NABERSİNİZZZZ KIZ?!

AY BEN DEMEDEN SEN YILDIZA MI BASTIN KIZ? AY DUR GÖZÜM YAŞARDI.. YERİM SENİİİ 😚

HAK ETTİN BACIM SEN BUNU. HAK ETTİN. 😚🏀🥊💗
Yatağımda uzanmış neden Furkan’dan köşe bucak kaçtığımı düşünüyordum. Furkan'ın bana hiç zararı olmamıştı.
Düşüncelerime bir cevap ararken kapı zilinin çalmasıyla yataktan zor bela kalktım. Bir elimle, belim de olan yara izini tutarak kapıya doğru yol aldım. Kapının kulpunu kendime doğru çekmiştim.
Karşımda duran iki kişi ile ayaklarımı zemine daha çok sert bastım. Kaşlarım hemen çatılmıştı. “İkinizin burada ne işi var?!”
“Hilal abla, özür dilerim.” Ozan’ın arkasından Hamdi konuşmuştu. “Bende, özür dilerim, abla.”
Kalbimde oluşan öfke duygusunu, dilimden zikrettim. “Ne özrü, lan? Ne özrü? Biriniz beni bıçaklamış diğeriz kardeşimi taciz etmeye çalışıyor. Ne özründen bahsediyorsunuz, oğlum siz?! Geçmişsiniz karşıma pişkin pişkin de konuşuyorsunuz.”
“Abla, inan bana böyle olsun istemedik. Abla, bak bizi iki dakika dinle, bize de hak vereceks-”
Ozan’ın konuşmasıyla, kan beynime sıçramıştı. “Ben bir de size hak mı vereceğim? Siz, yatın kalkın babanıza dua edin. Yeminim olsun sizi sağ bırakmazdım. Şükrü abiye dua edin. Geri zekâlı mısın siz? Madem başka taraflarınızla içip millete musallat olacaksınız, niye içiyorsunuz oğlum? Ha benim kardeşim, ha başkasının kardeşi. Ne yapacaktınız, Hah? Kardeşimi taciz mi edecektiniz? Ozan, ben senin yüzünden bıçaklandım. Hastanelik oldum. Ya, yarayı derin kesseydin? Ne olacaktı o zaman? Kim bunun hesabını verecekti? 16 yaşında ne alkol kullanması? Alkolün kime faydası olmuş da siz içiyorsunuz? Ya ülkemde bir Allah'ın kulu sokaklarda rahat yürüyemiyor, bir de siz başımıza çıkıyorsunuz.”
“Abla olay, sandığın gibi değil, geçekten. Bizi iki dakika dinle, lütfen.” Hamdi’nin konuşmasıyla derin soluk aldım. “Anne babanızın hatırı için yoksa dinleyeceğim. İki dakikanız var. Çabuk olun.”
Ozan, hafif gülümseyip “sağ ol” dedi, daha sonra olayı anlatmaya koyuldu.
“Abla, bizim takıldığımız birkaç çocuk var. Bunlar, sizi bir yere götüreceğiz, gelin dediler. Eğleneceğiz, falan deyince bizde gittik. Meğersem bunlar alkol alacaklarmış. Biz, Hamdi’yle birlikte vallahi almadık. Sadece soda aldık, çıktık. İçeceğimize katmışlar. Biz sodamızı içiyoruz diye düşünürken alkolü içmişiz. Bir de onlar benim cebime bıçağı koymuşlar. Sonra da olanları biliyorsun. Vallahi, abla kızsan da haklısın, kızmasan da.”
Ozan’ın lafından sonra Hamdi konuşmaya devam etti. “Özür dileriz. Bir daha böyle bir şey yaşanmaz.”
“Yaşanırsa, bu sefer sizi sağ bırakmam. Dua edin, babanız beni ikna etti yoksa dün elimden zor kurtulurdunuz.”
“O konu da hemfikiriz. Bir daha böyle bir şey yapmayacağız. Yaparsak da sen bizi diri diri toprağa gömersin.”
“İyi, az da olsa beni tanımışsınız. Ozan ve Hamdi, bir daha bu tarz bir olayı duyarım, görürüm, her türlüsüne şahit olursam, bu sefer benden kaçışınız yok, haberiniz olsun. Bu sefer babanız da benim elimden kurtaramaz.”
“Peki, abla.” Gözlerim sinirle devrildi.
“Bu seferlik, şikâyetimi çekmiş olabilirim ama bir dahakine benden küçüksünüz demem ayağımın altına alırım. Ve emniyette burnunuz sürttürürüm. Son olarak, bir daha böyle arkadaşlıklar edinmiyorsunuz.”
“Yok, abla ne arkadaşlığı? Dünden beri onlarla konuşmuyoruz. Abla, sen affettin mi bizi?”
