İçeriğe geç

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 20 · 17 dk okuma

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 20

20.Bölüm

VELİAHT PRENS

Lana Del Rey_Dark Paradise

Katherina Blacklight

Arabada duyulan tek ses radyonun sesiydi. Yakın zamanda kaybolan ejderha haberlerinden bahsediyordu. Koskoca ejderhaların birdenbire kaybolması cidden büyük bir gizemdi. Özellikle kaçırıldıkları yönünde olan teoriler bana daha mantıklı geliyordu. Sonuçta tüm gökada ejderleri eğitimliydiler. Nadir bulunmalarının yanı sıra nesillerinin koruma altında olması onları çok önemli kılıyordu.

Belki de bu yüzden onları kaçırıp kendilerine saklamak isteyen kötü insanların ellerine düşmüş olabilirlerdi.

Arka koltukta yayılmam için bir sürü alan varken üzerimdeki kıyafetin rahatsızlığıyla boğuluyordum. Dominic şoförün yanına ön koltuğa oturmuştu. Dikkatle haberleri dinliyordu.

Şoförümüz Andrew olmadığı için içimde bir bıkkınlık vardı. Şimdi o olsaydı, ön koltukta oturan ben olurdum ve tüm yol boyunca sohbet ederdik. En önemlisi de sıkılmazdım.

Ancak gelin görün ki sessizlik abidesi iki kişi ile seyahat ederken içim kıyılıyordu.

Normalde olsa benimle uğraşmak için devamlı konuşan Nic şimdi yine sus pus olmuştu. Düşününce yeni yeni fark ettiğim şey, başkalarının yanında pek konuşmadığıydı.

Yanımızda biri varsa benimle pek uğraşmıyordu. Ancak yalnız kaldığımız her anda benimle uğraşmak ve geçmişten muhabbet açmak konusunda çok ısrarcıydı.

Galiba bana garezi vardı.

Belki beni sinirlendirmek hoşuna gidiyordu. Sinirlenince daha mı çirkin oluyordum? Ya da komik bir yüz ifadem mi oluyordu?

Normalde insanlar sinirlendiğimde benden uzaklaşırlardı çünkü gerçekten sinirlendiğime kontrolümü kaybedip saldırabiliyorum. Kavga yanlısı değilim ancak damarıma dokunanı da sağ bırakmazdım.

Bir nevi prensip meselesi. Canımı yakmazsanız hayatınıza olduğu gibi devam edebilirsiniz, ama yılanın kuyruğuna basarsanız sizi sokmamasını bekleyemezsiniz. Benim kuyruğuma basarsanız da vay halinize.

Tüm o sıkıcı saatlerin sonunda krallığa yaklaşmıştık. Başkente giriş yaptığımızda bıkkınlığım uçup gitmişti. Buraya geldiğim her seferde resmen büyüleniyordum. Tüm sokakları, binaları, insanları izlerken bir gün kendimin de buralarda olabileceği hayalini kuruyordum. Hayatım boyunca yaşadığım kasabadan hiç çıkmamıştım.

Bu yüzden dış dünyayı hep çok merak etmiştim. Başkentte yaşayan insanların tarzlarını, kültürlerini.

Ama benim en merak ettiğim yer, yeradaydı. Annemin ve babamın oradan geliyor olmaları benim merakımı daha çok arttırıyordu. Bazen bana kendi kültürlerini anlatırlardı. Babam ve halkı bitkilerden çok iyi anlarlarmış.

Sık ormanların içinde yaşarlarmış. Kasabadaki tüm evler koyu meşe ağaçlarından yapılırmış. Bazen orman perileri köyün yakınlarına kadar geldiğinde köylü çocuklar onları görebilmek için heyecanla evlerinden çıkar, diğer çocukları toplar ve hep beraber perilere bakmaya giderlermiş.

Eğer periler senin uslu bir çocuk olduğunu anlarsa, sana çiçek hediye edermiş. Hatta köydeki ailelerin soyadları da buradan gelirmiş. Zamanında periler tarafından hediye edilen çiçeğin türü o kişinin soyadı, daha sonra da soyu olmuş.

