İçeriğe geç

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 10 · 12 dk okuma

İÇİMDEKİ EJDER

Bölüm 10

10.Bölüm

BAY REBAND

The Score_Fire

Karherina Blacklight

Yaşadığım travmatik olayın üzerinden günler geçmişti. Etrafımdakilerin bakışları pek değişmemişti. Sadece bazıları o gün yaşananlardan sonra daha acıyarak bakıyordu. Sanki korunmaya ihtiyacım varmış gibi.

Ve eğer cevabını merak ettiğiniz soru, bunca şeye rağmen hala korunmaya ihtiyacın yokmuş gibi mi davranacaksın ise. Cevabım evet. Aynen öyle yapacaktım. İhtiyacım olsa da olmasa da. Çünkü ben buydum. Bir kızdım. Başını dik tutmasını bilen ve korunmaya ihtiyacı olmayan.

Yine de her şeye rağmen canımı sıkan tek bir durum vardı. Bana yardım edebileceğini hissettiğim kişilere o gün sesimin gitmeyişiydi.

Anlaşılan o ki geçtiğimiz o gün sesimi duyamamalarının da bir sebebi varmış. Krallık acil bir toplantı istemiş ve askeri okulların öğretim görevlilerinin her biri toplantı için okuldan bir günlüğüne ayrılmış. Sonuçta bir günlük izinle ne sorun çıkabilir ki?

Bizim okulun akıllıları da bu durumdan istifade beni köşeye sıkıştırmayı seçmiş. Beni ortadan kaldıramayacakları için kendi kendime buradan ayrılmamı sağlayacaklar akıllarınca. Öldüremiyorsan süründür mantığı.

Sonuç olarak bu planları da tutmadı ve hala buradayım. Hiçbir yere gitmeye de niyetim yok.

O kadar kolay pes eden biri olsaydım en başında burada olamazdım değil mi?

Böylece olayı hepimiz sineye çektik ve üstüne kimse bir daha yorum yapmadı. Hepimiz kendi iyiliğimiz için sustuk ve o günün meselesi o gün kapandı. Sadece bazılarımızda yaralar bırakarak.

Fiziki bir yara değil elbette.

Ancak şöyle bir durum olmuştu ki, sırtıma çarpan o buzlu su havanın da soğuk olmasıyla beni hasta etmeyi başarmıştı. Feci bir semptom göstermesem de arada bir titreme ve hafif burun akıntılarıyla onu da atlatmıştım.

Şimdi ise yine bir kaya kadar sağlamdım ve antrenmanlarıma hız kesmeden devam ediyordum. Hatta bölüğümün en iyisi olmuştum bile. Okula geleli iki hafta olmuştu ama ben antrenmanlara çok çabuk ayak uydurmuş ve daha da iyi iş çıkarmaya başlamıştım.

Bu durum beni kıskanan gözlerin daha da kararmasına neden oluyordu, ama ben de göze batmadan edemiyordum. Eğer onlardan iyiysem neden saklamak için çaba harcayayım ki?

Derslerde kendimi kaptırdığım için etrafımdakilerin farkına bile varamıyordum. Mola verdiğimde özellikle onları gözlemlediğim anlar hariç kimseyi umursamıyordum. Ama onlar ben ne yaparsam yapayım umursuyorlardı.

Her zamanki gibi antrenmanımı yaparken düşündüğüm tüm bu şeyler yine etrafımda olan biteni unutmama neden olmuştu. Kendi halimde esneme hareketleri yaparken birinin boğa gibi arkamdan süseceği aklıma gelmemişti elbette.

Çarpmanın etkisiyle yere düştüğümde etrafta kıkırdamalar yükseldi. Eğitmenlerimiz tabii ki de katı insanlardı ama şu anda burada olmadıkları için olaya müdahale edemiyorlardı.

Ne zaman ortalıkta beni savunacak biri olmasa her seferinde beni bıktıracak şeyler deniyorlardı. Tıpkı bir kobay faresi gibi. Ne zaman bıkacak acaba diye her anımı kolluyorlardı.

“ bu kadar komik olan ne?” dizlerimdeki kumu çırparak ayağa kalktığım esnada beni gören Luke olayı kavramıştı. Yine de bilmiyormuş gibi soru soran bakışlarını onlardan çekmemişti.

“ seni ilgilendiren bir şey yok. Efendinin peşinde kuyruk gibi dolanmaya devam et.”

