İçeriğe geç

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 9 · 13 dk okuma

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 9

Sıkma Poşeti

Selamlar, canlar. Keyifli okumalar.

Üç gün sonra

Israrlarıma dayanamayan Kızılcığım artık çiftliğe geliyordu. Bu yüzden sabah erkenden kalkmış ve kahvaltımı hızlıca yaparak mutfağa girişmiştim. Burcu'nun sevdiği pasta, börek ne varsa yapacaktım. Meryem teyzeye de sevdiği yemeklerden yapmasını rica etmiştim. O da beni kırmayarak kabul etmişti.

Şimdi ise kapkek tarifi bakıyorum. Üstüme önlüğü geçirmiş işe başlamıştım. İlk önce buzdolabından gerekli malzemeleri çıkartıp tezgaha koydum. Sırasıyla malzemeleri karıştırma kabına alarak etrafı batırmayacak şekilde mikserle çırpmaya başladım. Arada Meryem teyzenin de müdahaleleriyle kakaolu keki hazırlamıştım. Burcu tam bir çikolata aşığı olduğu için her şey çikolatalı olacaktı.

Keki kapkek kaplarına boşalttım. Ama yarısı dışa döküldü. Artık yapacak bir şey yok. Tepsiyi fırına verip kremasının başına geçtim. Kremada hazır olduğunda biraz soğuması için buzdolabına koydum. Tabi benim bilmediğim çok sıcak şeylerin buzdolabına zarar verdiği bilgisini öğrenince Meryem teyzeden biraz fırça yedim.

İnsan bu kadar da beceriksiz olmaz yahu. Tezgahı Meryem teyzeyle birlikte toplayıp diğer yapacağım işlerin başına geçtim. Sırada börek vardı. İlk yine malzemeleri buzdolabından çıkardım. Sonrada mutfaktaki masaya geçerek hazırladığım iç harcı yufkalara sarmaya başladım.

Burnuma gelen kek kokusuyla fırına koştum. Az daha geç kalsam bütün kapkekler kömür olacakmış. Kapkekleri soğumaya bırakırken yarım bıraktığım böreğin başına geçtim. Böreklerin hepsini sardığımda fırına koyup bu sefer alarm kurdum. O kadar uğraşıyorum bir de yanması hiç hoş olmaz.

Bakışlarım mutfağın kapısına kayarken duvara yaslı birini farkettim. Bedeni tam gözükmesede duvara yaslı kişinin sol kolu gözüküyordu. Kim olduğuna bakmak için sessizce kapıya yürüdüm. Duvara yaslı bedenin kafasını çevirip kapıdan bakmasıyla göz göze geldik. Tabii ki Alp'ti. Yakalanmanın etkisiyle gözleri kocaman açılmış ve zoraki sırıtmasıyla bana bakıyordu.

Bende ellerimi belimin iki yanına koyarak hesap soran anne moduna geçtim. "Hayırdır Alp. Saklambaç mı oynuyorsun?" sorumla bedenini tamamen açığa çıkartarak "Sadece burnuma bir kaç koku geldi de ona bakmaya gelmiştim." diye açıkladı kendini. Uzun boyundan dolayı bana üstten bakışlar atarken başımı kaldırmaktan boynum kopacaktı. "Doğru koku almışsın ama bunlar sana değil." sözlerimle anlık yüzü düşerken konuyu değiştirdi. "Sen mi yaptın?" kendimden emin bir şekilde "Evet." dedim. Tek kaşım yine havaya kalkmış ona meydan okuyan bakışlar atıyordum. Alp bilmiş bilmiş başını sallamış "Burnuma gelen yanık kokusundan anlamalıydım." sözleriyle bozguna uğradım. Ama ona bunu farkettirmeyecektim.

"Senin burnun bozulmuş. Hem senin işin yok mu? Niye buradasın?" amacım sorularımla onu darlayıp mutfaktan yollamaktı. "Mustafa amca bugün işlerin erken bittiğini söyledi ve beni eve geri yolladı." dedi ve ekledi. "Ha bu arada benim burnum bozuk değil. Senin yaptığın şeyler zehirlidir." ukala cevabıyla gözlerimi devirdim. Şimdi terliği çıkartıp alnının çatına fırlatacaktım.

