İçeriğe geç

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 13 · 11 dk okuma

İddianın Bedeli: Aşk

Bölüm 13

Burcu'nun Sevgilisi

Akşam yemeği vakti geldiğinde odamdan çıktım. Burcu'nun odasına doğru yol aldım. Kapının önüne gelince hafif tıklatıp, kapıyı araladım. Burcu'nun yatakta uyuduğunu görünce yavaşça odaya girdim ve kapıyı kapattım. Kuzum ne güzel de uyuyordu. O zaman bende onu çok güzel uyandırırım.

Nasıl uyandırsam diye düşünürken ilk günden bu kadar zalim olmamaya karar verdim ve Burcu'yu sarstım. Bir şeyler mırıldanıp sırtını dönüp uyumaya başladı. Demek uyanmıyordu. Biraz daha dozu arttıralım. Burcu'yu tutup biraz daha kuvvetli sarstım. Bu sefer gözünü birazcık açıp "Menekşe rahat bırak beni." dedi ve geri uyumaya döndü. Bu kadar sarsmaya ben uyanırım be. Bu mübarek kış uykusuna yatmış. Yazdayız ama neyse.

"Burcu, Burcu, Burcu." adını her seferinde biraz daha yüksek sesle söylememe rağmen hala uyuyordu. En sonunda dayanamayıp kolundan çekmeye başladım. O yavaşça yere düşerken "BURCU BİR UYAN YA!" diye bağırıyordum. Burcu'nun yere 'pat' diye düşmesiyle sonunda uyanmıştı. Ter kan içinde kaldım valla. "YA MENEKŞE İNSAN BÖYLE Mİ UYANDIRILIR?" diye bağırdığında geri kalmamak için bende bağırdım. "KAÇ DEFA YUMUŞAKÇA UYUNDIRMAYA ÇALIŞTIM." dedim.

Bana sinirle bakarken yataktan yastığı almasıyla suratıma fırlattı. Yastığı geri ona atarken "Kalk da yemeğe gidelim." dedim. Yastık onunda suratına çarparken daha da sinirlenmişti. Yastığı daha sert fırlattı. Yastıktan kıl payı kurtulurken yastığı yerden alıp geri ona attım. Son hareketime daha çok sinirlenirken hızla yerden kalkmasıyla kapıya doğru koştum.

Odadan hızla çıktığım gibi aşağıya inmeye başladım. "MENEKŞE! KAÇMA GEL BURAYA!" diyerek arkamdan hem bağırıp hemde koşmaya başladı. Elinde de yastık vardı. Merdivenlerden inip yemek odasına koşarken önüme Alp'in çıkmasıyla ani frenimle ayağım kaydı.

Düşmemek için dengemi geri kazanmaya çalışıyordum. Ama nafile. Artık yere kendimi teslim etmişken gözlerimi sımsıkı kapadım. Düşmeyi beklerken hala havadan olmamı garipseyip tedirginlikle gözlerimi açtım. Alp'in bana doğru eğilmiş şaşkın yüzünü görünce hala olayı idrak etmeye çalışıyordum. "İyi misin?" diye sormasıyla alık alık suratına bakmaya devam ettim. Belimdeki elini hissetmemle gözlerim açılırken jeton yeni düştü. Alp ben düşmeyeyim diye belimden tutmuştu demek ki. Ona tatlı tatlı bakarken arkamdan gelen ses cenaze namazımdı. "Alp, sakın Menekşe'yi bırakma. Çünkü onunla görülecek bir hesabım var." dedi.

Alp, ne olduğunu anlamadığını belli eden bakışlar atarken benim, toparlanmaya çalışmamla yardımcı olmuş ve beni bırakmıştı. Şimdi ise karşımda yastıkla bana yaklaşan Burcu'ya bakıyordum. "Canım arkadaşım, bence konuşarak çözebiliriz aramızdaki meseleyi." dememle "Hayır." dedi kesin ve net cevabıyla adımlarını hızlandırdı.

