Sahne arkası (backstage) her zaman sahneden daha karmaşıktı. Performanslarının ardından tebrikleri kabul eden ECLIPSE üyeleri, heyecanla kulis koridorunda yürüyordu. Grubun diğer üyeleri sevinç içinde birbirine sarılırken, Akay üzerindeki yoğun adrenalini atmaya çalışarak hafifçe geride kalmıştı.
"Harika iş çıkardın, Akay."
Sesin geldiği yöne dönen Akay, koridorun loş bir köşesinde kollarını bağlamış kendisine bakan tanıdık bir yüz gördü. Bu, eski şirketteki baş düşmanı Minho’ydu. O da başka bir grupta yeni çıkış yapmıştı ama ECLIPSE’in gölgesinde kalmışlardı. Minho’nun gözlerindeki o eski yapay gülümseme tamamen kaybolmuş, yerini saf bir kıskançlığa bırakmıştı.
"Teşekkürler, Minho," dedi Akay, sesindeki mesafeli ve umursamaz tavrı koruyarak. "Sizin performansı da izledim. Fena değildi."
Minho alaycı bir gülüş savurdu ve Akay’a doğru birkaç adım yaklaştı. "Şimdilik tadını çıkar," diye fısıldadı Korece. "K-pop dünyasında zirveye çıkmak kolaydır ama orada kalmak... İşte o senin gibi bir yabancı için imkansız. Arkanda ne kadar büyük bir hayran kitlesi olursa olsun, bu sektörde tek bir hata her şeyi bitirmeye yeter. Ve inan bana, o hatayı yapmanı bekleyen çok insan var."
Akay, Minho’nun bu açık tehdidi karşısında gözlerini bile kırpmadı. Yüzündeki o sarsılmaz K-drama soğukluğuyla Minho’nun tam karşısında durdu.
"Ben buraya birilerinin hatamı beklemesiyle geri adım atmak için gelmedim," dedi Akay, tane tane ve net bir sesle. "Beni düşürmek istiyorsan, benden daha yüksek uçman gerekir Minho. Ama şu an bakıyorum da, henüz benim bastığım basamaklara bile ulaşamamışsın."
Akay, arkasında donakalan bir Minho bırakarak grubunun yanına doğru yürüdü. Ancak içinden bir ses, Minho’nun bu sözlerinin sadece basit bir kıskançlık olmadığını, arkasında çok daha büyük bir fırtınanın koptuğunu söylüyordu. Sektörün karanlık yüzü, yavaş yavaş yüzünü göstermeye başlıyordu.