Babama bizim hangi çiçek türü olduğumuzu sorduğumda bana, biz çiçek değiliz olara can veren ışığız demişti. Soyumuzun çok eskilere dayandığını söyledi. Yaşadıkları köyün kurucuları bizim soyumuzdanmış ancak zamanla köyün reisi el değiştirmiş ve Blacklight soyadı sıradanlaşmış.

Bir gün babamın çocukluğunu yaşadığı o köye gitmek isterdim.

Yeradaya inip babamın köyünü görebilmek ne kadar imkânsız olsa da annemin bir zamanlar yaşadığı yere gitmek benim için çok daha imkânsızdı.

Annemin yaşadığı yer deniz kıyısında bir köymüş. Köy sadece birkaç evden oluşuyormuş çünkü asıl yaşadıkları yer su altındaymış.

Su elementini kontrol edebilen tüm halk su altında yaşıyormuş.

Annemin dediğine göre su elementini kontrol eden iki kişinin soyundan geliyorsan su elementini kontrol edebiliyor olman çok yüksek ihtimalmiş. Denilen o ki su elentini kontrol edenlerin sayısı bu yüzden çokmuş ve öbür elementleri kontrol eden büyücülerin aksine su elentini kontrol edenlerin sayısı çok yüksekmiş.

Bu yüzden koskoca bir şehir su altına inşa edilmiş ve asıl su krallığı diğer element büyücülerinden izole yaşarmış. Çok nadir de olsa suyu kontrol edemeyen kişiler de sualtı şehrine en yakın kıyıya köylerini inşa ederek kendi ailelerine yakın olurlarmış.

Annemin yaşadığı su altı şehrine asla gidemeyecek olsam da en azından kıyıdaki köye gidebilirdim. Belki orda annemden ve onun geldiği soydan izler bulabilirdim.

Sualtı şehrine gidemeyeceğini nereden çıkardın?

Argnes’in sesi ile kendi düşüncelerim bölünüverdi.

Su altında nefes alamam.

Ama sen suyu kontrol edebiliyorsun.

Peki, ama bunun su altında nefes alabilmemle ne alakası var? Sonuçta asıl su büyücüleri suya temas ettiklerinde tenleri pullanır ve yüzgeçleri çıkar. Bu sayede yüzgeç solunumu yaparak su altında yaşayabilirler.

Annen her bulaşık yıkadığında elleri pullanıyor veya yüzgeci mi çıkıyordu?

Hayır, yüzgeçleri onun kontrolü ile çıkıyordu.

Aman tanrım! Ben şimdiye dek bunu nasıl düşünememiştim.

Ailemin katledildiği gün kanatlarımın çıkması da bu şekilde olmuştu. Kendi irademle.

Bunu sen de yapabilirsin. Daha önce hiç bu yönünü kontrol etmeyi denemedin.

Ben de yapabilir miyim?

Camdan dışarı bakarken düşünceler denizinde kaybolmaktan sıyrılıp bir anda şoföre döndüm. “ su var mı?”

“ torpidoda bir şişe olacaktı. “

“ alabilir miyim? “ dedim heyecanla.

“ elbette. “

Dominic torpidoyu açtı ve şişeyi bana uzattı. “ bu kadar susadıysan neden daha önce sormadın? “

“ susamadım ki”

Dominic ne yapacağımı anlamaya çalışırken şoför dikiz aynasından anlamaz gözlerle bana bakıyordu.

“ suyu ne yapacaksın madem? “ dedi şoför sonunda.

“ elime dökeceğim. “

“ elin kirlendiyse ıslak mendil var. “

“ hayır, ondaki su yeterli olmaz. “

Şoför endişeli bir sesle sordu. “arabamın içinde suyu yere dökmeyeceksin değil mi?”

“ sorun olur mu?”

“ evet! “ dedi telaşla.

“ Volentia ne yapmaya çalışıyorsun? “

“ az önce Argnes’den öğrendiğim bir şeyi deneyeceğim. “ dedim ve şoförün az önceki isyanına kulak asmayarak elimin üzerine suyu döküverdim. Dominic de dikkatle beni izliyordu.

