İçeriğe geç

İKİ YÜZLÜ

Bölüm 4 · 23 dk okuma

İKİ YÜZLÜ

Bölüm 4

♣️4♣️

♣️♣️♣️

Önümde iki yol ayrımı vardı. bir gün içerisinde hangi yoldan gideceğime karar vermeliydim. Ya gözlerimi ateşten alacaktım ya da ateşe bakmaya devam edecektim. Ölçüp tartmaya çalıştım. Bu kadar korkak olmamalıydım, adımlarımı kontrol edebilirdim. Ateşe baksam da, ondan korunabilirdim. İpleri kendi elime alıp, kaderimi çizebilirdim. Ateşten gözlerimi kaçırmak daha sağlıklı gelse bile, ateşe bakmayı da şuan da çok tehlikeli bulduğum söylenemezdi. Bu oyun benim oyunumdu ve onun oynamasına izin vermemeliydim. Bilemezdim... Aslında o beni uyarmıştı.

"Ateş izlemek akıl işi degil. Büyüsüne kapılırsan, ateşe yürürsün ve yanarsın."

Kendime ateşe baksam bile büyüsüne kapılmayacağım konusunda güveniyordum. Bu kadar duygularına yenik biri değildim, ben mantık insanıydım. Mantığımla hareket edebilirdim, bu her zaman yaptığım bir şeydi. Yaptığım işte duygu yoktu. Bu işe duyguları sokmak ve hislerime yenik düşmek aptallık olurdu. Mehir'in bir hikayesi vardı ve bunu oynayabilirdi. Baran hariç herkese yaptığım buydu zaten. Bunu ona da yapabilirdim, üstelik güçlü bir müşteriydi. Onun üzerinden çok para kazanabilirdim.

Telefonumdan arama motoruna girip, 'Baran Karakaya' yazdım. Onu biraz araştırsam fena olmazdı. Görsellerde bir kaç magazinin çektiği fotoğraftan ve haber sayfalarının iş ortaklığını yazdıkları haberden başka pek bir şey çıkmamıştı. Ünlü iş adamının yeni ortaklığı... ünlü iş adamının iş yemeğinden bir kaç görüntü... Eee, bu adamın hiç skandalı falan yok muydu? Dümdüz bir iş adamına benziyordu. Ferhunde hanım bizim kumarhaneye gelen adamların illegal işleri olduğunu ve yeraltı dünyasında sözlerinin geçtiğini falan söylemişti. Arama motoruna göre bu adam işinde gücünde dümdüz başarılı bir iş adamıydı.

"Baran Karakaya. 11.11.1994'de, Batman'ın Karayün köyünde doğmuştur. Medeni hali bekar. Boyunun 187cm civarı, kilosunun ise 90kg civarı olduğu düşünülüyor. Okul hayatı, geçmişi ve ailesi hakkında bilgiye ulaşılamamıştır.'

Bu kadar mıydı hakkındaki bilgiler? İşe yarar tek bilgi akrep erkeği olmasıydı. Körü körüne olmasa bile burçlara inanırdım. Bir de yaşını öğrenmem iyi olmuştu, aramızda tam 7 yaş vardı. Belki de o kadar önemli biri değildi yoksa daha fazla internete düşerdi. Birileri onun hayatına merak sarar ve onu kesin araştırırdı. İş haricinde verdiği hiçbir ropörtaj yoktu, onlarda bile en fazla 3 cümle kurmuştu.

Bacağımın acısıyla inledim. Kendimi ne kadar kaptırdıysam artık, ağda yaptırdığımı unutmuştum. "Ay," dedi kuaför. "Habersiz oldu sanırım dalmışsın telefonuna, ondan acıdı."

"Sorun yok." demiştim ama yüzüm acıyla buruşmuştu. Kuaför bacağıma yağ sürerken, "Bitti zaten." dedi.

Telefonumu kapatıp, üstümü giyindim. Bugün pazartesiydi ve izinliydik. Buse ile beraber dışarı çıkmış, biraz kendimize zaman ayırmıştık. Bu bize iyi gelmişti ama benim beynim dün kumarhanede olanlardaydı. Yine bir yol ayrımına düşmüştüm. Bir daha çalışmayı düşünmediğim an, Baran'ın izin günüm dahil önümüzdeki 3 güne para yatırdığını öğrenmiştim. Normalde sadece 3 güne yatırabilmesine rağmen, Ferhunde hanım Baran'nın inatla izin günüme de aynı tutarı yatırdığını söylemişti. Bu büyük bir miktardı. %25'i bana veriliyordu ama yine de 6 günlük maaşımdan çoktu. Ferhunde hanım devam etmeme durumumu kesinlikle kabul etmemişti, parayı almıştı bile. Üstelik bir haftalık alacağım hakkım olan parayı da vermemişti ve devam edersem vereceğini söylemişti. Tabii ki de istersem devam etmezdim, sözleşme bile yoktu ortada. Parayı Baran'dan alırken düşünmeliydi, önce bana sormalıydı devam edip etmeyeceğimi. Tabii o parayı ona bırakmak istemediğimi farkedince, yol ayrımına düşmüştüm. Üstelik çok az param kalmıştı, paraya ihtiyacım vardı.

Odadan çıktığımda Beyza kaş ve bıyık kısmındaydı. Kıbrıs'a geleli 2 hafta olacaktı ve biz çok şükür kuaför kapısı görebilmiştik. Buna ihtiyacımız vardı, eğer biraz daha kuaförü erteseydim muhtemelen Baran para yatırmasına rağmen beni görmek istemezdi.

Benim işim bitmişti, geçip kuaförde bulunan oturma gruplarndan tekli olana oturdum. Telefonu elime alıp, biraz sosyal medyada gezindim ve Caner ile mesajlaştım. Anmemi aradım, sohbet ettim. Caner ve anneme karşı mahçuptum, ikisine de yalan söylüyordum. Resmen hayatım yalanlar üzerine kurulmuştu. Bu hiç hoş değildi. Hadi annem annemdi, beni affederdi ama Caner ne olacaktı? O bunu haketmiyordu. Özellikle erkeklerle içli dışlı olduğum, flörtleştiğim ve onları kandırdığım bir işti bu. Sevgilisi olan biri için ne kadar doğruydu böyle bir yerde çalışmak?

