YALNIZ DEĞİLİM
Lonely road_Naits
Katherina Blacklight
Karanlıkta yürüyordum. Etrafım sisle çevriliydi. Adımlarım boşlukta yankılanıyordu. Etrafta görebildiğim ne bir cisim ne de bir siluet vardı. Hiçbir şey göremiyordum.
“Katherina. “ Norah’ın sesi kulağıma geldiğinde deli gibi etrafımda dönmeye başladım. Onu hiçbir şekilde göremiyordum. O kadar çok dönmüştüm ki yer yön duygumu da kaybetmiştim. Biraz kafam dönüyordu.
“ Norah! Nerdesin? Seni göremiyorum! “
“ o seni duyamaz. “ tüylerim diken diken olmuştu. Bu kendimi kaybetmeden önce duyduğum uğultulu sesti. Yine her yönümde yankılanıyordu. “ kimsin, nesin sen? Benden ne istiyorsun? “
“çok şey. Senden çok şey istiyorum küçük Blacklight. “
“ neden? Neden ben? “
“ zamanla öğrenirsin. “ karanlığın içinden bir ışık yaklaşmaya başlamıştı. Bu yüzden gözlerimi kısmam gerekmişti. Yaklaşan şey bir ejderhaydı. Bembeyaz derisi ışıltıyla parlıyordu. Pullarının rengi ışıkla birlikte maviye dönük parıldıyordu. Devasa boyutlardaydı. Acık mavi bir yele tüm vücudu boyunca sırtından uzanıyordu.
“ kafanda çok soru olduğunu görebiliyorum. Ancak şimdilik açıklayacağım şeyler sınırlı olacak. Fazla bilgi seni mahvedebilir ve de her şeyi açıklayacak vaktimiz yok. Vücudun şu an baygın yatıyor ve uzun süre bu şekilde kalırsan hayatını kaybedebilirsin. “
“ vücudum baygın mı? “
“evet, etraftaki sıcaklığı hissediyor musun? “
Karşımdaki koca şey bunu söyleyene kadar terlediğimin farkında bile değildim. Ancak terlediğimin belirtisini göremiyordum. Sadece hissediyordum. Sanki alnım ateş tutulmuş gibi yanıyordu. Gövdem terden sırılsıklamdı. Ama bir yandan üşüyordum da.
“ şu an neredeyim? Burası zihnimin içi mi? Senin burada ne işin var? “
“ çok zekisin Blacklight. Burası senin zihnin. Bana gelirsek, ben bir ruhum. Artık öyleyim. Bu sayede vücuduna girebildim. Senden yapmanı istediğim pek çok şey olacak. Bunun için sana güçlerimi vereceğim. Bu yüzden ilk yapmanı istediğim şey bu güçleri kontrol altına almayı öğrenmen. İnan bana bu hiç kolay olmayacak. Belki de yıllarını alacak. Yine de bir yerden başlamak lazım değil mi? “
“ ne güçleri? Ben de mi ruh olabileceğim? Ruhları mı kontrol edebileceğim? “
Hırıltıyla güldü. “ hayır, ruhları kontrol etmek benim işim değil. Sana verebileceğim güçler arasında bu yok. “ merakla cümlesini tamamlamasını bekledim.
“ sen dört elementi kontrol edeceksin. Dört ana elementi. “
Elektrik çarpmış gibi titredim. “ sen… “
“ evet. Ben Argnes. Dört elementin sahibi. Efsanevi ulu ejder. “
“ dört kardeşin hikâyesindeki. “ dedim kendi kendime. “ evet. “ dedi beni onaylayarak.
“ burada daha fazla kalamazsın küçük Blacklight. Soruların daha bitmedi biliyorum ama vaktimizin sonunda geldik. “
“ her şeyi kendi başıma nasıl çözeceğim? “
“ yalnız olmayacaksın. Unuttun mu ben senin içindeyim. Bir iç ses kadar uzağında olacağım. Ne zaman istersen benimle konuşabilirsin. Ancak şu anki trans durumundan çıkmalısın. “
“ o nasıl olacak? “
“ seslere kulak ver Katherina. Çevrendeki seni sevenlerin sesine kulak ver. Onlara odaklan. Etrafına, hislerine odaklan. “
Etrafta hiç rüzgâr olmamasına rağmen kürkü dalgalanıyordu. Gerçekten de çok farklı bir şey gibi görünüyordu. Bir ejderden çok daha farklı. Tıpkı bir efsane gibi.
