol yaptı çoğunlukla.
" Madem geldin şu kitapları taşımama yardım et. " dedi sahte bir soğukkanlılıkla.
Sidar onun bu ani ruh hali değişimine kayıtsız kaldı. Bir süredir böyleydi Harun. Gerçek hislerini ne zaman açığa vuracak gibi olsa anında tüm her şeyden kaçar güçlü adam maskesini takardı. Üstüne gitmedi. Onun ne kadar acı çektiğini duymasına gerek de yoktu zaten, görüyordu.
" Edeyim. " dedi yalnızca ve kolilenmiş kitaplara yöneldi.
İki saat kadar sonra sahafın içindeki tüm kitapları taşımışlardı Harun'un evine. Bunu da Sidar'ın birkaç yıl önce kendine almış olduğu ikinci el Hyundai ile yapmışlardı. Yol boyunca da arabalardan söz ettiler. Sidar arabasından memnundu fakat biraz fazla yakıyordu. Harun da bir an evvel götü toparlayıp külüstür yerine çalışan bir araba almalıydı. Sahafa döndüklerinde önce içini temizlediler güzelce. Öğleden sonra Sanem elinde bir tabak kurabiye ile geldi yanlarına.
" Aa bitirmişsiniz bile. " derken tabağı masaya bırakmıştı.
" Bitirdik tabi saat 2 oldu. " dedi Sidar.
Sanem ona göz devirirken minik dükkanın içinde tur attı.
" Ne renk boyayacağınıza karar verdiniz mi? "
" Ben mavi diyorum. " dedi Sidar bu kez.
Harun ise dalgın bakışlarıyla dışarıdaki kadını seyrediyordu. Enfal biraz hava almak için kapıya çıkmıştı. Fakat asıl derdi sahafın içinde olan bitenlerdi.
" Sence Harun? " diyen Sanem ile dikkatini vitrinden ayırıp karşısında dikilen kadına çevirdi adam.
Sonra omuz silkti.
" Fark etmez. "
" Turuncu bence. Hem sıcak hem canlı bir renk. " dedi Sanem bu kez.
Sidar onunla renkler hakkında minik bir tartışmaya girdiğinde Harun bir kez daha Enfal'e çevirmişti bakışlarını. Çoktan kuruyup hafifçe dalgalanan saçlarını kalemle tepesinde topuz haline getirmişti. Bunu genelde kalıp çıkartırken saçları önüne düşmesin diye yapardı. O saçlara dokunmayalı, kokusunu içine çekmeyeli seneler oluyordu. İçine dolan kötü hisler bir kez daha tüm benliğini sarmalamadan önce güçlükle soluyarak çevirdi başını içeri.
" Kurabiyemin tadına bakın. Bunu da menüye eklemeyi düşünüyorum. " derken elindeki tabağı uzatıyordu kadın.
Sidar ikiletmeden kurabiyelerden birini eline aldığında Harun da uzanmıştı.
" Bence geliştirilebilir. " dedi Sidar ağzı doluyken.
Sanem açıkça bozuldu.
" Nesi var? "
Harun elindeki kurabiyeye bakarken onu yemek istemediğini fark etti. Yemek istememesinin tek sebebinin de Enfal olduğunu çok iyi biliyordu. Bu kurabiyeyi yemesinin onu ne kadar üzeceğini düşünmeden edemiyordu. Fakat belki de üzmezdi. Sarmaları hızlı hızlı bitirişi gözünün önüne geldiğinde büyük bir kafa karışıklığı ile kalktı oturduğu tabureden ve kurabiyeyi tabağa geri bıraktı. Sanem şaşkınlıkla bakakalırken Harun biraz olsun nefes alabilmek ümidiyle dükkandan çıktı. Aklı karmançormandı. Artık bir saniye bile huzur bulamıyordu. Enfal'in kendisinden vazgeçtiğini düşünüyorken her şey çok daha kolaydı. Oysa bir süredir genç kadın kafasını karıştıracak şeyler yapıyor, adeta aklıyla oynuyordu. Yoksa her şeyi kendisi mi uyduruyordu? Sırf öyle olmasını istediği için... Sidar ve Sanem de peşinden çıktığında bakışlarını onlara çevirdi.