"Alp, hadi git artık." işaret parmağımla gitmesi için kapıyı gösterdim. O ise hala sırıtarak bana bakıyordu. En sonunda ona yaklaşarak kolundan tuttuğum gibi geriye döndürüp onu sürüklemeye başladım. Bu hareketimle gülmeye hatta kahkaha atmaya başladı. Nedeniyse açıktı. Kütük gibi olduğu için onu çekerken zorlanıyordum. Ama kaslı kollarını da unutmamak lazım. Neyse Menekşe odaklan. Sırası mı şimdi? Doğru, sırası değil.

Kapıdan biraz uzaklaştırdığımda nefes nefese kalmış bir şekilde ona baktım. Ters bakışlarımı ona yollarken arkadan Meryem teyzenin sesi geldi. "Menekşe beni Gülden Hanım çağırıyor. Mutfağı yakmadan, yıkmadan işlerini yap tamam mı?" oflayarak mecburen başımı 'tamam' manasında salladım. Tam arkasını dönüp gidecekken aklına bir şey gelmiş olmalı ki bize doğru geldi. "Alp senin işin bitmiş nasıl olsa. Menekşe ile birlikte halledeverin işleri olur mu?" son sözlerini söyleyip hızla yanımızdan uzaklaştı. Şimdi gülen ben somurtan Alp'di. "Üstüne temiz bir şeyler giy ve mutfağa gel." emir verir tonda konuşmam zoruna gitmiş olmalı ki ters ters bakmaya başladı.

Mutfağa geri giderek ilk börekleri kontrol ettim. Hiç bir sorun yoktu. Telefonumu elime alarak Burcu ile olan sohbetimize girdim. Kamerayı açarak fırındaki börekleri ve soğumaya bıraktığım kapkekleri çekerek attım.

Siz: Fotoğraf

Siz: Fotoğraf

Siz: Önemini bil. Sabahtan beri senin için uğraşıyorum.

Yazıp attım. Kısa bir süre geçmişti ki bildirim sesi geldi.

Kızılcığım: Bilmez miyim(!)

Siz: Araba sürmüyor musun?

Kızılcığım: Petroldeyim.

Kızılcığım: Benim için bu kadar endişelenme canım.

Siz: Allah korusun. Dikkatli dikkatli gel.

Siz: Bir de yavaş sür.

Kızılcığım: Tamam Menekşe. Annem gibisin valla.

Siz: Tabii ne sandın?

Siz: Ne kadar yolun kaldı?

Kızılcığım: İki buçuk saat anca kaldı.

Siz: Maşallah. Yarısı bitmiş.

Kızılcığım: Aynen.

Siz: İyi hadi ben kapatıyorum.

Siz: Hayırlı yolculuklar.

Kızılcığım: Sağol canım. Görüşürüz.

Siz: Görüşelim.

Yazıp sohbetten çıktım. Telefona daldığım için başımda dikilen Alp'i farketmemle korkuyla bağırmıştım. "Menekşe ne bağırıyorsun ya?" kulağını tutarak söylediği sözlerle altta kalmamak için "Sende sessiz sedasız dibime kadar girmişsin." dedim. İkimizde anında gerilmiştik.

Aramızdaki bakışma fırının öten alarm sesiyle bölündü. Adımlarım fırına doğru hareketlenirken fırına ulaşıp kapağını açtım. Ani gelen buharla bir yüzüm yanarken bir kaç adım geriledim. Buharın dağılmasıyla tepsiye göz attım. Böreklerin üstünün kızardığını görünce elime tutacak alıp tepsiyi fırından çıkardım. Fakat yine sakarlığımın tutmasıyla kolum tepsinin kenarına değdi.

"Aahh! Kolum." acıyla elimdeki tepsiyi tezgaha koydum. Alp de yanıma gelerek "Neresi yandı?" dedi. Kör bu çocuk kolumun yandığı yer kızarmıştı hala neresi diye soruyordu. "Görmüyor musun? Kızaran yer işte." sinirle söylenmeme karşılık nazikçe kolumu tutarak beni mutfaktaki lavobaya getirdi. Suyu açıp kolumu suyun altına doğru ilerletti. Suyun yanan tenime değmesiyle hafif acımış sonradan alışmıştı.

