İçeriğe geç

Il Mio Destino

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Il Mio Destino

Bölüm 2

Milena

Partiye davetsiz bir misafir olarak sızdığımda kimsenin şüphesini çekmemiştim, tek amacım biraz eğlenmekti. Kabul edelim, bir barda kafa dağıtabilecekken, es kaza haberdar olduğum bir partiye gitmek, alışılmadık bir şeydi. Partiye dikkat çekici siyah bir elbise ve siyah bir maske ile gitmem de cabası. Adının Sergio Moretti olduğunu öğrendiğim o adamın bana olan tavırları, içimde bir şeylerin kıpırdanmasına sebep olmuştu. Bu hislerden kurtulabilmek istiyordum. Lavaboya gitmek bahanesiyle, sakinleşmek ve ördüğüm duvarların arkasına saklanabilmek için yanından ayrıldığımda, hafif aralık bir kapı dikkatimi çekti. Gördüklerim karşsısında ne tepki vereceğimi bilemedim. Odanın duvarına resmim çizilmişti. Bu adam beni tanıyor muydu yani? İyi de nereden? Korkmalı mıyım? Arkamdan gelen ayak sesleriyle, iyice panik olmuştum, yarım yamalak bir özürle, partinin yapıldığı evden ayrıldım ve evime döndüm. Dönüş yolunda, birinin beni takip ettiğini hissediyordum.

Eminim hepiniz bu korkumun sebebini merak ediyorsunuzdur. Hepsi, ismini dahi bilmediğim, biyolojik babam olan o tıbbi atık yüzünden. Anne tarafındaki akrabalarımdan duyduklarıma göre, o aşağılık herif yüzünden ben annesiz büyümek zorunda kalmışım. Detayları çok anlatmadılar, ben de üstelemedim, gerçekler er ya da geç ortaya çıkardı, kimin anlattığının bir önemi yoktu benim için.

O geceden sonra, onu görmemiştim. Yine de o gece dans etmemiz, çalan o şarkı, yaptığımız o konuşma ve odasında gördüklerim... Bunları ne yaparsam yapayım aklımdan atamadım.

Dikkatimi çeken bir şey daha vardı, o da beni adım adım takip eden biri olduğu. Bana zararı yok gibi görünüyordu. Yine de bir sorguya çekmemin sakıncası olduğunu sanmıyordum.

Bir sabah yine onu kapımda gördüm ve konuşmaya karar verdim.

-Günaydın, sigñor. Sizi buraya hangi rüzgar attı?

-Adım Guido, sigñora. Guido Caruso. Güvende olmanız için görevlendirildim.

Güvende olmam için mi? Tehlikede miydim? Tek kaşımı kaldırıp, ciddi bir tavırla sordum.

-Başımda bir bela mı var?

-Bunu size Sigñora Moretti'nin anlatması daha uygun.

-Hangi Sigñora Moretti?

-Irene Moretti, efendim. Kendisi yakın zamanda sizinle görüşmek istediğini de belirtti.

Kafam iyice karıştı. Irene Moretti benimle ne konuşacaktı ve neden güvenliğim Moretti ailesi için bu kadar önemliydi?

-Verdiğin bilgiler için teşekkür ederim, Guido. Bir ihtiyacın olursa çekinme.

-Teşekkür ederim, Sigñora.

Eve girdiğim gibi ilk işim annemin eşyalarını karıştırmak oldu. Belki de Moretti ailesi, annemi bir şekilde tanıyordu. Annemin günlüklerini buldum. Hepsi numaralıydı. İlk günlüğü elime aldım ve okumaya başladım.

**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** *

Lara Akduman'ın günlükleri: Birinci Günlük

---------------------------------------

Sevgili günlük; sonunda hayallerimin şehrindeyim, İtalya'nın o meşhur Verona şehrinde! Yeni bir şehir ve yepyeni bir başlangıç için o kadar hazır hissediyorum ki kendimi...

Daha şimdiden bir arkadaş edindim bile. Irene Toscano. Oldukça samimi ve sıcakkanlı biri. Bu koca şehirde bana her türlü yardımı yapabileceğini söyledi. Sanırım onunla iyi anlașacağız.