" İyi misin kardeşim? " dedi Sidar endişeli görünüyordu.
Harun başını salladı hafifçe.
" Kurabiyeyi denemedin bile. Sen de mi beğenmedin yoksa? " dedi Sanem.
" Yok... ben... bana fark etmez. " diye geveledi Harun.
Sidar ise arkadaşını kurtarmak için atladı lafa.
" Gayet iyiydi fıstığı biraz bol koysak daha güzel olur. "
" Ama maliyetli olur öyle. Nasıl dönecek bu dükkan? " diye itiraz etti Sanem.
Kafeye yiyecek aperitif şeyler getirmek konusunda anlaşma yapmıştı Sanem, Sidar ile. Harun konuya dair tek bir görüş dahi belirtmediğinden Sidar ipleri eline almıştı. Olan biten her şey kendi dahli dışında gerçekleşiyordu fakat sesini de çıkartmıyordu. Aklı bambaşka şeylerdeydi ve kafe fikri daha en başından beri içine sinmiyordu.
" Sen de bir şey desene Harun. " diyen Sanem ile bakışlarını karşılarında dikilmiş kendilerine kaçamak bakışlar atan kadından ayırdı.
" Sen nasıl yaptıysan öyle iyidir. " dedi adam konuyu kapatmak arzusu ile.
Herhangi bir şeye karar vermek, herhangi bir şey hakkında fikir yürütmek dahi istemiyordu.
" Baksana tadına bir ya. Aşk olsun he size. O kadar uğraştım. " diye mızmızlandı kadın.
Harun bu defa kayıtsız kalamayıp yeniden uzanmıştı tabaktaki kurabiyelere. Tüm bunları uzaktan seyreden Enfal, ne konuştuklarını tam anlayamasa da rahatsız hissediyordu. Sanem neden sürekli Harun'a yiyecek bir şeyler getiriyordu ki? Harun mu istiyordu? Adamın eline aldığı kurabiye bakarken dişlerini kenetledi istemsizce. O kurabiye tabağını Sanem'in kafasında parçalamak istiyordu. Böyle mi etkileyecekti adamı? Bakışlarını adamın yüzüne kaldırdı bu kez ve kurabiyeyi ısırırkenki ifadesini seyretti. Beğenip beğenmediğini anlamak için dikkatle süzdü. Fakat Harun'un tek bir mimiği dahi oynamamıştı. Kurabiyeyi yiyip bitirdikten sonra Sanem'e dönüp bir şeyler dedi ve Sanem kocaman gülümseyerek Sidar'a baktı. O an anladı beğendiğini. Kurabiyeyi bile kıskandığına inanamıyordu fakat olan buydu. Kendi kurabiyelerinden güzel miydi diye merak ederken buldu kendini. İkinci kurabiyeyi almaması için dua etti içinden. İkinciyi alması gerçekten beğendiği anlamına gelecekti çünkü. Bu kadarını da izleyemezdi. Bakışları adamın yüzüne çevrildiği an göz göze geldiler. Ağırca yutkundu. Eski Harun olsa anlardı. Nasıl mutsuz olduğunu tek bir bakışından anlar, onu mutsuz eden şeyi ortadan kaldırmak için canını ortaya sererdi. Fakat öyle olmadı. Harun kendisini kayıtsız bakışlarıyla seyretmekten öteye gitmedi. Enfal bu bakışmadan ve Sanem'in içinde bulunduğu manzaradan büyük bir rahatsızlık duyarak döndü dükkana geri. O esnada Sanem kafe için Instagram hesabı açmaktan söz ediyordu. Harun'un aklını seneler öncesine döndüren de bu teklif oldu. Genç kadın telefonunda birkaç işlem yapmış ve sonra ilgiyle sormuştu.