“Aferin, doğru bir karar vermişsiniz. Affettim. Dün olan oldu zaten.” Hamdi kapının önünden ayrılmadan tekrar özür dilemişti. Ozan hâlâ dikiliyordu. Tersleyerek, “sen ne dikiliyorsun? Yürüyüp gitsene?”
“T-tamam abla. Tekrardan özür dileriz.” Ozandan kapının önünden ayrıldıktan sonra kapıyı sinirle sert kapattım. Odama bir hışımla geçtim.
Sinirden bedenim buz kesilmişti. Yatağımın yanındaki komedinden telefonumu almak için eğildiğim de belim sızlamıştı. Öfkemden, belimi unutmuştum. Telefonumdan saate baktım. Bir 10 dakikaya yakın annem işten gelecekti. Hazal, okuldan geldiği gibi arkadaşlarıyla kütüphaneye gitmişti.
Kafamın dağılması için küçüklüğümden kalan fotoğraf albümüne aramaya başladım. Ara da bir elim, belimi yokluyordu. Her sızlamasıyla yüzüm buruşuyordu. Telefonumdan son ses şarkı açmıştım. Kapımın pervazında birinin olduğunu hissettim. Evde benden başkası yoktu.
Bir hışımla arkamı döndüm. “Anne, sen miydim ya? Başkası sandım.”
“Bu saatlerde, evde benden başka kim olabilir?”
“Kimse olmaz, biliyorum. Bir ada dalgınlığıma gelip, irkildim işte.”
“İyi. Ben oturma odasındayım. Biraz dinleneceğim.” Annem, olduğu yerden hareketlendiğin de, “fotoğraf albümüm nerede? Bulamadım.”
“Benim odamdadır. Ama nereye kaldırdığımı hatırlamıyorum.”
“Tamam, ben bulurum.” Annem ilerlerken, “odamı dökmeden bulmaya çalış.” Göz devirdim. “tamam,” diyerek içeriye seslendim.
Adımlarımın istikameti, ebeveyn odası olmuştu. Yatak yanında ki çekmeceli komodinin içine bakındım. Yoktu…
Diğer çekmeye bakındım. Burada da yoktu. Oflamaya başladım. “Allah aşkına nereye koydun ya?”
Giysi dolabının kapağını açtım. “Akılsız kafam! Tabi ki de annem diğer fotoğraf albümlerinin yanına koyardı. Giysi dolabının içinde olan kutudaki albümlerden kendiminkini seçtim. Giysi dolabının kapağını kapatmaya meylendiğim de gözüme metal, kahve tonlarında olan bir nesne ilişti. Annemin elbiselerini kenara çektim.
Kasa. Mini, anahtarlı bir kasaydı. Açık olan ağzını hafif araladım. Annem ve babamın bize ayırdığı birikim vardı. Birikim yaptıklarını biliyordum. Ama burada farklı dosyalar ve evraklar vardı. Meraklı yanım bakmamı söylüyordu. Onu dinlemeden giysilerle kasayı, gizledim.
İş yeriyle ilgilidir diye düşündüm. “Olmaz. Annemin de özeli var. Bakamam” iç diyaloglarıma cevap verir gibi konuşmuştum. Oflayıp, dayanamadan açtım dolabı.
“En fazla ne olabilir ki? Babamın bize bıraktığı mal mülktür. Ya da işle alakalı evraklar, dosyalar falan da filandır.” Elbiseleri tekrar kenara çektim. Kasanın içindeki dosya, evrak ne varsa elime almıştım.
Hepsini neredeyse incelemiştim. İşle alakalı gereksiz şeylerdi. Sona kalanlara bakmak istemeyerek düzenlemeye çalıştım.
“Nasıl aldıysam öyle koyayım.” Kasanın içine evrakları koydum. Sıra dosyalardaydı. Dosyaları koyarken bir tanesinde bir isim gözüme ilişti. Diğerlerini kasanın içine koydum.
İsmi sesli bir şekilde okudum. “Hilal Çetin” Çetin mi?
Dosyanın içindeki kâğıtları, incelemeye başladım. “İstanbul çocuk yetiştireme yurdu.”
“Bu nasıl olabilir?” Kâğıtları değiştirdim. “Evlatlık belgesi,” elimin altındaki kâğıdın altına koydum. “İsim değiştirme belgesi” ve daha fazla bir sürü belge…
Gözlerim dolmuştu. “Her şey yalanmış. Hayatım… Gerçek sandığım hayatım yalanmış.” Ağzımdan bir hıçkırık koptu.
“Peki, ben kimim? Hilal Çetin, kim?”
&
ŞAŞIRDIK MI?
UMARIM SİZİ ŞAŞIRTMIŞIMDIR.
PEKİ, 14. BÖLÜMDE NELER OLACAK?
NELER ÖĞRENECEĞİZ? MERAK VAR MI??