Biliyor musun, sevgili günlük? Bana evinin kapısını bile açtı! Ailesi de en az onun kadar iyi insanlar. Sana bir sır vereyim mi? Toscano ailesi aynı zamanda yeraltının bilinen isimlerinden. Irene ile olan dostluğumuzdan sebep, Sigñor Toscano, benim de güvenliğime önem vereceğini söyledi.

İşte böyle, sevgili günlük. Verona'da ilk günüm böyle geçti. Bakalım bu koca şehirde beni daha neler bekliyor?

İlk sayfa böyle bitti. Kafam daha da karıştı. Laptobumu aldım ve açılır açılmaz ilk işim, Toscano soyadını aramak oldu. Ve BİNGO! Çıkan bütün haberleri iyice incelediğimde, Irene Toscano'nun evlendikten sonra Moretti soyadını almıș olduğunu öğrendim. Kapıda duran korumalardan birini çağırdım. Adının Julio olduğunu öğrendiğim korumayı içeri davet ettim. Başta mırın kırın etse de kabul etti.

-Ayakta durma, geç şöyle. Sadece bazı sorular soracağım.

-Peki, sigñora. Sizi dinliyorum.

-Toscano ailesi hakkında ne biliyorsun?

Julio bu soruma şaşırsa da, cevap verdi.

-Kendileri hem iş dünyası, hem de yeraltında bilinen en güçlü ve en saygın isimlerden. Don Toscano ve eşinin Sigñora Irene haricinde 2 kızı ve bir oğlu daha var.

-Peki, Lara Akduman hakkında bir şey biliyor musun?

Juan'ın gözleri kocaman açıldı, yüzü kül gibi oldu. Neden böyle bir tepki vermişti durduk yere?

-S..Siz Sigñora Akduman'ı nereden tanıyorsunuz?

Acı bir tebessüm ile yanıtladım bu soruyu.

-Annem... Annemdi... Kendisini hayal meyal hatırlıyorum... Öldü... Daha doğrusu öldürüldü. Bununla ilgili bir bilgin yoktur sanıyorum.

Julio daha da gerildi ve yutkundu. Bir șey bildiğinden şüphe etmiştim.

-Bu konuda size yardımcı olmak isterdim ama, Sigñora Moretti bu konu hakkında konușulmasını hepimize yasakladı.

-Belki oğlu Sergio biliyordur, olamaz mı?

-Fazla bir şey bildiğini sanmıyorum. Üzgünüm.

-Anladım, Julio. Teşekkür ederim.

Juan evimin bahçesindeki pozisyonunu aldığında, düşünceli bir şekilde kanepeye çöktüm. Sanırım bütün hikayeyi ya bana Irene Moretti'nin kendisi anlatacaktı, ya da annemin günlükleri sayesinde gerçeği öğrenecektim.

İyi de, Julio'nun dediklerine göre, bu konunun konuşulması yasaktı ve ailedeki kimsenin Sergio dışında beni tanıdığını sanmıyordum. Yani ailede kimse benim kim olduğumu bilmediği sürece hikayeyi anlatmayacaktı. Anneannem ise zaten tek kelime etmiyordu bu konuda. Acısı büyüktü, o yüzden annemi her andığında gözleri dolardı.

Yani işimiz, annemin günlüklerine kalmıștı. Oflayarak, ilk defterin ikinci sayfasını da okumaya başladım.

**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **

Sevgili günlük; Verona'da, Toscano ailesi sayesinde kendime yeni bir düzen kurabileceğim! Öyle mutlu ve heyecanlıyım ki... Bir işim olacak, güvenli bir evim, belki hayatımın aşkı ile burada karşılaşırım. Kim bilir?

Sigñor Toscano her şeyi çoktan ayarlamıș bile. Bu kadar çok işi, bu kadar kısa sürede halledebiliyor olması hayranlık uyandırıcı. Eşi kesinlikle çok şanslı. Tabii Irene de öyle.

Toscano ailesi bana karşı aşırı iyi ve nazikler, sanki o ailenin bir parçası gibiyim. İşe başladığımda, bunu büyük bir parti ile kutlamayı bile teklif etmișlerdi. Irene ve ailesi ile tanışmam büyük bir şanstı benim için.