" Evet ne olsun kafemizin adı? "
Harun, onun kafemiz deyişinden dahi rahatsızlık duyarak baktı yüzüne. Kafe fikrine de Sanem ile birlikte iş yapmak fikrine de azıcık dahi sıcak değilken kendini içinde bulduğu duruma sinir oluyordu. Kaşları belli belirsiz çatıldığında Sidar girdi söze.
" Aynı kalsın mı ismi? "
Sanem başını kaldırıp baktı Sahaf'ın başında duran paslanmış tabelaya.
Çukurcuma.
Burun kıvırdı sonra.
" Değiştirelim bence ya. "
Harun sesli bir soluk bıraktı dudaklarının arasından. Olan bitene müdahale edememek de sıkıntıya sokuyordu onu. Fakat etse neye edecekti ki? Elinde avucunda hiçbir şey kalmamıştı ve hem Sidar'ın hem de Sanem'in onun için en iyi olduğunu düşündüğü şeyi yapmaya çalıştıklarının bilincindeydi. Sermayesi bile yokken kendi emekleriyle ona yardım eden bu insanlara zorluk çıkartmaktan başka bir şey değildi yaptığı. O an huysuz bir adam gibi her şeye burun kıvırmayı bırakıp olacaklara teslim olmayı seçti. Zira yeni bir başlangıca ihtiyacı vardı.
" Değiştirelim. Ne olsun? " dediğinde Sidar şaşkınlıkla baktı arkadaşına.
Buna da karşı çıkacağına çok emindi.
" Şöyle cafcaflı bir isim bulalım. İlgi çeksin. Sen bilirsin edebiyattan falan. " dedi Sanem bu kez.
Harun onun bu hevesine ve edebiyata yüklediği anlama kafa yormamaya çalıştı. Böyle bir kadındı Sanem. Ne eksik ne fazla. Ve madem birlikte bir şeye başlıyorlardı irdelemeyecekti.
" Kalender olsun. " dedi sonra.
Sade, gösterişsiz, kendi halinde yaşamak demekti. Bu kelimenin kendi hayatını tanımladığını düşünürdü Harun hep. Sanem daha modern şeyler beklentisi içinde olsa da Sidar'ın erken davranıp onaylaması ile konu da kapanmış oldu.
" Tamam o zaman Kalender Kafe diye açıyorum hesabı. "
Dakikalar sonra hesap açılmıştı bile.
" Tabela yaptırırız bu hafta bitmeden. " dedi Sidar Instagram hesabına kendi telefonundan bakarken.
" Sen de takibe al Harun. " diyen Sanem'e boş gözlerle baktı adam.
" Instagram kullanmıyorum. "
Sanem buna normalde şaşırırdı fakat söz konusu Harun olunca doğal karşıladı. Zaten adam içeriden çıkalı ne kadar oluyordu ki şunun şurasında?
" Tamam ver. " dedi ve telefonunu istedi.
Adam tereddütte kalsa da uzatmıştı eski telefonu. Kadın birkaç şey yapıp telefonunu geri verdiğinde dikkatle baktı ekrana. Kalender Kafe hesabının içindeydi.
" Mahalle gençlerine de haber salarım ben takibe alsınlar diye. " dedi Sanem.
" Herkes mi kullanıyor bu zımbırtıyı artık? " sorusu Sanem ve Sidar'a komik gelmişti.
" Herkes, kahvehanedeki dayılar bile. İnanamazsın. "
Harun kafası karışık bir vaziyette ekranı izlemeye devam ederken Sanem yanına geldi ve işaret parmağıyla birkaç şey tıkladı.
" Bak buradan ana sayfana, buradan profiline geçiyorsun. Şurada takipçilerin var. Burada da takip ettiklerin. Ayrıca fotoğraf ve reels paylaşmak için buraya tıklıyorsun. "
Harun dinlediği şeyleri aklında tutamazken Sanem aramaya kendi hesabını yazdı.