Her Caner ile mesajlaştığımda bu vicdan azabını yaşıyordum ama kumarhanedeyken aklıma bile gelmiyordu. İlişkimiz seneler olduğu için mi böyle monotondu yoksa gerçekten bir şeyler mi eksikti? Bilmiyordum.

Kuaförden çıkıp Beyza ile biraz Kıbrısı gezdik. Yemek yedik, alışveriş yaptık. Beyza işe devam edeceği için deneme haftasında kazandığı parayı almıştı tabii ve keyfi yerindeydi. Ben de ona birkaç bir şey aldırmıştım. Beni bu lanet yere o sürüklemişti madem, bana bakmak zorundaydı.

Otele gelip, odamıza vardığımızda gerçekten yorulmuştuk. Çok şükür önce ki günlerden farklı olarak bu yorgunluk tatlıydı. Yatağıma uzandım ve çantamdan sigaramı çıkardım. Her gördüğüm sigarada aklıma Baran'ın sigarayı dudaklarıma yerleştirmesi mi gelecekti gerçekten? O zaman delirmem yakındı.

Komidindeki zippo ile sigarayı yaktım ve Beyza'ya baktım. O aldığımı birkaç eşyayı yerleştiriyordu. Canım arkadaşım, benim poşetlerimi bile yerleştiriyordu. Ona minnettardım. Tam sigaramı söndürüyordum ki, masanın üzerinde duran genelde kımarhaneye çıkardığım çantamdan mesaj bildirim sesi geldi.

Muhtemelen kumarhane grubundan gelmiş olmalıydı. Çantaya uzanıp aldım ve açtım. Telefonu çıkarıp ekranı açtığımda yabancı bir numaran geldiğini görüp kaşlarımı çattım. Kimdi bu?

Mesaja tıkladım.

"Yarın gece 12'de kumarhanede olacağım."

Kimdi bu? Bu bilgiden bana neydi?

"Kimsiniz?"

20 dakika olmuştu ama cevap gelmemişti. Kim olabileceğini düşündüm. Baran olamazdı değil mi? Acaba Baran olup olmadığını sormalı mıydım?

Mesajımın üzerinden 1 saat geçmişti ama hala cevap gelmemişti. Beyza duşa girmişti, ben de balkonda sigara içiyordum. İş telefonumu masaya koymuştum ve soluksuz bir şekilde bildirim sesi bekliyordum ama gelmiyordu. Bir an önce gelse iyi olurdu çünkü düşünmekten çıldıracaktım.

2 saat üstüne sonunda o bildirim sesini duydum. Heyecanla hemen telefonu elime aldım. Gelen mesaj kaşlarımı çatmıştı.

"Kim olduğumu biliyorsun."

Baran'dı bu, artık neredeyse emindim. Bu tarz mesajlar atacak ondan başka kimse yoktu. Ne cevap vereceğimi düşündüm. Tabii öncesinde işe devam edip etmeyeceğimi düşünmeliydim. Devam edecek miydim? İçimde devam etme isteği daha ağır bastı. Ne olacaktı ki? Eğlenceli bir tiyatro oyunuydu bu. Rahat bir işti ve parası çoktu. Ferhunde hanım riskleri var demişti ama ben herhangi bir risk yaşamamıştım. Evet evet, devam edecektim.

"Haklısınız, biliyorum. Sizden önce enerjiniz geliyor." yazdım ve sırıtan bir emoji koydum. Madem işe devam edecektim o zaman hakkını vermeliydim. Baran'ı etkilemeliydim ve onu düşürmeliydim. Benden etkilenirse çok para kazanırdım.

Bekledim, bekledim cevap gelmedi. Konuşma burada bitmemeliydi. Biraz mesajlaşmak istiyordum. Utanmam gereken bir şey yoktu, tekrar yazabilirdim. O benim gerçek flörtüm falan değildi. Ona gurur yapmamı gerektirecek bir şey yoktu.

"Yarın 12'de kumarhanede sizi bekliyor olacağım, özledim sohbetinizi." yazıp çok düşünmeden mesajı gönderdim. Heyecanlanmıştım, acaba ne diyecekti? Böyle bir mesaj yazmakla hata mı etmiştim? Tüm vücuduma yayılan bu sıcaklık neyin nesiydi? Bu heyecanı kontrol etmeliydim.

Yaklaşık yarım saat sonra cevap geldi.

"Yalancı."

Yalancı mı? Avuçlarım terlemişti. Ne cevap verecektim? Yalan söylediğimi anlamıştı. Tabii ki yalandı, sohbet etmiş miydik ki özleyecektim? Düşününce ne kadar saçma bir yalan söylediğimi farkettim. Diğer adamlarda işe yarayan şeyler, bu adamda yaramıyordu.

15 dakikadır mesaj yazıp yazıp, siliyordum. Ne cevap vereceğimi bilemiyordum.

En sonunda karar verip, "Yalan söylediğimi nereden çıkardınız?" yazıp gönderdim.

Beni şaşırtarak, çok bekletmeden cevap geldi.

"Sen beni kumarhanede avucunun içine aldığın salak adamlardan mı sandın?"

Başımdan aşağı sanki kaynar sular döküldü, çok germişti beni.

"Kumarhanede kimseyi avucumun içine aldığım yok."

"Bırak bu yalanları."

"Sen hep böyle mi davranırsın? Ne kadar kabasın."

Dayanamayıp gönderdiğim mesajın sonrasında hemen pişman olmuştum bile. Böyle konuşmak onunla zıtlaşmaktan başka bir şey değildi, bu da benim işime gelmezdi.

