İçeriğe geç

I Lost Between Us

Bölüm 10 · 8 dk okuma

I Lost Between Us

Bölüm 10

〆Şeytanla Anlaşma〆

Bölüm Şarkısı:49 (op.posth)- Chopin

Hepimiz içimizdeki katille savaştaydık. Kimimiz onu öldürmekle meşguldü , kimimiz ise ona uymakla.

~

Kafamı önünde oturduğum hiddetle çalışan çamaşır makinesine yasladım. Gözlerim beyaz banyo tavanındayken aklım akşamüstü geçirdiğim krizdeydi. Yanımda Ulaç olmasına sevinmem gerekse de bu beni rahatsız etmekten öteye geçemiyordu. Daha tanışalı çok olmamasına rağmen en büyük zaafımı biliyordu. Kendi çapında anksiyete hastası olduğumu düşünmesi iyi mi bilmiyordum. Durduk yere gerçek hastalığımın bu olmadığını söyleyecek cesarete de sahip değildim.

Elim yeşil hırkamın cebindeki ilaçlarıma gitti. İlaç kutusunu avucuma döktüm. Minik beyaz haplar rastgele avucumda dağılmıştı. Hiçbir zaman hepsini içecek cesaretim olmamıştı, oysa ne çok istemiştim sonsuz bir uykuyu.

Haplardan iki tanesini ağzıma attım. Su olmadığından zor da olsa yutabilmiştim. Avucumdaki diğer hapları ait oldukları koydum. O sırada banyonun kapısı tıklatıldı. Gitme zamanı gelmişti demek. Oturduğum yerden kalkmış kapıya doğru bir adım atmıştım. Tabii bu sırada az önce içini boşalttığım kırmızı sepeti yerine koymayı ihmal etmedim.

Çıkmak için kapıyı açtım. Dedem elinde tuttuğu iki gömlekle hemen karşımdaydı.

“Yarın bir kitabım için birkaç okurumla buluşacağım. Sence hangisini giymeliyim?”

Gözlerim bir siyah bir de çiçek desenli gömlekte gezindi.

“Şahsen ikisinin de iyi bir seçenek olduğunu düşünmüyorum.” dediğim şeyle omuz hizasında tuttuğu askıları indirdi. O güleç tavrı yok olduğunda tereddütlü bir şekilde “İstersen dolabından bir şeyler seçebilirim.” dedim.

Bu onu gülümsetti. Anlaşılan buluşmada ne giyeceğini oldukça kafaya takmıştı.

Odasına doğru ilerlerken “Ulaç’ı çağırdığım için kızgın mısın bana?” dedi.

“Neden kızgın olayım ki?”

“Onu pek sevmiyormuşsun gibi.”

“Burası senin evin kimi çağıracağına karışamam. “ bunu demek beni ne kadar yıpratsa da gerçekleri dile getirmeyi her zaman sevmiştim.

“Böyle düşünmeni istemem. Fikirlerini önemsiyorum sadece Ulaç’ın evde yalnız kalmasını istemedim.”

“Yalnız kalmasında ne gibi bir sorun var ki?”

“Bir keresinde bana etrafta kimse olmadığında aklındaki düşüncelerle yalnız kaldığını ve bunun onun açısından çok zor olduğunu söyledi. Ne tarz düşünceler olduğunu bilmiyorum ama çok hassas biri olduğunu anlayabiliyorum. Kendisi bilmese de kitaplarımı bu kadar sevme sebebi de bu diye düşünüyorum.”

“Anlamadım?”

“Bilirsin yazılarımda kurgudan daha çok duyguları öne çıkarırım. Ulaç ise duygularıyla yaşayan bir çocuk bundan ötürü okuduğu onca kitabın yerine benim kitaplarımı tercih ediyor.” Kafamı ağır ağır anladığımı belirtircesine sağladım. O sırada çoktan önüne geldiğimiz kahverengi dolabın içine göz atıyordum.

Pahalı olan birkaç takım elbise askısını elimle iteleyip sade gri bir gömleği askısından çıkardım. Gömleği ona uzatmadan ona uyacağına düşündüğüm haki yeşili kazağı da raftan aldım.