Uyandığımda onun hayal gücümüm bir ürünü olduğunu düşünmekten korkuyordum. Belki de havale geçiriyordum.
Yine de korulukta olanlar bana bunun gerçek olduğunu bildiren bir hatırlatıcıydı.
Ejderin, yani Argnes’in söylediklerini dinledim. Dış dünyadaki seslere kulak verdim. Zihnimin dışına odaklandım.
Canını o ejder mi yaktı, yoksa o çığlık da mı bir yanılsamaydı?
“ Argnes. “ dedim güçlükle.
“ Kate! “
“ hey hey bağırma. Herkesi başımıza toplayacaksın. “
“ Aptal kız! Senin için ne kadar endişelendiğimizin farkında mısın? “ hala çok bağırıyordu.
“ ciddiyim Norah, bağırma lütfen. Kafam feci zonkluyor. “ cümlemi bitirmiştim ki boynuma atlayıverdi. “ iyi olmana çok sevindim. “ ben de kollarımı ona doladım.
“ ben de. “ dedim. Hayatta olmak beni de rahatlatmıştı.
“ Argnes de ne? “
“ ejder. “ dedim. “ içimdeki ejderin adı. “
“ yani o ejder gerçekti. Kafayı yemedim yani? “
Şaşkınlıkla ona baktım. “sen onu nereden biliyorsun? “
“ bunu açıklaması çok zor. Sana bahsettiğim şu gerçekçi rüyalardan gördüm yine. “
“ bu rüyalar geçekten de bir vizyon demek mi bu? “ dedim korkuyla.
“ bilmiyorum Kate. Sen ne biliyorsan ben de o kadar şey biliyorum. “
“ bunu birileriyle konuşmayı düşünmelisin artık. Annene bahsettin mi hiç? “
Bir süre sessiz kaldı. “ bahsetmeyi düşündüm. Ancak çocuklarının bir ucube olduğunu düşünmelerini istemiyorum. “
“ ucube mi? “ sinirlenmiştim. “ dalga mı geçiyorsun. Sence ucube sen misin? Halime bak! “ dedim hiddetle.
“ Aragons’un askeriye bölümüne kabul alan tek kız benim. Herkes bana yok edilmesi gereken bir mikropmuş gibi bakıyor. Üstelik şimdi de içimde bir ejder var! Sence hangimizin durumu daha kötü? “
Sesim bir anda yükseliverdi. Aşağı kata kadar duyulmuş olmalı ki merdivenleri tırmanan birkaç çift ayak sesini işittim.
“ bu dediklerimi unut. Kimseye bahsetme. Henüz içimdeki şeyin ne olduğunu bilmiyorum, bu yüzden onu keşfedene kadar zamana ihtiyacım var. “
“ az önce birileriyle konuşmamı isteyen sendin. “
“ haklısın. Belki de bunlar bizim sırlarımız olarak kalmalı. “ cümlemi bitirmiştim ki odamın kapısı sonuna kadar açıldı.
“ tatlım! Uyanmışsın. Ah senin için çok endişelendim. İyi misin? Bir yerinde ağrı sızı var mı? “
Gözleri dolan annem bana sarılıp sarılmamak arasında kalmış gibi görünüyordu. “ aslına bakarsan çok iyi hissediyorum. “ dedim sarılması için kollarımı açarak. O an gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı ve bana kocaman sarıldı.
Babam da kapıdan bizi izliyordu. Onun yüzünden düşen de bin parçaydı. Ağlamaklı bakıyordu ama bunu belli etmemek için arada bir başını yere eğiyordu.
Annem geri çekildiğinde bir eliyle alnımı kontrol etti. “ gerçekten hiç ateşin kalmamış. “
“ iyiyim anne. Gerçekten. Norah bana çok iyi baktı. “
“ Kate güçlü bir kız. Benim birazcık ilgilenmem bile onu iyileştirdi. “
“ akşama kadar başından bir kez bile ayrılmadan ona baktın Norah. Mütevazı olmana gerek yok. Sana da minnettarım. “ annem ona da sarıldı. Gözyaşları artık dinmişti.
“ artık eve gidebiliriz sanırım. Eğer bir şey olursa çağırmanız yeterli. Kendinize iyi bakın. “
“ teşekkürler Samantha. Tüm gün sen de bizimle ilgilendin. Teşekkür ederim. “
Annem Norah ve annesini kapıya kadar geçirdi. Babam da bu sırada gözden kaybolmuştu. Geri döndüğündeyse yanında kocaman bir kafes getirmişti. “ Porta da senin iyileştiğine çok sevinmiş. “
Babamın söylemek istediği şey kendisinin sevindiğiydi. Ancak bunu Porta aracılığıyla söylemişti.