Bir süre pullarımın çıkmasını ümit ederek bekledim ve dikkatle koluma baktım. Gerçekten de işe yaramıştı. Minik pullar ve parmak aralarımda perdeler oluşmuştu.

“ evet! İşe yarıyor. “

“ gerçekten de işe yarıyor. “ Nic de inanamayan gözlerle koluma ve üzerindeki gökkuşağı renklerindeki pullara bakıyordu.

Şoför sinirle dönüp yere dökülen sulara baktı ardından kafasını kaldırdığında kolumu gördü. Gözleri şaşkınlıkla açılırken “ vay canına! “ diyebildi.

Ardından önüne döndü. “ gerçekten de birden fazla elementi kontrol edebiliyorsun. Bu çok garip. Söylentileri duymuştum ama gerçek olabileceği ihtimali… Buna inanmak çok zor. “

“ ben de alışmaya çalışıyorum. “

Dominic kolumu tuttu ve pullara dokundu. Koluma dokunuşu pullar yüzünden içimin ürpermesine neden olmuştu. Sanırım. Sonuçta normal tenime dokunsa garip hissetmezdim.

Bir şey hissetmezdim, değil mi?

Yanaklarımda bir sıcaklık hissettiğimde kolumu geri çektim ve üniformamın kolunu indirerek pullar kapattım. “ şimdi geçer zaten. Kontrolüm henüz çok iyi değil. “

“ yanaklarındaki kızarıklığın da suyla bir alakası var mı? “

“ Bayan Wisetoun bu kez allığı abarttı galiba. “ dedim elimle yanaklarımı silermiş gibi yaparken.

Sırıtarak önüne dönerken ağzının içinden mırıldandı. “ kesin öyledir. “

Umursamıyormuş gibi yaparak tekrar camdan dışarıya döndüm.

Az önce içimde oluşan o garip ürperme hissini düşünmeyi bırakana kadar saraya varmıştık. Sonunda yolculuğun bitmesine o kadar sevinmiştim ki kendimi arabadan atarcasına indiğim.

Saraya girdiğimiz esnada gökyüzünün kararmasına birkaç saat kalmıştı.

Akşam yemeğinin düzenleneceği yemek salonuna doğru giderken ilk kez sarayın bu kadar derinine inmiştik. Aslında gidilecek daha öte yerler vardı ancak oralar kraliyet ailesinin mahremiyetiydi. Belli çalışanlar ve önemli misafirler harici oraya giremezdi.

“ buradan buyurun efendim. “

Muhafızın işaret ettiği kapıdan geçtiğimizde koskoca bir yemek masasının olduğu altın renginin ağırlıkta kullanıldığı bol ışıklandırma için soya mumları ile donatılmış bir odaya vardık. Masa ince ve uzundu, yaklaşık otuz kişiyi alacak kadar büyüktü.

Odanın tam ortasına hizalanmıştı. Üzeri şamdanlar ve zarif oymalı vazoların içinde rengârenk zarif çiçeklerle bezenmişti. Masa örtüsü muhtemelen üzerimdeki üniformanın kumaşından daha pahalıydı.

Yemeklerin servis edileceği tabaklar inci simiyle çizilmiş sarmaşığı andıran karmaşık desenler ile donatılmıştı. Buradaki her şey el işçiliğiydi. Hepsi şatafatlıydı ancak bir o kadar da zarifti.

Kendimi yeni temizlenmiş mutfakta, tezgâhta unutulmuş çürümüş bir meyve gibi hissetmiştim. Her şey inanılmaz lükstü, ben ise o kadar sıradandım ki…

Görüntüme diyecek yoktu. Bir komutan kadar şık duruyordum, ama içimdeki kız kendini bu şatafata asla layık görmüyordu.

Odanın her köşesini dikkatle inceliyordum, her şeyin birbiri ile olan uyumu müthişti.

“ kral gerçekten de zevkli bir adam. “ dedi biri arkamdan.

Arkamı döndüğümde orta boylarda hafif göbekli ve bıyıklı bir adamla karşılaştım. Adamda tam bir aile babası tipi vardı. Üzerine giydiği inanılmaz şık takım elbisesi olmasaydı sıradan biri olduğunu düşünebilirdiniz.

