Ayna beni çağırıyor, karanlıkta fısıldıyor.
Elara'nın günlüğündeki yırtık sayfa ve "Saklı Ayna" notu, odamdaki sessizliği bir anda paramparça etmişti. Kalbim göğüs kafesime sığmıyor, her atışı bir davul sesi gibi kulaklarımda yankılanıyordu. Elara'nın son sözleri, bir bilmece gibiydi. Saklı Ayna neydi? Bir yer mi, bir nesne mi, yoksa bir metafor mu? Ve o yırtık sayfada ne yazıyordu ki Elara onu bu kadar dikkatlice yok etmişti? Yoksa bir başkası mı yok etmişti?
Günlüğü yatağımın üzerine bıraktım. İçimdeki korku ve merak, beni bir girdaba çekiyordu. Uyumak imkansızdı. Elara'nın ortadan kayboluşunun ardındaki gerçeğe bu kadar yaklaşmışken, duramazdım. Akademi'nin karanlık koridorları beni çağırıyordu.
Hazırlanmak için acele ettim. Üzerime koyu renkli, sessiz hareket etmemi sağlayacak kıyafetler giydim. Ayakkabılarımın tabanını kontrol ettim, ses çıkarmamalıydılar. Cebime küçük bir fener ve Ares'in verdiği anahtarı koydum. Bu gece, Elara'nın peşinden gidecektim. Onun bıraktığı izleri takip edecektim.
Odadan çıktığımda, koridorlar zifiri karanlıktı. Sadece uzaktan gelen loş bir ışık, yolumu aydınlatıyordu. Ayak seslerimin yankılanmaması için yavaş ve dikkatli adımlar attım. Her kapı, bir sırrı saklıyor gibiydi. Her gölge, bir tehlikeyi barındırıyordu. Burası, gündüzleri görkemli bir sanat akademisi, geceleri ise bir labirentti.
Elara'nın günlüğünde bahsettiği "tiyatro salonunun yanındaki koridordaki o eski tablo" aklıma geldi. Ares'in anahtarı bulduğu yerdi orası. Belki de "Saklı Ayna" ile ilgili bir ipucu oradaydı.
Tiyatro salonuna giden koridora ulaştığımda, duvarlardaki eski tabloların gözleri beni izliyormuş gibi hissettim. Kalbim hızla atıyordu. Elara'nın bahsettiği tabloyu bulmak için etrafa bakındım. Çok geçmeden, diğerlerinden daha büyük, koyu renkli, yıpranmış bir tablo gördüm. Üzerinde toz tabakası vardı ve yağlı boya ile yapılmış, dans eden figürleri tasvir ediyordu. Tablonun gözleri, sanki bana bir şeyler fısıldıyordu.
Tabloya yaklaştım. Elimi üzerinde gezdirdim. Soğuk ve pürüzlüydü. Ares'in anahtarı bulduğu yer burasıydı. Peki ya "Saklı Ayna"? Tablonun arkasında bir şey olabilir miydi?
Tabloyu duvardan hafifçe çekmeye çalıştım. Ağır ve sabitti. Hareket etmiyordu. Hayal kırıklığına uğramıştım. Belki de "Saklı Ayna" fiziksel bir yer değildi. Belki de bir metafor, bir şifreydi.
Tam vazgeçmek üzereyken, tablonun çerçevesinin alt kısmında küçük, zar zor görünen bir girinti fark ettim. Parmağımı oraya soktum ve hafifçe bastırdım. Küçük bir tık sesiyle, tablonun sağ alt köşesi içeri doğru hareket etti. İçeride küçük bir boşluk vardı.
Fenerimi yakıp içeriye baktım. Tozlu ve örümcek ağlarıyla kaplıydı. İçeride, küçük, yuvarlak bir el aynası duruyordu. Aynanın çerçevesi oyma motiflerle süslüydü ve arkasında, silinmiş gibi duran, zar zor seçilebilen bir yazı vardı.
"Saklı Ayna," diye fısıldadım. İşte buydu. Elara'nın bahsettiği Saklı Ayna.
Aynayı dikkatlice dışarı çıkardım. Eskiydi, ama yüzeyi hala parlıyordu. Arkasındaki yazıyı okumaya çalıştım. Çok silikti, ama birkaç harfi seçebiliyordum: "K... L... S... T... R..." Kulisler?
Kulisler! Elara'nın günlüğünde "Kulislerde yine o sesi duydum... Maskeli bir figür. Ve kan. Bir öğrenci... Kaybolan öğrenciler..." diye yazıyordu. Demek ki Saklı Ayna'nın sırrı kulislerdeydi.
Aynayı cebime koydum ve tabloyu eski yerine ittirdim. Şimdi hedefim kulislerdi. Tiyatro salonunun arka kısmına giden koridora yöneldim. Burası daha da karanlıktı. Hava ağırdı, eski ahşap ve küf kokusu vardı. Her adımımda, kalp atışlarımın sesini duyabiliyordum.
