"Bazen bir kapıdan girdiğinizde sadece kapıyı değil, kendi hayatınızı da ardınızda bırakırsınız." Yağmur, şehrin eski sokaklarına yapışkan bir gri serinlik yayarken, Vera penceredeki buğuyu eliyle sildi. Günlerdir aynı sessizliğin içinde sıkışmışlardı. Dış dünya, çürümekte olan bir mevsimin kalıntısı gibiydi. Rüya kanepeye yayılmış, ince bir battaniyenin altından seslendi: "Bugün kafamızı dağıtacak bir şey yapalım çok sıkıldım." Vera omzunu silkti. "Film izleyelim?" Rüya gözlerini devirip ayağa kalktı. "Hayır. Dışarı çıkalım. Biraz yürüyelim. Hem senin neyin var günlerdir?" Vera dudaklarını aralayıp bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. "Boşver hadi çıkalım"Deyip, gülümsemeye çalıştı, içten içe Vera da bu kasvetin içinden çıkmak istiyordu. Her neyse... Belki sadece birkaç dakika.Rüya'yla birlikte, şehrin bilinmeyen bir sokağında, gri taşların üzerine düşen gün ışığını izleyerek. Havanın hafif soğukluğu tenine vuruyor, ama içi çok daha yabancı bir şekilde ürperiyordu.Dar bir ara sokaktan geçerken Rüya ansızın durdu. "Şuraya baksana... antikacı."Ahşap tabelası zamanla solmuş, " Beşir Efendi - Nadide Eserler ve Eski Kitaplar" yazısı kapının üzerindeki kemerde silikçe seçiliyordu. Vitrin camının arkasında tozlu raflar, sararmış sayfalar, kilitli kutular ve sanki yüzyıllardır bekleyen eşyalar vardı.Kapının çanı çalmadı, çünkü yoktu. Kapı açıldığında sadece zamanın sesini duyurur gibi bir gıcırtı yükseldi. İçeri girdiler. Dükkanın sol tarafında üst üste yığılmış plaklar vardı; bir tanesinin kapağında siyah-beyaz bir kadın silueti göze çarpıyordu, isimsizdi.Sağda vitrinli bir dolabın içinde porselen bebekler diziliydi, bazıları çatlamış, gözleri sanki kızlara bakıyormuş gibi boşluğa sabitlenmişti. Dükkân eski, dar ve havasızdı. Raflar üst üste yığılmış kitaplarla, porselenlerle, kırık çerçevelerle doluydu.Dükkânın en dip köşesinde, zamanın bile çekinerek yaklaştığı bir kitaplık vardı.İçinde bir sürü eskimiş kitap...Kimi sayfaları sararmış, kimi ciltleri çatlamış. Rüya hemen dağınık kitap rafına yöneldi. Vera daha temkinliydi, her adımda çıtırdayan tahtalara bakıp içgüdüsel bir rahatsızlık hissediyordu.Dükkan loştu. Raflar boylarına ulaşacak kadar yüksekti. Her şey fazlasıyla sessizdi. Ta ki, gölgelerin arasından bir ses duyulana kadar: "Merak ettiğinizi değil... sizi bulanı arayın." Sonra... gözleri bir şeye takıldı.Alt rafların birinde, deri ciltli, kilit yerine eski bir kurşun mühür konmuş bir kitap duruyordu.Üzerinde isim yoktu. Etiket yoktu. Sadece sırtında zar zor görülebilen bir kabartma: "Olanı Değil, Olması Gerekeni Anlatır." Vera eğilip aldı. Kitap, beklenmedik şekilde sıcaktı. "Bunu alalım,ruhumu dürttü." dedi. Başlarını çevirdiklerinde, dükkânın en arkasında, eski bir yazı masasının ardında oturan yaşlı bir adam gördüler.Hiç hareket etmeden konuşmuş gibiydi. "Ben Beşir Efendi'yim," dedi, sesinde tanıdık bir yabancılık vardı. "Sizleri bekliyordum." Beşir Efendi ayağa kalkmadı. Sadece başını hafifçe eğdi, kitap hâlâ Vera'nın ellerindeyken. "O kitap satılık değil, ama sizindir." Vera, dudaklarını aralayıp konuşacak gibi oldu ama hiçbir kelime çıkmadı.Beşir Efendi'nin gözleri, cevap değil, sanki onların geçmişini arıyordu.Bakışı Vera'nın içinden geçerken bir anlığına zaman durmuş gibi hissetti. "Ne demek sizindir?" diye sordu Rüya, ürpertisini bastırmaya çalışarak."Bugün ilk kez geliyoruz buraya." Yaşlı adam gülümsedi. Ama bu gülümseme sıcak değildi.Daha çok bir şey bilenlerin, henüz hiçbir şey bilmeyenlere duyduğu sessiz bir acımayla karışıktı. "Bazı kitaplar sizi bekler," dedi. "Bazılarıysa... sizi çağırır." Dışarı çıktıklarında yağmur hâlâ ince ince yağıyordu. Sanki sokaklar buharlaşıyor, şehir hafızasını siliyordu.Vera kitabı çantasına koymuştu ama ağırlığını omzunda değil, kalbinde taşıyor gibiydi. Eve vardıklarında sessizlik, onlarla birlikte içeri girdi.Rüya çay koyarken, Vera kitabı masanın üzerine bıraktı.Deri kapak hâlâ sıcaktı. Bu onu rahatsız etmeye başlamıştı. "Baksak mı?" diye sordu Rüya heyecanla. "Belki eski bir hikâye, ne bileyim... belki büyü falan vardır içinde." Vera tereddüt etti. Ama sonra başını eğdi. "Tamam." Kitabın üzerindeki kurşun mühürü kırmadılar.Sadece açtılar çünkü o zaten açılmak istiyordu.İlk sayfa boştu.İkinci sayfa da.Ta ki üçüncü sayfada, ortalanmış tek bir cümleyle karşılaşana kadar: "Kaçamadığın şey sensin." Sessizlik, cümleden sonra odanın köşelerinde gezindi.Rüya ürperdi ama gülümsedi. "Korku temalı galiba," dedi."Ben seviyorum böyle şeyleri." Vera hiçbir şey demedi.Çünkü o cümlede bir yankı duydu.Sanki biri bunu ona daha önce de söylemişti belki bir rüyada, belki bir başka hayatta.Parmaklarını satırın üzerinden çekemedi.Ve o an, evdeki ışık bir kez titredi.
Bölüm 1
Giriş- Kaçamadığın Sensin
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.