“ teşekkürler baba. “ dedim. Dile getiremediği düşünce için de Porta’mı bana geri getirdiği için de.
Bana buruk bir gülümseme gönderdi.
“ bir gün daha kalamaz mısın? Ayağa kalkabilecekmiş gibi görünmüyorsun. “
“ iyiyim baba. Bunu daha ne kadar dile getireceğim. Çok iyi hissediyorum. Antrenman yapmak bana daha iyi gelecek. Endişelenmene gerek yok. “ elindeki kafesi yatağımın ayakucuna bıraktı.
“ sen öyle diyorsan. “
“ öyle. “ dedim onu teselli eder gibi.
Sandıkları gibi bir şeyim yoktu. Hatta hiçbir acı veya sızım da yoktu. İnanılmaz güçlü hissediyordum. Normalden daha da güçlü. Sanki damarlarımdan akan kan şimdi daha farklı birininmiş gibi. Ama bütünüyle bana aittiler. Sadece ona güç veren bir büyü sarmıştı etrafını.
Argnes’in büyüsü.
“ valizini toplamamı ister misin? Aracın ne zaman gelecek? “
“ ben kendim halledebilirim baba. “ sonra duraksadım. “ aslında aracımın ne zaman geleceğini bilmiyorum. “
“ sorabileceğin birileri var mı? En azından yarına kadar burada kal. Gece yanımızda kal. “
Başımı onaylar anlamda salladım. “ birilerine ulaşmaya çalışırım. Siz de gidip dinlenin artık. Yorulduğunuzu görebiliyorum. “ dedim.
“ bu kadar iyi gözlere sahip olman bazen kötü oluyor tatlım. Yine de seni seviyorum, gece dinlenmene bak.” Babam alnımdan öptü ve odamdan çıktı. Kapımı kapattığında yine yalnız kalmıştım.
Ah hayır yalnız değildim.
Çünkü buradayım dedi içimdeki ejder.
Çünkü o buradaydı diye geçirdim içimden.
***
Uyandığımda Porta hala ayakucumda, yerdeki kafesindeydi.
Bocuk gibi yusyuvarlak gözleriyle beni izliyordu. “ günaydın Porta. “ dedim onun hala yanımda olmasından mutluluk duyarak.
Saat sabah beş civarıydı ve hala aracımın geldiğine dair bir haber yoktu. Ne olur ne olmaz valizimi toparladım ve kahvaltı yapmak için aşağı kata indim.
Bu kadar erken saatlerde ağır bir şey tüketmeyecektim, sadece öğlene kadar beni bastıracak bir şeyler atıştırmam yeterliydi. Biraz dolapları karıştırdım ve sonunda yoğurtlu yulaf yemeğe karar verdim.
İçine biraz meyve doğradım ve birazcık da çilek reçeli kattım.
Bunu bitirirken zorlanmamak için yapıyordum. Sonuçta ben at değildim. Yulafı öylece yiyemezdim.
Bir şeyler yerken dün olanları düşünüyordum. Ejder istediğim zaman onula konuşabileceğimi söylemişti. Peki, şimdi onunla konuşabilir miydim?
Onunla sesli mi konuşmam gerekiyordu yoksa içimden konuşsam da duyar mıydı?
Onu sadece ben mi duyacaktım, başkaları ile konuşamaz mıydı?
Düşüncelerini duyabiliyorum Blacklight etraftaki sessizlik bir anda bölünürken sıçradım.
Ayrıca beni sadece sen duyabilirsin dedi düşüncelerime yanıt olarak.
Eğer bedeninin kontrolünü bana verirsen başkalarıyla konuşabilirim. Ancak bunu iradeni tamamen bana verirsen yapabilirim. Geri sana vereceğime söz versem bile bana tamamen güvenmezsen bunu yapmam.
Demek bu şekilde işliyordu. Bundan sonra iletişimimiz kafamın içinde sürecekti. Eğer ona tamamen güvenebilirsem de başkaları onunla konuşabilecekti.
Artık şu gizemli güçleri keşfederken yalnız olmayacaktım. Danışabileceğim bir ses hep, bir iç ses uzağımda olacaktı.
İlk kez yalnız kalmak istediğim hiçbir anda yalnız olmayacaktım.
