İyi Okumalar 🦋
________________
~hyunjin~
F: "Şimdi herkesi neşeli bir şekilde selamlayacaksın tamam mı?"
Felix'in bıcır bıcır sesini kulaklığımda duyduğumda ağzım kulaklarıma varacak kadar gülümseyerek onu onayladım.
Felix'in tatlı bir şekilde konuşmasına bile gerek yoktu. Kiraz dudaklarından çıkan her kelime benim için baldan bile tatlıydı.
F: "Siparişi verirken "çok teşekkür ederim~" demeyi unutma"
Gülümseyerek başımı salladım ve elimde tuttuğum kahveyi müşteriye uzatarak Felix kadar olmasa da tatlı bir şekilde konuşmaya çalıştım.
H: "Çok teşekkürler~"
Kulaklıktan onun kıkırtılarını duyduğumda bu görev benim için ne kadar zor olsa da hemen gülümsedim. Ne kadar benlik hareketler olmasa da Lixie dediği sürece hepsini yapacaktım.
F: ""Jin-chang lütfen biraz daha bekle~"
Müşterinin siparişini alırken ona ne söylemem gerektiğini dediğinde gözlerimi sıkıca kapttım. Tanrım ben neler yapıyordum böyle..
F: "Söyle hemen!"
Bana verdiği emri geciktirdiğimde tatlı konuşan Yongbokie gitmiş yerine küçük civcivimsi bir canavar gelmişti. Onun sinirli sesini duyduğumda hemen dediklerini yaptım.
H: "Jin-chang lütfen biraz daha bekle~"
İstediğini yaptığımda tekrar memnun bir şekilde kıkırdamıştı...
H: "Yongbokie en zoruymuş"
Gerçekten sıra ona geldiğinde çok sevinmiştim ama şimdi beni o kadar zorluyordu ki başımı duvara vuracaktım resmen.
F: "Seni seviyorum~ teşekkürler~"
Telefondan bir emir daha geldiğinde kocaman gülümsedim. Bana bu sözleri tatlı şekilde bilerek söyletiyordu. Bir kez daha bu fırsat eline geçmeyecekti ve her tatlılığı yaptırmaya çalışıyordu bana.
H: "Seni seviyorum~~ teşekkürler~~"
Sipariş teslim ederken bu sözleri söylemek çok fazla utanç vericiydi...
F: "Ang ang ang"
Felix telefonun ardından yavru köpüş gibi havlamaya başladığında gözlerimi sıkıca kapattım. Resmen bana tatlılığıyla işgence ediyordu.
H: "Ang ang ang"
...
Görevin bir sonraki aşamasını yapmak için bilgisayarın olduğu masaya doğru geçtim. Şimdi verilen siparişleri gerekli kata götürmeliydim.
Ama önceki yakar top oyununda beş tane hücremi yendiğim için onlardan yardım alma hakkım vardı.
Sırıtarak kameraya baktım. Tabii ki ilk olarak kimi çağıracağımı herkes biliyordu. Az önce bana istediğini yaptırmıştı. Şimdi gelsin birlikte yapalım. Heyecanlı bir şekilde kameraya elimi uzatarak yüksek sesle konutum.
H: "Bana yardıma gel mutluluk hücrem Yongbokie"
Şu an Felix'in yüz ifadesini göremiyor olsam bile tatlı ve kurnaz bir şekilde gülümsediğine emindim.
F: "Şimdi göstereceğim sana nasıl yapıldığını!"
Civcivin aşırı hırslı sesini duyduğumda ağzım kulaklarıma vardı. Büyük bir yanlış yapmıştım. Benim neşeli civcivim neşe saçmaktan asla utanmıyordu. Onu çağırmakla kendi işimi zorlaştırmıştım sanırım.
F: "Hyunjin-ah geliyorum~"
Az önceki ses tonuna zıt bir şekilde tatlı ses tonuyla konuştuğunda tek kolumu masanın üzerine uzatarak başımı koluma yasladım ve onun gelmesini bekledim.
Birkaç dakika sonra uzun koridorda bebek gibi seke seke yürüyen birisini gördüm. Attığı her adımda daha da şirinleşiyordu.
Öylece donup kalarak onun neşeli bir şekilde bana yaklaşmasını izledim. Huzurluydu.. yorucu işin ardından onun bana sekerek gelmesini izlemek.. hipnoz olmuştum resmen.
F: "Ben Hyunjin'in mutluluk hücresiyim"
Yanına oturarak kolunu sırtıma sarmıştı. Öylece donuk bir şekilde kalarak bir kameralara bir de Felix'e baktım. Bana dokunduğu an tüm sistemim çökmüştü. Ne yapacağımı şaşırmıştım resmen.
Eliyle sırtımı okşadığında hızla kendimi toparladım ve onun tatlı yüzüne gülümsedim. Kameraların önünde donup kalmıştım.
H: "Felix'i çağırarak büyük bir yanlış yaptım.."
F: "Neden?"
H: "Şimdiden benim enerjim onun enerjisinin yanında sönük kaldı"
Onun kadar tatlı ve enerjik olamayacağımı açıkladığımda sırıtarak yüksek sesle bağırdı "ben bu oyunu sevdim!" Diye. Tutup ısırsam bir kere ne olurdu ki?
H: "Bir tane çilekli latte"
F: "Bir tane çilekli latte"
Ben bilgisayardan siparişi okurken o da dediklerimi tekrarlıyordu. Bu kadar şirin olması haksızlıktı.. bebek gibi saf, masum, güzel..