“ ben sör Nikolas. Sanırım siz de şu ejder kız olmalısınız, Bayan Blacklight’dı değil mi? Ne büyük şeref. “

“ o şeref bana ait efendim. Tanıştığımıza memnun oldum.“ dedim bana uzattığı eli sıkarak

“ haklısınız kralımız gerçekten de çok zevkli birisi. “

Bıyıklarının altından babacan bir gülümseme belirdi. “ buralara epey yabancısınız zannediyorum. “

“ kesinlikle öyle. Sıradan bir ailenin sıradan bir kızıyım. Böyle diplomatik dünyaların insanı değilim “

“ alışsan iyi edersin, anladığım kadarıyla kralın epey ilgisini çekmişsin. Her toplantıda en az bir kez senin ejderin konusu açılıyormuş. Bu akşamın konukları arasında ilgi odağı sensin. “

“ umarım beklentileri karşılayabilirim. “ dedim mahcup şekilde.

“ kurtlar sofrasına oturacaksın, kızım. Asla herkesi aynı anda memnun edemezsin. “

Elini omzuma hafifçe vurdu ve hafif eğilerek “ eğer yardıma ihtiyacın olursa ben buralardayım. “ dedi.

“ çok naziksiniz efendim. “ dedim başımla selam verirken. Yanımdan ayrıldığında henüz iki adım atmıştı ki başka biri ile selamlaştı. Samimi bir karakteri vardı. Belki çevresi bu sayede çok genişti.

Acaba saraydaki görevi neydi?

Dominic de etraftakiler ile selamlaşıyor konuşuyordu. Hiçbirini daha önce görmemiştim. Bu kadar saray çalışanıyla nereden tanışmıştı hiçbir fikrim yoktu. Aslına bakarsanız onca askeriye çalışanı arasında rütbesi çok da yüksek değildi. Belki de aile şirketleri ile alakası vardı.

Swortan ailesi ne kadar mütevazı olsalar da yok sayılamayacak bir zenginliğe sahiptiler. Üstelik bu yükselişleri o kadar kısa sürede gerçekleşmişti ki birçok sosyete camiasında isimleri uzunca bir süre dillerden düşmemişti.

Bu ailenin yükselişi yaklaşık benim ortaokul zamanıma denk geliyordu. Yani Nic ve ailesinin Cervus kasabasından taşınmaları ve şehir merkezinde riskli bir yatırım yaparak aile şirketi açmalarıyla neredeyse aynı zamanlarda. Böylece Blacklight ailesi ve Swortan ailesi arasındaki arkadaşlığın arası da açılmış oldu.

Evet, Nic ve ben küçükken çok sıkı iki dosttuk.

Ancak eskiler eskide kaldı.

Hala kendini kabullenemiyorsun.

Ben kendimden gayet memnunum.

O zaman kendine her şeyi itiraf ettiğinden emin ol.

Yine başlamıştık işte.

Beni yargılamak için her anımı kolluyordu. Bulduğu ilk fırsatta da beni iğneliyordu.

Senin bana şu element saçmalıkları ile ilgili daha çok yardımcı olman gerekirken sadece vicdanımmış gibi davranman canımı sıkıyor artık. Madem yardımcı olmayacaksın, o zaman kapa çeneni. Yaşlı bunak!

Tam göğüs kafesimden gelen yakıcı bir acıyla iki büklüm oldum. Acı içinde hızla yemek salonundan dışarı fırladım ve boş bir koridor bulana kadar etrafımdakilere bir şey çaktırmadan hızla yürüdüm. Sanki her yeri avucumun içi gibi biliyormuş edasıyla öylece yürürken yanımdan geçenlere baş selamı vermeyi de ihmal etmedim. Dışarıdan görünen sıradan görüntüme rağmen içten içe resmen yanıyordum.

Metafor değildi. İçimde bir şeylerin gerçekten yandığını hissediyordum.

Boş bir koridora geldiğimde ağzımdan bir inleme kopuverdi.