Aragons’a dönersem büyümü öğrenmem biraz zorlaşabilirdi. Çünkü Aragons sınırları içinde herhangi bir elementi kontrol edebilmek veya büyü yapmak mümkün değildi. Bu yüzden revirlerimiz bile şifacıların çalışabilmesi için Aragons’un büyü sınırları dışında, okul surlarının dışındaydı.
Bunu saçma bulabilirsiniz ancak bu hem öğrencilerin güvenliği hem de bu eski yapının bir tarihi eser korunmasına yardımcı oluyordu.
Bunu sorun etmene gerek yok.
Neyi sorun etmeme gerek yoktu?
Aragons sınırları içerisinde de büyünü kullanabilirsin. Siz insanların hakkımda anlattığı hikâyeler eksiklerle dolu.
Kısaca anlatmam gerekirse cadı denilen ırka büyülerini ben bahşettim. Dört elementin gözle görülmeyen yönlerini kullanabilmeleri için. Böylece bende büyü gücümden mahrum oldum. Ancak yine de o güç bir zamanlar bana ait olduğu için hala bana sağdık. Bu sayede cadı büyülerinin sana işlemesini engelleyecek. Bu canını sıkabilir ama buna şifa büyüleri de dahil.
Aman ne güzel. Şimdi de yaralandığımda iyileşemeyecektim.
Neredeyse her zaman bir yerlerini yaralayabilen biri için bu mükemmel bir haberdi.
İçimdeki ejder hırıldayarak güldü. Benim büyüm seni koruyacak küçük Blacklight. Yaralanmaları dert etmene gerek yok.
İşlerin garipleşmeye başladığının habercisiydi bu. Daha büyük sorunlar doğuracağını kim akıl edebilirdi?
Güç elde eden biri o gücün neler getireceğini asla düşünmezdi. Var olan gücünden gözlerini alamazdı çünkü. O güç ona çok şey verirdi ama bazen fazlasını da alabilirdi.
***
Sonunda ailem de uyanmıştı. Saat neredeyse öğlene yaklaşırken hep birlikte kahvaltı hazırlığına başladık. Aracımdan hala haber yoktu. Açıkçası bu beni biraz endişelendirmişti.
Hemen geri dönmek istediğimden değil tabi. Evde kalmak beni rahatlatıyordu.
Ancak eğitimden uzaklaştırılıyormuş gibi hissediyordum.
Bu düşünce gerçek değildi elbette. Sadece benim zihnimin kendi kendini endişelendirmek için oynadığı bir oyundu.
Kahvaltı masasına oturduğumuzun üzerinden on dakika geçmişti ki kapı çaldı.
“ Dominic gelmiş olmalı. “ dedi annem.
“ ne? “ nefesimi bir anda içime çektiğim için yemeğim boğazıma takılmıştı.
Öksürüklerimle boğuşurken annem kapıya bakmaya gitti. Babam da bana gülüyordu.
Öz kızınız boğulurken bu rahatlık da neydi böyle. “ Dominic’i görünce panik oluyorsun. Yoksa ona karşı bir şey mi hissediyorsun? “ dedi babam şakayla.
Gözlerim yaşla dolmuştu ancak sonunda boğazıma takılan parçayı yutmuştum.
“ evet, nefret. “ dedim ben de.
“ iyi. “ babam bir anda ciddileşmişti. “ başka türlü duygular olsaydı onun yakınına gelmesine izin vermezdim. “
Şimdi de ben gülüyordum.
Keşke başka türlü duygularım var deseydim, böylece yanıma asla yaklaşamazdı diye geçirdim içimden.
“ Dominic’in geleceğini nereden çıkardınız peki? “
“ aracının gelmediğini görünce Aragons’dan ulaşabileceğim tek kişiyi aradım. “ dedi babam.
Arayacak başka biri de yoktu doğrusu ama yine de yardım istediği ilk kişinin o olması hoşuma gitmiyordu.
“ tatlım, şoförün seni bekliyor. “ annemin sesi duyulduğunda masadan fırladım ve toparladığım valizimi almak için odama çıktım.
Kafesinde sessizce beni bekleyen kuşuma baktım. Keşke onu da yanıma alabilseydim. Ancak Aragons’a onu götürmeme izin vereceklerini sanmıyordum, ya da babamın bir anda cezamı kaldırıp onu yanıma almama izin vereceğini.
“Seninle bu kez ilgilenemedim özür dilerim. Kendine iyi bak kızım. “
Valizimi aldım ve aşağı indim. Ayakkabılarımı giyerken arabanın olduğu yöne baktığımda gördüğüm kişi Dominic değildi. O kişi Andrew’di.