Kaç dakika öyle durduk bilmiyorum. Alp yeterli olduğunu düşünmüş olmalı ki suyu kapattı ve tekrar yanan yere baktı. "Acıyor mu hala?"sorusuyla 'evet' manasında başımı salladım." Tamam. "deyip bir elini sırtıma koyarak mutfaktaki sandalyelere ilerletti. Beni oturtup hemen buzdolabına giderek buzluğu açtı. Soğuk jellerden birini alarak buzluğu kapattı ve yanıma geri geldi. Masadan bir kaç tane havlu kağıt alarak ilk önce jeli sardı. Bir kaç saniye yüzüme baktı. Onay alacağını düşünerek başımı aşağı yukarı salladım. Soğuk jeli yavaşca koluma koyarken ellerinin titremesi gözümden kaçmamıştı. Korkuyor muydu? Ama neden korksun ki?

Kafamı meşgul eden sorular Alp'in jeli koluna değirmesiyle uçup gitti. İçime derin bir nefes çekmemle jeli hemen kolumdan çekmişti. "Acıdı mı?" yüzüme tedirginlikle bakmaya başladı. "Biraz acıdı." dememle "Tamam o zaman biraz bekleyelim." dedi ve yerde diz çökerek oturmaya başladı. Bu sürede de yanan koluma odaklanmış bakıyordu. Bir elinin hala bileğimde olduğu gerçeği anlık kalp ritmimi hızlandırsa da jeli tekrar koluma koymasıyla dikkatim oraya kaymıştı.

Jeli biraz daha kolumda tuttuktan sonra bir şey demeden ayağa kalmış ve mutfaktan çıkmıştı. Ben ne olduğunu anlayamazken elinde krem, bant ve pamukla gelmesiyle şaşırdım. "Neden beni bu kadar önemsiyorsun?" merakım içimde kalacağına direk öğreneyim daha iyi diye düşünerek sordum. Tekrar önümde diz çökmüş başını kaldırıp bana bakarken "Çünkü canının yanması hoşuma gitmiyor." söyledikleriyle kalp atışım hızlanırken bunu ne anlama yormam gerektiğini düşünüyordum. Çok düşünme Menekşe. Çocuk sana aşık hala anlamadın. Düşüncelerimle kendi kendime kızarırken Alp bakışlarını gözlerimden çekmiş ve yarım kalan işine odaklanmıştı.

Kremi sürüp üstüne bandı yapıştırmış ve tekrar mutfaktan geri çıkmıştı. Bende daha fazla oturmanın bir faydası olmadığı kanaatine vararak ayaklandım. İlk, kolumun yanmasıyla tezgaha fırlattığım börekleri tepsiden ayırarak tabaklara dizdim. Tabakları geri masaya götürecekken Alp'in elimden almasıyla ellerim havada kaldı.

Ben şaşkınlığımı atamazken Alp geri yanıma gelerek "Başka ne yapılacak?" diye sordu. "Kapkeklerin üzerini süsleyeceğim." dedim ve soğumaya bıraktığım kapkeklerin yanına yürüdüm. Alp arkamdan bana yetişerek bileğimden tuttu. Beni kendine çevirdi. Ne olduğunu anlayamazken "Sen otur, ben yaparım." dedi. Bir şey söylemiyordum.

Bakışmamız sürerken Alp, bileğimi tutan baş parmağıyla kolumu okşadığında bakışlarım ellerimize düştü. Geri başımı kaldırdığımda sol eliyle gözümün önüne gelen perçemimi kenara ittirdi. Tam ağzını açmış bir şey söyleyecekken "Menekşe umarım mutfağı yakmamışsındır." diye mutfağa giren Meryem teyzeyle yakalanmışlık hissine kapıldım. Elim ayağım birbirine dolanırken hızla Alp'ten uzaklaştım.

Meryem teyzeye zoraki bir gülümseme yolladım. "Gördüğün gibi yakmadım." deyip mutfağı gösterdim. Şüpheli gözlerle ikimize bakan Meryem teyze ellerini beline koydu. "Siz ikiniz ne yapıyordunuz?" söylediği cümleyle soğuk soğuk terlemeye başladım. Sanki başka bir durumda yakalanmışız gibi hissetmem normal mi? "Menekşe kolunu yaktığı için koluna bakıyordum." Alp'in benden sakin çıkan sesiyle yandan ona baktım. Meryem teyzenin yüzünde tedirginlik oluşmuştu. "Nasıl yaktın?" dedi. Parmağımla tepsiyi göstererek "Kolum kenarına değdi." diye kısa bir açıklama yaptım. "Bundan sonra biraz daha dikkatli ol." diyerek çekmeceden bir kaç eşya alıp tekrardan çıktı.

