Heyecandan elim ayağım titriyordu. Bugün okulun ilk günüydü ve ben uyuyamamıştım. Bu bana 1. sınıfa başlarkenki heyecanımı hatırlatmıştı. Uzun zaman sonra böylesine canlı hissetmemiştim. Açıkçası bana çok iyi gelmişti.
Hızla üzerimi giyindim, saç ve makyajı halledip yurttan çıktım. Okula doğru giderken heyecandan zıplamamak için kendimi tutamıyordum. Çok istediğim ve hayallerimin başlangıcı olarak gördüğüm radyo-televizyon bölümünü kazanmıştım.
Artık gerçekten hevslenmem ve yeniden umutlanmam için bir sebebim vardı. Resmen yeniden doğmuş gibi hissediyordum. Kampüsün kapılarından içeri girerken resmen büyülenmiş gibi bakıyordum. Evet sınavdan önce kendimi salarak kazanabileceğim birçok üniversiteyi reddetmiş olabilirdim ama şu an da çok mutluydum.
Hemen binadan içeri girdim ve bu koca kampüsü gezmeye başladım. Sınıfımı bulmam gerekiyordu. En sonunda birine sorma kararı aldım. "Pardon!" dedim ve sınıfımı sordum.
Bana sınıfımı gösterince hızla gittim ve boş bulduğum bir yere oturdum. Artık gerçekten sakinleşmiş ve etrafıma salak salak bakmayı kesmiştim. Sonrasında ise yanıma oturan bir kızla konuşmaya başladım. Adının Deniz olduğunu öğrendiğim kızla günümü geçirdim. İlk günüm gayet keyifliydi.
Birkaç arkadaş daha edinmiş ve sosyal kişiliğimi ön plana çıkarmıştım. Sonrasında ise tekrar yurda dönerken yolda bir kedi gördüm. Yavru ve minicikti. Araba çarpabilirdi. Onu hemen kucağıma aldım ve kaldırıma koydum ama paçalarıma tutunarak beni bırakmayı reddedince bende bir süre onunla kaldırımda oturdum.
O kadar küçüktü ki gerçekten bu zamana kadar bir şeyin ezmemiş olması mucizeydi. Karnının aç olabileceğini düşündüm ama bu kadar minik bir kedi ne yerdi bilmiyordum. Onu yurda sokmam imkansızdı. Burada da bırakamazdım. Ardından başka bir yol bulmam gerektiğini anladım.
Saat sekize geliyordu ve hava neredeyse kararmıştı. Sonbaharın serinliği kışın erken geleceğini söylemek ister gibi kendini hissettiriyordu. Sanırım bu minik kedinin annesi de yoktu çünkü o kaldırımda en az yarım saat kalmıştık ama ne gelen vardı ne giden.
Yakınlarda bir barınak da yoktu. Şehir içinde de değildim veterinere bırakabileyim. En son çareyi yardımsever bir ev bulmakta buldum. YAkınlardaki bir apartmana girdim ve kediyi oradaki bodruma bırakmaya karar verdim. Sabah oradan alır şehir merkezine götürürdüm.
Sonra da oradan bir veteriner bulup muayene ettirir bir ev bulana kadar onun orada misafir olmasını sağlayabilirdim. Tam onu orada bırakmış arkamı dönecekken karşıma bir adam çıktı. "Siz kimsiniz?" Diye sorunca kalakaldım.
Adam tekrar bana baktı ve sorusunu yineleyince bende ayağımın dibinde duran kediyi işaret ederek konuşmaya başladım. "Merhaba, kusura bakmayın ben gerçekten kötü bir niyetle gelmedim ama yolda bir kedi buldum. Kimsesizdi araba ezer diye almak zorunda kaldım bir de sanırım aç ne vereceğimi de bilemedim. Bu yüzden buraya getirdim sabah bir verterinere bırakmak için geri alacağım ama temelli burada kalmayacak gerçekten"
"Lütfen biraz soluklanın. Korkmayın yanlış anlamadım" diyince ne kadar hızlı ve ard arda konuştuğumu fark ettim. Yanlış anlaşılmamak için durmadan konuşmuştum.
"Benim gerçekten kötü bir niyetim yoktu kedi ezilmesin diye ben buraya getirmek zorunda kaldım yurda da sokamam..." Dedim çaresizce.
"Yurtta mı kalıyorsunuz?" Diye sordu. "Evet" dedim. Hala bodrumdaydık ve sokak lambasının ışığı yüzüne vuruyordu. Düz siyah saçları aynı renk kaşları vardı. Net göremesem de gözlerinin de koyu kahve olduğuna emindim. Boyu benden 20 cm falan uzundu.
Sokak lambasının ışığında yaşını 25-28 arası tahmin ettim. Ses tonu da o kadar yaşlı durmuyordu. Tam tersi çok karizmatik bir sesi vardı. "Peki anladım. Sabah onu veterinere götürürsünüz ama sabaha kadar açlıktan ölebilir sanırım daha 1 aylık bile değil. Gözleri yeni açılmışa benziyor" dedi yerdeki minik kediyi ellerine alarak.
Kediler hakkında çok şey biliyor gibiydi. "Ben bilemedim. Ne yer ne içer. Daha önce kedi baktım ama bu kadar küçük değillerdi" dedim.
"Bende çok severim ama bakamıyorum maalesef" dedi. "Neden?" Diye sormadan duramadım. Ağzımdan birden çıkıvermişti. O da şaşırmış olsa gerek bir süre sustu. Sonrasında cevapladı.
"Eşimin alerjisi var" diyince birden kendimi kötü hissettim. Bulunmamam gereken bir ortamda bulunmamam gereken bir adamla duruyormuşum gibi hissettim. Bir an önce orayı terk etmek istedim. Neden bilmiyorum ama gitmem gerektiğini düşündüm.
