İnsan bazen kaybolur ve bulunmamak için kendine sayısız karanlık delik arar. Ben de kendimden kaçarken Rüya ile tanışmıştım. Rüya, içime kilitlediğim odanın altın anahtarıydı.Hayatta önemsediğimiz şeyler sandığımızdan çok daha kıymetli. Ve eğer hayatınızda, karmaşık düşüncelerinizin içinde değil de sadece gülüşünde kaybolduğunuz biri varsa, onu asla bırakmayın.Çünkü zaman acımasız bir hızla akıyor… ve bazı insanların değerini anladığımız an, onları geri çağırmaya artık hiçbir kelime yetmiyor.
Bazen düşünüyorum… İnsanlara bütün şeffaflığımla yaklaşırken korkularımı da göstermem, beni yenilmiş mi yapar? Dünya giderek daha sert, daha acımasız bir yere dönüşüyor. Öyle ki artık çoğu zaman söyleyecek bir söz bile bulamıyorum. Sadece izliyorum; sanki bitmek bilmeyen bir oyunun seyircisiymişim gibi. “Bu komedi ne zaman sona erecek?” diye bekliyorum. Ama perde hiç kapanmıyor. Tam tersine, her gün biraz daha anlamsızlaşıyor her şey. Gürültü büyüyor, kalabalık artıyor ve ben bütün bu karmaşanın ortasında yavaş yavaş boğuluyorum. Oysa bazen istediğim şey o kadar basit ki… Hayatımdaki insanların yanına sessizce oturmak, başımı omuzlarına yaslamak ve hiçbir şey söylemeden öylece durmak. Ve zaman… zaman da sessiz bir nehir gibi akıp geçsin istiyorum; hiçbir şeyi incitmeden, hiçbir şeyi aceleye getirmeden.