İçeriğe geç

İLLEGAL KANUNLAR

Bölüm 2 · 6 dk okuma

İLLEGAL KANUNLAR

Bölüm 2

2. DAVA

Yaşadığım sarsıntı ile ilk bir kaç saniyenin nasıl bir olayın içinde olduğumu kavramak için harcadım. Anbean sinir iliklerime yayılırken bor hışımla arabadan indim. Fakat ifademe yansıyan öfkeye tezat şekilde arabamın ön kısmına bakarak "Bebeğim?" Demişken önümdeki hayvanın arabasından yaşlı bir amca çıktı. Hemen ardından ise arka koltuk tarafından daha genç biri.

"Ne yapıyorsunuz kardeşim, ama ya?" Diye sitem ettiğimde o adam da gelmiş ve arabaların haline bakıyordu.

"Hanımefendi, bize arkadan siz çarptırıldı," Dediğinde genç adam ona kaşlarımı kaldırarak baktım.

"Beyefendi, durduğunuzu belirten sinyali vermediniz!" Dediğimde hızla yaşlı adama döndü.

"Ben gerçekten çok üzgünüm, unutmuş olmalıyım!" Diyen adam çalışan gibi görünüyordu.

"İlerlesenize, kardeşim," diye arkadan bağıran adama anlık bir öfke ile dönerek "Kes lan sesini," dedim.

"Tamam, zarar için ödeme yapacağım," Sadece olayın kapanması adına konuşan adama baktığımda öfkeyle güneş gözlüğümü çıkararak baktım.

"Ne ödemesinde bahsediyorsunuz?" Dedim sakinleşmeye çalışarak. "Neyse ya, sürün arabanızı ilerleyin," Diyerek cevap vermesi için beklemeden kendi arabama döndüm. Ufak da olsa ezilme vardı işte oğlumun üstünde. Ben şimdi kaç gün bekleyecektim düzelmesi için?

Bir kaç saniye boyunca direksiyon başına oturmuş bana bakan adam saniyeler içinde demin oturduğu tarafa oturarak ilerlemeye başlamıştı. Fazla beklemeye gerek duymadan arabayı sürerken kahvemi alacak zamanım olmadığı için bambaşka bir üzüntü içerisindeydim.

Dört katlı geniş alan kaplayan binaya ulaştığımda arabayı gölgelik bir alanda park ettim. İki kişilik arabanın yan tarafında duran çantamı alarak araçtan indim. Kapısını kilitleyerek binaya ilerlediğim sırada gözlüğümü başımın üzerinde sabitliyordum. Otomatik kapı varlığımı algıladığı an açıldığında geldiğimi gören Sarp gülümseyerek "Günaydın," demişti. On dokuz yaşında, office boy olarak çalışıyordu. Üniversitelerin de yaz tatiline girmesinden dolayı part time işini tam zamanlıya çevirmişti. Erkenden burada olmasının sebebi de buydu. "Günaydın, Sarp," Diyerek merdivenlere yönelecektim ki, "Sera hanım!" Demesi ile adımlarımı durdurdum.

"Evet?" Konuşmasını beklediğimi belirterek tek kaşımı kaldırdığımda boğazını temizledi gergince.

"Ah, şey dün akşam siz gittikten sonra yeni dosyalar geldi adınıza. Getireyim mi?"

"Getir," demiştim ki, duraksamadan devam ettim. "Bir de odama espresso getirirsen, sevinirim."

"Tabi, hemen," Başımı sallayarak odama ev sahipliği yapan ikinci kata çıktım. Koridorun sonunda, camla kaplı odanın kilidini açarak içeri girdiğimde çantamı koltuğa fırlatırcasına attım. Düzeni bozulmamış masanın üzerinden daha dün akşam incelemeye fırsat bulduğum dosyayı aldığım sırada koltuğa oturma tercihini görmezden geliyordum. Spor yaptıktan sonra tüm vücudumun yorulma eğilimine tezat bacaklarıma yüklenen enerjiyi mecburen atmak zorundaydım. Aksi taktirde oturduğum sandalyede psikolojik sorunları olan insanlar gibi durmadan bacaklarımı sallıyordum.

Odanın bir ucundan başka ucuna yürüyerek dosyanın ilk sayfasındaki kişi bilgilerini okurken kapım tıklandı. Başımı kaldırmadan "Gel," dedim kimin geldiğini bildiğimden dolayı.