“ ah! Anne baba sizi Andrew ile tanıştırayım. “ dedim kapıdan dışarı fırlayarak. Andrew’in koluna girdim ve kapımızın ödüne dek çekiştirdim.
“ Andrew, bu annem Martha. Bu da babam, Thomas. “ dedim elimle göstererek. “
“ memnun oldum efendim. “ dedi ve babamla tokalaştılar. “ Küçük Bayan Blacklight’ın şoförlüğünden bir süredir ben sorumluyum. İlk seferimizde pek samimi bir tanışma olmamıştı kusuruma bakmayın. “
“ sorun değil evlat. Kızımıza iyi bak yeter. “ Andrew onaylar şekilde başını eğdi ve bana döndü.
“ artık gitme vakti. “
Aileme son kez el salladım “ yakında görüşeceğiz. “ annem bana yine hüzünle bakıyordu. Dinmek tükenmek bilmeyen bir hüznü vardı. Ya da fazla naif bir karaktere sahip olduğu içindi.
“ kendine iyi bak tatlım. Aklın arkanda kalmasın. Çok yakında görüşeceğiz. “ dedi hüzünlü bir sesle. Neredeyse beni de ağlatacaktı. Neredeyse.
Daha fazla onların hüzünlenmesine izin vermeden siyah araca doğru yöneldim. Ardından yola koyulduk.
Bu kez yol çok da uzun gelmemişti. Artık yolculuklara alışmaya başlamıştım.
Yolculuk her zamanki gibi keyifliydi. Hatta yolculuğun sonunda Andrew gelecek hafta sonu beni yemeğe davet etmişti. Ben de seve seve kabul ettim. Bu şekilde sözleşerek ayrıldık.
Ardından Aragons’daki zorlu günlerim başladı.
Argnes’in dediği gibi gücümü Aragons sınırları içersinde de hissedebiliyordum ancak henüz hiçbir belirti yaşamamıştım. Belki de hazır hissetmem gerekiyordu.
Tıpkı on altı yaşına giren bazı bireylerin tek elementi kontrol edebilme yeteneğine sahip olması gibiydi.
Onlar da on altı yaşına bastıkları gün hemen güçlerine kavuşmuyorlardı. Bazılarının ilk günden kavuştuğu oluyordu elbette ancak herkes o kadar şanslı değildi.
Kimisinin belirtileri bir yıl içinde yavaş yavaş oluşuyordu.
Kimisi ise asla güce sahip olamıyordu. Ancak bu soyunuzla alakalı bir durumdu.
Geldiğiniz soyda bir elementi kontrol edebilen biri varsa sizin de bir şansınız var demekti.
Örneğin benim ailemde bu yetenekler vardı. Annem suya hükmedebiliyordu. Babam ise bitkilere yani toprağa hükmedebiliyordu.
Annem suya hükmetme gücünün getirdiği kötü etkilerden hoşlanmadığı için yeteneğini çok nadiren kullanırdı. Genellikle de benim ısrarlarım üzerine bana birkaç numara gösterirdi.
Babam ise yeteneğini neredeyse her gün kullanırdı. Çünkü işi buydu. Devasa tarlalarda bitki yetiştiriciliği yapıyorlardı. Bu tarlalar Felixia’lara aitti, yani Jennifer’ın babasına.
Bana gelirsek de ben ancak bu senenin ortasında on altıma basmıştım. Henüz yeteneğim ortaya çıkmamıştı. Eğer çıksaydı da, gök adada doğduğum için, havaya hükmedebilecektim. Bu bana çok çekici geliyordu, çünkü herhangi bir laneti olmayan tek güç hava elementindeydi.
Üstelik istediğiniz zaman ortaya çıkan kanatlara da sahip olabiliyordunuz.
O zamanlar gözümde büyüttüğüm şey tek bir elementti, ancak işler çok daha karmaşık bir hal almıştı. Dünya üzerinde aynı anda dört elemente sahip olan tek kişiydim. Ve daha bir tanesine hükmedemiyorken dördünü birden nasıl kontrol edecektim?
Böylece normalde yaptığım herhangi bir hareketi yaparken daha temkinli yapıyordum. Çünkü eğitim için yaptığımız antrenmanlar esnasında bazen kendimi çok zorladığımda damarlarımdaki büyünün coştuğunu hissediyordum.