Hızlı bir şekilde Alp'in arkasına saklandım. Alp, önümden çekilmesin diye tişörtünden tutmuştum. Kafamı yandan çıkartarak Burcu'ya baktığımda "Menekşe. Saklanmana gerek yok." dedi. Başparmağını boynunda yana doğru kaydırdı. Beni öldürecekti. Ama bir şey yapmadım ki. Yana doğru atılmasıyla kaçtım. İkimizde Alp'in etrafında bir kaç tur döndük. En sonunda Alp dayanamamış olmalı ki beni kolumdan tuttuğu gibi kendine çekti. Sırtım ona dönükken omuzlarımdan tutuyordu. Burcu ise önümde sırıtarak 'Şimdi yaktım çıranı.' bakışları atıyordu. Bunlar ne ara iş birliği yaptı? Tedirginlikle Burcu'ya bakarken tam yastıkla vuracakken Alp, eliyle yastığı tuttu. Bu sefer gülme sırası bendeydi. Burcu dumura uğramıştı. "Ya Alp niye tutuyorsun yastığı?" isyan dolu sesi hırsını anlamamasındandı. "Ne yaptı Menekşe?" Alp'in düz sesi Burcu'yu daha da sinirlendiriyordu. "Beni yataktan attı." sinirli ve keskin sesi biraz fazla çıkmıştı. Alp bana 'Öyle mi?' bakışları atarken bende masum masum gülüyordum. "Ama uyanmadı o da." işaret parmağımı Burcu'ya uzatırken üzerime doğru yürümesi, korkuyla Alp'e yaklaşmamı sağladı.

Alp bana garip garip bakarken niye böyle bir şey yaptığımı düşünüyordum. Yanaklarım yanmaya başladığında Alp'ten yavaşça uzaklaştım. Burcu'nun beni kolumdan yakalamasıyla büyük bir şoka uğradım. Çünkü ben onu tamamen unutmuştum. Alp'ten yastığı kapmasıyla birkaç defa yastıkla vurdu. Hırsını almış olmalı ki yüzünde rahatlama belirdi. Yastığını da alarak yemek odasına geçtiğin Alp ile yalnız kalmıştık. Hafifçe kafamı tutarak suçlu çocuk gibi tıpış tıpış yemek odasına girdim. Alp'in arkamdan gülme sesi gelirken masaya oturmamla o da girdi.

Güzel ve eğlenceli geçen akşam yemeği ile herkes kendi halinde dağılmıştı. Burcu ile birlikte benim odama geçtik. Şimdi sabaha kadar sohbet muhabbet. Burcu, odama girmesiyle salıncağa kurulurken bende yatağıma oturdum. "Şu salıncak favorim." dedi Burcu bağdaş kurarken. Benim konuşmama izin vermeden ellerini çırptı. "Kankacığım, sonunda yüz yüze görüşebildiğimize göre artık konuşmamız gerekenleri konuşalım. Detaylıca." ellerini tırnak işareti yaparak dediği cümleyi başımla onayladım.

"İlk önce sen başlamak ister misin?" diye sorduğunda bende elimle onu gösterip "İlk sen lütfen. "dedim. "Ee, ben zaten anlattım telefonda. "diye mızırdandı. "Tamam ama ben ne anlatacağım?" deyince gözlerini devirdi.

"Alp ile aranızda ne olduğunu anlatacaksın?"

"Daha önce dediğim gibi aramızda bir şey yok."

"Tabii tabii at yalanı. Bugün el sıkıştığımızda nasıl baktığını sen görsen." deyip elini salladı. Gözlerimi Burcu'dan kaçırırken bu konuyu konuşmanın erken olduğunu düşünüyordum. Daha ben bile içimdeki hisleri tanımlayamazken Burcu'ya Alp hakkında ne anlatabilirim ki.

