Tahir’in parmağı, avludaki eski sevkiyat defterinin çıkış hanesinde duruyor.
“16.40 buradan geliyor,” diyor. “Kayıp gönderinin satırı.”
Eğilip bakıyorum. Çıkış mührünün yanında saat yazıyor; teslim alanın imzası için ayrılan yer boş. Dönüş hanesi de öyle. Sayfanın kenarı yıpranmış, ama rakamlar açıkça okunuyor.
“Saati kim yazıyor?”
“Sevkiyat masası,” diyor Tahir.
Cemal masanın öbür ucundan yaklaşıyor. “O gün masada ben de çalışıyorum. Bu satırı ben doldurmuyorum.”
Tahir ona dönüyor. “Her kaydı sen mi tutuyorsun?”
“Hayır. Onun için kimin tuttuğunu soruyorum.”
Miran tespihini cebine koyuyor. “İtirazınız defterdeki saate dayanıyor. Bu açık. Gönderinin gerçekten çıktığını doğrulayan imza nerede?”
Tahir, yazılı itirazını masaya yayıp düzeltiyor. “Mühür yeterli sayılıyor.”
“Teslim için sayılmıyor,” diyorum. “Eşimin kazasından önceki günlere ait numune paketinde de çıkış mührü var. Teslim kaydı yok.”
İki boşluk birbirinin yerine geçmiyor. Yine de bu itiraz artık yalnızca söze dayanmıyor. Saat defterde duruyor; onu oraya koyan el belirsiz. Mühürse teslim alan kişiyi söylemiyor.
Miran, Cemal’e dönüyor. “Defter burada kalıyor. Kararım da yürürlükte. Kimse bu satıra dokunmuyor.”
Cemal başıyla onaylıyor. Yazılı itiraz masada, defterin yanında kalıyor. Ben saat hanesinin ve boş imza yerinin görüntüsünü alıyorum; Miran da aynı satırı kendi telefonuna kaydediyor. Sonra iki görüntüyü karşılaştırıyoruz. Kadrajların dışında kalan bir köşe yok.
“Bunu meclise götürecek misiniz?” diye soruyor Tahir.
“Önce hangi kaydın neyi gösterdiğini ayıracağım,” diyorum. “Bir saat, bir insanın gittiği yer demek değil.”
Avludan çıkarken arkamızdan sesleniyor. “Defteri okuyunca bana da haber verin.”
Dönmüyorum. Cemal’in görmediği konuşmayı Tahir’in yüzünden öğrenemem; Nihat’la masada ne konuştuklarını hâlâ bilmiyoruz. Şimdi elimizde yalnızca bir saat var. Bir de o saate yaslanarak durdurma kararını kaldırmak isteyen bir adam.
Bağ yolundan Eski Şehir’e dönerken araç dar sokağın başında kalıyor. Gider odasına çıkan merdivene kadar yürüyoruz. Taş evlerin arasındaki geçit, iki kişinin yan yana geçmesine ancak izin veriyor; karşıdan tepsisiyle gelen bir esnaf için tek sıra oluyoruz. Duvarın serinliği koluma değiyor.
“Baran’la Eren hâlâ atölyede mi?” diye soruyor Miran.
“Zeliha’nın yanındalar. Güvenli yol yazılı olarak kesinleşmeden çıkmıyorlar.”
“Hamza’ya alt kapı için ayrıca haber verebilirim.”
“Güzergâhı söylemeden.”
“Güzergâhı söylemeden,” diye tekrarlıyor.
Kısa bir cevap. Buna rağmen içimde tuttuğum bir düğüm gevşiyor. Kardeşlerimin yerini bilenlerin sayısı arttıkça güvenliğin azaldığını artık ikimiz de biliyoruz. Onayını duymak, sınırı yeniden çizme ihtiyacımı ortadan kaldırmıyor.
Merdivenin önünde duruyorum. “Tahir’in itirazını incelerken çocukların hesabını açmayın. Süreyya’nın ayrı tuttuğu gideri de bu işe karıştırmayın.”
“Henüz bir hesap açtırmıyorum.”
“Henüz sözcüğü hoşuma gitmiyor.”
Hak veriyor gibi başını eğiyor. “Öyleyse sınırı siz söyleyin.”
Parmağıma doladığım ince gümüş telin ucunu bırakıyorum. Atölyeden çıkarken cebime atıyorum onu; taş basamağın üzerinde şimdi küçük bir yay gibi açılıyor.