“ kes şunu! Lanet olsun, yanıyorum! “

Üniformamın önündeki düğme ilmeklerini hızla açmaya çalışırken elim ayağıma dolanmıştı. İçten içe kavrulurken nefes nefese kalmıştım.

Beni herhangi biriyle karıştırma Blacklight. Bana hitap ederken doğru kelimeleri kullandığından da emin ol. Düşüncelerini duyabiliyorum.

“ kes şunu! Özür dilerim, yemin ederim bir daha sana hakaret etmeyeceğim! Kes şunu! “

Gömleğimin iliklerini neredeyse göğüslerime dek açmıştım ama hiçbir faydası yoktu. Yangın içerideydi ve ben ona müdahale edemiyordum. Can havliyle elimi sallıyor ve kendimi serinletmeye çalışıyordum ancak tüm çabalarım nafileydi.

“ özür diledim! Daha ne istiyorsun? Benden ne istiyorsun! Beni seçen sendin şimdi de cezalandıracak mısın? Madem memnun değilsin, defol buradan! “

Sana söyledim. Ancak öldüğünde tamamen ayrılabiliriz.

“Başıma gelen her şeyin sorumlusu sensin. Gelecekte çekeceğim acının sorumlusu da sensin. Güç yanında acı ve keder getirir. Sen geldiğinden beri hayatım tepe taklak olmaya başladı. Yaşamaya değer şeyler elimden alınırken yaşamanın ne anlamı var? Canımın parçalarını, ailemi kaybettim ben! Canımı da al o zaman. “

İçimdeki yangın sönmeye başlamıştı ancak şimdi de başka bir acı filizlenmişti.

Gerçekten yaşamaya değer neyim kalmıştı? En değerlilerimi kaybetmiştim zaten. Kraliyete hizmet edecek bir şövalye olmak bana yeterli gelecek miydi? Artık umurumda bile değildi. Ne para ne statü ne de güç.

Hala elindekilerin değerini bilmiyorsun. Yanı başında olanı göremiyorsun.

Seni seçtiğime hala pişman değilim. Sadece, henüz istediğin kişiye dönüşebilecek kapasitede değilsin. Çünkü kendini tam anlamıyla kabullenemiyorsun. Duymak istemediklerini en derine gömüp onlardan kaçıyorsun. Görmek istemediklerine karşı körsün.

“ canımı yakıp yakıp bana babacan öğütler veremezsin. Bir canavarın tatlı dille öğüt anlatması, öğüt verenin canavar olduğunu değiştirmez. Canavar canavardır.“

Argnes sessizliğe gömüldüğünde içimdeki yangın tamamen kesilmişti.

Şimdi olduğum koridorda başka bir ses yankılanıyordu, Birinin ayak sesi. Yemek salonuna giden saray çalışanlarından biri olmalıydı. Selam vermek için arkamı döndüm ve selam verecektim ki donup kaldım.

“ canını yakan da kim? “

Gözlerim şaşkınlıkla büyürken ağzım açık kalmıştı. Ne tepki vereceğime bir süre karar veremeyen beyin fonksiyonlarım akla gelen ilk hareketi yaptı.

“ ekselansları, burada olduğunuzu bilmiyordum. Kusuruma bakmayın. “ dedim başımı neredeyse yere kadar eğerken.

Bu yaptığım harekete güldüğünde çıkan ses o kadar yumuşak bir sesti ki istemsizce kafamı kaldırıp yüzüne baktım. Karşımdaki manzara duyduğum sesten çok daha iyiydi. Gülerken kısılan gözlerinin ardında iki parlak zümrüt vardı. Saçları altın sarısının en açık tonuyla parlıyordu. Acaba saçları da ses tonu kadar yumuşak mıydı?

Kendimi kafamın içinde tokatlayıp düşüncelerimden sıyrıldım.

“ sorun değil, Blacklight. Bunun için af dilemene gerek yok. “

Etrafına bakındı “ az önce birisiyle konuştuğunu duyduğumu sanıyorum. “

Onunla konuşurken paniklememek için kendimi zor tutuyordum. Karşımda bu kadar mükemmel görünen bir şey varken hata yapmak istemiyordum. “ kulağa çok saçma geldiğini biliyorum ancak, ejder ile konuşuyordum. “

“ canını yakan da o mu? “

Sorduğu soruyla afallamıştım.

