İçeriğe geç

İki Şehrin İki Mevsimi

Bölüm 2 · 5 dk okuma

İki Şehrin İki Mevsimi

Bölüm 2

Beş yıldır bu anı beklediğini ikimiz de biliyoruz

— "Ne hayırı Şebo, üzgünüm," dedi Nida derin bir nefes alarak. "Böyle mi olacaktı?"

— "Kızım, o hayırsızdan olmayacağı belliydi. Zaten sen normalde ona bakmazdın da işte boşluğuna geldi," dedi içindeki umuda engel olamayarak. "Sana çok güzel bir haberle geldim aslında," dedi büyük bir şevkle.

— "Ne haberi?" dedi Nida, kaşlarını çatarak tahmin etmeye çalışıyordu.

​"Kaan'ın gönlü varmış sende, seninle görüşmek istiyor," dedi Şebnem, adeta büyük bir bombayı Nida'nın kucağına bırakarak.

​Nida'nın sesi kesildi; o an dünyada sadece kalbinin şiddetli çarpıntısı duyuluyordu. Bir yandan inanmakta zorlanıyor, bir yandan tarif edilmez bir heyecanla sarsılıyordu. Ayaklarının bağı çözülmüşçesine olduğu yere çöktü. Bir kapı yüzüne sertçe kapanmıştı ama şimdi önünde devasa, ışıl ışıl bir kapı aralanıyordu. Kaan... Sadece ismi bile onu yakmaya yetiyordu ve o adam şimdi Nida'ya yeşil ışık yakmıştı. Yanından geçip giderken kendisine tuhaf tuhaf bakan insanları umursayacak hali yoktu.

​"Şebo, dalga geçmiyorsun değil mi?" dedi gülerek; ama gözleri ağlamaktan şişmişti ve dudakları kıvrılsa da yanaklarından yaşlar süzülmeye devam ediyordu.

​"Nida, böyle bir konuda sana asla şaka yapmam. Aradı, 'Eğer kabul ederse numarasını verir misin?' dedi. Söylemek için o hayırsızdan tamamen kopmanı bekledim."

​"Ama yeni ayrıldım Şebo... Bu hem ona hem kendime haksızlık olmaz mı?" dedi Nida, durumu idrak etmekte zorlanarak.

​"Kızım, beş yıldır bu anı beklediğini ikimiz de biliyoruz. Daha ne kadar bekleyeceksin? Kendine yeni bir sayfa aç artık!" dedi Şebnem, kendinden emin bir sesle.

​Nida, içinde yeşeren umutları dizginlemeye çalışarak içini döktü: "Haklısın aslında ama korkuyorum. Osman benimle beraber olmadığı için benden uzaklaştı. Benzer bir şeyi Kaan'la da yaşamak istemem; bak, asıl o zaman yıkılırım."

​"Hayır canım," diye itiraz etti Şebnem. "Kaan tanıyabileceğin en efendi, ciddi ilişki insanıdır. Onun seni uçkuruyla değil, kalbiyle seveceğine inanıyorum ben."

​​"Yine de acele karar vermek istemiyorum, bana biraz vakit ver," dedi Nida başını ovalayarak. Kendini bir an bulutların üstünde, bir an ise sertçe yere çakılacakmış gibi hissediyordu. Güçlükle ayağa kalkıp telefonu kapattı. Sakince düşünmeye, şehrin gürültüsünden kaçmaya ihtiyacı vardı. Adımları onu, Bolu merkezden kalkan Abant birliklerinin olduğu durağa yönlendirdi.

​Yaklaşık kırk dakikalık yolculuk boyunca camdan dışarıyı, Mudurnu yolundaki o uçsuz bucaksız çam ormanlarını izledi. Otobüsten indiğinde, Abant’ın o keskin ve tertemiz havası yüzüne çarptı. Göl kenarında, nilüferlerin henüz su yüzüne göz kırptığı kıyı boyunca yavaş ve dingin adımlarla yürümeye başladı. Kalabalığın daha az olduğu, çam ağaçlarının göle sarktığı tarafa doğru ilerledi.

​Bir bank bulup oturdu; ormanın serin nefesini ciğerlerine çekip düşünceleriyle baş başa kaldı. Rahatsız edilmemek için telefonunu tamamen kapattı. İçindeki düşünceler coşup yerinde duramaz hale gelince gölün çevresindeki ahşap yürüyüş yolunda yürüyor, yorulunca bir çınar ağacının gölgesine sığınıyordu. Kuş cıvıltıları, rüzgarla dans eden yaprak hışırtıları ve gölün kıyıya vuran hafif dalga sesleri ruhunu biraz olsun yatıştırmıştı. En sonunda, kalbinin sesini mantığının süzgecinden geçirdi ve kararını verdi.

​Dönüş için tekrar otobüse bindiğinde, telefonu açar açmaz Şebnem’e o kısa ama hayatını değiştirecek mesajı attı: "Görüşeceğim Kaan’la." Mesajı gönderir göndermez kalbinin çırpıntısını dindirmek ister gibi elini göğsüne bastırdı. Otobüsün camına başını yaslayıp derin bir nefes alırken, bu sefer korkuyla değil, yeni bir başlangıcın verdiği o tatlı sızıyla gülümsedi.