Sonrasında birkaç adım geri çekildim. "O zaman yarın sabah erkenden kalkar kediyi almaya gelirim. Sonrasında bir daha rahatsız etmem sizi" dedim. Adam da rahatsız olduğumu anlamış olacak ki o da bir adım geri çekildi. "Tamam sabah kaç gibi gelirsiniz?" Diye sordu.
Ne yapacaktı ki? Bunu düşünmeden birden cevap verdim. "Yedi gibi" dedim.
"Erkencisiniz" dedi. "Evet maalesef. Dersim var o zamana kadar bir veteriner bulmam lazım" dedim. "İyi de o saatte açık veteriner bulamazsınız. İsterseniz ben götüreyim sabah. Size veterinerin adresini söylerim" dedi. "Sağolun ama size zahmet vermek istemem" dedim. "Olur mu öyle şey. Bu minik kedi bana ne kadar büyük bir zahmet olabilir ki?" Diye sordu.
"Nasıl söyleyeceksiniz?" Dedim. "Yanlış anlamayın ama numaranızı verebilirsiniz bende size adresi mesaj atar sonra silerim" dedi. Zaten evliydi yanlış anlayacak bir durum yoktu ortada ama tedirgin olmuştum.
Sonrasında minik kedi için numaramı verdim ve ardından oradan ayrıldım. Aklıma sonradan adamın adını sormadığım ve benim de ismimi demediğim geldi. Acaba ne diye kaydedecekti?
Ertesi sabah kalktım ve o sokağın önünden geçerken adam orada mı diye bakındım ama yoktu. Sonrasında okula gittim ve bütün günü heyecanla geçirmek yerine bir an önce bitmesini ve minik kediyi görmeyi bekledim. Bir kaç saat sonra bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi. "Günaydın! Ben kediyi veterinere götürdüm muayenesini tamamladım ama maalesef bakamayacaklarını onlarda kalamayacağını söyledi, bende bodruma geri getirdim sanırım sahip bulana kadar evi burası olacak gibi"
"Tamamdır, her şey için teşekkür ederim akşam yine ziyarete gelirim"
"Pekala, bekliyoruz..."
Dedi. Bekliyoruz demesi beni biraz heyecanlandırmıştı. Neden bilmiyordum.
Son dersimi de bitirdikten sonra hemen eve dönmek için dolmuşa bindim. Yaklaşık 20 dakika sonra dolmuştan indim ve biraz daha yürüdükten sonra apartmanın önüne geldim. Çok fazla insan yoktu.
Hızlıca bodruma indim ama bir anda durdum. Dünkü adam kediyle konuşuyor ve onu seviyordu. "Sen ne tatlı bir kızsın öyle, minik kedi, güzel kedi. Hani anne? Nerede anne? Yok mu? Gelecek minik, Sabret az kaldı, gelecek güzel gözlü annen"
Bir an kalbim duracak sandım ama sonrasında kendimi hemen toparladım ve kedinin yanına çöktüm. Gelmem onu korkutmadı. Acaba geldiğimi biliyor muydu diye düşündüm ama yine de kediyi sevmeye odaklandım.
"Öncelikle çok teşekkür ederim, onu götürdüğünüz ve tekrar getirdiğiniz için, burada bakmayı kabul ettiğiniz için. Sonrasında da kusura bakmayın ben masraf vs düşünemedim onu size kilitlemiş gibi oldum. Gerçekten masrafınızı karşılamak isterim. Benim yüzümden başınıza geldi"
Önce minik bir kahkaha attı. Sonrasında da hafif bir tebessümle konuşmaya başladı. "Hep bu kadar hızlı mı konuşursunuz?" Dedi.
Bir an yine kendimi otomatiğe bağladığımı ve nefes almadan konuştuğumu fark ettim. "Genelde" dedim.
"O zaman bende size hızlı bir cevap vereyim hanımefendi. Birincisi bu minik kedi bana asla yük olamaz ve masrafından asla gocunmam. İkincisi bana bir özür veya teşekkür borcunuz yok. Çünkü o kediyi sizin yerinize ben bulmuş olsaydım da aynı şeyi yapardım. Üçüncüsü veterinerin kediyi barındırmayı kabul etmemesi açıkçası hoşuma gitti çünkü çok tatlı ve onu kimseye vermek istememiştim"
Ağzım açık kalmış mı diye kontrol ettikten sonra kendimi doğrulttum. Adam o kadar güzel ve tatlı konuşuyordu ki etkilenmemek elde değildi. Evet evliydi ve ondan etkilenmem çok yanlıştı ama ben bu yanlışı yapmaktan kendimi alamamıştım.
"O zaman bu kedi artık bizim kedimiz" dedi. Kalakalmıştım. Saçma bir şekilde adam beni kilitliyordu.
"Anlamadım?" dedim. "Kedi diyorum. Bu minik kediyi siz buldunuz ve ben bakımını üstlendim. Ne sizi ondan ayırmak isterim ne de onu sizden bu yüzden istediğiniz zaman onu görmeye gelebilirsiniz" dedi.
"İyi ama apartmandakiler için sorun olmasın?" Dedim. "Yok, apartmandakiler sorun edemez çünkü buraya yazın geliyorlar. Şu anda apartmanda benden sonra bir kişi var o da yaşlı bir teyze, sorun olmaz yani merak etmeyin" dedi.
O gün adınını bile bilmediğim bu adamla son görüşmem değildi bunu anlamıştım. Daha çok görecek ve ona maruz kalacaktım. Ondan etkilendiğimi bile bile bunu yapmam ne kadar doğru olurdu bilemiyordum.
Ama yapacaktım, bunu biliyordum...