Ertesi sabah, Efe Yılmazer Pendik’te bir kuaför salonunun yaklaşık yüz metre ilerisinde, aracında oturmuş bekliyordu. Birkaç saat önce, zihnindeki “Ural” karakteri bu kuaförün kişisel bilgisayarına sızmış ve bilgisayardan Siber Suçlarla Mücadele Şubesi mail adresine bir e-posta göndermişti. Mailin içeriğinde, çocuk pornografisi içeren dosyalar, bağlantılar ve çok sayıda IP adresi vardı.Efe, birazdan yaşanacakları uzaktan izlemek için oradaydı. İçinden söylenerek, “Yahu bitmez ki bunlar... Milyonlarca var. Bizim işimiz bu değil. Gel şu projeyi yazalım da halka faydalı olalım,” diyordu. Ancak Ural’ın başka planları vardı.Kısa bir süre sonra, olay yerine gelen polis ekipleri kuaföre baskın yaptı. Kuaför ters kelepçeyle dışarı çıkarılırken, polisler ellerinde bilgisayar kasalarıyla dükkândan çıkıyordu. O sırada dükkân önünde bir arbede yaşandı. Halk linç etmeye kalkmış, polisler ise kuaförü kalabalığın elinden kurtarmaya çalışıyordu. Tüm bu kaosu dikiz aynasından izleyen Efe, kahkahalarla güldü. “Beter ol! Sübyancı şerefsiz!” diye bağırdı kendi kendine.Bir süre sonra deniz kenarına gelen Efe, telefonundan sim kartı çıkardı ve denize attı. Ardından telefonu da parçalayıp fırlattı. Bu hack operasyonunda kullanılan tüm izleri siliyordu. Geriye yalnızca laptop kalmıştı. Onu da farklı bir yöntemle yok edecekti. Mert’in çaldığı cihazları suçla mücadelede kullanmak, etik değildi ama Ural’ın yöntemleri farklıydı. Bu onun “pelerinsiz kahramanlık” anlayışıydı.Elif ise bir önceki gecenin yorgunluğuyla uyanmıştı. Hafif bir baş ağrısıyla yatağından kalktı, mutfağa gidip bir bardak su içti. Kaan’ı düşünüyordu. Dün gece, restoranda yaşananlar hâlâ aklındaydı. Masalarına davet ettikleri Kaan ve Nihat, özellikle Kaan’ın zarif tavırları Elif’te derin bir etki bırakmıştı. Gözlüğünü almak için odasına gittiği sırada telefonu çalmaya başladı. Ekranda “Polis Kaan” yazıyordu. Gülümseyerek, “Ayy Allah’ım... Polis Kaan diye kaydetmişim,” dedi.Telefonu açtı:“Günaydın Elif... Nasılsın?” “Günaydın Kaan. Başım biraz ağrıyor ama kahvemi içince geçer sanırım.” “Tam denk geldik. Ben de kahve koyuyordum. Hava çok güzel. Eğer programın yoksa birlikte bir kahvaltı yapalım mı?” “Şimdi mi?” “Genelde kahvaltı bu saatlerde yapılır diye biliyorum.” “Ah, evet! Kusura bakma. Şaşırdım sadece. Harika olur. Uzun zamandır deniz kenarında kahvaltı yapmamıştım.” “O hâlde yarım saate kadar seni almaya geliyorum.”Elif, telefonu kapatır kapatmaz heyecanlandı. Hemen WhatsApp’taki “Liseli Cadılar” grubuna, “Kızlar! Kaan ile kahvaltıya gidiyorum, öptüm!” mesajını attı. Mesajlar peş peşe geldi:“Waaouv!” “Bu ne hız kızım!” “Düğün mü var? Ne giysem acaba?”Elif bir yandan gelen mesajlara gülüyor, bir yandan da duşa girmek için hazırlanmaya başlıyordu. Bu, sadece bir kahvaltı değil; bir hikâyenin belki de başlangıcıydı.
Bölüm 7
7. Bölüm Pelerinsiz Kahraman