Şimdilik, yeni evime yerleșmekle meșgulüm. Gelișmeleri yine yazmaya devam edeceğim.

**** **** **** **** **** **** *** * **** **** **** **** ****

Günlüğün diğer sayfalarını da dikkatle okudum, öğrendiğim bilgiler ise annemin Toscano ailesi sayesinde yeni bir işe başlaması ve Alfonso Castiglione isimli bir şahıs ile de bir kutlama sırasında tanışmasıydı.

Alfonso Castiglione mi? Bu ismi hiç duymamıştım, laptobu açtım ve hakkında neler bulabileceğime bir baktım.

Kötü şöhretli, "Evlat olsa sevilmez" denilerek ailesi tarafından bile yok sayılmış biri gibi görünüyordu. İyi de, annemin bu belalı adamla ne gibi bir ilişkisi olabilirdi ki?

Onunla ilgili haberlere göz gezdirmeye devam ederken, gördüğüm görsel karşısında donakaldım. Annem... O adamla samimi bir poz vermiști. Korkudan büyümüş gözlerimle elimdeki defteri bir daha karıştırıp, bununla ilgili ufacık bir bilgi kırıntısı bulmayı denedim. Tek bulabildiğim, annemin bu adam konusunda defalarca kez uyarıldığı ve Alfonso'nun ise annemin kafasını bulandırma çabaları hakkında yazdıkları olmuştu.

Öğrendiğim bu kadar detay bile beni yormaya yetmiști. İtalya'ya geliş amacım, hem işim ile ilgili farklı bir deneyim yaşamak, hem de biraz farklı yerler görmekti. Şimdi şu uğraştığım şeylere bak!

Günlüğü ve bilgisayarı kapattıktan sonra, sıkıntı ile başımı ovaladım. Şimdilik bu kadar araştırma bana yeterdi. Kendime gelebilmek için lavaboya gittim ve elimi yüzümü soğuk suyla yıkadım.

Salona inip, mutfakta duran tarif defterimi açtım ve öğle yemeği için ne pişirsem diye kara kara düşündükten sonra, rulo lazanya tarifini gözüme kestirdim.

Malzemeleri hazırlayıp, lazanyayı yapmaya başladım. Lazanya pișerken, bir yandan da güzel bir salata ve tatlı olarak da yaban mersinli bir tart hazırladım. Yemeye başlamadan önce, kapıdaki korumaları kontrol ettim.

Çoktan yemeklerini sipariş etmiş ve afiyetle yemeye başlamıştı. Gülümseyerek içeri girdim. Onların aç kalmasını istemezdim.

Yemekten sonra masayı toplayıp, bulaşıkları yıkadım ve telefonumu elime alıp, maillerimi kontrol etmeye başladım. İçlerinden biri dikkatimi çekti, mail Enrico Moretti'den gelmişti.

Kafam daha da karışmıştı, birincisi Enrico Moretti benimle nasıl iletişime geçmişti, ikincisi benimle neden görüşmek istiyordu? Görüşmek için tarih bile vermişti.

Yazanları not ettikten sonra maili kapattım ve biraz müzik dinleyip kafamı toplamaya çalıştım. Karışık müzik listemde şarkılar sırası ile akıp giderken, bir nebze olsun rahatlamış hissettim. Ta ki o şarkıya kadar. Partide Sergio ile dans ettiğimde çalan şarkıydı bu. Şarkının sözlerine odaklanırken, partide Sergio ile yaşadıklarım gözümün önünden bir film gibi geçti.

"Può nascere dovunque

Anche dove non ti aspetti"

Aşka inanmadığımı fazlasıyla belli etmiştim ona. O gece de sanki kader bana aksini ispat etmeye çalışır gibi bu şarkı çalmıştı.

Aşk gerçekten de herhangi bir yerde, en beklemediğim anda karşıma çıkar mıydı?

"Dove non l'avresti detto

Dove non lo cercheresti

Può crescere dal nulla

E sbocciare in un secondo

Può bastare un solo sguardo

Per capirti fino in fondo

Può invadere i pensieri

Andare dritto al cuore"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.