İçeriğe geç

IL MIO GATTO • Texting

Bölüm 10 · 7 dk okuma

IL MIO GATTO • Texting

Bölüm 10

•10•

|•°•|

Diego Ferrante

Heyecandan parmaklarım titriyordu. Kalbim ise yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. En son böyle ne zaman hissettiğimi hatırlamıyordum.

İlk defa Alara'yı görecektim ve heyecanlanmam normaldi. Birkaç gündür zaten ondan uzak kalmıştım. İşime o kadar odaklanamamıştım ki en son Gabriel'e bırakıp Türkiye'ye uçmuştum.

Sabahtan beri buradaydım ve geldiğimden beri Alara'nın evinin önünde arabada bekliyordum. Geldikten bir saat sonra kapısını çalmıştım fakat evde değildi belli ki. Onu beklemiştim.

En son sabahın üçünde eve gelmişti. Bir adamın onu bıraktığını görmüştüm. Başta müdahale edecektim fakat arabada sadece ikisinin değil, başka kızların olduğunu da görmüştüm.

Adam ona kapıyı açmasına yardım etti ve Alara içeri girdikten sonra çekip gitti. Biraz bekledim ve cesaretimi toplayıp kapıya ulaştığımda çalıp çalmamak arasında kalmıştım. Bu kadar geç bir saatte onu korkutmak istememiştim.

En sonunda bana attığı mesajların bildirimleri sırayla gelmeye başlamıştı. Hızla gelen mesajları çevirdiğimde kafasının zaten yerinde olmadığını anlamıştım.

Bana geçmişi hakkında konuşmaya hazır olmadığını söylediğinde merakım gittikçe artmıştı. Eski nişanlısının kim olduğunu ve neden daha on sekiz yaşında nişanlandığını o kadar çok öğrenmek istiyordum ki, içim içimi yiyordu.

Gabriel'in bunu bana ilk söylediği anda ne tepki vereceğimi bilememiştim. Sadece öylesine durmuştum. Ve sadece ona bu işe karışmamasını dile getirmiştim. Her ne kadar merak etsem de onu daha fazla araştırmadım ve Gabriel'e olanları unutmasını söyledim.

Zaten ardından kendisi de böyle bir şeyi yaptığına pişman olmuştu. Ve kendini affettirmek için işlere daha çok çalışacağını ve Alara'ya bir daha bulaşmayacağını söyledi.

Alara en son attığım mesaja sadece bakarken ben ise ellerimi cebime sokmuştum. Birkaç saniye sonra kapıyı açmıştı.

Sarı saçları biraz dağılmıştı ve makyajı akmıştı. Ama gözleri hâlinden zıttı. Merakla kocaman açmıştı ve beni ilgiyle süzdü.

"Diego? Gerçekten geldin mi?" Neyse ki biraz Türkçe çalışmıştım ve dediğini az çok anlamıştım. Ben ona bir cevap bile veremeden aniden üzerime doğru yığılması bir olmuştu.

"Alara!" Ona bir şey olduğunu sanıp endişelenmiştim ama onu tuttuğumda yüzüne düşen saçlarını çektim. Ve aniden bir horlama sesi duyduğumda uyuya kaldığını anladım. Yüzü bana aynı bir bebeği andırması ile gülümsedim.

Bir kolumu hızla bacaklarının altından geçirdim ve onu kucağıma kaldım. Ayağımla arkadan kapıyı kapattım ve koridordan ilerlemeye başladım. Hemen onu yatağına yatırmak istiyordum.

Hızla ilerlediğimde Alara'nın odasını arıyordum. Ev pek büyük değildi ama biraz dağınıktı. Sürekli bir şeylere takılıyordum. En sonunda en arkada bir kapı gördüğümde orayı açtım ve çift kişilik yatağı görünce iç çektim.

Tam içeriye adım atacakken bir havlama sesi duymam bir oldu. Doğru, Alara'nın köpeği vardı. Milo şu an tam karşımda yerde bana doğru hırlıyordu.

Alara gerçekten sızmanın zamanını mı buldun?

"Calmati, cagnolino." (Sakin ol, köpekcik.) Söylediğimi anlamadığı için bir kere daha sesli bir şekilde havlamıştı. Eğer biraz daha havlarsa Alara'yı uyandırabileceğinden korkmuştum. Gerçi şu an bu çok normaldi çünkü sahibi kollarımın arasındaydı ve bana alışık değildi.

