Aile, bizi bu hayata getiren bizimle gülen bizimle ağlayan bizimle çocuk olan insanlardır. Kiminin ailesi kendi ektikleri tohumu özenle büyütür, kiminin ailesi ektiği tohumun üstüne basar ki büyümesin. Benim ailem ise ben filizken basmış geri toprağa gömmüşlerdi beni. Sonra ise başkaları gelmiş, kırılan gövdemi sarmış , beni büyütüp çiçek açmamı sağlamışlardı. Şimdi ise sapasağlam bir çiçek gibi hayatın bizi boğmak için sürekli küçük hayatıma doldurduğu okyanuslardan sağ çıkamya çalışıyordum. Beni öldüren ateşin sıcağı değil okyanusun sularıydı...
Hızlı adımlarla sessiz ve karanlık sokakta yürürken çantamın içindeki telefonuma bildirim gelmesiyle hem yürümeye hemde çantamdaki telefonda almaya çalıştım . Mesajın babamdan geldiği gördüm
-Babamm-
-Güzel kızım nerede kaldın?
+ Geliyorum babam 5 dakikaya oradayım.
-Tamam
......
Telefonun siyah pantolonumun arka cebine koydum ve ara sokaktan çıktım. Kalabalık ve lüks olan caddeye girdim . Rusyanın sokaklarına bir daha hayran kalmıştım. Rusya'nın lüks restorantlarından olan 'White Rabbit'te doğru yürüdüm.Önüne vardığımda görevliler başlarıyla selam verdiler, bende onlara küçük bir baş selamı verip hızlıca içeri girdim,annem geç kaldığım için hem merak etmiş hemde kızmış olmalıydı. Şık ve kalabalık masaların yanından geçerken birden çarptığım beden ile geriye doğru yalpaladım ve sonra ise tamamen dengemi kaybedip geriye doğru düştüm.Kendimi yerde beklerken bir elin belimi kavraması ve kendine doğru çekmesi ile bu sefer ellerimi bedene koydum.Kafamı kaldırdığımda beni tutan bedene baktım, yeşil gözleri dünyada gördüğüm en güzel tona sahipti , dağınık model verilmiş simsiyah saçları, dolgun kırmızı dudakları, beyaz teni ile karşımda Taş gibi bir adam vardı. Göğsüne tuttunduğum aklıma geldi -düşmemek için elimi göğsüne koyup kıyafetini sıkaca kavramış olabilirim- ve hızlı bir şekilde elimi geri çektim. Geri çekilmek istedim, ama belimdeki eli buna izin vermedi.
"Мне очень жаль, что я ударил его по ошибке. (Çok özür dilerim yanlışlıkla çarptım)" dedim Rusça konuşurken.
"Как вас зовут? (Adınız nedir?)"
Sorduğu ani soruyla şok oldum.
"Ну, я лучше пойду, моя семья ждет . (Şey,ben gitsem iyi olur ailem beni bekliyor.)"
Geri çekilmek istedim ama yine izin vermedi
"Могу ли я узнать ваше имя?(Adınızı alabilir miyim?)"
"Арья, твоя?(Arya,sizin?) "
Adımı söylemem ile yüzünde hafif bir tebessüm oluştu ama sert tavrını korumaya devam etti, kulağıma doğu yaklaştı önce nefesini boynuma üfledi sonra ise kısık bir sesle cevap verdi.
"Kарлос, меня зовут Карлос (Carlos, bana Carlos derler)"
Daha sonra cevap bile vermeme izin vermeden yanımdan geçip çıkışa yürüdü. Yanımdan geçerken yaptığı rüzgar tüm kokusunu burnuma doldurmuştu. Bir dakika! O Carlos mu demişti? Niko Carlos! Hızla arkamı dönüp çıkışa baktım ama onu görmedim. Olduğum yerde daha fazla dikkat çekmemek için hızla annemlerin oturduğu masayı buldum ve boş sandalyeye oturdum, çantamı kenara koydum ve ceketimi de sandalyenin arkasına astım.
"O kimdi kızım? "
Babama döndüm.