" Hey! Menekşe, ne düşünüyorsun öyle? " dediğinde tekrar bakışlarım ona döndü. "Bilmiyorum Burcu. Alp ile bazen sevgili gibi oluyoruz. Bazen de tartışıyoruz." Burcu salıncaktan kalkıp yanıma geldi. Beni kendine çekip sarıldığında "Peki onunla olmak hoşuna gidiyor mu? Ya da nasıl hissediyorsun onunla olunca?" sorularıyla biraz düşündüm. "Aslında onunla konuşmak güzel geliyor. Ama bilmiyorum ya." deyip kendimi yatağa doğru geri attım. Burcu da benimle yatağa yatarken "Bu konu da konuşmak istemiyorum." dedim. "Tamam. Sen kendine itiraf ettiğinde bana anlatırsın." dedi. Kollarımı ona sarıp "Tamam." dedim. Uykumun gelmeye başlamasıyla gözlerimi kapattım. Sabaha kadar uyuyacağımı bilmeden.

Üstümde bir ağırlık vardı. Uykulu bedenim ayılırken üstümdeki ağırlıktan kurtulmaya çalışıyordum. Sonunda gözlerimi açtığımda Burcu'nun kollarının üzerimde olduğunu gördüm. Demek ki bana ağırlık yapan Burcu'ymuş. Üzerimden kollarını çektiğimde yatakta oturur pozisyona geldim. Dün en son konuşuyorduk. Ne ara uyuyakalmışız? Burcu'yu dürttüm uyanması için. Ama tık yoktu kızda.

Biraz sarstığımda ise gözlerini açıp bana bakmaya başladı. "Menekşe, ne yapıyorsun sen burada?" diye sordu. Herhalde benim odamda olduğunu unutmuştu. "Asıl sen ne yapıyorsun burada?" dediğimde alık alık yüzüme bakmaya başladı. Kafasını yastıktan biraz kaldırıp etrafa bakındı. "Ben senin odanda mı uyumuşum?" diye sordu. Hala uyanamadığı açıktı. "Evet, dün en son konuşuyorduk. Uyumuş kalmışız." açıklamamla "Doğru. Şimdi hatırladım." dedi ve benim gibi yatakta oturur pozisyona geçti.

İlk vücudunun tutulan yerlerini açmak için bir kaç hareket yaptı. Ardından kalkarak lavaboya girdi. Bende vücudumu açan hareketler yaptıktan sonra yataktan kalktım. Yatağı düzelttikten sonra dolabıma doğru hareketlendim. Dolabıma göz attığım sırada Burcu lavabodan çıktı. "Ben odama gidiyorum." deyip kapıya doğru yürüdü. Arkasından "Tamam. Aşağıda buluşalım." dediğimde o da başını sallayıp odadan ayrıldı.

İlk lavabodaki işlerimi halledip kendime geldim. Tekrar dolabımın başına geldiğimde hala ne giyeceğimi düşünüyordum. Farklılık yapmak amacıyla, lila renk dizlerimin altında biten yırtmaçlı bir etek giydim. Üstüne ise kalın askılı beyaz bir crop giydim. Saçlarımı yarım at kuyruğu yapıp geri kalanını açık bırakmıştım. Biraz fazla süslendiğimi farketsemde boş verip kapıdan çıktım. Burcu'nun çoktan indiğini düşünüp merdivenlere yöneldim.

Merdivenlerden indiğimde Alp'i görmüştüm. Üstünde çalışırken giydiği koyu renk tulumu ve kolsuz beyaz tişörtü vardı. Duvara yaslanmış telefonunla ilgileniyordu. Burada ne yaptığını merak ederken başını telefonundan kaldırdı. Beni farketmesiyle dudağının sol tarafı yukarı doğru kıvrılmıştı. Telefonunu cebine atarak kısak bir ıslık çaldı. Bu hareketi utanmamı sağlarken bana doğru yürümeye başladı.