H: "Ve bir de fındıklı donurma"
F: "Kolay hemen yaparız"
Tepsiye konulan siparişleri benden önce almış ve kendisinden büyük olan tepsiyi iki eliyle sıkıca tutarak önümde yürümeye başlamıştı.
F: "Ben bunu Hyunjinnie için taşıyacağım"
Kameraya doğru konuştuğunda gülümsemekten başka bir şey yapamadım. O etrafımdayken zaten hep gülüyordum.
Önden yürüyerek asansöre bindiğinde ben de asansöre binerek yanına geçtim. Daracık asansörde dipdibeydik ve önümüzde kameralar vardı.
İkimiz de dimdik öylece durmuş düz bir şekilde kameraya bakıyordum. Ne konuşuyor ne de birbirimize bakmaya cesaret ediyorduk. Böyle yakın durumlarda birbirimize bakamayarak o kadar büyük potlar kırıyorduk ki.
H: "Mükemmel! Çok iyi! Yongbokie bunu yapabiliriz"
Kameraların önündeki bu sessiz anı bölerek ellerimi birbirine çırparak ona doğru konuştum. Hemen gergin ortamın büyüsünden çıkarak gülümsemiş ve beni onaylamıştı.
Ona doğru biraz daha yaklaşarak sırtımı asnsörün duvarına yasladım ve elimi kaldırarak parmağımla yanımda duran civcivi işaret ettim.
H: "Yongbokie benim mutluluk hücrem"
F: "Kulağa harika geliyor!"
Heyecanlı bir şekilde konuştuğunda saniyelik olarak bakışlarımı ona doğru çevirerek mutluluktan parlayan tatlı suratını izledim. O, her zaman gülsün diye ona "mutluluk hücrem" olarak mı hitap etmeliydim acaba?
Asansör siparişin verildiği kata geldiğinde benden önce içeri geçerek neşeli ses tonuyla konuşmaya başladı.
F: "Merhaba ben Hyunjin'in mutluluk hücersiyim"
İçeri doğru adımlarken neşeli ses tonuyla konuşuyordu. Benim mutluluk hücrem olmak o kadar hoşuna gitmişti ki karşısına çıkan herkese bunu söylüyordu.
F: "Acaba burada birisi çilekli latte sipariş etti mi?"
Katın hemen girişinde olduğu için siparişi edenleri hemen bulmuştuk. Çalışanlar siparişi almak için ayağa kalktıklarında aniden Felix bana uzatmıştı vermem için. Ben ise Felix'in güzelliğini izlemeye dalarak yapacağım görevi unutmuştum.
F: "Afiyet olsun~ teşekkürler~"
H: "Teşekkürler~"
Çalışanların isteklerini teslim edecektik ki kulaklıktan yapmamız için üyeler bize bir şey söylemişti. Bunu duymak bile beni güldürmüştü.
Hemen bakışlarımı Felix'e çevirdim ve yapıp yapmayacağını izledim. Tabii ki yapacaktı.. o tam bir küçük enerji topuydu.
F: "Afiyet olsun Yoo-hooo"
Kucağındaki tepsiye sıkı sıkı sarılarak konuştuğunda öyle ağzım hafif aralık bir şekilde onu izliyordum. O kadar dalıp gidiyordum ki güzelliğine bazen dudaklarımın aralık kaldığını bile farketmiyordum.
Çalışanlar Felix'in bu tatlı hareketine güldüklerinde küçük mutluluk hücrem utanarak minik adımlarıyla arkama geçti. Bu hareketiyle kendime gelerek hemen kapıya doğru adımladım.
H: "Afiyet olsun, teşekkürler"
Felix hala neşeli bir şekilde çalışanlarla vedalaşırken hemen kapıyı açarak kahkahalar içinde adımladım.
H: "Yongbokie'nin yerine de ben utandım"
Bu dediklerime gülerek peşimden gelmişti. İkimiz de asansörün önünde durmadan gülüyorduk. Felix o kadar enerjikti ki yerinde duramıyordu.
Gözlerim onun utançtan kızaran kulaklarına kaydığında gülümsemem daha da büyüdü. Mutluluk hücrem utanmış mıydı..
Elimi küçücük kulağına uzatarak iki parmağımla kulağını tuttum. Zaten küçücük kulağı vardı.. çok tatlıydı. İstemsizce parmağımla kulağını okşadığımın farkında bile değildim.
H: "Yongbokie'nin utançtan kulakları kızardı"
Bu dediklerim telefonun ardında bizi dinleyen üyeleri de güldürmüştü. Felix bir sonraki göreve de hazırdı ama maalesef herkes bir görev yapacaktı. Ben onunla devam etmek istiyordum ama diğer üyeleri de yardıma çağırmalıydım.
Felix de istemeye istemeye yanımdan uzaklaşarak üst kata çıkmıştı. Ve biz diğer üyelerle oyuna devam ederken durmadan kulaklıktan bana sormuş, "ben de yanınıza geleyim mi" diye benden izin almıştı.
Her görevimde o, yanımda olsun diye kalbim titriyordu ama bu ne yazık ki benim elimde değildi...
_______________
Çıldıracağım yaa. Felix Hyunjin'in yanına geldiği an Hyunjin'in beyni çalışmayı bırakıyor. Şapşik gibi donarak kameraya baktı.
Felix tatlılık yaptığında aval aval Felix'i izleyerke donup kalıyordu bizim aşık şapşik. Görevini yap yaa çocuğumu izlemeyi bırak.
Çok tatlılar ağlayacağım 😭🤏🐥🥟










