1. BÖLÜM: ZAMANIN TERSİNE AKTIĞI GECE
Gece yarısıydı. Odanın karanlığında tavanı izliyor, zihnimde dönüp duran aynı sorulara cevap aramaya çalışıyordum:
“Neden?”
Neden 18 yaşımdayken o kadar acele etmiştim? Neden derslerime, geleceğime odaklanmak yerine vaktimi boş, anlamsız oyunlarla, boş heveslerle harcamıştım? En acısı da henüz kendimi bile tanımadığım bir yaşta evlenmiş olmamdı. Asla anlaşamadığım, her günü fırtınalı ve kavgalı geçen o evlilik ruhumu paramparça etmişti. Yarım kalmış hayallerim, kaçırılmış fırsatlar ve gençliğimin pişmanlığı omuzlarımda dağ gibi büyümüştü.
Gözlerimden süzülen yaşları yastığa silip fısıldadım:
— Allah'ım, ne olurdu zamanı geriye sarabilseydim... Bana tek bir şans verilseydi, her şeyi ama her şeyi bambaşka yapardım.
Bu içsel feryatla göz kapaklarım ağırlaştı ve karanlığa gömüldüm.
Üzüme çarpan ılık güneş ışığı ve sokaktan gelen çocuk sesleriyle gözlerimi açtım.
Nefesim kesildi. Yatağım... bu benim şimdiki yatağım değildi! Duvardaki posterler, masanın üzerinde darmadağın duran okul defterleri, köşedeki tozlu çanta... Burası benim çocukluk odamdı!
Hızla yataktan fırlayıp aynaya doğru koştum. Ellerim titriyordu. Aynadaki silüetime baktığımda gözlerime inanamadım: Karşımda 15 yaşındaki halim duruyordu. Beyaz tenli, yüzünde henüz hayatın yorgunluğu olmayan, gözleri ışıl ışıl bir genç... Ama bu genç bedenin içinde geleceğin bütün acılarını, hatalarını ve tecrübelerini taşıyan olgun bir ruh vardı.
Mutfaktan annemin o yıllardaki genç ve neşeli sesi yükseldi:
— Hadi uyan artık! Okula geç kalacaksın, çayın soğuyor!
Anlamıştım... Zaman geriye akmıştı. Bana hayatımı baştan yazmam için ikinci bir şans verilmişti!
O günden sonra her şey değişti. Vaktimi öldüren boş alışkanlıkları bir kenara bıraktım. Gece gündüz ders çalıştım, geleceğimi adım adım inşa ettim. Ve nihayet o kritik yaşa, 18 yaşıma gelip çattım...
Eski hayatımda beni uçuruma götüren o insanla yeniden karşılaştım. Ama bu kez gözlerimde kör bir cahillik yoktu. Onun tatlı sözlerinin arkasında beni bekleyen cehennemi biliyordum. Tek bir kelime bile etmeden yanından geçip gittim ve o kapıyı sonsuza dek kapattım. Aynı yıl, hayal bile edemeyeceğim en prestijli üniversiteyi birincilikle kazandım!
Mezuniyetten sonra uluslararası bir şirkette harika bir kariyere başladım. İtalya’nın dar sokaklarında kahvemi içiyor, Paris’te geziyor, dünyayı dolaşıyordum. İstediğim her şeye sahip olmuştum. Hiçbir pişmanlığım kalmamıştı.
Bir gün, bembeyaz kumsalları olan bir okyanus kıyısında duruyordum. İnanılmaz bir huzurla gözlerimi kapattım ve gülümsedim:
— Başardım... Her şeyi düzelttim. Hayatımı kurtardım.
Gözlerimi yeniden açtığımda ise... etrafımdaki her şey birden solmaya, okyanusun sesi boğuklaşmaya başladı. Karşılaşacağım şey, hayatımın en büyük şoku olacaktı!