" Beni de takip edelim. Sidar sana da takip atıyorum. "
" Gönder. "
Harun, merakla Sanem'i seyrederken aklına düşen şeyden kaçamadı. Fakat sormaya dili de varmadı. Tıpkı Sanem'in gösterdiği gibi yapıp bulmaya çalışacaktı. Sanem telefonunu rahat bıraktığı ilk an yaptığı da bu oldu. Arama kısmına yazdı.
Enfal Demirci.
Ve karşısına kadının hesabı çıktı. Fakat hesap gizliydi. Kaşları istemsizce çatılırken profilde yazan sayılara baktı. 13 paylaşım, 234 takipçi 452 takip edilen. Mahallede 234 kişi bile yoktu. 452 kişiyi ne için takip ediyordu? Kimdi ki bunlar? Her ne kadar sayılara tıklasa da isimler açılmadı. Canı oldukça sıkıldığında ekranı kilitledi ve telefonu cebine tıkıştırdı.
12 yıl önce
Harun ara ara bakış atmaktan kendini alıkoyamadığı telefonu, nihayet çalışmanın sona ermesi ile eline almış ve mesajlara girmişti. Fakat hala Enfal'den tek bir mesaj yoktu. En sonki konuşmaları, genç kıza proje için sınıf arkadaşı Hale ile çalışması gerektiğine dair attığı mesajıydı. Enfal de tamam demekle yetinmişti. İki saattir proje üzerine çalıştıklarından kıza yazamamıştı fakat o da kendisine bir şey yazmamıştı. Başına bir şey geldiğini düşünüp arasa da arama yanıtlanmadı. Bunun üzerine yeni bir mesaj attı.
Enfal?
Mesaj görüldü olduğunda Harun kaşlarını çattı. Kızı bir kez daha ararken eşyalarını toplayıp kütüphaneden çıkmıştı. Arama bir kez daha yanıtsız kaldığında içi son derece huzursuzdu. Genç kız kendisine kızmış mıydı? Aklına, Hale ile çalışacak olmasına bozulmuş olabileceği gelse de emin olamıyordu. Soramıyordu da açık açık. Neden bozulayım dese ne diyecekti ki? Tamam ara sıra kıskandığını hissediyordu Enfal'in fakat bu konu hakkında konuşmuşlukları yoktu. Aralarında öyle resmi bir şey de yoktu fakat içten içe biliyordu kızın da kendisine hisleri olduğunu. Hem öyle olmasa geçen yaz görücü için gelenleri kapı dışarı edişine göz yummazdı herhalde değil mi? Tüm bu karmaşık duygularla yolu tüketti. Yol boyu kıza bir iki mesaj daha attı. Fakat sonuç değişmedi. Nihayet mahalleye girdiğinde ise ilk iş Enfal'in evinin önüne geldi. Kapıyı tıklatıp beklemeye başladı. Kapı nihayet açıldığında mahcup bir şekilde selamladı Celal Bey'i.
" İyi akşamlar Celal Amca. Enfal'e bakmıştım. "
Celal Bey tek kaşını kaldırarak süzdü Harun'u.
" Uyuyor sabah konuşursunuz. " dedi sonra.
Harun itiraz edecek oldu başta, Enfal bu saatte asla uyumazdı. Fakat Celal Bey'in sözü üstüne söz de söyleyecek değildi. Yine de endişeyle sordu.
" Hasta falan değil inşallah? "
" Yok değil. Yorgunmuş. " dedi adam.
Harun başını salladı hafifçe.
" Tamam o halde, hayırlı akşamlar tekrardan. "
" İyi akşamlar. "
Delikanlı döndü arkasını paşa paşa çıktı bahçeden. Enfal'in kendisine kızgın olduğuna da emin olmuş oldu bu şekilde. Yapacak bir şey yoktu, sabah erkenden dikilecekti kapısına. Kendi evine girmeden önce son bir mesaj daha bıraktı kıza.
