İçeriğe geç

Il Mio Destino

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Il Mio Destino

Bölüm 1

Bölüm 1

(İtalya/Verona)

Sergio

Yine aynı şeyi yaşıyorum; her sabah olduğu gibi, gözlerimi uçsuz bucaksız yeşil bir denize açıyorum. Yine hayal gördüğümü biliyorum. Birazdan yine gülümseyerek yanağımı okșayacak ve kaybolacak.

Öyle de oldu. Kafam karışık bir vaziyette kalktım yataktan. Yatağımın başlığının biraz yukarısında onun ellerimle çizdiğim portresi vardı. O portreye bakıp gülümsedim ve hazırlanmak için giyinme odama geçtim.

Lacivert gömleğimi ve siyah kotumu hazırlayıp, kendimi banyoya attım. Duştan çıkıp, hazırladıktan sonra kahvaltıya indim.

-Günaydın, sevgili ailem.

Annem, şöyle manidar bir bakış atıp, yemeğine geri döndü.

-Gün sana aymadı anlaşılan. Yine mi?

Güldüm, annemden saklamaya çalışmam bir işe yaramamıştı.

-İyi de, nereden anladın?

-Ah canım oğlum, günlerdir tarifsiz duygular içinde olduğunu görebiliyorum. Saklamaya çalışma. Anlamadığım, kim seni bu hale düşürdü?

-Bilmiyorum, anne. Orası biraz karışık.

-Anlıyorum.

Kahvaltının ardından, Loretta ve Mirabella, akşam vereceğimiz parti için alışverişe gitmek üzere hazırlandılar, ben de onlarla gidecektim, şirketteki işleri ise diğer kuzenlerime yıktım. Rodrigo'nun eşi Gemma, kıyafetini çoktan hazırlamıștı.

Loretta ve Mirabella hazırlıklarını tamamladığında, onlarla birlikte evden ayrıldım. Alışveriş merkezine gider gitmez, ikisi de koşarak ilk gördükleri mağazaya girdiler. Onların bu haline gülmeden edemedim.

Alışverişte geçen uzun saatlerden sonra, eve döndük. Dönüş yolunda bile kızların bana sataștığını duyabiliyordum. Benim durumum onların da dikkatini çekmişti.

İnkar etmek yerine, kabullenmeyi tercih etmiştim. Biliyorum, normalde inkar etmemi bekliyordunuz, ama duygularımdan eminken, neden kendimi ve başkalarını kandırayım ki?

Evde hazırlıklar tamamlanmış, misafirler de yavaştan gelmeye başlamıştı. İşte tam da o an gördüm onu.

Oldukça iddialı bir duruşu ve kendine has bir havası vardı. Seçtiği kıyafet ve maske de oldukça dikkat çekiciydi. Ancak hepsinden önemlisi, bakışları çok tanıdıktı. Yanına yaklaşıp, onunla konuşmaya çalıştım.

-Buona sera, signora.

Göz göze geldiğimizde, yine o iddialı bakışlar ile karşılaştım. Yüzünde hafif bir tebessüm ile, elindeki kadehi yavaşça döndürmeye başladı.

-Buona sera, signor. Tanışıyor muyuz?

-Aslında tam da sizinle tanışmak için gelmiştim. Umarım rahatsız olmuyorsunuzdur.

Bir süre sessizce beni inceledi. Anlamıştım, kafasında benimle ilgili bir karara varmaya çalıșıyordu. Sessizliğin ardından, içten bir gülüş bahșetti bana.

-Sizden bir zarar geleceğini sanmıyorum, umarım beni yanıltmazsınız. Zira sonuçları sizin için hiç iyi olmaz.

-Sergio Moretti, sizi temin ederim, pişman olmayacaksınız.

Uzattığım elimi havada bırakmadı ve kesinlikle iddialı tavrından zerre ödün vermedi. Bu, ona olan hayranlığımı körüklüyordu, ama hâlâ bana neden bu kadar tanıdık geldiğini merak ediyordum.

-Milena Akduman, tanıştığımıza memnun oldum, Signor Moretti.

-Resmiyete gerek var mı?

-Sizce yok mu?

-Hayır.

Loretta, yanımıza gelip, sohbet ortasında ikimizin dansa kalkması için ısrar etmeye başladı. Ona gülümseyerek göz devirdim.

-Onun kusuruna bakma lütfen, kendisi iflah olmaz bir romantiktir.

-Sen romantik değil misin yani? İnanmam.

Her ne kadar duymadığımı düşünse de, kısık bir sesle, "Tıpkı aşka inanmadığım gibi..." dediğini duymuştum. Kim bir kadının kalbini kırmak gibi bir aptallık yapar ki? İhtimalleri düşündükçe, öfkelenmeye başladığımı fark ettim ve düşünmeyi bir kenara bıraktım. Bu gecenin mahvolmasını istemiyordum.

Ailemdeki hiç bir erkek, bir kadının kalbini kırmamıștı. Çünkü biz her ne kadar ișkolik ve katı bir aile gibi görünsek de, ailenin tüm erkeklerine tek bir şey öğretilmiști: "Asla bir kadının gözyaşlarının sebebi olma!" Ailenin küçük üyelerine de bu așılanıyordu.

O yüzdendir, Milena'nın bu söyledikleri canımı fena halde sıkmıștı. Bunu kim yaptıysa, bulduğumda bunun hesabını çok fena soracağım.

Milena, hafif çakır keyif bir gülümseme ile elimi tuttu ve "Boșversene!" diyerekten beni sürükledi. Loretta şarkıyı değiștirttiğinde, biz dans etmeye bașlamıștık.