"Milo. Shh!" Ona sert bir şekilde seslendim ve o da aniden oturdu. Başını sağ doğru yasladı ve ne yaptığımı anlamaya çalışıyordu herhalde.

Sakince Alara'yı yatağa koyduktan sonra üzerini örttüm. Her ne kadar alnına bir öpücük kondurmak istesem de buna engel oldum. Doğru olmayacağını düşündüm.

Arkamı döndüğümde ise hala Milo'nun beni izlediğini fark ettim. Üzerimdeki ceketi çıkardım ve oda da olan bir koltuğun üzerine attım. Beyaz gömleğimin düğmelerini açmıştım. Oldukça sıcak gelmeye başlamıştı.

Milo'nun mırıldanma seslerini duyduğumda yere çömeldim ve Milo'ya doğru elimi uzattım. Milo hafifçe elimi kokladıktan sonra yaladı ve bende onu sevmeye başladım.

Hızla etrafımda koşturmaya başlayınca beni sevdiğini anlamıştım ama fazla ses çıkarmamak için odanın kapısından dışarıya adımladım.

"Milo." Onu çağırdım ve benimle geldi. Hızla salona geçtiğimizde evi biraz inceledim. Mutfakla salon birleşikti ve arka taraftaki kapı ile veranda açılıyordu. Gayet büyük bir alandı ve tek yaşayan bir öğrenci için iyiydi.

Mutfağa bir göz attığım da tezgah kısmında pizza kutuları vardı ve birkaç tane abur cubur. Milo'ya döndüm. "Alara è malnutrita, Milo?" (Alara kötü mü besleniyor, Milo?)

Milo anlamaz bir tavırla bana bakarken ben ise çoktan elimden geldiğince etrafı toparlıyordum. Kendime hâkim olamamış ve biraz bunu yapmıştım. Milo ise salondaki koltuğa geçmiş uyuyordu.

Saat beşi gösterirken biraz kestirmemin sakıncası olmayacağını varsayarak Milo'nun yanına geçtim ve uyumaya başladım.

°°°

Alara Yakut

Başımda inanılmaz bir ağrı ile uyanmıştım. Biraz daha yatakta oyalanmak için kıpırdandım. Üzerimdeki giysiler o kadar çok rahatsızdı, yataktan kalkmaya karar verdim. Belli ki dün gece burada sızıp kalmıştım.

Üzerimi değiştirdikten sonra gözlerim Milo'yu aramıştı. "Milo! Nerdesin, oğlum?"

Koridoru geçerek salona gelmiştim. Milo ise tabağında yemek yiyordu. Gece yatmadan önce ona mama mı koymuştum?

Bir daha bana hatırlatın da dün geceyi hatırlamayacak kadar sarhoş olmayayım.

"Oğluşum," Milo'nun tüylerini sevmeye başlamıştım. Onun başından öptüm.

Onu sevmeye o kadar dalmıştım ki arkamdan gelen kişiyi fark etmemiştim. "Alara?"

Garip bir aksan ve erkek sesi. Hızla arkama döndüğümde onu gördüm. Saçları fotoğraftaki gibi biraz uzundu ve dağılmış bir hâldeydi, önüne geliyordu. Bana küçük bir sırıtışla bakıyordu. Boyu çok mu uzundu yoksa yerde oturduğum için bana mı öyle geliyordu?

Diego, benim evimde elinde tava ile beni karşılamıştı. "Diego?"

"Ciao, il mio gatto." (Merhaba, kedim.) Diego bana sırıtarak verandaya doğru gitmişti. Ben şu an ne yaşıyordum? O nasıl evime gelmişti?

Hızla peşinden gitmiştim. Verandaya geldiğimde masayı çeşit çeşit yemekle doldurmuştu. O çay mı demlemişti? Diego elindeki tavayı masaya bıraktığında içindekinin menemen olduğunu görmüştüm.

"Buongiorno, bella. Ti ho preparato la colazione." (Günaydın, güzelim. Sana kahvaltı hazırladım.) Dediklerinden sadece günaydın demesini anlamıştım. O ise omuzlarımdan tutarak beni sandalyeye oturtmuştu.

Tabağımı saniyeler içinde her çeşit peynirden ve yemeklerden doldurmuştu. Benim evimde bu kadar şey var mıydı? Oldum olası buzdolabım boş, öğrenci evinden ne beklenir ki zaten.

Diego yerine oturduğun da Milo da yanımıza gelmişti. Diego ona bir ödül maması vermişti. Ben ise şaşkınlıktan yeni çıkmıştım. İtalyanca bilmediğim için ortak dil olan İngilizceyi kullanmaya başlamıştım.