İyi geceler yavrum.
Çünkü iyi biliyordu, Enfal ondan iyi geceler mesajı almadan uyuyamazdı. Buna da cevap alamadı. Tüm geceyi huzursuz bir biçimde geçirdikten sonra asla dinlenmemiş bir vaziyette erkenden çıktı evden dikildi Enfal'in kapısına. Kapıyı nazikçe tıklattı ve bekledi. Fakat açan olmadı. Bu kez ikinciye tıklattı. Bu defa açan Hülya Hanım'dı. Gülümsedi delikanlı.
" Günaydın Hülya Anne. "
" Günaydın oğlum. Enfal için geldiysen erkenden çıktı o. " dedi kadın aynı gülümsemeyle.
Severdi Harun'u. Ölmüş oğlu yerine koyar öyle severdi. Harun aldığı yanıtla kaşlarının havalanmasına engel olamamıştı.
" Aa öyle mi? Bu saatte nereye gitti ki? "
" Dükkanı erken açacakmış işleri çokmuş. "
" Tamam o halde. Var mı bir isteğin benden? " dedi genç adam.
" Canının sağlığı çocuğum. " yanıtıyla da başını hafifçe eğdi.
" Eyvallah, görüşmek üzere. "
" Görüşürüz evladım. " diyerek kapıyı kapattı Hülya Hanım.
Harun ise çoktan arkasını dönüp dükkanın yolunu tutmuştu bile. Enfal sabah da bir mesaj atmamıştı ve bu hiç alışık olduğu bir durum değildi. İçindeki huzursuzluk katlanarak artarken ister istemez kaşlarını çatıyordu. Şu hayatta pek bir şeyden kolaylıkla etkilenmezdi Harun. Fakat Enfal'in tek bir sözü, bakışı, davranışı onun tüm duygu durumunu düzenliyordu. Büyülenmiş gibiydi. Onun etkisi altından çıkamıyordu. Terziye vardığında gergince tıklattı kapıyı. sonra bir karşılık beklemeden açtı. Enfal içerideki boy aynasının karşısına geçmiş üstüne geçirdiği saten elbise ile kendini çekiyordu. Tek kaşı havalanırken konuştu.
" Günaydın? "
Genç kız, içeriye giren arkadaşına gelişigüzel bir bakış atıp fotoğraf düzenlemeye devam etti.
" Günaydın. "
" Dünden beri ulaşamıyorum sana. " dedi Harun kızın yanı başında dururken.
Enfal omuz silkti hafifçe.
" Erken uyudum. "
" Mesajlarımı okudun ama. " dedi Harun bu kez.
Genç kız sesli bir soluk bıraktı dudakları arasından.
" Evet uyku sersemi okumuşum işte. " deyip aynanın karşısından ayrılmış ve telefonu masaya bırakmıştı.
Arka taraftaki, müşterilerin giyinmesi için yaptığı perdeden ibaret kabine ilerlerken Harun sordu.
" Küs müsün sen bana? "
Enfal kabinin perdesini çekerken oldukça tripli bir şekilde karşılık verdi bu soruya.
" Ne için küseyim sana? "
" Ne bileyim? Dün akşamdan beri ne yazdın ne telefonumu açtın. Şimdi de böyle... tripli gibi... "
Genç kız yanıtlamadı bu kez. Kendi kıyafetlerini giyip kabinden çıkarken delikanlı da masanın üzerindeki telefonun ekranına bakıyordu. Enfal aynadan üzerindeki elbiseyi çekmişti.
" Sen ne yapıyordun? " diye sordu merakına yenik düşerek.
Enfal uzun adımlarla adamın yanına döndüğünde uzanıp aldı telefonunu eline ve birkaç şey yaptı.
" Instagram hesabı için fotoğraf çekiyorum. "
Harun'un kaşları derince çatıldı aldığı yanıtla.
" Ne Instagram'ı? Hesabın mı var senin? "
Genç kız omuz silkti usulca.