Acaba ne diyecekti? Umarım beni terslemezdi.

":)"

Gülücük mü? Ve bir mesaj daha...

"İyi geceler Mehir hanım."

♣️

Hazırlanıp saatime baktığımda 23:38 olduğunu gördüm. Kumarhanenin giyinme odasındaydım. Bugün tek kollu bordo bir elbise giymiştim. Bel kısmımın bir tarafı açıktı ve diğer tarafında kurdelesi vardı. Etek kısmı çok bol değildi ama yapışmıyordu da. Ayağımda siyah stilettolarım vardı ve yüzümdeki taşlı maskeyle hazırdım. Saçımı sıkıca toplayıp, at kuyruğu yapmıştım. Avuç içi terlemelerimi es geçersek, iyiydim.

Dün Baran'a iyi geceler diledikten sonra bir daha ondan mesaj almamıştım. Sabah kalkıp, Beyza ile kahvaltı yapmıştık. Kiralama durumundan haberi vardı ve buna çok seviniyordu. Baran'ın öküz olduğunu o da görmüştü ama o tamamen işin para kısmıyla ilgileniyordu ve benim hissettiklerimden haberdar değildi. Bana onu etkilemem için kendince birkaç taktik vermişti, yapacağımı söylemiştim ama yapabileceğimden emin değildim.

Telefonumun zil sesiyle düşüncelerimden ayrıldım. Caner arıyordu. İçim burkuldu, acaba bu gece 3 gün sadece onunla ilgilenmem için para döken bir adamla vakit geçireceğimi bilseydi ne düşünürdü? O aynısını yapsaydı ben ne hissederdim? Kesinlikle beni aldatmakla suçlardım. Caner'i aldatmış sayılıyor muydum? Amacımın sadece para kazanmak olduğunu kendime hatırlatıp, vicdanımı rahatlatmaya çalıştım.

Caner ile neşeli sohbetimizi ederken, odaya Ece daldı. "Baran bey geldi!" Bu kadar bağırmasına gerek var mıydı gerçekten? Hemen Ece'ye susması için kaş göz yaptım. Mahçup bir ifadeyle 'pardon' diyerek fısıldadı.

"Baran kim?" diye soran Caner'in sesiyle gerim gerim gerildim. Onun ağzından Baran'ın adını duymak, sanki suç üstü basılmış gibi hissettirmişti.

"Patronlarımdan biri aşkım." diye yalan salladım. Ne de olsa artık yalan konusunda ustaydım. Belki de Baran haklıydı, ben yalancıydım.

"Anladım aşkım." diyen Caner ile rahatladım. Bir şey anlamamasına sevinmiştim. Zaten böyle bir işte çalıştığımı tahmin etmesi imkansızdı.

Birbirimize iyi geceler dileyip kapattığımızda, rahatlarcasına derin bir nefes verdim. Caner konusunda rahatlamıştım ama şimdi çok daha gerici bir gece başlıyordu.

Ece düşüncelerimin beni yemesine izin vermeden, "Baran bey, 9. vip odayı açtırdı. Seni bekliyor."

♣️

Odanın kapısının biraz yanına vardığımda görevli tam kartı sensöre okutuyordu ki, elimle beklemesini gösteren bir hareket yaptım. Önce kendimi toplamalıydım. İçeriyi göremiyordum ama içerinin dışarıyı gördüğünü bildiğim için kapının kenarında durmuştum. Derin bir nefes alıp, içimden 10'a kadar saymaya başladım.

1...2...3....

Oyununu iyi oyna.

4...5...6...

Kumarhaneye adım attığından itibaren sen Mihri değil, Mehir'sin. Mehir gibi düşün, Mehir gibi davran.

7...8...9...

İçerideki adamı etkile, işini yap ve para kazan. Sadece bu.

Ve 10...

Siyah ve camdan olan kapının önüne geçtim ve görevliye kapıyı açmasını söyledim. Görevli sensöre kartını okuturken, omuzlarımı dikleştirip cesaretimi topladım. Cam kapı 2 yana ayrılıp, açılırken gözüm içeriyi taradı. İşte oradaydı... Kırmızı deri koltuğa oturmuş, 1 kolunu koltuğun arkasına atmıştı. Diğer elinde henüz yanmayan bir sigara vardı. Neyse ki küçük çantam yanımdaydı ve zipposu içindeydi. Sağ bacağının bilek kısmını, sol bacağının üstüne koymuştu. Bu oturuş onu daha da heybetli ve korkutucu gösteriyordu. Üzerinde ilk 2 düğmesi bağlanmamış siyah gömleği, altında siyah pantolonu ve mat siyah rugan ayakkabıları ile oldukça etkileyici gözüküyordu. Diğer elinde duran, yanmayı bekleyen sigaraya baktım.

"Gel." dedi tok bir sesle. İstemsizce ayaklarım ona doğru hareket etti. Emirlerine istemeden itaat etmek beni ne kadar rahatsız etsede karşı çıkamıyordum. Kendimi tutamıyordum.

Yanına gittiğimde, sağında duran duvar dibine yaslı tek kişilik koltuğu gösterdi. "Otur."

İkiletmeden oturduğumda, o oturduğu yerden dikelip elindeki sigarayı bana uzattı. Uzanıp dudaklarıma yerleştirmesine izin verdim ve koltuğa geri yerleştim. Yanındaki sigara paketinden bir sigara daha çıkarıp, kendi dudaklarına koydu. Ve her zaman ki gibi emretti. "Yak."

Çantama uzanıp, fermuarını açtım. Zipposunu çıkardım ve uzanıp sigarasını yaktım. Kendi sigaramı yıkarken, ellerimin titrediğini farkettim. Nereye gitmişti Mehir? Şuan resmen Mihri'ydim. Böyle davranırsam bu gece bitmezdi.