Alp'in biraz önceki hareketi aklıma gelirken yanaklarım alev aldı. Hızla arkama dönüp "Şu kapkekleri bitireyim artık." dedim. Sesim daha çok kendimle konuşur gibi çıksa da Alp beni duymuştu. "Sen otur. Ben yaparım. " dedi tekrardan. "Oturmayacağım. Ama illa yardım etmek istiyorsan buzdolabından kremayı getirebilirsin." dediklerimle hemen harekete geçmiş buzdolabından kremayı çıkarmıştı. "Bu mu?" elindeki kabı havaya kaldırarak sorduğu soruya başımı 'evet' manasında sallayarak cevap verdim.

Yanıma gelip "Şimdi ne yapacağım?" çekmecelerden birini açarak içinden sıkma poşetini ve ucunu çıkardım. Sıkma poşetinin yıldız ucunu geçirerek sıkma poşetini eline verdim. "Bu ne?" sıkma poşetine garip garip bakışlar atarken "Sıkma poşeti." yanıtını vermemle "Sıkmıyorum ki." dedi. Cevabıyla gülmeye başladım. Aklıma Can Bonomo ve Arda'nın arasında geçen muhabbet gelmişti. Kahkaha atmaya devam ederken Alp, sanki karşısında garip bir yaratık görmüş gibi yüzüme bakıyordu. Hiçbir şeyden anlamadığı belliydi.

Karnımın ağrımaya başlamasıyla kendimi zor sakinleştirdim. "Onun adı sıkma poşeti." diyebildim. Alp aydınlanma yaşamış olmalı ki "Öyle mi?" dedi. Sondaki 'i' yi hafif uzatmıştı. "Peki bunu ne yapacağım?" demesiyle bende kabı gösterdim. "Kremayı bunun içine boşalt." onaylar şekilde başını sallamış kaşıkla sıkma poşetini doldurmaya başladı. Onu izlemeye o kadar dalmışım ki kremanın tamamını sıkma poşetine doldurduğunu farketmemişim. "Şimdi ne yapacağım?" sorusuyla daldığım yerden koptum. "Şimdi ise kremayı dairesel bir biçimde kapkeklerin üzerine sık." önüne bir tane kapkek koydum. Dikkatlice sıkma poşetindeki kremayı üzerine sıkmıştı. "Oldu mu?" demesiyle başımı salladım. Aferin almayı bekleyen çocuk bakışları atarken önüne diğer kapkeki koymamla tekrar ciddiliğini kazandı.

Bütün kremayı kapkeklerin üzerine sıkmıştı. "Şimdi ise sıra çileklere geldi." dedim. Alp'e baktığımda gözleri parlamıştı. Acaba çileği seviyor mu? Sence Menekşe? Seviyor olmasa gözleri parlar mı? Doğru dedin. Tabaktaki çilekleri masaya koydum. Elime bir kaç tane alarak kapkeklerin üzerine koymaya başladım. Alp de benim gibi eline çileklerden almış kapkeklerin üzerine koyuyordu. Son kapkeke de çileği koyduğumda Alp elinde kalan çilekleri yemeye başladı. Gülerek ona bakarken bir an da elindeki çileğin birini ağzıma tıkıştırdı. Şaşkınlıkla kalırken bana gülerek bakıyordu. "Şaşırma bu kadar. Ye ağzındaki çileği." demesiyle çileği çiğnemeye başladım.

"Çileği seviyorsun galiba?" sorumla hafif gülmüş "Galiba mı?" diye sorumu bana geri çevirmişti. "Çilek. en sevdiğim meyvelerden biri." dediğinde onun hakkında yeni bir şeyler öğrenmek hoşuma gitmişti. "Sen hangi meyveyi seviyorsun?" sırtını tezgaha dayamış, başını yana doğru çevirerek ve kollarını göğsünde bağlayarak vereceğim cevabı bekliyordu. Bende belimi onun gibi tezgaha dayayarak biraz düşündüm. "Galiba karpuz." duraklayıp "Kiraz da olabilir." dedim. "Hım. İyiymiş seninde. Ama biraz kararsızsın galiba." başımı onaylar şeklinde salladım. "Galiba mı?" biraz önce onun yaptığını yaparak cevap vermeme güldü.

Ardından "Şöyle açıklayayım. Aslında bütün yaz meyvelerini seviyorum." diye açıkladım. "Haklısın aslında. Yaz meyvelerinin hepsi güzel." sırtını tezgahtan ayırıp karşıma geçti. "Ama kesinlikle favorim çilek ve kiraz. Çünkü utanınca yanakların kiraz rengine bürünüyor, çiçeğim. " deyip göz kırptı ve arkasına dönerek mutfaktan çıktı.

