Yine bir provadan çıkmış, evime doğru yürüyordum.
Aslına bakarsak yağmur, bana şu sıralar yaşadığımı hissettiriyordu. Soğuk damlalar yüzüme çarptıkça gün boyunca içime attığım yorgunluk biraz olsun hafifliyordu. Belki de bu yüzden şemsiyemi açmamıştım. Zaten eve gidene kadar sırılsıklam olacaktım, bari biraz olsun yağmurun tadını çıkaraydım.
Kulaklığımda hafif bir müzik çalıyordu. Omzumdaki çantayı düzelttim, başımdaki kapüşonu biraz daha öne çektim.
Bir stajyerin hayatı dışarıdan göründüğü gibi değildi. İnsanlar bizi şirket binalarının önünde, aynaların karşısında dans ederken ya da ünlü idollerin yanında görünce her şeyin ne kadar heyecan verici olduğunu düşünüyordu. Oysa bazen tek istediğim, kimsenin benden bir şey beklemediği sıradan bir akşamdı.
Bugün de öyle bir gündü.
Üç saat dans provası, bitmek bilmeyen tekrarlar ve koreografımızın son dakikada değiştirdiği hareketler… Ayaklarımın artık bana ait olmadığını hissediyordum.
Sokağın köşesini dönerken her zamanki gibi ilk önce manava uğradım.
Lara! Kızım, yine yağmura yakalanmışsın!”
Başımı kaldırdım. Manavın önünde kasaları düzenleyen Cemil amca bana bakıyordu.
“Cemil amca, ben yağmuru seviyorum ya!” dedim gülerek.
“Sen seviyorsun da annen beni görse, bu kız neden şemsiyesiz geziyor diye yine bana kızacak.”
“Annem seni niye suçlasın ki? Şemsiyeyi evde unutan benim.”
Cemil amca kahkaha attı. Sonra tezgâhın üzerinden küçük bir poşet uzattı.
“Al bakalım. Bugün güzel çilek geldi. Eve götür, annenle yersiniz.”
“Amca, geçen sefer de para almamıştın.”
“E tamam, bu sefer de almıyorum. Çok konuşma, hadi yürü.”
Gülümseyerek poşeti aldım.
“Tamam, tamam. Yarın uğrarım. İyi akşamlar!”
“Dikkat et kendine kızım!”
Sokağın devamında küçük bir fırın vardı. İçeriden yeni çıkmış ekmeklerin kokusu geliyordu. Kapının önünde durup camdan içeri baktım.
“Lara Hanım, bugün de son anda yetiştin!” diye seslendi fırıncı Nihat abi.
“Ne yapayım abi, şirket bizi bırakmıyor ki!”
“Sen bir gün ünlü ol da o zaman senden imzalı fotoğraf isteyeceğim.”
“Önce debut yapayım da abi, gerisini sonra düşünürüz.”
“Yapacaksın, yapacaksın. Benim içime doğuyor.”
Bu sözlere her zamanki gibi güldüm ama içimde küçücük bir yer sızladı.
Ya yapamazsam?
Bu soruyu kimseye söylemiyordum. Üç yıldır aynı hayalin peşindeydim. Üç yıldır sabahları erkenden kalkıyor, dans ediyor, şarkı söylüyor, değerlendirmelere giriyordum. Bazen kendime güvenim o kadar artıyordu ki dünyanın en iyi sahnesinde durabileceğime inanıyordum. Bazen de aynadaki yansımama bakıp diğer stajyerlerden ne eksiğim olduğunu düşünüyordum.
Nihat abiye el sallayıp yürümeye devam ettim.
Hemen onu aradım.
“Alo anneee.”
“Lara, neredesin sen kızım? Hava olmuş akşam, bir de yağmur yağıyor!”
“Anne, geliyorum işte. Yoldayım.”
“Şemsiyen yanında mı?”
Bir an duraksadım.
“Şey…”
“Lara!”
“Anne, yağmur çok güzel ama!”
“Ben seni bir elime geçirirsem o yağmuru da seni de—”
Kahkahamı tutamadım.
“Tamam, tamam! On dakikaya evdeyim. Bir de çilek aldım, Cemil amca verdi.”
Annem iç çekti.
“Peki kızım. Dikkatli gel. Yemek hazır.”
“Tamam anne, öptüm!”
Telefonu kapatıp cebime koydum.
Sokağın sonundaki trafik ışıklarına doğru yürürken yağmur biraz daha şiddetlendi. Karşı kaldırımda birkaç kişi koşarak bir dükkâna sığınıyordu. Ben ise adımlarımı yavaşlattım.
Nedense eve gitmek için acele etmiyordum.
Belki provanın bitmesini, belki de yarının başlamasını istemiyordum. Çünkü yarın yine aynı şeyler olacaktı. Aynı stüdyo, aynı aynalar, aynı değerlendirme korkusu…
Ama bir gün her şey değişecekti, değil mi?