Kulislerin girişine geldiğimde, kapının aralık olduğunu fark ettim. İçeriden loş bir ışık sızıyordu. Birisi mi vardı? İçeriye yavaşça süzüldüm.
Kulisler labirent gibiydi. Eski kostümler, dekor parçaları, tozlu sahne aksesuarları... Her yer, unutulmuş hikayelerin fısıltılarıyla doluydu. Fenerimi yakıp etrafa baktım. Elara'nın günlüğünde bahsettiği her şey, burada bir anlam kazanıyordu.
Bir köşede, üzeri örtülü büyük bir ayna gördüm. Üzerindeki örtüyü kaldırdığımda, aynanın yüzeyinde garip, çiziklerle dolu bir desen olduğunu fark ettim. Sanki birisi bir şeyleri kazımış gibiydi. Aynaya yaklaştım. Yüzeyindeki çizikler, bir harita gibi görünüyordu. Ve aynanın alt kısmında, küçük, zar zor görünen bir sembol vardı. Aynı sembolü, Elara'nın günlüğündeki yırtık sayfanın kenarında da görmüştüm.
Bu bir ipucuydu. Aynadaki çizikler ve sembol, bir şeyleri işaret ediyordu. Ne olduğunu anlamak için aynayı dikkatlice inceledim. Çizikler, kulislerin bir haritası gibiydi. Ve sembol, belirli bir noktayı işaret ediyordu.
İşaret edilen noktaya doğru ilerledim. Burası, kulislerin en arka kısmıydı. Eski, paslı bir demir kapı vardı. Kapının üzerindeki toz tabakası, uzun zamandır açılmadığını gösteriyordu. Elimi kapıya uzattım. Soğuk ve ağırdı.
Kapıyı açmaya çalıştım, ama kilitliydi. Ares'in verdiği anahtarı denedim. Anahtar deliğine soktum ve çevirdim. Küçük bir tık sesiyle kilit açıldı. İçimdeki adrenalin tavan yapmıştı. Bu kapının ardında ne vardı? Elara'nın sırrı mı? Yoksa bir tuzak mı?
Kapıyı yavaşça araladım. İçeriden ağır, bayat bir hava ve küf kokusu geldi. Fenerimi içeri tuttum. Burası, kulislerin altındaki bir mahzendi. Merdivenler aşağıya doğru iniyordu. Her basamak, eski ve gıcırtılıydı.
Aşağıya indiğimde, mahzenin daha da karanlık olduğunu fark ettim. Fenerimin ışığı, duvarlardaki örümcek ağlarını ve rutubetli taşları aydınlatıyordu. Burası, Akademi'nin en karanlık, en unutulmuş köşesiydi.
Mahzenin ortasında, üzeri örtülü büyük bir nesne vardı. Üzerindeki örtüyü kaldırdığımda, içim ürperdi. Bu, bir sahne dekoru gibi görünen, ama aynı zamanda bir işkence aletini andıran, eski, ahşap bir kafesti. Kafesin içinde, kurumuş kan lekeleri vardı. Ve kafesin yanında, yerde, kurumuş bir gül duruyordu. Tıpkı Elara'nın günlüğünde bulduğum gül gibi.
Nefesim kesildi. Elara'nın günlüğünde bahsettiği "kan" ve "kaybolan öğrenciler"... Bu kafes, onların sonu muydu? Elara, burayı mı keşfetmişti?
Kafesin yanındaki duvarda, karalanmış yazılar vardı. Fenerimi yaklaştırıp okumaya çalıştım. Yazılar silikti, ama birkaç kelimeyi seçebiliyordum: "Sessizlik... İtaat... Sahne... Kan..."
Bu Akademi, sandığımdan çok daha karanlık bir yerdi. Sanatın ve güzelliğin ardında, korkunç sırlar yatıyordu. Elara, bu sırları keşfettiği için mi ortadan kaybolmuştu? Yoksa o da bu kafesin kurbanı mı olmuştu?
Aniden, arkamdan bir ses duydum. Boğuk bir fısıltı. "Ne arıyorsun burada, Elara?"
Donakaldım. Gözlerim korkuyla büyüdü. Arkamı döndüğümde, karanlıkta siluetini zar zor seçebildiğim, maskeli bir figür gördüm. Yüzünde siyah, kadife bir maske vardı. Gözleri karanlıkta parlıyordu. Elinde ise uzun, ince bir bıçak tutuyordu.
Kalbim duracak gibiydi. İşte Elara'nın günlüğünde bahsettiği maskeli figür buydu. Beni bulmuştu. Bu, benim sonum muydu? Yoksa Elara'nın kaderi, şimdi benim kaderim mi olacaktı? Maskeli figür yavaşça bana doğru yaklaştı. Mahzenin soğuk havası, bir anda buz kesmişti. Ve ben, bu karanlık sırrın tam ortasında, ölümle yüzleşiyordum.