Sabahın erken saatlerinde Micheal Williams, Marge Gunder’dan aldığı özel izinle laboratuvara giriş yaptı. Ofisine bırakılan mektubu incelemek istiyordu. Zarf üzerinde hiçbir parmak izi yoktu; bu, profesyonel bir elin iziydi. Yazı tipi sıradan, kağıt dokusu standarttı. Ne bir şifreleme, ne bir işaret. Sadece tek kelime: Tanıklık. Ve arka yüzünde elle çizilmiş bir sembol: elmaya sarılmış bir yılan.
Bu sembol, Micheal’ın zihninde yankılandı. Belki geçmişten gelen bir düşman, belki ikinci katmandan bir hayalet. Belki de sadece bir oyun. Ama Micheal için oyunlar bile bir davanın parçasıydı.
Laboratuvardan çıkıp kiralık evine doğru giderken, otobüs camından dışarıyı izliyordu. Bir önceki gün yaşananlar zihninde dönüp duruyordu. Taksicinin ani intiharı, onun gözlerindeki öfke… Micheal, kendisinden nefret etmekte haklı olduğunu düşünüyordu. Ama artık elinden bir şey gelmeyeceğini de biliyordu. Bazı savaşlar, başlamadan kaybedilirdi.
Yağmur hafifçe yağıyordu. Micheal, ana caddeden arasokağa doğru yürürken gözleri çevreyi tarıyordu. Siyah şemsiyeli, eski palto giymiş bir adam dikkatini çekti. Ayakkabıları bariz şekilde pahalıydı. Yüz hatları sert, çene çizgisi belirgindi. Bu adam ya soylu bir aileden geliyordu ya da askeri bir düzene tabiydi. Her halükarda, böyle birinin eski bir palto giymesi mantıksızdı. Micheal için mantıksızlık, bir işaret demekti.
Karşı kaldırımda bir evsiz, dikkatlice etrafı gözetliyordu. Özellikle Micheal’a daha uzun süre baktığını fark etti. Bu, sıradan bir bakış değildi. Gözlemciydi. Sessizdi. Micheal, istihbaratın onu gözetlediğini düşündü. Bu sokakta neden bu kadar askeri hareketlilik vardı?
Kiralık evinin kapısına geldiğinde, yerde bir zarf buldu. Bu kez zarf tamamen boştu. Ne yazı, ne sembol, ne koku. Büyüteçle baktı, hiçbir iz yoktu. Ama Micheal, bu sessizliği bir mesaj olarak okudu. Bu, önceki mektubun devamıydı. Sessizlik, bazen en yüksek sesle konuşurdu.
Bir kalem aldı, zarfın üzerine tek bir cümle yazdı:
“Avcı her zaman başarılı olmaz.”
Zarfı kapısına astı. Ardından içeri girdi, mutfağa geçti, kahvesini hazırladı. Salona geçti, keman kutusunu açtı. Bach çalmaya başladı. Müzik, onun zihnini susturuyordu. Dışarıyı izlerken, zarflarla ilgili bir bağlantı kurmaya çalıştı. Elmaya sarılmış yılan… Birini mi tasvir ediyordu? Yoksa karmaşık bir şaka mıydı?
Tam o sırada, pencerenin önüne üç siyah, pahalı araç yanaştı. Kapılar açıldı. Araçlardan takım elbiseli, traşlı, düzgün saçlı, dik duruşlu adamlar indi. Her biri askeri eğitim aldığı her halinden belli olan figürlerdi. Micheal, kemanı susturdu. Sessizlik, yeniden konuşmaya başlamıştı.