Sigaramı içerken, gevşemeye çalıştım. Gözlerimi koyu mavi gözlerinden ayırmamaya yemin etmiş gibi onu izliyordum, o da beni... Hayır, kaçırmayacaktım bakışlarımı. Ondan bu kadar çekinmeyecektim, burası benim sahnemdi. Ev sahibi bendim.

"Maskeni çıkar." diyerek sessizliğimizi bozdu. Elim tam maskeye gidecekti ki kendimi durdurdum. Emirlerine itaat etmeyecektim, tabii ki zıtlaşmayacaktım ama bunu oyun haline getirecektim.

"Rica edersen çıkaracağım." dedim yaramaz bir ses ile. Meydan okurcasına bakışlarıma şaşırdı. 'Demek meydan okuyorsun?' dercesine bakıyordu.

"Sen bilirsin." diye kestirip atmasına bozuldum. Ayaklanıp odanın köşesinden bir sehpa getirdi. Sehpayı aramıza yerleştirirken, "Bir sandalye al ve karşıma geç." dedi. Oturduğum yerden kalkıp kumar masasının oradan bir sandalyeyi aldım. Sandalyemi sehpanın diğer ucuna koyduğumda, onun ne yaptığına bakmak için bakışlarımı çevirdim. Odada bulunan oyunların olduğu dolabı açmıştı. Bir satranç takımı çıkardığında, ne yaptığını anlayamamıştım.

Sonra farkettiğim şeyle rahatsızlık hissettim. Odada bizden başka kimse yoktu. Niye kimse yoktu? Kimse gelmeyecek miydi? Arkadaşları neredeydi? Tüm gece baş başa mı olacaktık?

Satranç takımının olduğu kutuyla gelip karşımdaki deri koltuğa oturdu. Yüzüme bakıp, "İçkimi unutmuşsun." dediğinde ona baktım. Tam gidip almayı teklif edecektim ki, "Neyse ki ben unutmadım. İçki getir." dedi.

O satrançı önümüzdeki sehpaya kurarken ben kalkıp mini buzdolabını açtım. Dalmore buradaydı... ve bir buz tası vardı. 2 tane kristal bardak aldım, her zaman ki gibi 3 tane buz attım ve 3 parmak viski doldurdum. Bardakları alıp ve Dalmorenin şişesini alıp yanına döndüğümde çoktan satrançı oynamaya hazır hale getirmişti. İyi de kiminle oynayacaktı?

Ben sandalyeme otururken, beynimi okumuş gibi "Satranç biliyor musun?" diye sordu. Biliyordum hatta oynamayı da çok severdim.

"Evet, biliyorum. Hatta lisedeyken satranç turnuvasında birinci olmuştum." dedim gülümseyerek.

"İyi o zaman, göster bakalım birinciliğini." dediğinde başımdan aşağı o tanıdık kaynar sulardan dökülmüştü. Yani benimle mi oynayacaktı? Biz tüm gece baş başa mı olacaktık? Korkutucu bir durumdu bu.

"Maskeni çıkar, rakibimin yüzünü görmem lazım." dediğinde ona baktım. Yine rica etmemişti ama en azından emir kipine ek olarak birkaç söz söyleme tenezzülünde bulunmuştu. Ortamı germemek için uzatmadım ve maskemi çıkardım. Gözleri ilk maskemi çıkardığımda olduğu yine bir kaç saniye yüzümdeki küçük benimde oyalandı ve viski bardağını eline aldı. Gözlerini gözlerime çıkardı ve tek dikleyişte viskiden eser bırakmadı. O söylemeden tekrar doldurdum.

Ve beyaz taraf o olduğu için oyuna başladı.

İlk hamlesi, piyonu e 4'e yerleştirmek oldu. Çok düşünmeden bende piyonumu e 5'e yerleştirip karşısına koydum. Bu hamlem piyonlarımızı kitledi.

Baran, "Kaç yaşındasın?" derken, önünü açtığı vezirini alıp h 5e koydu.

"25." deyip adımdan sonraki ilk yalanımı sallarken, b 8deki atımı alıp, c 6ya koydum. Bunu yaparken herhangi bir şey düşünmemiştim. Daha oyunun başındaydık ve çok düşünülerek hamleler yapmama gerek yoktu.

Ekim ayında 23 olacaktım ama yaşımızı 25 söylememizi Ferhunde hanım önermişti. 2 yaşın bile önemli olduğunu, 23 yaşın küçük kaldığını söylemişti. Daha büyük bir yaş söylemekte olumsuzluk oluşturabileceği için, en uygun yaşın 25 olduğunu söylemişti.

"Burada çalışmak için fazla ürkeksin." dedi ve f 1dekü filini alıp c 4e koydu.

Verecek cevabım olmadığı için söylediğini görmezden geldim. O sırada gözüm, vezirinin h 5te olmasına gözüm ilişti. Vezirini uzaklaştırmak için atımı alıp f 6ya yerleştirdim.

Baran eğer çekmezse atımla yiyecek olduğum vezirini aldı, "Şah," dedi ve ağır hareketlerle f 7ye sertçe koydu . "Mat."

Anlamaz gözlerle, satranç tahtasına baktım. Ne ara şah mat olmuştum. Oyun 5 dakike bile sürmemişti. Veziri şahımın çaprazında duruyordu, aslında şahla onu yiyebilirdim ama önceden filini c 4e yerleştirdiği için hareket edemiyordum. Kabul etmezcesine yapabileceğim bir şey var mı diye bakınırken, Baran'ın sesini duydum.

"Çoban matı." dedi. Yüzünde alaylı bir sırıtış vardı. "En basit mat çeşidi. Turnuva birincisine göre fazla dikkatsizsin."

Yanaklarımın yandığını hissettim, salak durumuna düşmüştüm. Resmen 4 hamlede mat olmuştum.

"Yalan mı söyledin?" diyen sesiyle sinirli bakışlarımı ona diktim. Zaten yenilginin siniriyle gerilmiştim, bir de üstüne o yine yalancı olmakla suçlamıştı.