"Günaydın, Menekşe Hanım. Bu güzelliğinizi neye borçluyuz?" dediğinde yüzüme kendimi beğenmiş bir ifade takındım. Kollarımı göğsümde birleştirip "Öncelikle size de günaydın Alp Bey. Güzelliğim ise kimsenin borcu değil. Ben zaten güzelim." sözlerime güldüğünde başını beni onaylar nitelikte salladı. "Çok özür dilerim. Size karşı kusur ettim." oyunuma devam ederken sözleriyle bende gülmüştüm. Birbirimize dalıp gitmişken sağımızdan gelen "Öhöm öhöm! "sesiyle başımı sağa doğru çevirdim.

Babam kollarını göğsünde bağlamış kaşları çatık bir halde bize bakıyordu. Hızla bize yaklaştığında hemen beni kolunun altına aldı." Menekşe'm, neler oluyor burada? "diye bir soru yöneltti. Sert bakışları Alp'in üzerindeydi. Alp ise umursamaz bir tavır takınmış bize bakıyordu.

Kendi kendime stres olurken "Şey babacığım, Alp ile karşılaşınca selam vermiştim. "dedim. Babam hala Alp'e bakarken "Öyle mi?" dedi. Bakışları sert, sesi şüpheliydi. Gergin ortam biraz daha sürerken arkamdan Burcu'nun "Menekşe." diye seslenmesiyle bütün bakışlar ona yönelmişti. "Ne oluyor ya? Herkeste bir gerginlik." diyerek merdivenlerden inmiş yanıma gelmişti. Beni baştan aşağı süzüp "Bir yere mi gidiyorsun?" dedi. Burcu konudan çok uzaktı. "Hayır, sadece böyle giyinmek istedim. Niye herkes şaşırıyor?" isyan dolu sesimle babamın kolunun altından çıkıp mutfağa ilerledim. Babam arkamdan ne kadar "Menekşe." dese de arkamı dönmemiştim.

Niye bu kadar morelimin bozulduğunu bilmiyorum. Kafam karışık bir halde bizim için hazırlanan kahvaltı masasına oturdum. Ardımdan Burcu'nun mutfağa girmesiyle kapıyı kapatmıştı. Yüzümün düşük olduğunu gören Burcu "Menekşe, noldu? Neden modelin bozuldu bu kadar?" dedi. Sorularına cevap vermeyince "Benim dediklerim mi canını sıktı?" demesiyle 'hayır' anlamında başımı salladım. "Ahmet amca mı bir şey dedi?" hala sorunu bulmaya çalışıyordu. Bilmiyordu ki, benimde sorunun ne olduğunu bilmediğimi. "Bilmiyorum." dedim. "Bir an da morelim bozuldu." diye açıklayabildim. "Tamam, bozma hadi morelini. Hem bence senin canının sıkılmış." dedi. Onu onayladım.

Kahvaltıya başladıktan bir süre sonra aklına bir şey gelmiş olmalı ki "Hiihh!" dedi. "Noldu?" diye sorduğumda yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. "Ben sana anlatmayı unuttum." hala ne olduğunu anlamazken yüzüne boş boş bakıyordum. "Sabah kendi odama gittiğimde telefonum çaldı." önündeki zeytinden ağzına bir tane attı. "Eee?" dediğimde heyecanlı heyecanlı anlatmaya başladı. "Şimdi biz hani sevgili olduk ya. İşte biz bulaşacaktık. Böyle olunca dedi ki 'Tatile Kuşadası' na geleceğim. Arkadaşım da Aydın'da zaten. Sende orada olacağın için buluşalım.'dedi." hızlı anlatımı heyecanını belli ediyordu. "Ee, sen ne dedin?" diye sorduğuma pişman etti. "TABİİ Kİ KABUL ETTİM!" diye bağırmasıyla kafasına küçük bir fiske vurdum.

Kafasını tutup ters ters bana bakarken "Bağırma, bir daha." diye küçük bir uyarı yaptım. "Tamam ya." demesiyle eş zamanlı mutfağın kapısı açıldı. Mutfağa giren Alp ile anlık küçük bir bakışma geçse de aramızda, pek de bizi kâle almayıp tezgaha yöneldi.

