Gökyüzü günlerdir ağlıyormuş gibiydi.
Kara bulutlar Noxara Krallığı'nın başkentinin üzerine çökmüş, güneşi çoktan yutmuştu. Yağmur hiç durmadan yağıyor sarayın beyaz taş duvarlarından aşağı ince nehirler halinde Süzülüyordu.
Kentin sokakları nerdeyse boşalmıştı. İnsanlar evlerine çekilmiş dükkanların kepenkleri Kapanmıştı. Böyle gecelerde kimse dışarıda olmak istemezdi.
Ama... Şehir kapılarından saraya uzanan taş yolda yürüyen biri vardı. Genç bir kız!
Pelerinin ucu çamura bulanmıştı, Çizmeleri su almıştı. Saatlerdir yürüyordu. Belki de günlerdir. Fakat durmuyordu, durursa düşünmek zorunda kalıcaktı, düşünürse geri dönmek İstiyebilirdi. Buna izin veremezdi!
Başını kaldırıp uzaktaki saraya baktı. Yağmurun arasından bile görülebilen yüksek kuleler karanlık gökyüzünü deliyor gibiydi.
Noxara'nın kalbi... Düşmanın evi...Ve artık onunda kaderinin bağlanacağı yer.
Elenor derin bir nefes aldı. Babasının son sözleri kulaklarında yankılandı ''sakın başarısız Olma'' yanlızca iki kelime. Ne dikkat etmesi gerektiğini, ne korkup korkmadığını, nede geri Dönüp dönmeyeceğini. Sadece başarısız olmaması gerektiğini söylemişti.
Elenor istemsizce yumruklarını sıktı, babasının noxara kralığını sevmediğini biliyordu ama Ansızın birgün kendisinden böyle birşey istiyecek kadar nefret ettiğini bilmiyordu. En kıdemli veliyaht olarak onu seçmesi şaşırtıcı değildi elbet. diploması öğrenmişti,tarih Öğrenmişti ve elbette düşmanlarını öğrenmişti.
Sarayın önüne ulaştığında dizleri titriyordu, yorgunluktan mı? yoksa heyecandan mı? Kendiside bilmiyordu.
Devasa demir kapılarının önünde dört nöbetçi bekliyordu, elenor saraya göz gezdirirke Nöbetçilerden biri onu fark etmişti bile.
''Dur!'' elenor başını nöbetçiye çevirdi, askerlerin elleri çoktan kılıç kabzalarına gitmişti Bile, ''sen kimsin?'' yağmur yüzüne vuruyordu gözlerini kıpraştırdı, sonra yavaşça Dizlerinin üzerine çöktü. Askerlerin şaşkınlığı yüzlerinden okunuyordu, elenor başını eğdi ''Lütfen..'' sesi gerçekten yorgun çıkmıştı, rol yapmasına gerek kalmamıştı. ''lütfen, yardım Edin!'' askerlerden biri elenora yaklaşarak onu incelemeye başladı ''adın ne?'' kafasını Hafifçe kaldırarak ''elenor'' dedi. asker yavaşça arkaya doğru sendeledi, üzerimde kendi Kralığıma ait pelerinim, kolyem ve izim vardı ''solaryn kralığının kızı elenor'mu!?'' işte Beklediğim soru buydu, bir anda ortam sessizleşti sanki yağmur taneleri gerici ortamın Farkındaymış gibi bir an duraksadı,ardından daha şiddetli şekilde yağmaya başladı, elenor Kafasını olumlu anlamda saladı. Askerlerin yüzleri sertleşti, birinin eli doğrudan kılıcına gitti.
Soloryn krallığı.. Noxara krallığının nesiller boyu süren düşmanı... Savaşlar.. Baskınlar.. Kan.. Ve ihanetler, bu iki krallığın tarihinde bunlardan başka daha çok şey vardı.
''Onu tutuklayın!'' elenor hemen ayağa kalktı ''hayır!'' yağmur damlaları yüzünden mi? Gözyaşları yüzünden mi? belli olmayan yaşlar yanaklarından süzülüyordu. ''babam beni İstemiyor'' askerler birbirlerine baktılar elenor devam etti, ''krallıktan kovuldum'' bu Kısmın tamamı yalan değildi, gerçekten kovulmuştu '' gidicek hiçbir yerim yok, size Yalvarırım'' komutan olduğu anlaşılan yaşlı asker birkaç adım öne çıktı ''soloryn Krallığından birine neden güvenelim?'' Elenor gözlerini yere eğdi, tamda görmek istedikleri Gibi ; kırılmış, yanlız, savunmasız. ''Çünkü başka seçeneğim yok'' sessizlik çöktü, gökyüzü yarılırcasına gürlüyordu sanki haber Vermek ister gibi. Elenor ellerini kenetlemiş yaşlı komutanın gözlerine bakıyordu bir Sabırla konuşmasını bekliyordu. Çünkü bazen bir savaş kılıçla değil, sabırla kazanılırdı. Sonunda komutan konuştu. ''kızı kralla götürün!'' Elenor derin bir nefes almıştı.
Saray kapıları ağır bir gürültüyle açılırken Elenor istemsizce yukarı baktı, burası Beklediğinden daha büyüktü mermer sütunlar, yüksek kuleler, parlayan pencereler.
Güç, her yerde güç vardı ve bir gün belki de bu gücün bir kısmı onun olucaktı.
SON...