“İznin olursa odam için birkaç eşya almak istiyorum.” derken kıyafetleri dedeme uzattım.

“Yarından sonra boşum istediğin her şeyi alabiliriz. Tabi kredi kartımın izin verdiği ölçüde.” deyip tebessüm etti. O an tekrardan anladım neden dedemde yaşamak istediğimi. O yıllardır yaşayamadığım aile kavramını bana anlatmak için ant içmiş gibiydi.

Aile denilen şeyin özü anne baba ve çocuklardan oluşmasından mı geliyordu? Yoksa yoldan geçen biri sizin aileniz olabilir miydi? Bunu bilemiyordum ama bana kalırsa koşulsuz sevgiydi aile.

Şu ana kadar bir ailem olduğunu ya da olabileceğini düşünmemiştim. Ancak şuan aklımda dedemin ailem olup olamayacağı sorusu vardı.

Neyse ki birinin aileniz olarak görüp göremeyeceğinize dair bir kanun yoktu. Aksi takdirde asla bir aileye sahip olamayacağıma emin olabilirdim.

“Güzel fikir ama neden babam olacak adamın en sevdiği şeyi harcamıyoruz ki?” dedim.

“Çünkü ben torunuma bir şeyler almak istiyorum.” Kafamla onu onayladım. O an yüzüme benden izin istemeden bir gülümseme yerleşti. Ne de güzeldi gerçekten gülümseyebilecek sebeplerin olması.

“Kazağı giymeli miyim gerçekten?”

“Yarın hava soğuk olacak, o yüzden giymelisin.”

“Tamam öyleyse.” Odasından çıkmak için ilerlediğimde arkamdan “İyi geceler.” deyişini işitebildim.

Benim adıma iyi bir gece olmasını ben de dilerdim. Belki yarın buluşacağım seri katil olmasa bunu başaradabilirdim de. Ama Nil’in özgürlüğü için buna katlanmam gerekiyorsa benim için hava hoştu. Varsın bu gecemde kötü geçsin diye geçirdim içimden.

Odama girdiğimde üstümü çıkarıp yatağa girmeyi birkaç saniyeliğine düşünsem de zaten uyayamayacağıma emin olduğumdan akşam okuduğum psikoloji kitabına devam etmeye karar kıldım.

~

Alarmın sesini duymama karşın vücudum tepkisizce camdan dışarı bakmaya devam ediyordu. Uzun süre çalan melodi pes edip susmaya karar verdiğinde derin bir nefes verdim. Çoktan bitirdiğim psikoloji kitabının yanındaki kahve fincanını aldım. Soğuk kahve boğazımdan aşağı süzülürken aklımdaki düşüncelere artık bi ara vermem gerektiğine karar verdim.

Biten fincanı yerine koyup ahşap parkeden kalktım. Tüm gece uyumadığım için yorgunluğumu duş alarak giderecektim. Alt kata inip banyoya girdim. Üzerimdekileri boş sepete çıkardıktan sonra sıcak suyun altına girdim. Yaklaşık yarım saat boyunca kafamdan aşağı düşen sıcak suyun beni rahatlatmasına izin verdim. Sanki tüm duş boyunca biri gerginliğimi kenara bırakmam gerektiğini ve de bunun üstesinden gelebilecek kadar güçlü olduğumu söyleyerek beni teselli ediyordu.

Güzel bir duştan sonra belime sardığım havluyla banyodan ayrıldım. Dudaklarımın arasından etrafa saçılan ıslık sesiyle üst kattaki odama yürüdüm. Siyah valizimden aldığım birkaç parça kıyafeti üzerime geçirdim. Ardından dün gece hiç yatmadığımdan bozulmamış yatağımın üstüne oturdum. Kolyemin ucundaki kuşu avuçlarım arasına alıp gözümü yumdum.

Dedem odama girene kadar öylece oturmuştum. Her şey öyle sakindi ki benim dışımda. Bu bana içimdeki fırtınanın şimdilik sadece beni etkilediğini hissettiriyordu. Ve elbette bu fırtınayla başa çıkmanın oldukça zor olduğunu iliklerime kadar hissediyordum.

“Erkencisin.” Elindeki koca su bardağıyla bana doğru geldi.