Bir gün o sahneye çıkacak, ışıkların altında kendi adımı duyacaktım.
Lara.
Sadece bir stajyer olarak değil.
Gerçekten ben olarak.
Dudaklarımda küçük bir gülümsemeyle sokağın köşesini döndüm. Apartmanımız görünmüştü. Çantamı omzuma daha sıkı yerleştirip kapıya doğru yürüdüm.
O akşam benim için her şey sıradandı.
En azından ben öyle sanıyordum.
“Hoş geldin kızım. Islanmışsın sen!”
“Birazcık.”
Annem mutfaktan başını uzatıp bana baktı. Üzerimdeki ceketi görünce gözlerini devirdi.
“Lara, insan şemsiye diye bir şey kullanır. Yağmurun altında niye yürüyorsun?”
“Çünkü yağmur güzel.”
“Peki, güzel kızım. Hadi üstünü değiştir de gel, yemek yiyelim.”
Gülümsedim ve odama geçtim.
Kapıyı kapattığım anda yüzümdeki gülümseme kayboldu.
Bazen böyle oluyordu. İnsanların yanındayken gülüyor, şakalaşıyor, her şey yolundaymış gibi davranıyordum. Eve gelip yalnız kaldığımda ise içimde kocaman bir boşluk beliriyordu.
Ne tam olarak üzgündüm ne de mutluydum.
Sadece yorgundum.
Ama bu, dans etmekten yorulan bedenimin yorgunluğu değildi. Sanki üç yıldır bir şeylerin olmasını bekliyordum da hayatım bir türlü başlamıyordu.
Debut yapmak istiyordum. Sahneye çıkmak, şarkı söylemek, insanların beni tanımasını istiyordum. Bütün bunlar için çalışıyordum zaten. Peki ya sonunda başaramazsam?
Bunca yıl sonra elimde ne kalacaktı?
Yatağıma oturup saçlarımı çözdüm. Birkaç dakika duvara baktıktan sonra üzerimi değiştirdim. Annemin seslenmesiyle yemek yemeye gittim. Günümün nasıl geçtiğini sordu, ben de her zamanki gibi iyiydi dedim.
Çünkü anlatacak çok şeyim olsa da bazen hiçbir şey anlatmak istemiyordum.
Yemeğimi bitirip odama döndüğümde telefonumu elime aldım. Biraz sosyal medyada dolaşır, sonra uyurdum. Yarın yine erkenden şirkete gitmem gerekiyordu.
Instagram'da birkaç idolün paylaşımına baktım. Ardından önüme düşen bir magazin gönderisi dikkatimi çekti.
Ekranda iri harflerle yazılmış bir başlık vardı.
“ÜNLÜ İDOL VE STAJYER ARASINDA GİZLİ AŞK İDDİASI! ŞİRKET SESSİZLİĞİNİ KORUYOR.”
Kaşlarımı çattım.
Aynı siyah ceket.
Aynı beyaz üst.
Aynı pantolon.
Hatta belimdeki gümüş zincir bile aynıydı.
Telefonu tekrar yüzüme yaklaştırdım. Fotoğraftaki ceketin kolundaki küçük dikiş ayrıntısını inceledim. Sonra kendi ceketimi alıp aynı yere baktım.
Aynıydı.
Kalbim bir anlığına hızlandı.
“Yok artık…”
Hemen fotoğrafa geri döndüm. Kızın yüzü görünmüyordu. Saçları da kapüşonun altında kalmıştı. Ama kıyafetler…
Bugün ben de şirketten çıkarken tam olarak böyle görünüyordum.
Belki aynı kombini giyen başka bir stajyer vardı. Sonuçta siyah ceket giymek kimsenin tekelinde değildi. Hem fotoğrafın çekildiği yer benim çıktığım kapı bile olmayabilirdi.
Kendi kendime mantıklı açıklamalar bulmaya çalıştım.
Ama içimde küçük, rahatsız edici bir şüphe oluşmuştu.
Yorumlara yeniden baktım. İnsanlar kızın hangi şirkette olduğunu tahmin etmeye başlamıştı bile.
Telefonumu kilitleyip yatağa bıraktım.
“Saçmalama, Lara. Her siyah ceket giyen kız sen değilsin.”
Bunu söylerken gülümsedim bile.
Sonra ışığı kapatıp yorganın altına girdim.
Dışarıda yağmur hâlâ yağıyordu.
Gözlerimi kapattım ama birkaç dakika sonra telefonumu tekrar elime aldım. Gönderiye son bir kez bakacaktım.
Tam o sırada yeni bir yorum gördüm.
“Fotoğrafın çekildiği yer, şirketin stajyerlerinin kullandığı arka kapı. Kızın kim olduğunu yakında öğreniriz.”
Gülümsemem kayboldu.
Telefonu yavaşça yastığımın yanına bıraktım.
O gece ilk kez, sabah şirkete gitmek düşüncesi bana eskisinden biraz daha ağır geldi.