“ efendi mi? Onun efendisi de kim?” Dominic sahadan içeri girdiği anda sesini tanımıştım.

Benim bakışlarım onunkini bulduğunda onunkiler de beni buldu. Neşeli bir hali vardı. Beni baştan aşağı süzene kadar.

Gözlerindeki buz mavileri bir anda karardı. Mavinin en koyu tonlarını aldıklarında onun ilk kez bu halini gördüğümü fark ettim. “burada komik bir espri dönüyor belli ki. Kim şakayı açıklamak ister.” Az önceki neşeli tonundan da eser yoktu.

Ellerimdeki kumu çırptım ve öylece dikilmeye devam ettim tıpkı sahanın geri kalanı gibi. Herkes put kesmişti. Kimseden çıt çıkmıyordu. Kimse Dominic’in sinirli haline çatmak istemiyordu.

“ konuşun!” diye kükrediğinde bir anlığına irkildim. Çünkü bu halini de daha önce hiç görmemiştim.

Etraftakilerin gözü yavaş yavaş beni yere düşüren kişiye döndüğünde kaçacak yeri kalmamış gibi konuşmaya başladı. “ kendi aramızda şakalaşıyorduk yüzbaşım. “

“ ben şaka yapılan kişinin de eğlendiğini sanmıyorum.”

Beni süsen boğa çocuğun gözleri konuşsana der gibi bana döndü. Hadisene, eğlendim desene der gibi beni tehdit ediyorlardı. Normalde olsa asla taviz vermeyeceğim bir tehditti. Asla onu bu durumdan çekip çıkarmazdım ancak Nic’in eline düştüğünde, tanımadığım bu Nic’in eline düştüğünde ne olacağını bilmemek beni suçlu hissettirmişti. Onun bakışları bir tehdit değildi aslında, kendince yardım dileniyordu. Ah şu egolu insanlar yok mu?

“ kendi aramızdan bir şakaydı yüzbaşı. “ dedim.

Herkesin gözü şaşkınlıkla bana dönmüştü. Kimse o gururlu gerzeği kurtaracağıma inanmıyordu anlaşılan. Yapmayın ama, o kadar da kalpsiz değilim.

Altı üstü beni kasıtlı olarak yere düşürdü. Geçen gün olanların yanında nedir ki? Ya da beni arada bir sinir etmek için yaptıkları küçük şakaların yanında bu büyütülecek bir olay mıydı?

“ seninle sonra konuşacağız. “ dedi sanki benim sözlerimin bir önemi yokmuş gibi. “ diyorum ki bu sadece bir…”

“ seninle sonra konuşacağım dedim!” gözlerim seğiriyordu. Beni susturması feci zoruma gitmişti.

“sen, “ dedi beni süsen boğaya. “eşyalarını topla. Buradaki eğitimin bitmiştir.”

Bütün sahayı buz kesti. Ağzım açık kalmıştı. Bu muydu yani küçük bir sürüşmenin sonucu? Birbirine zarar vermeyen saçma bir sürtüşme yüzünden biri Aragons’dan mı atılacaktı yani.

“ yüzbaşım bunu… “

“sen burayı ne sandın? Anaokulu bahçesi mi? Burası askeriye. Çocuk gibi sürüşmek istiyorsan kreşe geri dön. Bir dahakinde kiminle sürüşeceğine de dikkat et. Bir kıza daha el kaldırırsan sana bu dünyayı dar ederim.”

Susmuş kalmıştım. Aslında konuşacaktım, hatta ona bağırmayı bile düşünmüştüm. Sonra vazgeçtim.

Bir nevi haklıydı. Başından beri bana yaptıklarına rağmen karşılık vermemem ve sineye çekmemin nedeni artık bir çocuk olmamamızdı. Bir yetişkin gibi affetmeyi öğrenmeye başlamıştım. Bizden istenen de buydu zaten. Yetişkin olmamız. Sadece sevdiklerimiz değil tüm krallığı koruyabilecek çelik sinirlere sahip olmamız. Askerlere dönüşmemiz.

Fakat bir çürük meyve yüzünden tüm sepetin çöp olmasını istemiyorsanız çürükleri ayırmalıydınız.

Bu sepetin çürük meyvesi de beni süsen şahıstı. Ve artık bu sepetteki işi bitmişti.