" Yeni açtım kıyafetlerimi paylaşmak için. Müşteri toplayacağım. "
Adam duymaktan hiç hoşlanmadığı yanıtlarla gergince kımıldandı. Eli sakallarına giderken sordu.
" Hiç söylemedin böyle bir şeyi bana? "
Enfal de kaşlarını çatmıştı bu kez.
" Her şeyi söylemem mi gerekiyor? "
Harun dişlerini sıkarken burnundan güler gibi bir ses çıkarttı.
" Ya sabır. Enfal dünden beri sabrımı mı sınıyorsun yavrum? "
Enfal omuzlarını silkerek telefonuna döndüğünde Harun daha fazla medeni kalamayarak uzandı ve telefonu kızın elinden aldı. Kaşları çatık vaziyette hesaba bakarken Enfal de oldukça sinirliydi.
" Ya napıyorsun? Ver şu telefonu. "
" Ne bu? Saçmasapan bir sürü herif beğenmiş fotoğrafını. Bunlar mı müşteri? " diye yükseldi Harun zapt edilemez bir kıskançlık içerisinde.
" Ne var? İnsanlar sevgililerine, annelerine falan elbise alamaz mı? "
Harun sesli bir şekilde cıkladı.
" Alamaz. Senin üstündeki elbiseye bakıp beğenip gidip sevgilisine alacak herifin de ben... "
Enfal'in gözleri, işittikleriyle kocaman açılırken anında kesti adamın sözünü.
" Şşş! Yok artık ama ya! "
" Nereden çıktı ya bu fikir durduk yere? " diye sordu adam sinirini atamazken.
Mavileri yine deli bakıyordu.
" Kurstakiler yapıyor. Müşteri de kazanmışlar böyle, ben de açtım ne var? " derken uzanıp telefonunu almaya çalıştı Enfal.
Fakat Harun vermedi. Tek tek tüm hesaplara girip tiplerine bakıyordu.
" Bu kim? " diye sordu sonra ansızın.
" Yorum atıp durmuş. "
Enfal onun Barış'tan söz ettiğini hemen anlamıştı. Barış, Halk Eğitim kursunda sınıftaki tek erkekti. Sınıftaki herkes birbirlerinin Instagram hesaplarına destek olmak için karşılıklı takipleşip gönderilere yorum atmışlardı. Genç kız Harun'un asabi tavırlarına daha fazla göz yummayarak telefonunu hızla aldı ve Instagram uygulamasından çıkıp ekranı da kilitledi.
" O kimdi o? " diye üsteliyordu Harun hala.
" Arkadaşım. "
Adamın kaşları havalandı.
" Arkadaşın? "
Enfal, dikim yapmayı iyi biliyordu fakat yine de bunun tekniklerini öğrenebilme fırsatı bulamamıştı. Kız Meslek lisesinde okumak istediyse de babasının para hırsı nedeniyle okuyamamış ve kendi 16 yaşındayken terzi dükkanını açmak zorunda kalmıştı. Elbette bunu Harun'a bu şekilde söylememişti. Okumak istemediğini, çalışmak istediğini dile getirmişti. İki yıl dükkanı idare ettirse de kendini geliştirmek istiyordu. Bu nedenle bu yıl Halk Eğitim'de dikiş kursu almaya karar vermişti. Kursa da başlayalı yalnızca iki hafta oluyordu.
" Kurstan işte. "
" Sizin kursta erkek de mi var? " diyen adama ters bir bakış attı genç kız.
" Niye olamaz mı? "
" Olur herhalde ne bileyim hiç düşünmedim. " dedi Harun bocalayarak.
Bir süre ikisi de gergince baktılar birbirlerine, sonunda Harun gürültüyle soludu.
" En nefret ettiğim şeylerden biri olduğunu biliyorsun. "
Enfal başını salladı hafifçe.
