İçeriğe geç

İkimizin Yerine

Bölüm 1 · 4 dk okuma

İkimizin Yerine

Bölüm 1

Başlangıç - Gölge Timi

Gecenin ayazı iyice yakıyordu. Yüzümü kapatan maskem nispeten korusa da soğuğun yakıcılığı ciğerlerime kadar işlemişti. Sırtımızda nereden baksan kırk elli kiloluk çantalarla uzun bir operasyondan dönüyorduk. Timin önünden ilerleyerek bir nevi yol açıyordum. Güzel bir operasyon olmuştu. Yedi leşi sarı torbalara koyup, onlara ait üç inlerini patlatmıştık. O yüzden oldukça keyifliydik. Sert soluk seslerini dinlerken yüzümdeki maskeyi sıyırıp bir sigara yaktım. Ardımda homurtular yükseliyordu. Çünkü yol boyu onlara izin vermemiştim. Umursamazca sırıttım. Bölge karakoluna az kalmıştı. Nasılsa gittiğimizde içerlerdi.

Tepeyi aştığımızda karakolu görünce derin bir soluk verdim. Çok yorulmuştuk. Günlerdir operasyondaydık. Kir, pislik içindeydik. Ayağımdaki botları bile üç gündür çıkarmamıştım. Hepimiz neredeyse iki gündür uyumamıştık. Suyumuz da dün sabah tükenmişti. Koca dağda bir boklu dere bile bulamamıştık.

Zor bela karakola ulaştığımızda arkamdan gelen patırtı sesleriyle gülümsedim. Yorgunluktan bayılacaktık. Geldiğimizi gören nöbetçi hemen selama durdu.

"Sıhhıyeciyi çağır asker, hepimiz susuzuz."

"Emredersiniz komutanım!"

Postallarını vurarak içeri koştu. Çantalarını henüz çıkarmamış timin muhteşem askerlerine döndüm. Sırtlarında çantalarla yere uzanmışlardı.

"Görev bitti asker!"

Sesimi duydukları anda toparlanıp önce çantalarını çıkardılar ama hâlâ yerde oturmaya devam ettiler. Çok geçmeden sıhhıyeciyle birlikte nöbetçi asker de geldi. Ellerinde sıvılar ve ayran vardı. Hepimize sırayla küçük miktarda sıvıdan içirdi. Sonra ayranları uzattı.

"Yudumlayarak için. Sonra dinlenin."

Dediklerini yaptık. Baş selamı vererek revire döndü. Biraz olsun kendimize geldiğimizde herkesin elinde bir sigara belirdi. Duş alacak takatimiz yoktu ama o kadar pistik ki böyle yatamazdık. Baş işaretimle herkes bir bir yerden kalktı. Çantalarımızı teslim ettik. Yatakhaneye dönmeden önce banyolara ilerlediler. Önce raporu yazmam gerektiği için askerlere öncelik verdim. Odama girip günler sonra ilk kez yumuşak bir yere oturdum. Her yerim ağrıyor ve acıyordu. Sırtımdaki lanet kaşıntı da cabasıydı. Umursamadan laptopu açtım. Hızlıca raporu yazmak istiyordum.

Koordinatlarla birlikte operasyonu ayrıntılarıyla rapor ettikten sonra derin bir nefes aldım. Laptopu kapatarak gerindim. Gözüm çekmeceye gitse de direnmeye çalışıyordum. Her zaman bir tek bu savaşı kaybettiğim için öfkelensem de dayanamadım. Elim bir süre çekmecenin kulpunda oyalandı. Daha fazla dayanamadım. Burada yalnızdım, kimse görmüyordu. Rahat olmam lazımdı. Çekmeceyi yavaşça açtım. Kilitli minik sandığı araladım. İçine özenle katlayarak koyduğum renkli fuları aldım. Sanki açar açmaz kokusu tüm odama yayılmıştı. Kırık bir tebessüm oluştu dudaklarımda. Sanki kırılacak bir şeymiş gibi ellerim titreyerek kutudan çıkardım. Burnuma yaklaştırıp kokladım. İnanın günler sonra ilk defa nefes aldım. Bu ciğerlerim onun kokusu olmadan aldığı nefesi saymıyormuş onu anladım. Zarif ellerini öper gibi nazikçe, incitmekten korkarak fuları öptüm. Utanmasam ağlayacaktım. Özlemden delirmek diye bir şey olsa ilk ben delirirdim. Fuları hâlâ elimde tutarken kutunun dibindeki fotoğrafı aldım bu sefer. Sanki bana, benim gözlerime bakıyormuş gibi hissederek uzun uzun hasretle izledim. Çok güzeldi. Dayanamayıp elimdeki fotoğrafı da öptüm.