“Yalnızca o sevkiyatın çıkış saatiyle ilgili kayıt,” diyorum. “İsimler, çocukların payı ve kardeşlerimin güzergâhı bunun dışında kalıyor. Fiilî giriş kaydına ihtiyaç duyulursa meclis gözetimi olmadan bakılmıyor.”
“Sizi dinliyorum.”
“Dinlemeniz yetmiyor. Geçen defa yardım meselesinde eksik konuşuyorsunuz.”
Ölen eşimin Miran’dan neden yardım istediği, dar sokağın ortasında da benimle yürüyor. Miran elini merdiven korkuluğuna koyuyor; bana yaklaşmıyor. Aramızdaki basamağa bakıyorum, sonra yüzüne.
“Haklısınız,” diyor. “Size o konuşmanın tamamını borçluyum.”
“Bana bir şey borçlu olduğunuz için burada kalmıyorum. Şartlı kabulüm, meclisin kardeşlerime güvence verme yükümlülüğünü kaldırmıyor.”
“Bunu biliyorum.”
Kapı açılıyor. Meryem, gider odasının eşiğinden bizi içeri buyur ediyor. “Süreyya Hanım önce kayıtların ayrılmasını istiyor.”
Üçüncü bir sesin aramıza girmesi iyi geliyor. Miran’ın biraz önceki açıklığı da içimde bir yere dokunuyor; ikisi aynı anda doğru olabiliyor. Bunun hiçbirini konağa girmeyi seçtiğim anlamına çevirmeye izin vermiyorum.
Gider odasında Süreyya iki dosyayı masanın iki ucuna koyuyor. Çocukların gelir hesabının kapağı kapalı. Önceki gider kayıtları ise açık; Meryem, açık sayfanın üzerine boş bir kâğıt bırakıp yan odadaki işine dönüyor. Masanın iki ucu arasındaki mesafe, hangi kayda bakabileceğimizi sözden önce anlatıyor.
“İtirazın görüntüsü?” diyor Süreyya.
Miran kendi telefonundaki satırı gösteriyor. Süreyya yalnızca saat hanesine ve boş imza yerine bakıyor. Ardından açık defterde bir satırı işaret ediyor.
“Bu, evrak kılıfının işleme giriş kaydı. Fiilî kapı giriş çizelgesi değil,” diyor. “Düzeltme işlenmiş hâlindeki saat 16.12.”
“Çıkıştan önce,” diyorum.
“Yirmi sekiz dakika önce.” Süreyya sayfayı bize çeviriyor. “Kayıp gönderi için Tahir’in dayandığı çıkış 16.40. Aynı gönderiye bağlanan kılıfın düzeltilmiş giriş kaydı 16.12. Teslim imzası olmadığı gibi, bu sırayı açıklayan bir kayıt da burada görünmüyor.”
Miran sayfaya dokunmuyor. “Düzeltmeyi kim istiyor?”
“Bu sayfa isteyeni göstermiyor. Onu ayrı araştırmanız gerekiyor.”
“Çocukların hesabındaki sürgü gideriyle bağlantısı olabilir,” diyor Miran.
Süreyya kapalı dosyanın üzerine elini koyuyor. “O giderin dayanağını da araştırın. Ama Tahir’in itirazını incelemek için bu hesabı açmanız gerekmiyor.”
Sesi sakin; dosyayı çekip bizden uzaklaştırmıyor. Sadece sınırını yerinde tutuyor. Açık sayfayla kapalı kapak arasındaki farkı gözden kaçırmamıza da izin vermiyor.
“Çocuklarımın payını korumam,” diyor, “konağın düzenini savunduğum anlamına gelmiyor. Hanım kardeşin burada kalmaya zorlanmasını da savunmuyorum.”
Bana dönüyor. Resmî hitabının altında, kendi hayatını da bu odada yıllardır savunan bir kadın duruyor. Teşekkür etmek kolay olurdu. Ama sözünü bir iyiliğe dönüştürmek istemiyorum.
“Bu ayrımı kayda geçirebilir miyiz?” diyorum.
“Geçirebiliriz.” Süreyya açık sayfayı gösteriyor. “Önce şu saat farkını doğru yetkiyle isteyin. Benim dosyamdan dolanarak değil.”
Miran’ın önünde iki telefon görüntüsü, Süreyya’nın önünde düzeltilmiş kayıt duruyor. Çocukların hesabı kapalı. Meclis gözetimi gerektiren fiilî giriş çizelgesi de hâlâ erişimimizin dışında.
Süreyya, Miran’a dönüyor.
“Hangi yetkiyle?”