“ bu son ikazım. Hemen şimdi odana git ve eşyalarını topla. Yarın seni bu saha içinde görmek istemiyorum. “

Yüzbaşının söylediklerinden sonra bir çare boyun eğdi. Bana öfkeli bir bakış attığında bunu ben de Dominic de fark etmiştik. İçimi rahatsız eden bir soğukluk kaplamıştı. Çünkü Jen ile olan nefretimiz gibi bir nefret değildi bu. Belki de ilk resmi düşmanımı o anda edinmiştim.

Sahadakilere arkasını dönerek odasına girdiğinde tüm saha fısıltılara boğulmuştu. “ kesin sesinizi. Hepiniz antrenmanlarınıza geri dönün. “

O anda tüm saha çil yavrusu gibi dağıldı ve bu olay öncesinde ne yapıyorlardıysa onu yapmaya geri döndüler. Hala buradan atılabilecek olduklarını kanıtlarıyla görmüşlerdi çünkü.

“ beni takip et Blacklight. “

Ve takip ettim. Eğer Aragons dışında olsaydık takip edeceğim son kişi olsa da, bu saha içinde o bir yüzbaşıydı. Bunu sürekli unutuyordum ama kafama kazısam iyi olurdu.

Verandadan dış kapıya geçtik. Bu binanın daha önce hiç gitmediğim bir kanadına geçtik. burası daha özenle dizayn edilmişti. Zemindeki döşemeler yeniydi. Etrafı aydınlatan avizeler bile daha ince işçilikle yapılmıştı. Burası öğrencilerin kafasına göre giremeyeceği bir bölümdü.

Birkaç koridor daha dolandığımızda büyük çift kanatlı bir kapıya varmıştık. Üzerindeki oymalar çok güzeldi. Ejderha desenleri vardı. Sekiz tane ejder sayabilmiştim. Bir tanesi merkezdeydi. Arkasında da gölgesi vardı. Ya da marangoz gölge yapmaya çalışmıştı emin değilim.

Dominic kapıyı tıklatıp ağır kapıları iterek içeri girmemizi sağladı.

“ Bayan Blacklight’ı getirdim efendim. “

“ teşekkürler Dominic. “

Dominic tam reverans yapıp çıkacaktı ki Bay Reband onu durdurdu. “ aşağıdaki sesler de neyin nesiydi. Sahadan buraya kadar duyulacak kadar olan önemli gürültünün sebebini söyleyecek misin?”

“ bir öğrencinizi Aragons’dan attım efendim. “

“ o zaman geçerli bir açıklaman olsa iyi olur. “ dedi ve Reband’ın bakışları bana döndü. “ şimdi çıkabilirsin. Önce Bayan Blacklight’la konuşmak istiyorum. “

“peki efendim. “

Ağır kapılar kapanırken ardından Dominic’in bakışlarını yakaladıysam da bu saliseler sürmüştü. Sonrasında eyaletin kontu ile baş başa kalmıştık.

Yakından da yakışıklı görünüyordu. Hani bazı insanlar yaşlansalar da karizması eksilmez ya işte tam olarak onlardandı. Hatta yaşlanmanın getirdiği hafif kırışmalar ona daha gizemli hava katıyordu. Eğer karşımda duran genç hali olsaydı âşık olmaya geri bile dönebilirdim.

Kafamın içinde silkelenip ana geri döndüm. Bu kadar saçma düşünce yeterdi. Nerede olduğumu unutmamalıydım.

“ sizinle bu ilk konuşmamız olacak. Daha öncesinde konuşmaya fırsatımız olmadığı için kusuruma bakmayın Bayan Blacklight. Kraliyet sarayındaki meseleler bu ara yoğunlaştı.”

Bir yandan benle konuşuyor bir yandan önündeki dosya yığınını karıştırıyordu. Ardından bana döndü ve eliyle önümdeki koltuklardan birini işaret ederek “oturabilirsin. “ dedi.

“ resmiyeti bir kenara bırakmam umarım sorun olmaz. Öğrencilerim sınırlarını aşmadıkları müddetçe onlarla samimi olmayı severim. “

“ elbette. Sorun olmaz efendim. “

“ pekâlâ, Katherina. Aragons’dan memnun musun? Şimdiye dek olan deneyimin nasıl geçti. Zorlanıyor musun yoksa?”

“ tam aksine efendim. Şimdiye dek olan deneyimim eğlenceliydi. Ayrıca zorlandığım bir şey yok. Bunu söylediğimde övünüyormuşum gibi görünmek istemem ancak ikinci sınıfların bölüğünde bile en iyiler arasındayım. “

Elindeki dosyaları karıştırmayı bıraktı ve bana döndü. “ ah, demek öyle. O zaman yeni gelecek birinci sınıfların derslerini daha da ağırlaştırsam iyi olacak.”