"Diego, ne zaman buraya geldin?"

"Dün gece." Anında cevap vermişti ve benim aklım çok karışmıştı. Ona ne zaman kapıyı açmıştım da evimde kalmıştı.

"Çok fazla sarhoştun. Hatırlamaman normal." Yüz ifademe güldüğünü görebiliyordum. Ağzına bir çatal peynir atmıştı.

"Yani yanlış anlama seni burada gördüğüme sevindim. Sadece hatırlamıyorum. Birazda şaşkınım." Bana güldü.

"Ben sana söyleyeyim. Bana sarhoşluğun etkisi ile ardı ardına mesajlar attın. Zaten bende dün sabah saatlerinde Türkiye'ye gelmiştim. Bana mesaj attıktan birkaç dakika sonra evine geldim. Bana kapıyı açar açmaz sızıp kaldın. Bende seni yatağına yatırdım." Olanları hatırlamaya çalışıyordum fakat zihnim bomboştu.

Tam o sırada Diego ağzıma bir zeytin tıktı. Bildiğiniz ağzıma attı. "Yemeğini ye artık." O bana söylenirken ben bir kez daha masayı incelemiştim. Aklımda ki soruları ona sordum. "Sen bu kadar malzemeyi nereden buldun?"

"Sabah sen uyanmadan önce alışveriş yaptım." Milo'nun kafasını okşadı. "Biraz insanlarla anlaşamadım ama sonunda hallettim."

Onun kulakları kızarırken yakalamıştım. Yüzüme bakmadan konuştu, "Fırında ki adama ekmek yerine 'Erkek alabilir miyim?' dedim."

İçtiğim çay boğazımda kalmıştı. Öksürmeye başladıktan sonra kendime geldim ve ona gülmeye başladım. "Erkek!" Ona baktığımda sinirle bana baktı. Yanakları kızarmıştı. "Sadece Türkçe biliyorlardı. Kelimeleri karıştırdım. Birbirlerine çok benziyorlar!"

"Peki, peki bir şey demedim."

"Sen bunları yapmayı nereden biliyorsun?" Ona elimle menemeni, sucuklu yumurtayı gösterdim. O ise çayından bir yudum almıştı. "Necip öğretti."

"Necip? Buraya gelir gelmez arkadaş mı edindin?" Başını sağ sola salladı. "Benim İtalya'daki Türkçe öğretmenim. Onunla görüntülü bir arama yaptık. Bana bu yemekleri nasıl yapacağımı söyledi bende yaptım."

Ona şaşkınlıkla baktım. Türkçe öğretmeni? "Sen Türkçe mi öğreniyorsun?" Başını salladı. "Neredeyse bir ay olacak."

Yani benimle konuşmaya başladığı zamanlar. Yoksa benim için mi öğreniyordu? Tabii benim için öğrenecek.

Onu sıkıştırmamak için soru sormadım. Ama keyifle gülümsüyordum. Yumurtamı yerken ona sordum, "Neler öğrendin?"

Diego bakışlarını parmaklarına çevirdi, tek tek Türkçe kelimeler saymaya başladı. "Döner, merhaba, aşkım, amına koyim, sevgilim, kedim-"

"Aa! Diego, sus." Onu durdurdum. O kustal kelime paragrafın akışını bozan cümle gibi ortaya çıkmıştı.

O bana kaşlarını çatarak baktı. "Ne oldu?" Ona güldüm. "Yok bir şey. Çok güzel öğrenmişsin, aferin sana."

Birlikte sohbet etmeye ve kahvaltımızı yapmaya devam etmiştik. Onunla tekrar tanışmak güzeldi. Yaptığımız hatalardan dolayı birbirimizden özür diledik ve zaman tanımak için söz verdik.

Ardından kahvaltı bittiğinde bulaşıkları lavaboya koyarken kapı çalmıştı. Ellerim dolu olduğu için Diego'ya seslendim. "Diego, kapıya bakar mısın?"

Yüksek Cecile gelmişti. Bu yüzden de çok düşünmedim. Diego kapıyı açtıktan birkaç saniye sonra bende yanına gittiğimde kanım beynine sıçramıştı.

"Dede?" Dedem gelmişti. Ve Diego'ya kötü gözler ile bakıyordu.

°°°

Heluu!

Düşünceleriniz?

Öptüm 🌼

Bölüm sonu

7 yorum