Biz de sohbetimize devam etmek gibi bir hata yaptık. "Burcu, canım benim. Sen ne zaman bu çocuğun adını söyleyeceksin?" dedim tatlı olduğunu düşündüğüm bir surat ifadesiyle. "Ya Menekşe." tam itiraz edecekken onu durdurdum. "Tamam Burcu. Öyle olsun. Ben sana her şeyi anlatayım sen bir ismi bile hor gör." trip atarcasına söylediğim sözlerle teslim oldu. "Tamam ya. Adı Yiğit Yıldırım." demesiyle arkamızdan su püskürtme sesi geldi.

Bakışlarımız arkamıza dönerken Alp şaşkın gözlerle bize bakıyordu. Elindeki su bardağını tezgaha bırakıp, hızla yanımıza geldi. "Yiğit Yıldırım. Olduğuna emin misin?" diye bir soru sordu. Burcu başını onaylar şekilde aşağı yukarı salladı. Alp, sağ elinin avcuyla anlına sert bir şekilde vurdu. Kendi kendine "Doğru. Tabii ya." demeye başladı. Ne olduğunu anlayamazken Burcu benden önce davrandı. "Ne oluyor Alp?" diye bir soru yöneltti.

Alp ise cevap vermek yerine telefonunu cebinden çıkardı. Telefonunda bir kaç işlem yapıp bize bir fotoğraf gösterdi. "Bu mu?" diye sorduğunda Burcu şaşkınlıkla başını salladı. Bir dakika şuan burada neler oluyor? Burcu tedirginlikle "Senin arkadaşın mı yoksa?" diye sordu. Alp de 'evet' manasında başını salladığında sorun çözülmüştü. Alp ve Yiğit arkadaştı. Burcu, üzerinden şaşkınlığı attığında "Demek 'Aydın da arkadaşım var.' diye bahsettiği sensin." dedi.

Alp anında dedikoducu teyzeler gibi olaya dahil oldu. Bir tane sandalye çekip oturdu. "Öyleyim maalesef." dedi efkarlı efkarlı. "Nasıl tanıştınız?" soru yine Alp'ten gelmişti. "Aslında bizim tanışmamız çok önceye dayanıyor." Alp'in yüzünde yine bir şaşkınlık belirmişti. Burcu ise çok beklemeden açıklamaya başladı. "11 yıl önce ailecek Antalya'ya tatile gitmiştik. İlk orada tanıştık Yiğit ile. İki hafta da gayet yakın bir arkadaşlık kurmuştuk. Sonra tabii tatil bitince ayrılmak zorunda kaldık. Ama ben hiç bir zaman ismini unutmadım. Bu sene de okul bitince cesaretimi toplayıp Yiğit'e yazdım. Şimdi de bu raddeye geldik. " Yüzündeki küçük tebessümü ve ondan bahsederken gözlerinin parlaması gerçekten aşkını gösteriyordu.

Alp, iç çekip bana baktı. Yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Bir an da tebessümü hınzır bir sırıtışa dönüştü. Bir halt yiyeceği belli olmuştu. Anında eli telefonuna giderken "Alp aklından ne geçiriyorsun?" dediğimde eliyle bir dakika işareti yaptı. Burcu ile tedirgin bakışlar atıyorduk.

Alp'in telefonunda arama sesi gelmeye başladığında telefonu biraz yukarı kaldırıp elleriyle saçlarını düzeltti. "Alp ne yapıyorsun?" Burcu da aynı soruyu sorduğunda yine cevap gelmedi. Telefon açılmış olmalı ki bir erkek sesi mutfakta yankılandı. "Alp ne diye arıyorsun acaba?" Burcu'nun gözleri şaşkınlıkla açılırken Alp hala sırıtıyordu. Galiba düşündüğüm şeyi yapmıştı. Arkadaşı Yiğit'i, telefonla görüntülü aramıştı. "Hemen celallenme bak şimdi sana kimi göstereceğim." sözleri yaşlı teyzeleri andırıyordu.

