Evelyn hâlâ telefon ekranına bakıyordu.
Mesaj hâlâ oradaydı.
"Onu unutursanız, sizi bırakır."
Altında yazan isim ise daha da korkutucuydu.
Maxien Rishwold.
"Bu imkânsız..." dedi Elanor.
"Maxien öldü."
Kimse cevap vermedi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Eğer Maxien gerçekten gittiyse...
Bu mesajı kim göndermişti?
Benjamin derin bir nefes aldı.
"Tamam. Panik yapmayacağız."
Hunter ona baktı.
"Benjamin... dışarıda az önce yüzü olmayan bir şey vardı."
"Farkındayım."
"Ve sen hâlâ panik yapmayacağız mı diyorsun?"
Benjamin sustu.
Çünkü mantıklı bir açıklaması yoktu.
Elias telefonunu çıkardı.
"Bir şey fark ettim."
Herkes ona döndü.
"Telefonlarımız çalışıyor. İnternet var. Ama..."
Durdu.
"Hiçbir site açılmıyor."
"Ne demek?"
Elias ekranını gösterdi.
Her aramada aynı sonuç çıkıyordu.
ERROR: MEMORY NOT FOUND
Giselle fısıldadı:
"Hafıza bulunamadı..."
Evelyn'in aklına bir şey geldi.
"Fotoğraflar."
Herkes sustu.
"Maxien'in fotoğraflarına bakmamız lazım."
Grup eski fotoğrafları açtı.
İlk fotoğraf.
Sekiz kişi.
Ama Maxien'in yüzü yoktu.
İkinci fotoğraf.
Sekiz kişi.
Ama Maxien'in olduğu yerde sadece karanlık bir boşluk vardı.
Üçüncü fotoğraf...
Daha kötüydü.
Fotoğraftaki herkesin yüzü vardı.
Sadece Maxien değil.
Hunter yavaşça konuştu:
"Arkadaşlar..."
"Bu sadece Maxien değil."
Evelyn ekrana yaklaştı.
Ve dondu.
Çünkü fotoğraftaki herkesin yüzü yavaş yavaş silinmeye başlamıştı.
CIZZZZZT
Telefon ekranı bozuldu.
Bir ses geldi.
Eski bir kayıt gibi.
Boğuk.
Yavaş.
"Hatırlamak acıtır."
Telefon kapandı.
Bir süre sonra kapıya vuruldu.
TAK.
Herkes irkildi.
TAK.
Bir daha.
Evelyn kapıya baktı.
"Kim olabilir?"
Kimse cevap vermedi.
Çünkü bu dünyada...
Kimse olmaması gerekiyordu.
Benjamin kapıya yaklaştı.
"Bekle."
Herkes nefesini tuttu.
Kapıyı açmadı.
Sadece küçük pencereden baktı.
Dışarıda biri duruyordu.
Bir insan.
En azından ilk bakışta öyle görünüyordu.
Üzerinde eski bir okul forması vardı.
Saçları yüzünü kapatıyordu.
Başını eğmişti.
Giselle ağzını kapattı.
"Bu..."
"Bu Maxien'in forması."
Evelyn'in kalbi duracak gibi oldu.
Yavaşça kapıya yaklaştı.
"Maxien?"
Dışarıdaki kişi başını kaldırdı.
Ama yüzü yoktu.
Sadece pürüzsüz, boş bir yüz.
Sonra konuştu.
Ama sesi...
Maxien'in sesiydi.
"Evelyn..."
"Benim yüzümü hatırlıyor musun?"
Evelyn cevap veremedi.
Çünkü zihninde hiçbir şey yoktu.
Maxien'in yüzü.
Gülüşü.
Bakışı.
Hiçbiri.
Yüzsüz varlık başını eğdi.
"Hatırlamıyorsun."
Bir adım attı.
"Bu yüzden beni kaybettiniz."
O anda bütün ışıklar söndü.
Karanlıkta tek bir ses duyuldu.
Ama bu sefer dışarıdan değil...
Evelyn'in telefonundan geldi.
"YEDİ KİŞİ KALMADI."
"ARTIK ALTI KİŞİSİNİZ."
Işıklar geri geldiğinde...
Kapının önünde kimse yoktu.
Ama yerde eski bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta 8 kişi vardı.
Ama bu kez farklıydı.
Maxien'in yüzü görünüyordu.
Evelyn fotoğrafa baktı.
Ve ilk defa...
Maxien'in yüzünü hatırladı.
Ama bir sorun vardı.
Fotoğraftaki Maxien...
Gülümsüyordu.
Ve fotoğraf çekildiği gün...
Maxien'in öldüğünü biliyorlardı.