" Neyin? "
" Sana ulaşamamamın. Dünden beri köpek ettin beni. "
" Köpeksin zaten. " diye homurdanarak arkasını döndü Enfal.
" Te Allah'ım. Yavrum ne bu tavır? He? Gitmişsin Instagram açmışsın bir de. Haberim de yok. "
" Ya ben sana her şeyi haber vermek zorunda mıyım Harun? Her dakika bana ulaşabilir olman mı gerek? Birbirimizden ayrı hayatlarımız da var. " derken masasındaki iğneleri iğneliğe saplıyordu genç kız.
" Ya Enfal damarıma bilerek basıyorsun. Farkındayım. Farkındayım ama sinirlenmeme de engel olamıyorum. " dedi Harun sıktığı dişlerinin arasından.
" Yoo. " dedi genç kız sağ omzunu silkerek.
" Ne demek yoo? " derken kızı kolundan tuttu ve kendine çevirdi yeniden.
" Basbayağı yoo işte. Çocuk muyum ben de abim gibi her şeyi bileceksin? " dedikten hemen sonra dilini ısırdı.
Üstüne fazlasıyla gittiğini biliyordu da engel olamıyordu. Biraz olsun dürüst olsa ağlayacaktı çünkü. Dün akşam Hale denen kızla ne yaptıklarını sorgulamaya başlarsa hıçkıra hıçkıra ağlayacaktı. Ve neden ağladığını da açıklayamayacaktı. Harun göğsünü şişiren birkaç derin nefesi ciğerlerine doldururken sakinleşmek için üstün bir çaba sarf ediyordu. Enfal de bunun oldukça farkındaydı. Sonunda kızın kolunu bıraktı ve sordu.
" Abin öyle mi? "
Genç kız sessiz kaldı. Harun başını salladı belli belirsiz.
" Eyvallah. "
" Tamam arkadaşımsın da... her şeyi de anlatacağız diye bir şey mi var? " diye düzeltmeye çalıştı Enfal endişeyle.
" Yokmuş belli ki. " dedi genç adam geriye doğru bir adım atarken.
Enfal sertçe yutkunduğunda Harun arkasını dönmüştü bile.
" Nasıldı dün? Yani çalışma nasıldı? Bitti mi? " diye sordu genç kız.
Hem onun böyle gitmesini istemiyor hem de gerçekten deli gibi merak ediyordu. Zaten tüm bu zırvalıkların sebebi de buydu.
" Her şeyi anlatacak değilsek sorma bana bir şey. " dedi delikanlı kapıya doğru ilerlemeyi kesmezken.
Enfal onu ne kadar gücendirdiğini görebiliyordu ve bu elinin ayağının birbirine dolaşmasına da yetmişti.
" Ya tamam kızma. Öyle demek istemedim. Gerginim biraz... "
Harun durdu bu kez.
" Neden gerginsin? "
Omuzlarını silkti genç kız sanki adam görebilecekmiş gibi.
" Ne bileyim. Gerginim. "
Harun kafasında tarttı biçti fakat kızın regl olmasına daha vardı. Bulamadı bir sebep. Arkasını dönerken şüpheyle baktı kızın endişeli yüzüne.
" Bilmediğim bir şey mi var? " sonra alayla tısladı.
" Ah tabii vardır. Her şeyi anlatacak halin yok değil mi? "
Enfal sesli bir iç çekti bunun üzerine ve adama doğru ilerledi.
" Ya Harun tamam. Tabii ki her şeyi anlatıyorum. Sen de anlatıyorsun değil mi? " derken tam karşısında durmuş ona alttan alttan bakmaya başlamıştı.
" Neye gerildin? " diye sordu Harun, cevabı bariz bir şekilde belli olan sorusunu es geçerek.
Omuz silkti genç kız.
" Bilmiyorum. " derken de bakışlarını adamın mavilerinden ayırmış ve tam hizasında duran köprücük kemiklerine dikmişti.
" Yok sen bilirsin, bilirsin de söylemezsin. Katır inadın var çünkü. " diye söylendi Harun.