Argnes normalde beni iyileştiren kişiydi. Onun sayesinde herhangi bir şifacıya ihtiyaç duymaksızın iyileşebiliyordum. Ancak ilk kez canımı yakmıştı.

“ normalde asla canımı yakmaz. Onu biraz sinirlendirdim galiba. “

Şimdi ona bir anlık sinirle canavar dediğim için pişman olmuştum. O her zaman huysuz, kolay beğenmeyen, eleştiren ve homurdanan bir büyükbaba giyidi. Ama bir canavar?

O bir canavar olamazdı.

“ bir ulu ejderi sinirlendirmek için ne yapmış olabilirsin ki? “

“ona yaşlı bunak dedim. “ söz ağzımdan çıktıktan sonra ne söylediğimi fark ettim. “ ekselansları, çok-çok özür dilerim. Aklım nerede benim. Önünüzde söylediğim şey… Dilimi eşek arısı soksun. “ diye homurdandım kendi kendime.

O benim saçma hareketlerime kahkaha atarken büyülenmiş halde ona bakıyordum. Bir insan kahkaha atarken nasıl bu kadar zarif ve yakışıklı durabilirdi. Her ayrıntısı ayrı güzeldi. Şimdi veliaht prensin genç kızlar arasında neden bu kadar popüler olduğunu anlayabiliyordum.

O yüze baktıkça bakasınız geliyordu. Tıpkı daha önce eşi benzeri görülmemiş bir büyü gibiydi.

“ bu kadar doğal olman çok hoş. Buralarda arkadaş canlısı birisini bulmak epey zor. “

“ iltifatınız için müteşekkirim ekselansları. “

Hala çok güzel bir şekilde gülümsemeye devam ediyordu. Eğer gülümsemeden yorulmayacaksa ona saatlerce böyle bakabilirdim. O da bana bakıyordu. Daha sonra gözleri biraz aşağıya kaydı.

Nereye baktığını anladığımda neredeyse kulaklarıma kadar kızardım ve o da ne yaptığını anlayarak kafasını başka yöne çevirmişti. Göğüslerime kadar açık olan üniformayı iliklemek açmaktan daha zor gelmişti şimdi.

Bana tekrar baktığında onun yanaklarının da hafif renklendiğini fark ettim.

Sonunda tüm ilikleri bağlamıştım ancak aptal kıyafet süslemelerini düzeltmek ölüm gibiydi. Prens boğuştuğum şeyi fark ederek bir adım öne çıktı. “ izninle. “ dedi ve üniformamı düzeltmeye başladı.

Yüzü benimkine çok yakındı. Ve inanır mısınız, yakından da çok iyiydi.

Kalbim içeride ataklar geçirirken beynimden tek bir ses yankılandı.

Vay bee…

Süsleri düzeltti, üniformamın bel kısmından tuttu ve aşağı çekerek tek harekette düzeltti.

Bu işte ne kadar da iyi, tıpkı Bayan Wisetoun gibi. Başkalarına kıyafet giydirme konusunda…

Başkalarına da mı kıyafet giydiriyor acaba?

Yine yanaklarımın ısındığını hissettim.

Kafamın içinde yankılanan sorunun hiç yeri ve zamanı değildi. Karşımda koskoca veliaht vardı, onun yatak hayatı beni ilgilendirmezdi.

İki dakikada beni tamamen dağıtmıştı resmen. Üstelik hiçbir şey de yapmamıştı. Varlığı bile insanı afallatıyordu.

“ işte bu kadar. “ dedi geri çekilip yaptığı işe bakarken. “ mükemmel oldu. “

“ size ne kadar teşekkür etsem az olur ekselansları. “

Yine de elinin bu işe ne kadar yatkın olduğunu bilmek kafamı kurcalıyordu.

“ kardeşimi de hep ben giydiririm. Böyle kıyafetler onu bunaltır ve asla yerinde durmadığı için kıyafetleri hemen bozulur. Bu durumda ben devreye girerim. Çünkü sadece benim sözümü dinliyor. “ dedi az önce kendi kendime kurduğum saçma fantezileri duymuş da olaya bir açıklama getirmek istemiş gibi.