"Niye sürekli beni yalan söylemekle itham ediyorsun?" diye sorarken, bunun cevabını gerçekten merak ediyordum. Ona henüz sadece 2 yalan söylemiştim. Adım ve yaşım dışında daha yalanlarımı sıralamamışken, onu oyuna getirmeye çalışmamışken neydi bu yalancı yaftası?

"Hepiniz yalancısınız." dedi ciddiyetle.

"Beni kimseyle kıyaslama." diyerek meydan okudum.

Oturduğu yerden dikelip, satranç tahtasının üzerinden yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Geri çekilmedim, bakışlarımı kaçırmadım.

"Senin ne farkın var?"

Korkusuzca ela gözlerimi, koyu mavi gözlerine diktim ve ben de ona doğru eğildim. Bu hareketimle yüzlerimiz iyice birbirine yaklaşmıştı. Heyecanımı dizginlemeye çalıştım. Koyu mavi gözlerinin enerjisi yüzünden bunu yapmak beni zorlasada, iyi gidiyordum.

"Zamanla anlarsın."

Cevap vermedi, ben de konuşmadım. Gözlerimizi dikmiş, birbirimize bakıyorduk. İkimizde birbirimizin gözlerinde bazı cevapları arıyor gibiydik. Sessiz bir tartışmanın içindeydik. Onun gözlerine bakmak bir yerden sonra beni bu sessiz tartışmadan uzaklaştırdı. Koyu mavi gözleri, zipposunun ateşle dansını izlerken olduğu gibi büyülemişti beni. Bir anlığına dünya durdu, tüm düşüncelerim söndü. Farklı bir yere ışınlanmış gibi hissettim, odadaki hafif volümlü müzik gitti. Hatta Baran'ın ağzı, yüzü bile gitti sadece koyu mavi gözleri kaldı.

Son anda ona daha cok yaklaştığımı farketmemle aniden duraksadım, o ise olduğu gibi duruyor ve benim ne yaptığımı izliyordu. Resmen ateşe yürümemi izliyordu ve beni durdurmuyordu. Yanmanın ucundan dönmüştüm. Ona iyice yaklaşırken, ne yapmayı planlıyordum ki? Onu öpmeyi mi? Ne yapıyordum ben?

Ben düşüncelerimle boğuşurken, aniden kapı açıldı. Yapmam gerekeni sonunda yapıp, refklesle geri çekilmiştim. Baran ise olduğu konumdan kıpırdamayıp, bakışlarını kapıya çevirmişti. Belki de bu an sadece 5 dakika sürmüştü, hatta 5 saniye bile olabilirdi ama bana kesinlikle 5 saat gibi gelmişti.

"Kusura bakmayın," dedi koruması olduğunu düşündüğüm adam. "Acil bir durum var patron."

Baran, "Gel koçum." dediğinde adam bu komutu bekliyor gibi acele adımlarla yanımıza geldi. Baran'ın kulağına eğilip, bir şeyler fısıldarken Baran koyu mavi gözlerini bana dikmişti. Kulağına her ne söyleniyorsa, kaşlarının gergince çatılmasına sebep olmuştu.

Adam söyleyeceğini söyleyip, dikeldi ve komut bekler bir şekilde ellerini önünde birleştirdi. Baran bir kaç saniye duraksayıp, "Çık sen." dedi korumasına doğru. "Geliyorum."

Adam komutunu alıp, hızlıca odadan çıktı. Baran masadaki viski dolu bardağı alıp, hızlıca kafasına dikti. Bunu yaparken her zaman ki gibi gözlerini gözlerimden ayırmamıştı. Kristal bardağı sertçe satranç tahtasına koyduğunda, bu hareketinin beni ne kadar gerdiğini biliyor muydu acaba?

Hızlıca ayaklandı ve bana dönüp, "Mesain bitti." dedi. Çok gergin gözüküyordu, ne olmuştu? Koruması ona ne demişti ki bu kadar gerilmişti?

"Odana dön ve uyu." diyerek döndü ve odadan çıktı. 3 iş günümün parasını ödediği için, o gittikten sonra burada başka bir adamla ilgilenmem yasaktı. Arkasından yine öylece bakakaldım.

♣️

Kumarhanedeki giyinme odamızın balkonunda sigara içerken saatime baktım. Sabah 4'e geliyordu ve ben Baran'ı düşünüyordum. İstemsizce onu merak ediyordum, buna engel olamıyordum. O yanımdan ayrılırken saat 3'e geliyordu, bana odama dönüp uyumamı söylemişti ama ben istemsizce kumarhaneden ayrılamamıştım. Belki geri gelirdi, kumarhane kapanana kadar burada kalacaktım.

Masanın üzerinde duran iş telefonuma baktım. Acaba ona mesaj atmalı mıydım? Ne olduğunu sorsam ne olurdu ki? Bence çok zararsız bir mesajdı.

Kendimi cesaretlendirip, telefonu elime aldım. Onu arasam ne olurdu ki? Bence hiçbir şey olmazdı. En fazla telefonu açmazdı. Fazla düşünmeden, rehbere girip adını yazdım. Biraz daha düşünürsem vazgeçebilirdim o yüzden hemen tıkladım.

Çalıyor...

Çalıyor...

Ve meşgul.

Beni meşgule almıştı. En fazla yapacağı şeyi yapmıştı ve telefonu açmamıştı. Telefonu sıkıntıyla masaya geri koyacaktım ki, mesaj bildirimi geldi.

"?"

Hayvan. Ata ata soru işareti atmıştı, yazmaya tenezzül bile etmemişti.

"İyi misin diye merak ettim."

Çok geçmeden mesajım cevaplandı.

"Yalancı."

"Hayır, bu yalan değildi."

Attığım mesajdan yine hemen pişman olmuştum. Sanki her şey yalanmış ve sadece bu yalan değilmiş gibi davranmıştım. Bir dakika, zaten öyleydi. Onu merak etmem dışında her şey yalandı. Ona henüz çok fazla bir yalan söylememiştim gerçi.