"Tanımıyorum, yanlışlıkla çarptım." O adamın kim olduğunu bilmelerine gerek yoktu.
"Daha dikkatli ol Arya burada ki herkes ünlü ve zengin kişiler"
"Tamam daha dikkatli olurum anne "
Babam bir elini hafifçe kaldırarak garsonu çağırdı. Kırmızı takım ve beyaz gömlek giymiş erkek garsonun tek koluna aldığı beyaz havlu ile zengin ve lüks bir yerde olduğumuzu belli ediyordu. Garson bize siparişlerimizi sorarken bense hızla önümdeki menüye göz gezdiriyordum. Değişik şeyler yemeyi sevmezdim ve şuan tek tanıdık Şey makarnaydı.
"Альфредо Фетучини (alfredo fetuçini, kremalı,tavuklu makarna)"
"Что бы вы хотели выпить?(içecek olarak ne alırsınız)"
Biraz düşündükten sonra çok da pahalı olmayan bir şarap seçtim.
"«пусть будет красное вино»(kırmızı şarap olsun) "
Garson başıyla onaylayıp yanımızdan uzaklaştı.
"Günün nasıl geçti?"
"Güzeldi anne, iş falan"
"FBI da çalışman ne kadar doğru emin değiliz Arya, ya bişey olursa"
"Hadi ama baba, bunun için 5 yıl eğitim aldım. Kendimi korurum ve zaten iyi bir ajan olduğum için FBI beni daha fazla koruyor"
Annem derin bir iç çekti.
"Lütfen anne, bu işi isteğimle seçtim, tüm sorumluluğu alarak girdim,ben kendimi tehlikeye atıyorum daha canımdan vazgeçecek kadar deli değilim. Neyse sizin gününüz nasıl geçti?"
"Fena değildi yorulduk sadece"
"Bir şey mi oldu? Gergin gibisiniz?"
Annemle babam birbirlerine baktılar. Tam o sırada masaya gelen yemeklerimiz onların kaçış yolu oldu. Önüme kremalı makarna ve uzun şarap bardağı(🍷) kondu ve garson içine kırmızı şarabı koydu. Babam ile annem etli bir yemek ve beyaz şarap tercih etmişlerdi. Yemeğimizi yerken bakışlarım yemek yiyen ve sohbet eden insanların üzerinde gezdi.
"Türkiyeye dönüyoruz"
Babam birden söylediği söz ile direk ona baktım.
"Pardon ne?"
Ne kadar nazik olmaya çalışsamda Rusya da kalmaktan mutluydum onlar beni FBI dan ayırmaya çalışıyorlardı.
"Ben gelmek istemiyorum baba" gayet sakin konuşmuştum.
"Arya , Türkiye'ye dönüyoruz kızım. Teyzenin kızı Sevinç doğum yaptı biliyorsun, babanında işleri var"
"Anne bunların benimle ne alakası var, lütfen"
"Kızım, burası bizim vatanımız değil, Türkiye en mantıklısı, babanı da işten aradılar geri çağırıyorlar"
"Hayır anne benim de işim burada farkında mısınız?"
"Arya yeter, geliyorsun, bitti!"
Babama döndüm
"Öyle olsun!"
Ayağa kalktım, çantamı ve ceketimi alıp masadan ayrıldım. Annemler eminimki kendilerini haklı buluyorlardı. Yinede onlarla gidecektim, sonuçta babamın lafının üzerine laf söylenmezdi ve bu kural bizim evde de vardı.
Soğuk hava tenimle buluştuğunda hafifçe titredim, kalabalığa ve akşam olduğunun habercisi olan kızıl gökyüzünene baktım. Restorandan çıkıp insanların arasına karıştım. Kulağıma kulaklığımı takıp, cebimden çıkardığım telefonumdan "Back To The Old House" şarkısını açtım. Hafif rüzgar açık saçlarımın arsından geçerken sokaktaki mutlu insanlar takıldı gözlerime.. Gözümden düşen bir damla yaş yanağıma doğru süzüldü. Kenardaki çiçekçi gözüme takıldı, rengarenk çiçeklerin arasında duran beyaz laleler sanki saflığın ve masumluğun çiçek bulmuş haliydi.