Enfal sessiz kaldı bu kez. İkisi de biliyordu konunun ne olduğunu da dile getirmiyordu. Harun ise bunun üzerine sanki konuları tam da bu değilmişçesine onun merakını gidermeye koyuldu.
" Peki tamam. Kurcalamayacağım. Dünkü çalışma da normal geçti. Proje daha bitmedi bir kez daha buluşmamız gerekecek. "
Enfal dinlerken sertçe yutkundu. Bir kez daha hiç tanımadığı o kızla buluşacağı bilgisi kalbini acıtmıştı. Hatta biraz kendini salsa gözlerini bile doldurabilirdi. Fakat müsaade etmedi buna.
" İyi sevindim. Yani o zaman iyi anlaştınız arkadaşınla da? " derken adamın mavilerine kaçamak bir bakış atmıştı.
Omuz silkti Harun.
" Normal biri işte. Çalıştık döndük bu kadar. "
" Döndük derken? " diye sordu birden Enfal.
Başını da yeniden kaldırıp Harun'un gözlerine bakmaya başlamıştı dik dik.
" Evlerimize döndük. Ayrı ayrı döndük. " dedi adam bu kez.
Enfal utanarak kaçırdı bakışlarını.
" A-anladım. Yani ben de zaten... başka türlü şey etmemiştim de... hani ne bileyim belki o da bu taraflarda oturuyorsa... bırakmışsındır... " diye saçmaladıkça da saçmaladı.
" Bırakırdım elbette. Ama yakınmış yurdu. "
" Evet. " diye fısıldadı Enfal.
Bir süre ikisi de sessiz kaldı. Sonra genç kız merak ettiği bir diğer şeyi sordu.
" Nerede çalıştınız? "
" Kütüphane dedim ya yavrum. Kütüphanede herkes çalışırken biz de köşede projeye başladık. "
" Sonraki çalışmanız ne zaman? " derken yeniden baktı delikanlının gözlerine.
Harun artık emindi. Enfal'in tüm bu huysuzluklarının sebebi Hale'ydi. Dile getirmese de bakışlarında görüyordu o öfkeyi. Hiç tanımadığı bir kıza karşı hissettiği nefreti gözlerinden okuyordu. Oysa listede isimleri peş peşe olduğu için ikisi eşleşmişti. Her şey bundan ibaretti. Bunu Enfal'e de izah etmişti ancak belli ki onu rahatlatmaya yetmemişti. Anlıyordu onu, hak veriyordu. O yüzden kızmıyordu hiç.
" Çarşamba. " dedikten sonra duraksadı ve ardından ekledi.
" Bu kez okulun bahçesindeki kafede çalışacağız. Sen de gelmek ister misin? Ne zamandır kahve içelim diyordun. "
O an uydurdu bunu. Kafede falan çalışacakları yoktu. Fakat Enfal'i rahatlatmak istiyordu. Hem kendi gözleriyle görürse kıskanacağı bir durum olmadığını da anlardı. Genç kız yavaşça yutkundu bu teklifle. Çok istiyordu gitmek. Onları baş başa bırakmaktansa yanlarında olmayı tercih ederdi. Fakat ne yapacaktı ki gidip? Garip olmaz mıydı?
" Şey... isterim ama. Biraz tuhaf olmaz mı? " dedi sonunda.
" Neden olsun? Biraz sıkılabilirsin sadece. İstersen sen de kitap falan getir. " dedi adam sağ elini havaya kaldırıp kızın çehresine düşen saçları okşayarak geriye iterken.
Enfal heyecanla titredi olduğu yerde. Bu hareketi çocukluklarından beri yapardı Harun fakat genç kız son zamanlarda farklı anlamlar yüklüyordu bu dokunuşlara. Bilmiyordu. Belki de anlamları değişmemişti hiç. Başını salladı hafifçe.
" Olur. Tamam. "
Harun kocaman gülümsedi.