​Öte yanda Şebnem, heyecanla beklediği mesajı anında gördü. Adeta gözlerinden kalpler fışkırıyordu; arkadaşı adına çok sevinmişti. Vakit kaybetmeden Nida'nın numarasını Kaan'a iletti.

​Kaan sabahtan beri müjdeli bir haber bekliyordu. Hafta sonu olduğu için evdeydi; ancak heyecandan ağzına tek lokma koyamamıştı. Yüreği ağzında, evin içinde volta atıp duruyordu. Birden elindeki telefon titreyince hemen açtı. Aradığı bildirimi görünce, bir saniye bile kaybetmek istemez gibi Nida’yı aradı.

​Nida, camdan dışarıyı izlerken ekranına düşen yabancı numarayı cevapladı.

​"Alo, Nida ile mi görüşüyorum?" dedi Kaan, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak.

​Nida'nın da ondan kalır yanı yoktu. "Evet, benim... Sen de Kaan olmalısın."

​"Evet," dedi Kaan, hafifçe gülümseyerek. "Nida... Şebnem niyetimi sana söylemiştir. Seninle tanışmayı, görüşmeyi çok istiyorum. Müsaaden var ki numaranı verdin, değil mi?"

​"Elbette," diyebildi Nida, sesi fısıltı gibi çıkarak.

​"Telefonda kendimi pek anlatamayacağım gibi geliyor... Buluşabilir miyiz?"

​"Nasıl buluşacağız ki? Ben daha yeni geldim Bolu'ya. Zaten düğün için tekrar Eskişehir'e geleceğim."

​Kaan, kendi cesaretine hayret ederek o teklifi yaptı: "Ben geleyim. Yarına müsait misin?"

​"Benim için fark etmez," dedi Nida, hala rüyada olup olmadığını sorgulayan bir sesle.

​"Tamam, yarın sabah Bolu'dayım. Görüşürüz," deyip telefonu kapattı Kaan. Daha fazla konuşsa heyecandan kekelemekten veya saçmalamaktan korkuyordu. Nida, yüzüne kapanan telefonla kısa bir şaşkınlık yaşasa da Kaan’ın o telaşlı halini anlamıştı. Kalabalığın içinde olduğunu umursamadan hafifçe kıkırdadı.

​Eve girdiğinde bu kez annesinin sitemiyle karşılaştı. "Kızıma hasret kaldım ama sen bizi hiç özlememişsin!"

​"Anne, halletmem gereken şeyler vardı, üzgünüm," diyerek sarıldı ona. Bir yandan da içindeki fırtınayı belli etmemeye çalışıyordu. Annesi haklıydı; geleli henüz 24 saat bile olmamıştı ve gününü dışarıda geçirmişti. Ailesini ihmal etmek istemiyordu ama kalbi artık çoktan başka bir şehrin, başka bir adamın ritmine kapılmıştı.

Ailesini ihmal ettiğini düşünerek içten içe üzülse de, Nida annesinin özenle hazırladığı sofraya oturup onlarla keyifli bir sohbete daldı. Ancak aklı çoktan başka bir yerdeki, başka bir hayalin peşine düşmüştü.

​ Aynı dakikalarda Kaan, evin içine sığamayacağını anlayıp kendini dışarı atmıştı. Gökmeydan’daki evinden çıkarken nereye gittiğini bilmeyen adımlarla mahallenin geniş ve düzgün sokaklarını arşınlıyor, ertesi günü planlamaya çalışıyordu. Hayatında ilk defa bir kadına buluşma teklif etmişti ve bu kadından daha şimdiden çok etkilenmişti. Onu bunca yıldır nasıl olup da fark etmediğine hayret ediyordu. Bir yandan bodoslama bir kararla yola çıktığını düşünse de telefonun bir insanı tanımaya yetmeyeceğine inanıyordu. Flört işleri ona göre değildi; o kendini her zaman "eski kafalı" ve dürüst duyguların adamı olarak görürdü.

​Saatler ilerleyip mahalle sessizliğe büründüğünde bile Kaan’ın içindeki fırtına dinmemişti. Sarper Caddesi’nin köşesinden dönüp Cumhuriyet Parkı’na doğru ilerledi. Gecenin bu saatinde parkın sessizliği, kafasındaki gürültüyle tezat oluşturuyordu. Lambaların cılız ışığı altında, sadece kendi adım seslerini duyarak yürüdü. İç dünyasına o kadar dalmıştı ki, karşıdan gelen bir mahalleli seslense muhtemelen irkilirdi. Parkın içindeki boş bir banka oturup dinlendikten sonra tekrar yürümeye karar verdi.

​Nihayet ayaklarında derman kalmayınca, mahallenin o nizamlı binalarının arasından geçerek eve döndü; ancak yatakta da uyku ona haramdı. Kendini yatağa attığında odasının tavanına vuran sokak lambası ışığı, düşüncelerine eşlik ediyordu. Telefonu eline alıp Nida’nın profil fotoğrafına baktı. Bir kediye sarılmış, dünyayı kucaklarcasına gülümseyen o fotoğrafı incelerken derin bir iç çekti. Saçlarının o yarım ay şeklindeki hali bile ona çok masum ve tanıdık gelmişti.

​Nida da yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Yüreği bir türlü yatışmıyordu. "Hayal mi bu?" diye sordu kendi kendine. Bazen bunalıp yatakta oturuyor, sonra sıkılıp tekrar yatıyor ama nafile... Düşünmeden duramıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.