"Yarım saat içerisinde kulubün vip 9 numaralı odasında ol."

Kulübün odası mı? Ferhunde hanımın şu, kızların daha fazla para isterlerse adamlarla birlikte olabileceği odalardan mı bahsediyordu? Benimle ilgili ne planlıyordu bu adam? O odaya asla gidemezdim çünkü onunla yatmak gibi bir planım asla yoktu. Hadsiz herif, benimle yatabileceğini ona düşündüren şey neydi?

Reddetmek için doğru cümleyi seçmeye çalışıp, mesajı gönderdim. "Ben o odalara gitmiyorum."

Beş dakika içerisinde cevap geldi.

"3 günlük paranı ödedim."

Terbiyesiz! Bu parayı ödemesi, bana istediğini yapabileceğinin göstergesi miydi? Ferhunde hanım, bundan bahsetmemişti. Hatta bunun aptallık olduğunu söylemişti, kendimizi kullandırtmamızı tembihlemişti.

Daha fazla dayanamadım. "Bu beni yatağa atabileceğin anlamına gelmiyor. Sadece kumarhanede eşin olurum, fazlasını aklından bile geçirme. Terbiyeni takın."

Bu mesajımdan asla pişman olmadım. Ne olacaksa olsundu. Umurumda değildi. Tamam burada Mehir olabilirdim ama her isteyenle yatacak bir escort değildim.

"Seninle yatacağımı nereden çıkardın? İlgi alanımda değilsin."

Ne? İlgi alanında değil miydim? Bir dakika, bu cümlesi beni neden sinirlendiriyordu ki?

Çok geçmeden ikinci mesaj geldi. "Sürekli Dalmore ziyan oluyor, bugün ki şişeyi bitireceğim. Sen de bana eşlik edeceksin."

♣️

Kulüp kısmının vip odalarının olduğu koridora giderken, şuan ne yaptığımı sorguluyordum. O odaya gitmek zorunda mıydım, değil miydim bilmiyordum. Şuan bunu soracağım kimse de yoktu. Tek bildiğim o odaya girdiğim için bayağı bir para kazanacak olmamdı. Ama ya bana bir şey yaparsa diye düşünmekten kendimi alamıyordum. En fazla ne yapabilirdi ki? İstemediğim bir durum olduğunda kaçabilirdim bence. Bu kadar korkak olmamalıydım.

'Cesaretini topla Mihri.' dedim kendi kendime. 'Mehir bunun üstesinden gelebilir.'

Derin bir nefes alıp, korumaları geçerek koridora girdim. Düşük bütçeli koridordansa burası oldukça sessizdi. Koridordaki bazı kapılarda birer tane koruma vardı, muhtemelen içerdeki adamların korumalarıydı. O odalarda şuan acaba neler oluyordu? Bizden hangi kızlar çalışıyordu? Sevişiyorlar mıydı? Baran benimle yatmayacağıno açıkca söylemişti ama ona ne kadar güvenebilirdim ki? Ya bana zorla bir şeyler yapmaya kalkarsa, ne yapacaktım? Kafamı iki yana sallayıp, düşüncelerden uzaklaştım. Kapı numaralarına bakıp, vip 9 numaralı odayı bulmaya çalışıyordum ki biri bana seslendi.

"Mehir hanım." diyen adama döndüğümde, bu adamın kumarhanenin vip odasına girip Baran'ın kulağına bir şeyler fısıldayan adam olduğunu gördüm. "Buyrun, patron sizi bekliyor."

Çoktan kapıyı bulmuştum ama o kadar dalgındım ki görememiştim demek ki. Kapıya doğru giderken, içerden bir personel çıktı. Elinde büyük bir tepsi vardı. Belli ki bir şeyler getirmişti. Bana başıyla verdiği selamı aldım ve içeri girdim.

Odanın aydınlatıcı ışıkları kapalıydı, onun yerine loş ışıkları açıktı. Tam önümde kocaman duvar yerine bir sürü cam vardı. Manzara kapıdan bile gözüküyordu. Şehirin tüm ışıkları ve ayın güzel parıltısı odaya dolmuştu. Hava aydınlanmaya yüz tutmuştu ve manzaranın biraz ilerisi denizdi. Baran bu kocaman camdan duvarın tam önünde tekli bir koltukta oturuyordu ve sol tarafında oturduğu koltuktan bir tane daha vardı. Koltukların arasında büyük bir sehpa vardı ve üzerindeki Dalmore bana göz kırpıyordu. Sağ köşede kocaman bir yatak vardı, sol köşede büyük bir oturma grubu ve bir televizyon. Oda harikaydı.

Ben kapının orada dikilmiş odayı incelerken, Baran'ın sesi duyuldu. "Gel."

Sesi önceki zamanlardan daha kasvetliydi. Bu beni gersede adımlarımı ona doğru atmaya başladım. Her adımımda kalbim heyecanla çarpıyordu, bu adamın üstümdeki etkisi bambaşkaydı. Beni çok geriyordu. Ondan korkuyor olabilirdim.

Geçip yanındaki koltuğa oturdum ve ona baktım. Camdan bakıyor ve göz alıcı manzarayı izliyordu. Bu sefer o bana bir bardak viski doldurdu. Konuşmadı. Konuşmadım. Çantamdan zippoyu alıp, sehpaya koydum. Koltuğa iyice yerleşip, maskemi çıkardım. Onu da sehpaya koyduktan sonra, topuklu ayakkabılarıma uzanıp onları da çıkardım. Bu gece rahat olacaktım, karşımdaki padişah değildi. Abartıyordum.