Sonra yaptıklarımı biri görmüş gibi utandım. Yine de özenle tekrar kutuya yerleştirip kilitledim. Yerimden kalktım. Epeyce zaman olmuştu. Hepsinin yıkanmış olmasını umarak banyolara adımladım.

Tahminim doğruydu. Herkes yıkanmış yatakhaneye geçmişti. Ağır ağır soyundum. Aynada kendime bakarken az biraz tiksinmiştim. Asker olana kadar huyluydum, çok titizdim. Arkadaşlarım hanım evladı derlerdi güler geçerdim. Üstümde ufacık toza tahammülüm olmazdı. Her zaman düzenliydim. Annem hayıflanırdı. Bu titizlikle elin kızını yakarsın, kimse varmaz zaten sana der dururdu. Sonra asker olunca tahammülsüzlük kendiliğinden geçiverdi. Suydu, sabundu. Temizlenirdim nasıl olsa. Ama annem bir yerde haklıydı. Elin kızını yakmazdım, kimseyi de almazdım. Asker olduktan sonra kendime koyduğum ilk kural buydu. Hayatımda kimseye yer yok! Annem her gidişimde yalvarsa da bir kızla bir çay içmişliğim bile olmadı. Buna rağmen gönlüme bir güzel girmedi mi girdi. Ama o kadar. Ne gönlümdekini kendime eş ederdim ne de aldığımı severdim. Ben gönlümü de ömrümü de bir bayrak uğruna feda etmiştim. Gerisi yoktu.

Kıyafetlerimi tamamen çıkardığımda sırtımı aynaya dönerek görmeye çalıştım. Sırtımın her yeri kocaman kocaman yuvarlaklar halinde kızarık ve kabarıktı. Demek günlerdir kaşınma sebebim bunlardı. Duştan sonra revire uğramaya karar verip kendimi başlığın altına attım. Suyun ısınmasını bile beklemeden uzun uzun yıkanıp kirlerimden arındım. Vücudumdan akıp giden su yerde siyahlık bırakıyordu. Güzelce temizlendiğimden emin olunca duştan belime sardığım havluyla çıktım. Kenardaki oturma alanının üstüne bıraktığım kıyafetlerimi giydim. Uyku ağır bassa da revire ilerledim. Saçlarım da uzamıştı ama kurutmaya halim yoktu. Revirdeki asker beni görünce hemen kalkıp selam verdi.

"Sırtımı bir şeyler yemiş. Bir krem mrem versene"

"Bir göreyim komutanım."

Az önce giydiğim tişörtümü çıkardım. Sırtımı döndüm.

"Fena olmuş komutanım."

Bir yandan konuşurken bir yandan da çekmeceleri karıştırdı.

"Oturun, süreyim hemen."

Ses çıkarmadan sedyeye oturdum. Elindeki soğuk kremi sırtıma sürdü. Kaşıntı devam etse de sabaha kadar rahatlatır diye umuyordum. İşini bitirdiğinde yeniden giyindim. Teşekkür edip yatakhaneye ilerledim. Karanlıktı. Horultular yükseliyordu. Umursamadan kendimi yatağıma attım. Gözlerimi kapattığımda gözümün önüne gelen hayaliyle kendimi uykunun kollarına bıraktım.

.....

Merhaba,

Aklımda kalacağına burada kalsın istedim. Nasıl devam eder, ne sıklıkla bölüm gelir bilmiyorum. Zamanla göreceğiz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.