...
(Bisikletle geçtiğinizde)
When you cycled by
(İşte tüm hayallerim başladı)
Here began all my dreams
(Gördüğüm en üzücü şey)
The saddest thing I've ever seen
(Ve sen asla bilmiyordun)
And you never knew
(Senden gerçekten ne kadar hoşlandım)
How much I really liked you
(Çünkü sana hiç söylemedim bile)
Because I never even told you
(Ah, ben de şunu demek istemiştim)
Oh, and I meant to
(Hala orada mısın yoksa taşındın mı?)
Are you still there or have you moved away?
(Yoksa uzaklaştın mı?)
Or have you moved away?
...
Tekrar önüme döndüm ve eve doğru yürümeye başladım.
Annemler tahminime göre geç gelirlerdi. Telefonum gelen bildirime baktım.
-Yarın saat 14.00 için Türkiye/İstanbul bileti aldınız-
Ne?! Hemen yarın mı!? Derin bir nefes aldım, bu kadar erken miydi? Telefonumu çantama koyup yürümeye devam ettim. Ara sokağa girdiğimde ışıklarla dolu olduğunu gördüm, hafifçe gülümsedim. Küçük dükkanların önünden geçerken ne kadar samimi olduklarını düşünmeden edemedim. Yanıma küçük bir oğlan çocuğu yaklaştı tahmini 9-10 yaşlarındaydı, elindr biraz önce gördüğüm beyaz lale demeti vardı, tam 24 tane beyaz lale olması ise dikkatimi ilk çekmek ne şey oldu. Kulaklığımı çıkarıp cebime koydum. Çocuk çiçeği bana uzattı ,üzerinde küçük bir zarf vardı.
"кто послал "(kim gönderdi)
"Прочитай записку, сестра, человек, который ее отправил, сказал, что ты поймешь. " (notu oku abla gönderen kişi anlayacağını söyledi)
Şaşırsamda başımı olumlu anlamda salladım ve 24 tane beyaz lale bulunan demeti aldım, çocuk uzaklaşırken bende küçük zarfı elime alıp açtım.
-Пусть эти ромашки будут светом в вашем наполненном войной мире -
-Карлос -
-bu çiçekler savaş dolu dünyana ışık olsun-
-Carlos-
Carlos? Çarptığım adam. 'Hani taş gibi olan' diye hatırlattı iç sesim ,'Hani senin burada olma sebebin' dedi tekrar beynim. Etrafıma baktım ama onu göremedim. Bende elimde çiçek demeti ile eve yürümeye devam ettim....
Çiçekleri makyaj masamın üstüne koydum, üstüme rahat bir pijama giydim , lavabodaki işlerimi halledip yatağıma yattım. Telefonumu elime alıp, arama kısmına girdim, birkaç saniye sonra açılan telefondan gelen kalın erkek sesi ile biraz gerildim. "Buyurun? " Derin bir nefes aldım. ""İyi günler Bay Vall, müsait miydiniz? ""Müsaidim, sizi dinliyorum" "Ben... Rusya'dan ayrılmak zorundayım. " Kısa bir duraksamadan sonra sakin bir sesle tekrar konuştu "Neden Bayan Arıkan. "" Ben bunu yapamam, o örgüte sızamam neredeyse imkansız. Lütfen ailemi de tanıyorsunuz artık onları burada tutamıyorum " Bugünümyorucu geçmişti, yarın ise saat 14.00 da Türkiye ye uçuşumuz vardı... yarı açık perdemden odaya ay ışığı giriyordu. Giren ay ışığı ise makyaj masamın üstünde ki 24 beyaz lale ye vuruyordu, Savaş dolu dünyama giren ilk ışık bu andı.....
Merhaba Sevgili okurlar, umarım ilk bölümü beğenmişsinizdir. Bizi instangram, snapchat, pinterest hesabımızdan takip etmeyi unutmayın. Kitap dolu günler,şans dolu hayatlar diliyoruz.
- 5mesaleciler-