(Önceki Bölüm);
-Offf... Başım ağrıyor zaten bir de sizinle uğraşamam. Ben eve gidiyorum. (Soo-min)
-Tamamdırrr. Görüşürüz! (Chan-il)
-Bayyy (Mi-su)
Soo-min çantasını almak için sınıfa çıktı.
-Bu gün fazla negatif.... (Chan-il)
-Strestendir! (Mi-su)
-Belki.... (Chan-il)
(Devam);
Ji-yo, okula uğramadan eve gitti. Çünkü verecek bir hesabı vardı...
-Nerede kaldın sen?! (Ji-yo'nun annesi)
-S-sadece... Okuldaydım, ve önemli bir dersteydik. Erken çıkma imkanım yoktu... Üzgünüm. (Ji-yo)
-Başlatma dersine! Birazdan seni almaya gelecek baban. Düğünü unuttun mu? Kuaföre gideceğiz. Davetiyeleri dağıttın mı? (Ji-yo)
Davetiyeler, Ji-yo'nun açık çantasından yere düşer.
-Aptal kız! Bir iş becerebildiğin yok! Fazlalıksın. Yapacağın tek iş davetiye dağıtmaktı! Keşke seni o gün Korede yetimhaneye bıraksaydım... (Ji-yo'nun annesi)
-Ne? Ben evlenmek istemiyorum! Sadece para için beni kullanmayı bırakın artık! Ayrıca, o yetimhaneye keşke beni bıraksaydın. Hem yaşlandığında sana bakacak birisini, hem de SATIP PARA KAZANABİLECEĞİN birisini kaybetmiş olurdun. Umarım soyunuz kurur! (Ji-yo)
Ji-yo, ağlayarak çantasını fırlatıp odasına koştu.
-Gel buraya küçük velet! Annene neler diyorsun sen öyle?! (Ji-yo'nun annesi)
Ji-yo, burnunu çekerek sessizce konuşmaya başladı;
-Neden ben? Bunları yaşayacak ne yaptım? Keşke hiç var olmasaydım... Tanrım, neden bunları yaşatmak için beni seçtin? Yanımda olacağını biliyorum... Lütfen, lütfen bana yardım et... (Ji-yo)
Bir anda Ji-yo'nun telefonu titremeye başlar.
Arayan: 3** *** ** **
-Ha? Kim arıyor ki? (Ji-yo)
(Telefon konuşması);
-S-selam... Ben Han Soo-min. İyi misin diye sormak için aramıştım. Umarım seni korkutmamışımdır. (Soo-min)
-Hayır... Korkutmadın. Sadece... Numaramı nereden buldun? (Ji-yo)
-Mi-su'ya sordum. Neyse, konumuz bu değil. Sen iyi misin, ve iyi olduğuna emin misin Ji-yo? Bu gün anlattıklarından sonra nasıl olduğunu merak etmeye başladım... (Soo-min)
-Aslında... Dürüst olmak gerekirse hiç iyi değilim... Bu gün düğünüm var ve davetiyeleri dağıtamadım. Anneme bağırdım ve şu an odamda ağlıyorum. (Ji-yo)
-O göz yaşlarını sakın harcama... Özellikle de böyle iğrenç insanlara karşı. İnan bana Ji-yo, seni kurtaracağım. (Soo-min)
-Yüzünde hafif bir tebessüm oluşur Ciddi misin? Nasıl yapacaksın peki? (Ji-yo)
-Güldün mü sen? Aferin... Böyle gül. Hep gül. Ayrıca... Nasıl kurtaracağımı sorma... Çünkü pek yasal olmayacak :).
Ji-yo'nun annesi seslenir.
-Ji-yo, baban geldi! 5 dakika içinde hazır olmanı istiyorum. Hemen! Daha kuaföre gideceğiz. (Ji-yo'nun annesi)
-Annem sesleniyor... Hala geç değil. Kendine zarar verecek bir şey sakın yapma Soo-min. Biz daha kuaföre falan gideceğiz. İşimiz sürer. Sen de o sırada normal bir davetli gibi hazırlan. Ailen sorarsa, "Arkadaşımın ablasının düğününe gidiyorum." Dersin. Şimdiden sağ ol. (Ji-yo)
-T-tamam Ji-yo... Senin için elimden geleni yapacağım. Kurtulacaksın... (Soo-min)
-Hoşça kal... (Ji-yo)
-Hoşç- Telefon kapanır
Soo-min sinirli şekilde telefonu yatağa fırlatır.
-Onların... Bunu yapmaya hakları yok! O çocuk her kimse onu øldüreceğim...
Soo-min bağırırken odaya kardeşi girdi.
-Smooth like butter- (Kardeşi)
-KES. (Soo-min)
-Sakin be, alt tarafı şarkı söylüyordum. (Kardeşi)
-Söyleme. Çık odamdan. O elindeki dondurmayı da sakın halıya dökme. (Soo-min)
-Tama- Dondurmayı bilerek halıya düşürür Ayy pardonnn. Yanlışlıkla olduuu. Hihi. Ben kaçar! (Kardeşi)
-Şimdi seni öldürmez miyim ben?! (Soo-min)
-Bölüm Sonu-