“ bazen babama, Planicia kralına bile karşı çıkıyor. “ dedi neşeyle.

Yüzünün şekilden şekle girmesini izliyordum. Onu dikkatle dinliyordum, sanki çok önemli bir mesele varmış gibi.

“ seni bunlarla sıkmak istemem. “ dedi sonunda.

“ asla sıkılmam, anlatabilirsiniz. Dinlerim. Sorun olmayacaksa. Ama sorun olursa dinlemem. Yani, sorun çıkmasın diye yoksa dinlerim. “

Gittikçe saçmalıyordum.

Hayatımda kendimi ilk kez bu kadar rezil hissediyordum. Bataklığa batmış ve çırpındıkça daha derinlere çekiliyormuş gibi. Dilim resmen düğümlenmişti de konuşmayı unutmuştum.

Dilimi gerçekten eşek arısı soksa da sussam artık.

“ bir dinleyicinin olması beni memnun eder. “ dedi benim panik içinde sapırdadığım mantıksız sözcükler dizisi, sarf edilen en normal cümlelermiş gibi. İnsanı rencide edecek en ufak bir tepki vermeden, zarafetle konuşuyordu.

“ bu arada burada ne yapıyordun? Ejderle konuşmak haricine. “

Sorduğu soru kulağa anlamsız geliyordu. Ejderle konuşmak için buradaydım işte başka ne nedeni olabilirdi? “ nasıl yani? “

“ burası kraliyet bölümü. Babamın seni çağırmış olduğunu zannediyordum. “

Bu kez kesinlikle sınırı aşmıştım. Yani cidden soruyorum.

Benim.kafam.neredeydi?

“ affedin ekselansları. Bu bir bahane olamaz ama bir anlık acıyla yemek salonundan kaçıp yalnız kalabileceğim bir yer aradım. “

“ canın gerçekten çok yanmış olmalı. “

“ sorun değil. “ dedim. Aslında gerçekten çok canım yanmıştı. Ejderin içime girdiği günkü acıyla kıyaslanamazdı ancak çaresizlikle son bulmasını istediğim acının ne yaparsam yapayım durdurulmaması bile yeterince göz korkutucuydu.

Çaresizliğin getirdiği panikle artan acımın büyüklüğü tahmin edilemezdi.

“ izninizle ben artık gideyim. “

“ aslında seninle konuşmak istediğim bir konu var. “

Tekrar tüm dikkatimi ona yönelttiğimde konuşmaya başladı. “ Bayan Wizary, yani buraya son gelişinde görmüş olduğun o kadın. Bir kehanette daha bulundu. “

İçimi bir huzursuzluk kaplamıştı. Kehanetler hiç hayrı alamet çıkmazdı, geleceği bilmek lütuf değil bir lanetti.

“ seninle tekrar görüşeceğimi söyledi. O gün sana sormam gereken bir şey olduğunu da ekledi. Bir rüyadan bahsetti. Bana anlatmanı istiyorum. Bu rüyayı özel kılan ne? “

İçimdeki his gittikçe koyulaşıyordu. “ bu hiç iyi bir haber değil. “ dedim mırıldanarak.

“ anlamadım? “

“ yaklaşık üç ay öncesinde, çok yakından tanıdığım bir arkadaşım gördüğü bir rüyadan bahsetmişti. Rüyada bir savaş olduğunu, savaş alanında birçok tanıdık yüz gördüğünü söyledi. O yüzlerden biri bana biri de size aitmiş. “

“ üstelik bu kadar da değil. Bu rüyayı asıl özel kılan, rüyanın gerçekleşebilecek olma ihtimali.”

Kaşları çatılmıştı. “ gerçekleşebilme ihtimali mi?”