"Kahvenizi getirdim," diyen Sarp'a kısaca "Hepsini masaya bırakabilirsin," dedim dosyaları kast ederek. Yönümü aksi tarafa çevirerek ikinci sayfaya geçtim.

Nur Demir

Yirmi iki Nisan 2023'de boşandığı kocası Samet Karaca tarafından rahatsız ediliyor. Şimdiye kadar sözlü ve yazılı şekilde tacize uğramıştır. Bu durumların devam edeceği ve kendisine dönüş yapmazsa, daha da ileri gideceğini belirtmekte olan Samet Karaca dediklerini ispatlar mesajlarını göndermekte ısrarcı.

Aşağı kısımda yazan iletişim bilgilerinden cebimden çıkardığım telefona numarayı kaydederken kapanan kapı ile rahat bir duruşa geçtim. Bir ayağımı öne uzatarak ağırlığımı arka bacağıma verdiğim sırada numarayı aramaya koyulmuştum.

Telefon açıldığı sırada "Ne var lan şerefsiz?!" Diyen sesi duyduğumda kaşlarımı çattım. "Bana bak, sabır dedim, sustum. Ama zorlama artık! Seni geberene kadar döverim, leşini bile rahat bırakmam! Bir daha-"

"Beyefendi," dedim ciddi ses tonuyla. Karşıdan bir süre ses gelmedi.

"Şey, pardon," aynı kişi konuştuktan sadece saniyeler sonra duyduğum hışırtılar telefonun yerini değiştiğini belirtiyordu.

"Merhaba," diyen kadın sesi ile sonunda doğru kişiye ulaştığımı fark edince durumun fazlasıyla ciddi olduğunu anladım.

"Günaydın, hanımefendi. Avukat Sera Karadağ," Diyerek kendimi tanıttım.

"Ah, merhaba, Sera hanım. Gerçekten çok üzgünüm demin duyduklarınız için," mahçup gelen sesi ile özellikle ben kendimi kötü hissettim.

"Hayır, problem değil. Anlayabiliyorum. Eğer siz de müsaitseniz, bugün bir görüşme ayarlamak isterim," dediğimde rahat bir nefes verdi.

"Ah, bir an bakmayacaksınız diye çok endişelenmiştim," kaşlarımı çattım, fakat "Neden?" Diye sorma gereği duymadan "Eğer sizin için de müsaitse iki saat içinde uygun gördüğünüz bir mekanda buluşalım," dedim.

"Eğer sizin için de uygunsa, Kardelen'de buluşabilir miyiz?" Söylediği yeri tanımıyordum ama.

"Konum atarsanız, sevinirim," dedim kısaca mekanın neresi olduğunu bilmediğimi göstererek.

"Tabi, bu şahsi numaranız mı? Kaydetsem, size ulaşabilir miyim?"

"Evet, ulaşabilirsiniz. Ama sadece sabah 08:00, akşam 21:00 aralığında mümkün."

"Tamam o zaman. Ben size konumu atıyorum," daha fazla konuşma gereği duymadan vedalaşarak kapattım. Odada daha fazla yürümeyi keserek masaya oturdum ve elimdeki dosyayı daha da dikkatle incelemeye koyuldum.

*2 saat sonra*

Konumuna ulaştığım yeri iki defa gözden geçirmek zorunda kalmıştım. Ne yani bir avukatla görüşmek için bar mi tercih etmiştiler? Bu gerçekten lüzumsuzluktu. Eğlenmek için uğranılabilecek bir mekandı, fakat böyle ciddi bir konuyu barda konuşmak ne kadar doğruydu?

Başımı iki yana sallayarak siyah, ahşap kapıyı araladım. Sadece bir kaç metre aralığındaki resepsiyon görevlisinin başı bana döndüğünde dik bir şekilde yürüyerek önünde durdum.

"Avukat Sera Karadağ."

"Merhaba, hanımefendi. Sizi şöyle alalım, arkadaşlar eşlik edecekler," Başımı sallayarak yönlendirdiği tarafa döndüğümde beyaz gömlek ve siyah kumaş pantolon adı altında klişe kıyafet giyinmiş bir adamla merdiven tarafına yöneldik. Barın diğer tarafta olduğunu fark edecek kadar akıllıydım, fakat merdivenlerden sonra beni karşılayacak görüntünün daha da kötü olmamasını diledim.

