Sokaktaki siyah araçlardan inen adamların ağır adımları ahşap merdivenlerde yankılanırken, zaman daralıyordu. Kemal, cebinden çıkardığı ikinci bir anahtarı ve eski bir haritayı Elif’in ellerine sıkıştırdı.
"Arka kapıdan çık," dedi Kemal, kararlı bir sesle. "Yayladaki konağa benden önce var ve tavan arasındaki kasayı aç. Ben onları burada oyalayacağım."
Elif itiraz etmeye vakit bulamadı. Haritayı ve anahtarları çantasına atıp atölyenin arka kapısından dışarı, Rize’nin serin ve ıslak gecesine adım attı. Kalbi göğüs kafesini dövüyordu ama zihni inanılmaz derecede berraktı. Artık kurban değildi; bu hikayenin sonunu yazan kişi kendisiydi.
Sabahın ilk ışıkları Rize dağlarının tepesine vururken, Elif sisler içindeki o eski taş konağın önüne arabasını çekti. Yaylanın sessizliği, içerideki fırtınanın tam zıddıydı. Kapıyı paslı anahtarla açıp içeri girdi; ahşap merdivenlerden gıcırdayarak tavan katına ulaştı.
Tavan arasında, tozlu sandıkların arasında duran o demir kasayı buldu. Kemal’in verdiği ikinci anahtarla kasayı açtığında, içeriden çıkan sararmış evraklar, defterler ve resmi mühürlü belgeler tüm gerçeği gözler önüne serdi. Selim’in ailesinin geçmişindeki tüm kirli oyunlar, zimmetine geçirilen servetler ve bu konağın gerçek sahiplerine ait tapular ortadaydı.
Tam o sırada, konak kapısının sertçe açıldığını duydu. Aşağıdan Selim’in en güvendiği adamının sesleri yükseliyordu: "Burada! Yukarıyı arayın!"
Elif hiç vakit kaybetmeden belgeleri çantasına doldurdu ve tavan arasતના küçük penceresinden dışarıdaki çatıya çıktı. Arkasındaki ahşap merdivenlerden tırmanan adamın ayak sesleri yaklaşıyordu. Elif, nefesini tutarak çatıdan arka taraftaki ormanlık yola atladı.
Aşağıda, ellerinde belgelerle doğrudan jandarma karakoluna doğru hareket etti.
Üç gün sonra...
İstanbul’daki mahkeme salonu ve Rize’deki adli süreç aynı anda sonuçlanmıştı. Selim ve suç ortakları, ellerindeki tüm mal varlıklarını kaybederken, geçmişteki bu büyük dolandırıcılık ve komplo suçundan ötürü uzun yıllar hapis cezasına çarptırıldılar. Selim cezaevine götürülürken son kez dışarıya baktığında, Elif’in artık uzaklarda, kendi kurduğu adil ve güçlü dünyasında ne kadar özgür olduğunu çok geç anlamıştı.
Rize’nin en tepe yaylasında, rüzgârın saçlarını savurduğu o taş konağın bahçesinde duruyordu Elif. Elinde sıcak çayı, karşısındaki o sonsuz yeşilliğe ve denize bakıyordu.
Fırtınalar dinmiş, sırlar açığa çıkmış ve maskeler tamamen düşmüştü. Artık gölgede kalan hiçbir şey yoktu. Elif, kendi elleriyle yazdığı hikayenin en masmavi, en parlak safhasında, rüzgâra karşı kollarını açarak gülümsedi.