Dedikleri zihnimde yankılanırken sonda dediği 'Çiçeğim.' kelimesi kalbimin hızlanmasına sebep oldu. Yanaklarım yanmaya başladığında yüzümde küçük bir tebessüm oluştu. Galiba ben çoktan Alp'e aşık olmuştum. Bu düşüncelerle odama çıktım. Yüzümde hala küçük bir tebessüm vardı. Aklıma Alp geldikçe içimde bir şeyler hareketleniyor sanki. Abartma Menekşe. Bir 'Çiçeğim.' dedi diye bu hallerdeysen ben düşünemiyorum. Ne var be. Ne olacak? Senin zaten adın Menekşe, yani bir çiçek ismi. Hemen heveslenme. Doğru.

Kendi kendime tartışmış ve moralimi bozmuştum. Ama ben yine de ilk defa kalbime inanmak istiyordum.

Bir kaç saatlik dinlenme sonucu odamdan çıkmıştım. Zaten Burcu aramış ve on beş dakika sonra burada olacağını belirtmişti. Canım arkadaşım kibar bir dille (!) kapının önünde beklememi ve taşınacak çok eşyası olduğunu belirtmişti. Merdivenlerden inip salona girdim. Bomboştu. Acaba annemle babam 'Nerede?' diye düşünmeye başladım.

Büyük bir ihtimal babam terasta çalışıyordu. Annemde bahçedeki çiçeklerle ilgileniyor olabilirdi. Kendimi koltuğa bıraktığımda Alp ile film izlediğimiz gün aklıma geldi. Kendi kendime koltuğu gülerek izlerken Alp'in başı gözümün önüne geldi. Dalmamdan dolayı yerimden sıçramıştım. Alp de bana garip garip bakıyordu. Yoksa beni mi takip ediyordu?

"Burada tek başına oturmuş niye gülerek koltuğu izliyorsun?" sorusuyla biraz önceki düşündüklerim aklıma gelirken yine yakalanmış hissine kapıldım. "Burcu gelecek de onun için burada oturuyordum." sesimin titremesi beni ele verirken Alp şüpheyle bana doğru eğildi. Gözlerini gözlerime dikmiş bakarken telefonumun çalması, bakışlarımı telefonuma indirmeme sebep oldu.

Ekranda yazan "Kızılcığım." ile Burcu'nun geldiğini anlamıştım. Telefonu meşgule alıp hızla ayağa kalktım. Ani hareketimle Alp'e çarpıp geri koltuğa düştüm. "Ah!" sağ elimle anlımı ovarken sanki bir bedene değil taşa çarpmış gibi geldi. Alp bana sırıtarak bakıyordu. Ona ters bakışlarımı yollarken "Ne önümde dağ gibi dikiliyorsun?" dedim. Bir şey demesine izin vermeden "Pardon unutmuşum. Sen zaten bir dağdın." Bu sefer gülme sırası bendeydi. Alp'in bozguna uğrayan suratı hoşuma giderken sırıtmam büyüdü.

Telefonumun tekrar çalmasıyla Burcu Hanımı unuttuğumu farkettim ve hızla ayağa kalktım. Tabii bu sefer Alp'e çarpmamıştım. Kapıya doğru yürürken aklıma, bazen ona aşık gibi hissettiğim bazen de onu böyle gıcık etmek ve sinirlendirmeğin hoşuma gittiğini anladım. Biz tam olarak nasıl bir durumdaydık bilmiyorum? Arkadaş mı yoksa daha ilerisi mi? Sorular kafamı karıştırırken kapıya ulaşmış ve dışarı çıkmıştım.

Burcu arabasından inmiş annem ve babamla konuşuyordu. Beni farketmesiyle kollarını göğsünde bağladı. Kesin trip atıyordu. Yüzümdeki gülümsemeyle hızla ona doğru ilerledim ve sarıldım. Daha fazla dayanamamış olmalı ki o da kollarını bana sardı. Ayrıldığımızda "Köle, ben sana kapı da hazır ol demedim mi?" dedi. Sözleriyle eş zamanlı gözlerimi devirmiştim. Bazen şakanın dozunu kaçırıyordu.