“ bunu henüz kanıtlayacak bir delilimiz yok ancak, arkadaşımın bazı rüyalarının gerçekleştiğine şahitlik etmiştim. Gördüğü rüyanın ardından acıyla uyandığında gerçekleşeceğini anlıyoruz. Bu hissettiği acı bir nevi bizim uyarıcımız gibi. “

“ o gün gördüğünden bahsettiği rüyadan uyanırken de aynı acıyı hissettiğini söyledi. Bu bizi tedirgin etmişti ancak bunu kanıtlayacak bir dayanağımız yoktu. İnsanlara bunları anlatıp bir rüyaya öylece inanmalarını bekleyemezdik. Ama şimdi…”

“ şimdi Bayan Wizary de aynı şeyi söylüyor. “

“ evet. “

Eli çenesine giderken kaşları daha çok çatılmıştı. “ aralarında hiç bağ bulunmayan iki kişi aynı rüyadan bahsediyor. Bu bir tesadüf olamaz. “

İçimi bir korku kaplamıştı. “ ama gerçek de olamaz. Değil mi?”

“ seni teselli etmeyi isterdim Blacklight, ancak ben Bayan Wizary’nin hiç yanıldığına şahit olmadım. Korkarım ki hiç iyi şeyler olmayacak. “

Korkuyla ona bakıyordum. O da tıpkı onu ilk gördüğümde tahtında otururken ki ciddiyetle bakıyordu.

“ bu durumu bir şekilde babama da açıklamalıyız. Ama senin de dediğin gibi kanıt olmadan orduyu hiçbir hazırlığa zorlayamam. “

“ Bayan Wizary…” cümlemi tamamlayamadan demek istediğimi anladı.

“ hayır, kimse bir kâhine inanarak işe kalkmaz. Halkı asla buna inandırmayız. Hurafelerle iş yapan bir krallık damgası yemek kraliyetin otoritesini sarsar. Bize sağlam kanıtlar lazım. “

Bana dönerken gözlerinin içi hiddetle parlıyordu. Tüm bu meseleleri kafasında düşünüp tartarken gözleri en parlak zümrütleri andırıyordu.

O an anladım ki o iş hırsıyla yanıp tutuşanlardı. Tıpkı benim gibi. İşi uğruna her şeyi yapabilirdi. Tahtı korumak, ailesini korumak, krallığı korumak için her şeyi göze alırdı.

“ senden istediğim, bana sağlam kanıtlar bulman Blacklight. Bunun için seni Aragons dışında da görevlendireceğim. Bir aylığına iş seyahatine çıkacaksın. Yanına çok güvendiğin birkaç kişiyi al ve krallıkta şüpheli bulduğun her şeyi araştır. Duyduğum kadarıyla analiz yeteneğin yüksekmiş. Aragons’a alınmanın bir diğer nedeni de buymuş. “

Bir ayda koca krallığı araştırmak mı?

“ sana bu konuda güvenebilir miyim?”

Dalga geçiyordu herhalde. Evet, analiz konusunda iyiydim ve bu konuda iddialıydım da. Ama gerçekçi bir bakış açısıyla bakıldığında bu emir peri masallarındaki süper kahramanların öykülerinden fırlamış imkânsız görevlerdendi. Ve ben o süper kahramanlardan değildim.

Krallıktaki 45 eyaletin ve her birinin aşağı yukarı 10 kasabasının olduğunu düşünüldüğünde bu çok büyük bir rakamdı. Özellikle de bir ay içinde bu kadar yeri araştırmak pek mümkün değildi.

“ güvenebilirsiniz ekselansları. “ dedim ivedilikle.

İçten içe bir sürü tereddüdüm vardı ve kafama takılan bir sürü soru işareti vardı. Ama karşımda duran kişiye hayır demek istemiyordum. Onu henüz tanımıyordum ama o benim prensimdi, onun için her an her şeyi yapabilecek olmak istiyordum.

Onun benim hakkımda, işi bitiremeyen birisi olduğumu düşünmesini istemiyordum.

Onun gözünde bir numara olmak istiyordum. Onun askeri, onun yoldaşı, onun olmak istiyordum.

“ kabul edeceğine inancım tamdı. “ dedi kocaman bir gülümsemeyle.

“ şimdi davetin verileceği yere gidelim. Babam az sonra orada olur, geç kalmak istemeyiz. “

Onu başımla onayladım ve gittiği yönde peşine takıldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.