“Akşam yemeğini birlikte yiyemeyeceğiz gibi görünüyor. Dünkü yemek de oldukça başarısız olduğu için gitmeden bir şeyler hazırlarım. Okuldan gelince yersin olur mu?” Bardaktaki suyu içmeden “Başımın çaresine bakabilirim, teşekkürler yine de.” diye mırıldandım.

“Pekala.” Boş su bardağını aldıktan sonra odamdan çıktı. Bense yatağımdan kalkıp peşi sıra odamdan çıkmıştım.

Arkasından geldiğimi fark ettiğinde “Okula mı?” diye sordu. Okuldan önce bir yere uğrayacak olsam da teknik olarak okula gittiğimden “Evet.” dedim.

Kahvaltı etmemi isteyecek zamanı vermeden hızlı adımlarla evden çıktım. Sertleşmiş çamurun üzerinde yürüyerek meleğime bindim. Gözüm kısa bir anlığına dikiz aynasının boynuna asılmış moi balığına gitti. Yüzümdeki tebessümle emniyet kemerimi taktım. Arabayı çalıştırır çalıştırmaz camımı açarak soğuk havanın içeri girmesine izin verdim. Hoş, araba tüm gece dışarıda olduğundan soğuk hava yeterince izin istemeden içeri girmişti.

Virajlı patikada meleğimi sürerken telefonumdan konumu açmaya çalışıyordum. Yavaş internetten dolayı geç de olsa açılan konuma göre sürmeye başladım arabayı.

Yaklaşık on dakikalık mesafedeki kafenin önünde arabayı durdurdum. Hemen sahilin dibinde çevresi camekanla kapanmış bir yerdi. Daha önce gittiğim tüm kafelerin arasında en berbat olanı diyebilirdim. Ciddi anlamda dizayn sorunları olan kafeye arabadan bakmayı bıraktım. Tüm açık camları kapattıktan sonra arabadan indim. Benden önce gelmiş olabileceği ihtimaline karşın gözlerim camekanın izin verdiğince sandalyelerde geziniyordu.

İçeri girdiğimde en az dışarısı kadar soğuk olan ve de en son aylar önce temizlenmiş gibi görünen bir kafeyle karşılaştım. Onlarca masadan sadece birkaçı doluydu. Liseye gittiğini düşündüğüm bir grup ve birkaç aile vardı. Şimdilik hiç kimse bana bir seri katil gibi görünmediğinden en arka masalardan birine geçtim.

Kafedeki kör noktaya oturduğumdan aklımda beni öldürmek için yapacağı hamlelere karşı kendimi nasıl savunacağımla ilgili düşünceler vardı. O sırada garson geldi. Ne istediğimi soran pos bıyıklı adama birini beklediğimi daha sonra sipariş vereceğimi söyleyerek gönderdim. Hoş, burada bir şey içmek isteyeceğimden pek emin değildim.

Masanın ortasındaki küçük yeşil yapraklı yapay bitkinin yaprağına dokundum. Elime bulaşan tozla bu mekanda bir daha hiçbir şeye dokunmamak adına bir anlaşma yaptım kendi çapımda.

Öylece sıkılmış bir biçimde beklerken kafenin kapısı açıldı. Kafamı kaldırıp kimin geldiğine baktığımda onu gördüm. Tüylerim diken diken olmuş gözlerim kocaman açılmıştı. Karşımdaki adamı daha önce tanıdığım biri olmasına mı yoksa kafasındaki mor şapkaya mı bu kadar çok şaşırmıştım kestiremedim. Oturduğum yerden hızla kalktım. Sandalye sesini duyduğundan bakışları bana döndü. Ve yüzümdeki şaşkınlığı görmek onu tatmin etmiş olmalı ki daha sonra sürekli gözümün önüne gelecek o sırıtmayla bana baktı. Gözlerindeki karanlık metreler ötemde olmasına rağmen ruhuma işlemişti.