Bacaklarımı sehpanın üzerine uzatıp, rahatça oturdum. En rahat halimdeydim şuan. Saçlarımdaki tokayı çıkardım ve saçlarımı havalandırıp rahatlattım. Gece boyunca sıkı bir at kuyruğunda olan saçlarım, teşekkür edercesine hafiflediler. Bana doldurduğu viskiye uzanıp, onun yaptığı gibi tek dikleyişte bitirdim. Kendimi gayet iyi hissediyordum, hatta hafif çakır keyif olmanın sevinci vardı üstümde. Kanımda alkol dolanırken bu geceyle baş etmek benim için daha kolay olurdu.

Baran gibi manzarayı izlerken, "Ne düşünüyorsun?" diye sordum. Soruyu sorarken, ona bakmamıştım. Ona bakmak beni gerebilirdi.

"Umurunda mı?" dedi. Soruma soruyla karşılık verirken, sesi sitemli çıkmıştı.

"Umurumda."

"Yalancı."

İkinci kadehi diklerken, söylediğiyle bardağı sertçe sehpaya vurdum. Bu tamamen istemsizce olmuştu. Bana yalancı demesi sinirimi bozuyordu artık.

"Bana bir daha yalancı deme!" dedim manzarayı izleyen gözlerine sinirle bakarak. Sesim beklediğimden yüksek çıkmıştı.

Koyu mavi gözlerini öyle bir hızla ela gözlerime dikti ki, başım döndü. Bakışlarındaki kasvet, o tanıdık sıcak suların başımdan aşağı dökülmesine sebep oldu.

"Bana bir daha sakın sesini yükseltme." dedi korkutucu bir sakinlikle. Sesi çok sakindi ama bakışları asla öyle değildi. Susup yerime sindim. Tamam, abartmış olabilirdim.

Şişenin dibini görmemize 2 kadeh kalana kadar hiç ağzımızı açmadık. Konuşmaya meraklı değildim zaten. Havanın aydınlanmasını izlemenin ve kanımda akan alkolün sıcaklığını hissetmenin keyfini çıkarıyordum.

Son kadehlerimizi doldurdu ve paketinden bir sigara çıkardı. Bir saattir alkol dışında hiçbir şey içmemiştik. Bunun farkındalığıyla canım nikotin çekti. Her zaman ki gibi önce bana bir dal uzattı. Dudaklarıma yerleştirebileceği kadar yakınımda olmadığı için, elinden almak için uzandım. Tam alacaktım ki, sigarayı geri çekti. Anlamazcasına gözlerine baktım.

"Dudaklarını getir." dediğinde vücudumu heyecan bastı. Öylece bakakalmışken, kendimi toparladım ve oturduğum sandalyeden uzanabildiğim kadar uzanıp sigarayı dudaklarıma yerleştirmesine izin verdim. Sehpadan zippoyu alıp, sigaramı ateşledi. Vücudumda gezen alkolün ve bu hareketinin etkisiyle düşecek gibi olduğumda tek eliyle kolumu sertçe kavrayıp beni koltuğa geri itti. Ben iyice yerime sinip, tekrar ayaklarımı sehpaya uzatırken o da kendi sigarasını ateşledi.

Kollarımı koltuğun kenarlarına yerleştirip, daha da gevşettim kendimi. Alkolün etkisi iyice kendini gösterirken, gözlerimi kapatıp başımı arkaya yasladım.

Biraz böyle kalarak kendimi dinliyordum ki, izlendiğimi hissettim ve gözlerimi açıp başımı sağımda oturan Baran'a döndüm. Hislerimde yanılmamıştım. Beni izliyordu.

"Burada çalışmak için fazla ürkeksin." dedi, kumar odasında dediği gibi. "Neden buradasın?"

"Paraya ihtiyacım olduğu için." diyerek sigaramdan bir duman çektim.

"Ailen?"

"Babam öldü." Adım ve yaşımdan sonra üçüncü yalanımı söyledim. Mihri yeterince baba travması yaşarken, Mehir'in babası olmasıyla uğraşmak istemediğim için onu öldürmüştüm.

"Annen?"

"Kanser, onun tedavisi ve ilaçları için çalışıyorum." Bu da burada çalışmak için asıl yalanımdı.

"Tek çocuk musun?"

"Kumar ve uyuşturucu bağımlısı bir abim var." Bu da Mehir'in hikayesini iyice dramatize etmek ve acındırmak için ekstra bir yalandı.

"Nerelisin?"

"Mersin." Hayır. Ben doğma büyüme İstanbulluydum. Annem Trabzonlu, babam Sivaslıydı.

"Okul hayatın?"

"Lise terk. Anneme bakmam gerektiği için okumaya devam edemedim." Hayır. Ben bu sene üniversite 4. sınıf olacaktım ve başarılı bir hukuk öğrencisiydim.

Yalanlarımı profosyonel bir şekilde sıralarken, beni dikkatlice dinledi. Artık bana yalancı diyebilirdi. En azından hiç yalan söylemediğim zaman söylediği kadar gocunmazdım.

"Güzel hikaye." dedi alayla. Sinirlenip onun oyununa gelmedim. Sahne benimdi, ev sahibi bendim ve o bunu bozamayacaktı.

"Keşke hikaye olsaydı." dedim acı bir gülümsemeyle. Rolümü çok iyi oynuyordum. Mihri'nin hayatı da çok güllük gülistanlık değildi tabii ki ama Mehir'in hikayesi daha etkileyiciydi. Mihri zengin bir aileden gelmiyordu ama Mehir kadar paraya ihtiyacı yoktu. Burada çalışmaya anca Mehir gibi biri mecbur olabilirdi.

"Bak Mehir." dedi ciddiyetle. "Tabii adın buysa." Kaşlarımı çattım, bu adam ya fazla akıllıydı ya da önceden biri onu çok güzel kandırmıştı. Hangi ihtimal benim için daha iyiydi?

"Eğer bana yalan söylemezsen, sana yardım ederim." diye devam ederken ona bakıyordum. Koyu mavi gözleri ilk kez bana yumuşak ve anlamaya çalışır gibi bakıyordu. "Senin gibi yardım ettiğim bir çok ihtiyaç sahibi var. Bu bok çukurunda çalışmak zorunda değilsin."