Bu beni korkutuyordu. Herhangi biri benim cadı büyüsü sınırları içinde elementleri, hem de dördünü birden, kontrol ettiğimi görseydi başım büyük derde girebilirdi.
Yine de kendimi element kontrolünü kaybetmemek için o kadar zorluyordum ki ne büyüm ortaya çıkmıştı ne de antrenmanlarımda sergilediğim performansa devam edebilmiştim.
Performansımın düşmesi bölük komutanımızın gözüne takılmıştı tabi. Özellikle de beni geçmek isteyen bölük arkadaşlarımın zayıfladıklarımı düşünmelerine neden olmuştum.
Düşen performansım sonunda Bay Reband’ın kulağına kadar taşınmıştı. Ve beni odasına çağırdı.
Ağır kapıları tıklattım ardından içeri girdim. “ beni çağırmışsınız efendim. “
“ hoş geldin, Katherina. Oturmaz mısın? “
Tekli koltuğa oturdum ve kontun konuşmasını bekledim.
“ şu aralar kulağıma eski performansını kaybettiğine dair söylentiler geliyor. Doğru mu?”
“ doğru efendim. “
Yüzü daha da ciddileşirken sordu. “ bunun geçen hafta yaşadığın hastalanmayla alakası var mı? “
“ hastalanma? “
“ Dominic bana seni korulukta ateşler içinde yatarken bulduklarını söyledi. “
Dominic bunu nereden biliyordu?
“ doğru efendim. Sanırım hala üstümdeki kırgınlığı atlatabilmiş değilim. Ancak en kısa sürede toparlanacağım. “
“ eğer şifacılara görünmek istersen seni birkaç günlüğüne Aragons revirlerine yollayabilirim. İyice istirahat edersin. Ne dersin? “
“ buna gerek yok efendim. Ancak bir isteğim olacak. Arada bir bu binanın bahçesini kullanabilir miyim? Bir ayrıcalık gibi göründüğünün farkındayım ancak buradaki tek kız benim ve bazen uzaklaşmaya ihtiyacım oluyor. Aragons sınırları dışına çıkmadan tek başıma zaman geçirebileceğim bir yer çok iyi olurdu. “
Bir süre düşündü. “ sanırım bunu ayarlayabilirim. “
Ayağa kalktı ve demet halindeki rulo kâğıtlardan bir tanesini çekip masaya yerleştirdi.
Bu Aragons’un plan haritasıydı. Parmağıyla bir yer işaret etti. “ burası kör nokta dediğimiz bir bahçe. Aslında ek binanın yapımı sırasında bunu özellikle ben istemiştim ancak şu aralar o kadar yoğunum ki yeni binaya gidecek vaktim bile pek olmuyor. “
“ peki, buranın bahçesi? “
“yalnız kalmak istediğini söylemiştin. Ben de sana mahremiyet sağlıyorum. Bu binanın bahçesini tüm askeriye öğrencileri kullanabilir buna engel olamam ancak inşa ettirdiğim bu küçük bahçe bana ait. İznim olmadan kimse giremez. İstersen bu okulda kaldığın süre boyunca senin olabilir. “
Gözlerimin içi parlıyordu. “ bunu gerçekten yapar mısınız?”
“ eğer en iyi öğrencim daha iyi hissedecekse neden olmasın? “
Ağzım kulaklarımda, gülümsüyordum. Çok mutlu olmuştum.
Şimdi büyümü kullanmak için kocaman bir avantaja sahiptim. Kimse tarafından rahatsız edilmeden istediğim kadar çalışabilirdim. Böylece element kontrolünde uzmanlaştığımda endişelerim yok olurdu ve antrenmanlarım esnasında yanlış bir şey yapmaktan korkmazdım.
“ minnettarım efendim. Gözünüzü kara çıkarmayacağım. Çok çalışacağım! “ dedim heyecanla.
“ çok çalış ve Aragons’un en iyisi ol. Böylece bana olan borcunu ödemiş olursun. “
“ hayır efendim. Aragons’un değil, dünyanın en iyisi olacağım. “ dedim saygı duruşuyla.
“ eğer o gün gelirse, eski dostum Vincent’ın önünde diz çökmem gerekecek. Çünkü onun iddiası da buydu. “ dedi yarım bir gülümsemeyle. “ ona göre sen hepimizden bile güçlü olabilirmişsin. İraden sayesinde herkesten daha iyi olabilirmişsin. “
“ sizi incitmek istemem ama Bay Butler’ın önünde eğileceksiniz efendim. “
Bir kahkaha attı. “ dört gözle bekliyorum. “