Birkaç hızlı adımla masamın önüne kadar geldi ve durdu. Birçok duygu karmaşası bedenimi ele geçirirken ortalıkta tek olmayan duygum korkuydu. Aksi halde karşımdaki seri katile el uzatacak kadar cesur olamazdım. Kahverenginin en koyu tonundaki gözleri önce uzattığım elimde sonrada gözlerimde gezindi. Gülümsemesi genişlerken “İnan bana çocuk böylesi günahkar bir ele dokunmak istemezsin.” dedi. Elimi geri çekerken karşımdaki sandalyeye oturmuştu. Daha fazla kafede bulunan bir avuç insanın dikkatini çekmemek için ben de oturdum.

“Siz...” Ceketinin yakasını düzeltirken lafımı keserek “Evet, ben arkadaşın Nil’in dedesi Orhan Atabey’in genel sekreteriyim.” dedi.

“Nasıl?” Onca sorunun arasında dudaklarımdan yuvarlanan tek soru buydu.

“O öldürülen onca zengin iş adamının sıradan biri tarafından mı öldürüldüğünü düşünüyordun? Tanrı aşkına sen de onlar gibisin sence size sıradan biri yaklaşabilir mi?”

“Güvenlikler işe yarıyormuş demek ki.” dediğimde tebessüm etti. Eliyle mor şapkasını düzeltirken Ulaç’ın söyledikleri aklımda gezindi. Nil’in doğum gününde beni öldüren katilin mor şapka taktiğini söylemişti değil mi? Bu tesadüf olabilir miydi?

Etraftaki masalara şöyle bir göz attıktan sonra masaya doğru eğilerek bana daha da yaklaştı. Onu bu kadar yakından görmek beni ister istemez ürpertiyordu. Her an ne yapabileceği belli olmayan birine yakın olmak hiç iyi hissettirmiyordu.

“Neyse, buraya muhabbet etmeye gelmedim. Kimin cehenneme gitmesini istiyorsun?” Bana yönelttiği soruyla en az onunkiler kadar kirlenmiş düşüncelerimi su üstüne çıkardı. Tek bir an bile tereddüt etmeden “Patronun, Orhan Atabey’i.” dedim.

Önce ciddi olup olmadığımı anlamak adına sessizce bana bakmaya devam etti. Sessiz geçirilen her saniye vücuduma tehdit saçan oklar batıyormuş gibi hissettim.

Ciddi olduğuma emin olduğumda “Beş yüz bin dolar.” dedi. Gülümsedim. Sonunda o savaşa başladığımı bilmek çok güzeldi.

“Paranın yarısını on dakika sonra hesabına atarım geri kalanı için cenazeyi beklemelisin.” Kendimden emin bu tavrım onu şaşırttı. Hoş ben bile artık kendime anlam veremiyordum.

“Anlaştık. Bir haftaya paranın tamamını atmaya hazır ol.” Tam kalkacakken “Konuşmam bitmedi.” dedim. Kaşlarını çatmış olsa da arkasına yaslanıp bekledi.

“Bunun bir cinayet olmasına rağmen intihar olarak gözükmesini istiyorum. O piç öldü diye kimse ömrünü hapiste geçirmemeli değil mi?”

Söylediğim şeyle tek kaşı havalanmış ve “Planın ne?” diye sormuştu.

“İntihar etmesi için ona sebepler vereceğim. Tabii yüzde doksan bizim onu öldürmemizi beklemeye devam edecek. Ama önemi yok bu süreçte herkes ülkenin ileri gelen iş adamının bunalıma girdiğine emin olacak. İşte o zaman sen işini bitireceksin. Ve mutlu son.” Anlattığım planı dikkatle dinledi.

“Bana uyar. Parayı aldığım zaman sana mesaj atarım. “ Mor şapkasının önünü düzeltirken “Kimliğimi ifşa etmeyi aklından geçirdiğin anda seni öldürmek benim için bir zevk olacaktır.” diye fısıldadı.

Bir şey demeden masadan kalkıp kafeden çıkmasını izledim. Aklımdaki onca düşünce dolanırken sadece birinde tutuklu kaldım. Ulaç’ın dün anlattıkları gerçek miydi? Nil’in doğum günü, mor şapka, seri katil...

İleride beni öldürecek seri katille mi anlaşmıştım?

Tüm ömrünü aklındaki katili susturmaya harcamıştı, birgün ona uyacağını bilse bu kadar uğraşır mıydı?

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Sevgilerimle :3

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.