Rıza’nın parmağı ön onay satırında duruyor. Eski vakıf mührünün işaretiyle Miran’ın adı aynı hanede. Yazının hangi elden çıktığını gösteren bir imza arıyorum; yok.
“Bu onayı ben vermiyorum,” diyor Miran.
Süreyya belgeye eğiliyor. “Adınız burada. İtiraz için bundan fazlası gerekmiyor mu?”
“İtiraz için yeterli,” diyor Rıza. “Onayı kimin verdiğini belirlemek için değil. Bu satırda imza bulunmuyor.”
Miran ellerini avludaki masanın üzerinde tutuyor. Tespihi vakıf odasında; parmaklarının boşluğu gözüme çarpıyor. Bir adı evraka yazmak, sahibini o masaya getirmiyor. Ama çocukların gelir hesabından çıkan bedel gerçek. Zeliha’nın tezgâhındaki tel kutunun yerini öğrenenler de.
“Mühre kim ulaşabiliyor?” diye soruyorum.
“Eski mühür için ayrı erişim kayıtları tutuluyor,” diyor Rıza. “Burada değiller.”
Miran bana dönüyor. “Kimlerin yetkisi bulunduğunu sessizce öğrenebilirim.”
“Sessizce değil.”
Alt kapı tarafındaki Hamza başını çeviriyor. Sesimi alçaltıyorum, sözümü geri almıyorum.
“Kimseye senetten söz etmiyorum,” diyor Miran.
“Tel kutunun yerini de söylemeniz gerekmiyordu. Meclis yine öğrendi.”
Karşılık vermiyor. Susuşunu özür yerine koymak kolay; ben söylemediği bir sözün sorumluluğunu üstlenemiyorum.
“Benim haberim olmadan bir adım daha atarsanız,” diyorum, “bulduğunuz şeye nasıl güveneceğim?”
Süreyya belgeyi Rıza’ya uzatıyor. “Benim itirazım da bekliyor. Bedeli çocukların hesabında bırakıp burada niyet tartışmayalım.”
“Haklısınız,” diyor Miran. Sonra bana dönüyor. “Neye yazılı olarak izin veriyorsunuz?”
Bunu sorması cevabımı kolaylaştırmıyor. Yine de sınırı ilk kez ben çiziyorum.
“Önce kayıtlar yerinde kalsın. Başka hiçbir şeye dokunulmasın.”
Rıza, ön onay numarasının yazılı olduğu kâğıdı Süreyya’dan alıp kabul cildinin arasına koyuyor. Hep birlikte alt kapıya açılan revaka geçiyoruz. Tahir gider odasının kapısından çıkıyor; önümüzü kesmeden basamakta duruyor.
“Ön onay için başka bir dosya gerekiyor mu?” diye soruyor.
“Şimdilik hayır,” diyorum. “Mühür erişim kayıtlarının korunmasını istiyoruz.”
Tahir’in eli cebindeki anahtarlığa gidiyor. “İncelemeyi kim yapıyor?”
“Kimse,” diyor Miran. “Henüz.”
Bu sözcükle rahatlamıyorum. Miran’ın gizli başvurusu da kendi içinde sınırlı görünüyor, ama atölyenin yeri muhafaza çizelgesine giriyor. Bugün duyduğum her sınırı kâğıtta da görmek istiyorum.
Rıza revaktaki yazı tablasına boş bir yaprak koyuyor. “Koruma talebi inceleme yetkisi vermiyor. Neyi koruyacağımızı belirtmem gerekiyor.”
“Eski vakıf mührünün giriş çıkış kayıtları ve saklandıkları yere ilişkin kayıtlar,” diyorum. “Asılları yerinden çıkmıyor, kopyaları alınmıyor.”
Miran, “İnceleme ancak Reyhan’ın ayrıca vereceği yazılı onayla başlıyor,” diye ekliyor.
Süreyya hemen karşılık veriyor. “Benim saklama bedeli itirazımı bu onaya bağlamayın.”
“Bağlamıyoruz,” diyorum. “Sizin itirazınız ayrı; bu talep kayıtların korunması için.”
Rıza yazıyor. Parmağıma doladığım ince gümüş teli fark ediyorum; atölyeden cebimde kalan bir parça. Senetteki izle kısa şeritteki izin bağlantısını hâlâ araştırmak istiyorum. Senet Zeliha’nın tezgâhındaki tel kutuda, kısa şerit örnekleri de onda. Sevkiyat avlusunda duran ise siyah ipli gönderi şeridi. Bugün bunların hiçbirinin yerini bu yaprağa yazdırmıyorum.
“Bir madde daha,” diyorum. “Bu talepten öğrenilen hiçbir ad, adres ya da belge yeri borç takip heyetine veya başka bir okura iznim olmadan verilmiyor.”
“İznimiz olmadan mı?” diye soruyor Miran.
“Benim yazılı iznim olmadan. Sizin adınıza verilen onayı araştırmak, benim bilgilerimi dağıtma hakkı vermiyor.”
Miran itiraz etmiyor. Kendi inceleme yetkisinin de aynı sınıra bağlı olduğunu yazdırıyor. Metni baştan sona okuyorum; önce ben, sonra Miran imzalıyoruz.
Rıza aslı elinde tutup bir suret çıkarıyor. Sureti çantama, meclisin boş cevap kâğıdının yanına koyuyorum.
Gider odasına çıkan merdivenin dibindeyiz. Süreyya ilk basamakta duruyor. “Benim itirazıma ayrı cevap istiyorum, yazman. Çocukların hesabından alınan paranın düzeltilmesini bu incelemenin sonuna bırakmayın.”
“İtirazınız ayrı sırada,” diyor Rıza.
“Bunu da yazın.”
Rıza not düşüyor. Süreyya, gider odasının kapısında Tahir’le konuşmak üzere yanımızdan ayrılıyor. Onun korumaya çalıştığı hakkı görüyorum. Benim koyduğum sınır onu silmiyor.
Miran merdivenin dibinde kalıyor. “Şeritleri talebe katmadığınız için teşekkür ederim.”
“Size iyilik olsun diye yapmıyorum. Onların yerini bilenler zaten fazla.”
“Biliyorum.”
Avlunun karşı duvarındaki oyuklara akşamüstü ışığı giriyor. Miran önümdeki geçidi açık bırakıyor. Yanında kalmayı kendim seçiyorum; bu küçük seçim, konağa hangi şartlarla girdiğimi değiştirmiyor.
“İznim olmadan bir daha başvuru yapmayacağınızı yazdınız,” diyorum.
“Evet.”
“Uymanız gerekiyor.”
“Siz de bana inanmak zorunda değilsiniz.”
Alt kapıdan Kemal giriyor. Elindeki katlı yaprağı doğrudan Rıza’ya uzatıyor.
“Vakıf odasının kapısında buluyorum,” diyor. “Bırakanı görmüyorum.”
Rıza yaprağı açıyor. Az önce imzaladığım talep hâlâ elinde.
“Ne var?” diye soruyorum.
“Mühür erişim kayıtlarının asıllarını teslim alma talebi. İkinci okur adına.”
“Adı yazıyor mu?”
“Yine yok.”
Kâğıdı bana çeviriyor. Bir satırda incelemeye izin verdiğim yazıyor. Altında benim adım ve imzama benzeyen bir çizgi bulunuyor.
“Bu benim imzam değil,” diyorum.