Dileğimin anında kabul olduğunu gösterir şekilde gözlerimin şahit olduğu manzara ile rahat bir nefes verdim. Üst katı restoran olan iki katlı binanın bulunduğum yeri fazlasıyla ferahtı. Camla kaplı duvarlar arka bahçenin yeşillik manzarasını gözler önüne seriyordu.

"Bu taraftan," Diyerek masada yalnız başına oturan kadını eliyle gösteren adama "Sonrasını halledebilirim," demekle yetindim gidebileceğini göstermek adına. Başını salladığında yanımdaki adam arkamda bir yere ilerlerken ben, Nur hanıma doğru ilerledim.

"Merhaba," Ona yaklaştığımda seslenmeme anında tepki vermişti. Ayağa kalkarak gülümsedi ve elini uzattı.

"Sera hanım?" Diyerek teyit ettiğinde başımı salladım.

"Oturalım," karşısındaki sandalyeye geçtiğimde gülümseyerek önümde oturdu.

"Aslında size sormak istediğim bazı sorular var, hiç uzatmadan konuya girmek isterim," başını hızla salladı.

"Evet, lütfen. Ama öncelikle içmek istediğiniz bir şey var mı?"

"Soğuk su olabilir," Elini yukarı kaldırarak bir garson çağırdı. "Bize bir bardak soğuk su getirebilir misiniz?" Dedi kibarca. Başını sallayarak yanımızdan ayrılan garsonun hemen ardından çantamdan dosyayı çıkardım.

"Nur hanım, şöyle ki karşılaştığınız durum artık üzerinden geçirilecek, ya da ciddiyetsiz bir şey değil. Tazminat ödeyerek mahkeme kararından sıyrılabilir," dediğimde kaşları büzüldü. "Ama ben cezaevine nakledilmesi için elimden geleni yapacağım. Size attigi mesajlar kalıyor mu telefonunuzda?" Büzülen kaşları düzeldi ve başını salladı.

"Evet, gönderdiği notlar da duruyor."

"Notlar bir biri ile el yazısına göre tutuşuyor mu?" Bu ayrıntıya hiç dikkat etmediğini belirten bir bakış attı.

"Önemli değil, biz sözleşmeyi hallettikten sonra zaten onları sizden alma durumunda kalacağım."

"Tamam o zaman, biz hemen sözleşmeyi imzalayalım," acelesine kaşlarımı kaldırarak baktım.

"Bu kadar telaşlanmanızın sebebi ne?" Dedim aynı zamanda telefonda yaptığımız konuşmayı hatırlayarak.

"Sizin hakkınızda çok değerli bilgiler duydum. Yani, daha bir kaç aydır başladığınız işinizde isminiz fazlasıyla ün salmış durumda. Bazen davaları kabul etmekte geciktiğinizi duyduğumda ise korkmuştum," Benden daha iyi olan yüzlerce avukat olduğunu biliyordum. Fakat ben özellikle kadınların davalarına baktığım için büyük ihtimalle diğerlerine oranla daha fazla güvenilir görünüyordum.

"Hayır, sadece ciddiyeti daha fazla önem taşıyan davaları öne çekiyorum. Diğerlerini ise başka avukatlara da yönlendiriyorum. Yani, dediğiniz gibi çalışalı daha bir yılım bile tamamlanmadı. O zaman anlaştıysak, sözleşme şartlarını hazırlayacağım. İmzalamanız için sözleşmeyi göndermemi istediğiniz her hangi bir yer var mı?"

"Evet, evimin konumunu size gönderebilirim," Başımı sallayarak çıkardığım dosyayı tekrar çantama sıkıştırdım.

"Çok güzel o zaman."

"Ama fiyatta anlaşabilir miyiz?" Galiba avukatlık serüvenimde yaşadığım en gerilimli nokta fiyat konusuydu.

"Tabiki. Fakat size şunu belirtmek isterim. Avukatlık kanununun 164. maddesine esaslanarak söylüyorum ki, eğer davayı kazanırsak ücreti bana siz değil, kaybeden taraf ödeyecek," kaybedersek (ki böyle bir ihtimal bile düşünemiyorum) ücreti bana yine kendisi ödemek zorundaydı. Bu durumda o parayı istemeyi bırak, mesleğime bile küsebilirdim.

"Gerçekten mi?" Dediğinde şaşkınca başımı salladım.

"Sen ne halt yiyorsun?!" Diye bağıran adam sesine doğru döndüğümde sinirli gözlerle Nur hanıma bakan kişi ile kaşlarım derince çatıldı.

(A.A)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.