"Geldim işte." biraz çirkefleşen sesimle omzuma vurdu. "Hemen çirkefleşeme. Hem bir hoşgeldin bile demedin." asık suratı ve küskün sesiyle yanaklarını sıkma isteği içime doğdu. Bende direk işleme geçirdim. Yanaklarını bir yandan sıkıp "Hoşgelmiş benim Kızılcığım." dedim. Ellerimi vurarak benden kurtulmaya çalışıyordu. Fazla zorlamadan yanaklarını bıraktığımda ters ters bakışlar atıyordu. Bu hali komiğime giderken gülmeye başladım.

"Tamam Menekşe. Abartma." dedi. Direk onu onaylamamla hafifçe güldü. Annem ve babam içeriye geçtiklerini söyleyerek yanımızdan uzaklaştılar. "Hadi bakalım. Kaslı kollarınla valizlerimi yukarıya taşı-." cümlesi yarım kalırken yüzündeki sırıtması büyüdü. Garip garip kaş göz hareketleri yaparken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

"Sende olmayan kasları buldum galiba." demesiyle daha çok kafam karıştı. Ne diyordu bu kız? Gözleriyle arkamı gösterdiğinde arkama döndüm. Kapının önünde Alp, ellerini ceplerine koymuş bize bakıyordu. Bu halinin ne kadar yakışıklı gözüktüğünü atlayamayacağım. "Ağzını kapat suyu akıyor." Burcu'nun ani gelen cümlesiyle gözlerim büyüdü. Elimle ağzını kapatırken Alp'in duyup duymama ihtimalini düşünüyordum. Galiba duymuş çünkü gülmeye başladı. Gülerek bize yaklaştı ve tam karşımızda durdu. Hala elleri ceplerindeydi. Şuan durmuş üçümüz birbirimizle bakışıyorduk.

En sonunda Burcu dayanamamış olmalı ki "Ben Burcu. Namı diğer Kızılcık." diyerek elini Alp'e uzattı.

Alp de saniyelik bana bakış atarak elinin birini cebinden çıkardı. Burcu'nun elini sıkarken "Alp. Memnun oldum." dedi. Bakışlarım ellerine odaklanmışken ilk gün Alp'in elini sıkmayışım geldi. Ama o benimkini daha bugün tutmuştu. Düşünceler kafamın içini doldururken Burcu'nun dedikleri baştan aşağı kızarmama sebep oldu. "Kıskanma Menekşe. Sadece tanışma amaçlı." dedi ve göz kırptı. Burcu'ya uyarı dolu bakışlar yollarken Alp'in gülme sesleri kulağıma geliyordu. Yine rezil olduk.

Yüzüme sahte bir tebessüm yerleştirip yine sahte bir kahkaha attım. "Kızılcığım, ne diye öyle diyorsun?" dişlerimi sıkarak kurduğum cümleyle Burcu teslim olurmuş gibi ellerini kaldırdı. "Tamam canım bir şey mi dedik?" demesiyle sadece dudaklarımı oynatarak "Kaşınma!" dedim. Ne kadar anladıysa artık. Yüzümdeki sahte tebessüm yerini korurken "Hadi içeri geçelim sana neler yaptığımı anlatırım." dedim. Cümlelerimle Burcu tırsmış "Ben gelmeyeyim." dedi. "Gel gel." diye ısrar edip kolundan tuttum. "Yok yok gelmeyeyim. Hem eşyalarım var." deyip kolunu kurtarmaya çalışıyordu. Alp halimize gülmeye başladığında dikkatim dağıldı. Bakışlarım ona kayarken kahkahaları sanki kalbime dokunuyordu. Menekşe kendine gel. Şuan Burcu ile ilgilenmelisin. Alp'i yoksay. Yok sayamıyorum işte.

Boğazımı temizleyip kendime geldim. Burcu ve ben ısrarlarımıza biraz daha devam ettik. En sonunda Alp bölerek "Şimdi başınıza güneş geçecek." demesiyle ona hak verip hızla bagajda ki eşyaları indirdik. Alp de eşyaları taşımamıza yardım ederken Burcu'nun kalacağı odaya eşyaları bıraktık. Burcu hem biraz dinlenmek için hemde yerleşmek için odasında yalnız kalırken bizde odalarımıza dağıldık. Akşam yemeğinde görüşmek üzere...

Ve son.

Umarım beğenmiş ve eğlenmişsinizdir.

Yorumlarınızı ve kalplerinizi bekliyorum.

Bölüm sonu

2 yorum