“ yeni sınıfım benim gibi mi olacak? yani, benim… “ cümlemi egolu göstermeden nasıl tamlayabileceğimi düşünüyordum.

“ senin kadar yetenekli? “

“ öyle de denebilir evet. “

Bir iç çekti ve devam etti. “ şu ana kadar aldığımız öğrencileri yetenekli sanardım. Seninle tanışana kadar. Aslında senin gibilerle tanışmışlığım var ancak sizin gibiler her zaman olmuyor. Nadir ve özelsiniz. Ben de bundan endişeliyim zaten. “

“ senin gibilerden daha çok bulmamı istiyorlar. Ve bu şekilde bir bölük kurmamı. Kaç kişilik bir sınıf oluşturabilirim emin değilim ama pek kalabalık olamayacağınız kesin. Bu yüzden sınıfınızın mevcudu sınırlı olacak. Aragons’a girmek isteyen pek çok kişi için bu sene bir hayal olarak kalacak. “

“ onları anlayabiliyorum. Bu sene yarışmalar iptal edildiğinde ben de hayal kırıklığına uğramıştım. “ ve de sinirlenmiştim. Bunca emeğim boşa mı gidecek diye düşünmeden edemiyordum. Ve şimdi, her şey o kadar garipti ki.

“ hafta sonları eve gidebileceğini biliyorsun değil mi? Geldiğin günden bu yana hiç binadan bile ayrılmadın. Dinlenme günlerinde bile senin sahada antrenman yaptığını söylüyorlar. “

“ ben antrenman yaptıkça rahatlayabiliyorum. Rahatsız olduğumdan değil ama bir alışkanlık diyelim. Boş geçmiş vakitler beni strese sokuyor. “ söylediğim söz üzerine gülerek “ tıpkı Vincent gibisin. Seni neden sevdiğini şimdi daha iyi anlıyorum. “

Bay Butler’a benzemek mi? Hep onun gibi olmak istemişimdir. Ancak onun gibi olacağımı hiç düşünmezdim.

“ Ben Bay Butler’ın tırnağı bile olmam.”

“ ona ne kadar benzediğini görsen şaşarsın. “ dedi ısrarla. “ sanki şu an onunla konuşuyormuşum gibi. Bu durum beni fazla rahatlatıyor. Fazla dürüst olursam kusuruma bakma. Onunla pek gizli saklımız yoktur. “

“ Bay Butler da hep sizden bahseder. Sizi ne kadar sevip saydığından. Sizin arkadaşlığınızı hep özenmişimdir. “

“ belki bir gün sen de senin için bir Reband bulabilirsin. “

“ belki. “

Bir süre sessizlik içinde dosyalarını karıştırmaya devam etti. “ eğer eve gitmek istersen yetkili birine bunu bildirmen yeterli. Senin için bir araç ayarlayabilirim. “

“ bunu çok isterim efendim. Ailemi görmeyeli çok uzun zaman geçmiş gibi. Onları özlemedim desem çok büyük yalan söylemiş olurum. “

“ o zaman bu hafta sonu cumartesi için bir araç ayarlayabilirim. Bol bol hasret giderin. Yakında sınıf arkadaşların da yerleştiğinde sıkı bir program sizi bekliyor olacak. “

“ cumartesi de antrenmanlarımız… “

“sen onları dert etme. Birkaç ders sonra zaten tüm sınıfın önüne geçeceksin. Bir günü aksatman seni eksiltmez. “

“teşekkürler efendim. “

“ şimdi çıkabilirsin. Cumartesi sabah onda aracın kapıya gelecek. “

Ayağa kalktım, başımı eğerek selam verdim ve kapıya döndüm. “ unutmadan. Vincent’a selamımı söyle. Onunla en kısa zamanda görüşmek istiyorum. “

“ emredersiniz efendim. İyi günler dilerim. “

***

Uyandığımda güneş daha yeni doğuyordu. Aracımın gelmesine daha saatler vardı. Antrenman yapmak içinse bolca vaktim vardı.

Hazırlanıp sahaya indiğimde yine etrafta kimsecikler yoktu. Her zamanki gibi koşuyla başlamıştım antrenmana.