Cevap vermeden ona bakmaya devam ettim. Alkol iyice vücudumu ele geçirmişti ve mayışmıştım. Her an uyuyakalabilirdim, uyumamı engelleyen tek şey onun gerici enerjisiydi.

"İban bilgilerini verirsin, şirkete bırakırım. Ne ihtiyacın varsa karşılanır, beni bir daha görmezsin bile."

İlk kez bu kadar uzun cümleler kuruyordu.

Gözlerimi kıstım, teklif kulağa oldukça cazip geliyordu ama tabii ki böyle bir şeyi kabul etmeyecektim. İlk sebebi ona kendi hayatım hakkında bilgi veremeyecek olmamdı. Benden bir bilgi alırsa, hakkımda her şeyi öğrenebilirdi ve tüm yalanlarım ortaya çıkardı. Hatta bir sevgilim olduğunu bile öğrenirdi, bu adamlar o derece güçlüydü. Sevgilim olduğunu öğrendikten sonra zaten muhtemelen çok kaliteli bir orospu olduğumu düşünürdü. Öyle miydim? Caner aklıma gelince duraksadım. O mışıl mışıl uyurken, ben burada nelerle uğraşıyordum.

"Ne düşünüyorsun?" diyerek düşüncelerimi böldü. "Kabul edecek misin?"

Gözlerimi önümdeki manzaraya döndüm, havanın tamamen aydınlanmasına çok az kalmıştı ve gökyüzü şuan en sevdiğim halindeydi. "Teşekkürler, bunu kabul edemem." diyerek gururlu kızı oynadım. Bu teklifi başka kim redderdi ki? Ya her şeyi yalan biri ya da çok gururlu biri.

Bir şey demeden önüne döndü, daha fazla bu konuyu uzatmadı.

Bu sefer ben ona sordum, "Peki, sen kimsin?"

"Ne yapacaksın?"

"Bir şey yapmayacağım, sadece soruyorum."

"Sorma."

Hayvan, yine öküz haline geri dönmüştü. Halbuki az önce ondan beklenmeyecek kadar ılımlıydı. Son bardağı kafama dikerken, artık resmen sarhoştum. Vücudum iyice gevşemişti.

"Gerçekten benimle yatmakla ilgilenmiyor musun?" Hayır, hayır, hayır! Bu soruyu ben sormuş olamazdım. Alkol bana asla yaramıyordu. Utanarak alt dudağımı ısırdım.

Koyu mavi gözlerini, alayla bana çevirirken eğleniyor gibiydi. "İlgilenmemi mi isterdin?"

"Hayır!" diye gereksiz bir yükselmeyle karşı çıktım. "Seninle asla yatmak istemiyorum. Buraya bunun için gelmedim. Sen ilgi alanımda değilsin demeseydin gelmezdim zaten." Gereksiz bir açıklamaydı... Ne söylüyordum ben Allah aşkına? Hemen ayılmam gerekiyordu.

Gözlerini ağır hareketlerle, iyice aydınlanan gökyüzüne çevirirken. "Sakin ol. Söylediğim gibi, ilgi alanımda değilsin." dedi.

Susmalıydım. Pişman olacağım şeyler söylememeliydim.

Daha bir şey söylemedi, ben de söylemedim. İkimizde konuşmayacağımıza dair yemin etmiş gibiydik. Bu sessizlik, kanımda dolaşan alkol ve gecenin yorgunluğu iyice uykumu getirmişti. Açık tutmaya çalıştığım gözlerimle ona baktığımda, o hala manzarayı izliyordu. Bu gece nasıl sonlanacaktı?

Olduğum yer, yanımdaki adam... her şey bana çok yabancıydı. Burada olmam ne kadar doğruydu? Bu iş benim bünyeme fazlaydı. Hayatım nereye gidiyordu? Hayatımın gidişatını ne kadar kontrol edebiliyordum? Bu işin sonu ne olacaktı? Üstelik Ferhunde hanım bugün sözleşme için yanına çağırmıştı, gitmemiştim. Acaba bu bir işaret miydi? Belki de o sözleşmeyi imzalamamalıydım. Eğer imzalarsam işi kafama göre bırakamayacaktım. Sözleşmenin içeriğinden de henüz haberim yoktu. Ben neye bulaşmıştım böyle?

Düşüncelerle boğuşurken, gözlerim kendiliğinden kapanmıştı. Bilincim yarı açık sayılırdı. Belimde ve bacaklarımın arkasında ki elleri hissedebiliyordum ama tepki veremeyecek kadar mayışmıştım. Bu kadar sek alkol bana fazlaydı. Havalandığımı hissettim. Burnuma sigara ve alkole karışmış güzel ama ağır bir parfüm kokusu geldi. Yüzümde, saçlarımda ve vücudumun elbisemden açık kalan diğer yerlerinde kısa süreli bir rüzgar hissettim. Ne olduğunu anlamak için gözlerimi açmak isterken istemsizce mırıldanmıştım.

Yumuşak bir şeyin üzerine geçtiğimi hissettiğimde, belimde ki ve bacaklarımda ki eller çekildi. Konuşmaya çalıştığımda, Şşş." diye yatıştırıcı tanıdık bir ses kulağıma çalındı.

"İyi uykular Mehir hanım." dedi ve devam etti. "Tabii, adın buysa..."

♣️♣️♣️

Bölümü nasıl buldunuz? Düşüncelerinizi merak ediyorum.

Beğendiyseniz, favlarınızı bekliyorum; eğer beğenmediyseniz nedenlerinizi bekliyorum.

Kendinizi bana, iyisiyle kötüsüyle ve tüm eleştirileriniz ile yorumlarda hissettirin lütfen. Yeni bölümü yazmaya hevesim var ama paylaşmaya cesaretim yok. Bu cesareti sadece sizin varlığınızdan alabilirim.

Okuyan herkese selam olsun, sevgilerle...

❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.