Onun gözlerinin içine bakarak, ikimizin duyabileceği bir sesle şarkının nakaratına eşlik ettim.

"L'amore non ha un senso

L'amore non ha un nome

L'amore bagna gli occhi

L'amore scalda il cuore

L'amore batte i denti"

Sözleri söylerken, içten içe onun aşka inanmasını istiyordum. Nasıl olduğunu anlamasam da kalbimde bir yerde, içten içe onun beklediğim kişi olduğunu hissediyordum ve onu aşka inandırmalıydım.

Dans boyunca, ben şarkıya eşlik ederken, o ise zümrüt gözlerini gözlerime kenetlemiş vaziyette beni dinliyordu. Mutluluktan mı, yoksa heyecandan mı bilinmez, gözleri tıpkı mücevher gibi parlıyordu.

Dansın bitiminde, müsaade isteyerek lavaboya gideceğini söyledi ve benim lavaboyu tarif etmemi bile beklemeden gözden kayboldu.

Peşinden gittiğimde, onu odamın önünde, meraklı bakışlarla aralık kapıdan içeri bakarken yakaladım. Odamın duvarında duran portreyi fark ettiğinde gözleri kocaman oldu. Neden bu kadar şaşırdığını ise, portre ile olan benzerliklerinden anladım. Yoksa...

Geldiğimi anlamış olacak ki, önce panikle bana döndü. Yarım yamalak bir özür diledikten sonra, yine kaçarcasına uzaklaştı. Onun peşinden gidip, onu durdurmak istesem de yetişemedim. Çoktan gitmişti.

Partinin geri kalanından zerre keyif alamamıștım. Aklım da, kalbim de Milena'da kalmıştı. Onun güçlü maskesinin arkasında sakladığı o kırılgan küçük kızı bilmek istiyordum.

Partinin bitiminden sonra yaptığım ilk iş, korumalardan birini çağırıp, Milena ile ilgili her şeyi araştırmasını istemek olmuştu. Ertesi sabah, hazırlanıp, kahvaltımı yaptıktan sonra, aradığım bilgilerden çok daha fazlasına ulaşacağımı bilmeden şirkete gittim.

Önemli bir toplantıdan çıkar çıkmaz, araştırma için görevlendirdiğim adamım, elinde bir dosya ile yanıma geldi.

-Efendim, Milena Akduman ismini araştırmamı istemiștiniz.

-Gel bakalım, Luigi. Bir şeyler bulduğunu umuyorum.

-Efendim, bulduklarım sizin hoşunuza gitmeyecek. Bunu benim söylemem doğru olmaz. Dosyaya bakmanız daha iyi.

Luigi'nin bu gergin tavrı beni șüphelendirmiști. Dosyayı elime alıp, açtım. Çok geçmeden, öfke ve acı, damarlarımda bir zehir misali dolașmaya başlamıştı bile.

Bu kızın, ailemin ezeli düşmanı, iș dünyasının ve Castiglione ailesinin baş belası, Alfonso Castiglione ile ne alakası olabilirdi ki? Ayrıca, hangi şerefsiz alçak, Milena'ya el kaldırmaya cüret edebilmiști?

Dosyaya bakarken, aklıma gelen ihtimalle gözlerim karardı. Castiglione, sevdiğim kıza el kaldırdı ise eğer, bunun bedelini ağır ödeyecekti.

Dosyayı kapatıp, masaya koydum. Kafayı yememek adına, Milena'nın o aşağılık heriften uzak ve güvende olduğunu bilmeye ihtiyacım vardı.

-Luigi, en güvendiğin adamını Milena'nın yanına yolla. Castiglione, o kirli ellerini Milena'ya bir daha uzatamayacak!

-Hemen ilgileniyorum, efendim. Başka bir isteğiniz var mı?

-Şimdilik bu kadar, teşekkür ederim, Luigi. Çıkabilirsin.

Luigi odadan çıktığında, içimde tuttuğum öfke tıpkı bir saatli bomba gibi patladı.

Önce elimdeki bardağı duvara fırlattım. Lanet yağdırarak bağırmaya ve duvarı yumruklamaya başladım. İlk defa bu kadar büyük bir öfke nöbeti geçiriyordum.

Öfkem bir kasırga gibiydi. Kalbimdeki ağırlığı tarif edecek bir kelime ise henüz bulamamıştım.

Zor sakinleșebilmiștim. Duvarın dibine çöktüğümde, ellerim kanıyordu. Bir süre öylece kaldıktan sonra, ofisimin içinde bulunan lavaboya gidip ellerimi iyice temizledim ve sardım.

Lavabodan çıkıp, kendimi işlerle meşgul ettim. Aksi takdirde kafayı yemem işten bile değildi. Geç vakitlere kadar çalıştım ve yorulmuș vaziyette evin yolunu tuttum.

Eve gittiğimde, her zamanki gibi ailecek yemek yedik. Ancak annemin ve babamın yüzünde gergin bir ifade vardı. Sanki bana bir şey anlatmak istiyorlarmış gibi.

-Anne? Neler oluyor?

-Otur, oğlum. Sana anlatacaklarımız var.

-Sizi dinliyorum.

Annem, son dedikleri ile, kucağıma patlamaya hazır bir bomba bıraktı.

-Konu, Milena... Bilmediğin şeyler var...

Nereden bilebilirdim, duyacaklarımın kafamdaki soruların cevapları olduğunu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.