“ erkencisin. “ koşumu yarım bırakıp Nic’e döndüm. “ sen de öyle.”

“ aslına bakarsan öyle. Uyku tutmadı diyelim. “

“ vicdan azabından mı?”

“ neden vicdan azabı duyayım ki? “

Koşuyu bırakıp ısınma hareketlerine geçtim. Yeterince koşmuştum. “dün Aragons’dan attığın şu çocuk yüzünden.”

“ sen benimle dalga mı geçiyorsun! “ dedi sinirle.

“ hey ne dedim şimdi “

“ sana yaptığı şeyi anlamadığımı mı sandın. Öyle bir aptalı bu okulda tutar mıyım hiç? Vicdan azabı duymayı geç eğer onu okuldan atmasaydım işte o zaman elimden çekeceği vardı. “

“ ne yani beni yere düşürdüğü için mi tüm sinirin? “

“hala anlamıyorsun değil mi? “

Kafam karışmıştı. Tam olarak anlamadığım şey neydi?

Boş vermemi ister gibi konuyu değiştirdi. “bugün eve dönecekmişsin. Ne o hemen sıkıldın mı buradan?” dedi gülümseyerek.

“ahaha çok komik. Sadece ailemi ziyaret edeceğim. Yani benden hala kurtulamadın. “

“ senden kurtulmak mı? Bak o zaman yazık olurdu işte. Senin gibi bir öğrenciyi kaybedersek Aragons ne yapar. “

“sabah sabah sürüşecek başka kimse bulamadın mı sen? “

Omuzlarını silkerek. “ ne yazık ki. Şu an en cazip kişi sensin. “

Gözlerimi devirdim ve cevap vermeden esneme hareketlerine devam ettim. “ ayrıca, bilmek istersin diye söylüyorum. Bugünkü aracını iptal ettim. Benim de Cervus’da birkaç işim var. Bu yüzden benimle geleceksin. “

“ benim hakkımdaki kararları ne kadar kolay veriyorsun öyle. Bana sormayı akıl ediyor musun hiç? “

“ bazen. “ dedi sırıtarak. Bu çocuğu ciddi ciddi boğazlayasım geliyordu.

“ bana öyle bakma. Eski günleri yâd ederiz bak işte. “

“ seninle hiçbir şey yâd edesim yok benim. Şu eskiden bahsedip durma artık. Seninle bir geçmişim yok benim. “

“ o ne demek şimdi. “

“ ne anlamak istiyorsan o demek! “

“ ses tonuna dikkat et Volentia. Ben hala bir yüzbaşıyım. “ sesi ciddileşmişti.

“ o zaman aramız iyiymiş gibi konuşma. Sen yüzbaşısın ben öğrenci. Sınırları aşma. Beni arabanla eve sen götüremezsin. Hayatımla ilgili herhangi bir konuya ailemmiş gibi atlama. Benimle konuşurken mesafeni koru. Eskilerden konu açma. Ve bana Benivolentia diye seslenmekten vazgeç. “

“ hatırın için sana öyle davranmaya çalışıyordum sadece. Başkalarının yanındayken sen de diğerleri gibi bir öğrencisin ve ben bir yüzbaşıyım. Ancak öyle istiyorsan öyle olsun. Ne sen beni tanı ne ben seni. Bundan sonra sözlerine ve davranışlarına fazla dikkat et çünkü karakterin gereği her zaman göze batıyorsun. Ve benimkine batmak istemezsin. “

“ emredersiniz yüzbaşım. “ dedim asker selamıyla. Çenesini sıkıyordu. Ben de sinirliydim ancak madem göze batmayacaktım o zaman mimik bile göstermezdim. Ama o bunu yapamazdı. O benim karşımda hiç duygularını gizleyememişti.

“ antrenmanına devam et çaylak. İki saate tüm çaylaklar uyandığında sen de onlarla sıraya gireceksin. Bugünden kaytaracak olursan karşında beni bulursun. “

Ancak bugün benim izin günümdü ve bunu bile bile beni çalıştıracaktı. “ aracın geldiğinde sana haber ederim. O ana dek kaytarmak yok. Günün geri kalanında dinleneceğine göre şimdiden çalışmaya başlasan iyi edersin. “

Kaşlarım çatılmıştı ama çıtımı çıkarmadan ne yapıyorduysam onu yapmaya devam ettim. Tüm saha uyanana kadar o da beni izlemeye devam etti.

Sanırım bu kez cidden damarına basmıştım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.