"Alp bir yürü git. İşim var. Cahit amcanın yanına gidiyorum." Alp'in anlık dikkati dağılmıştı. "Neden babamın yanına gidiyorsun?" demesiyle cevap gecikmedi.

"Pazar günü Aydın'a geliyorum. Seni de alabilmek için babandan izin almaya gidiyorum. Yani yine seni düşünüyorum." dedi. Alp'ten bir cevap gelmezsen "Neyse kapatıyorum." demesiyle Alp hızla "Hayır. Kapatma." diye cevap verdi. Kamerayı çevirmiş olmalı ki telefondan "Kızılcığım." diye bir ses duyuldu. Burcu zoraki bir gülümseme yollarken yandan bana bakış attı. Ben ise 'Öyle mi?' bakışları atıyordum. Çünkü, Burcu'ya 'Kızılcığım' diye yalnızca ben sesleniyordum. Telefondan gelen sesle yine dikkatim oraya kaydı. "Alp, sen Burcu'yu nereden buldun?" Alp tripliymiş gibi "Ben burada çalışıyorum ya hani. Menekşe'nin arkadaşıymış." dedi. "Oha lan! Çok iyi oldu bu. Dörtlü takılırız artık." kesinlikle tencere kapak birbirini bulmuş. Yiğit de Burcu gibi açık sözlü demek ki. Alp gözlerini devirmişti.

Bir şeyler daha diyecekken Burcu'nun Alp'in elinden telefonu almasıyla ağzı açık kaldı. "Yiğit. Neden daha önce arkadaşının ismini söylemedin?" biraz sinirle söylediği sözlerle ekrana sert sert bakıyordu. "Kızılcığım, nereden bilebilirdim ki. Sende bana arkadaşının ismini söylemedin." gerçekten bunlar aynı. "Menekşe ne alaka?" bana kısa bir bakış attı. "Alp ile hiç konuşmuyoruz gibi davranma. Tabii ki biliyorum Menekşe'yi." dedi. Ne yani Alp, Yiğit'e benden mi bahsetmiş? Gerçekten bir kez şu kafanı açıp içinde beyin var mı diye bakacağım, Menekşe? Ne var ya? Sadece biraz şaşırdım. Sen Burcu'ya Alp'i anlatmıyor musun? Doğru anlatıyorum.

Kendi düşüncelerimden sıyrılıp Alp'e baktım. Anında bakışlarını kaçırırken onunda bana baktığını anlamıştım. Alp, Burcu'nun elinden telefonu çekip aldı. Burcu, sinirle ona bakarken Yiğit'e birkaç bir şey söylemiş ve telefonu kapatmıştı. Hızla oturduğu yerden kalkarak mutfaktan çıktı. Burcu hala sinirle Alp'e söylenirken kendi telefonunun melodisi duyulmasıyla dikkati oraya kaydı. Büyük bir ihtimalle Yiğit arıyordu. Çünkü yüzünde heyecanlı bir ifade belirdi. Telefonu açmadan ayağa kalktı. "Menekşe ben kaçıyorum." deyip bana öpücük yolladı ve mutfaktan çıktı.

Tek başıma kalırken biraz önce ne yaşadığımızı düşünüyordum. Bir an da her şey çok hızlı gelişmişti. Biraz daha oturmanın saçmalık olacağını düşünüp bende mutfaktan çıktım. Bahçeye çıkıp biraz salıncak binmeye karar vermemle dış kapıya doğru hareketlendim. Biraz kafa dinlesem çok iyi olacak.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Rahatsız olmazsan sana birşey sorcam. Ben okuduğum kitapların yazarlarını tanımayı severim. Yaşını öğrenebilir miyim?

    2Yanıt