Çocuk koşarak evine gidiyordu. Her gün yaptığı gibi yolun sağ tarafındaki eve baktı içini bir ürperti kapladı. Annesine hep orada ne olduğunu sorardı ama aldığı cevap hep "Daha küçüksün anlatırsam korkarsın." oluyordu. Büyüdüğünü düşündü kendince, annesine döndü:
"Anne o evde ne var? Artık büyüdüm anlatmalısın." dedi. Annesi evladına gülümsedi.
"Demek artık büyüdün. Korkmayacağına emin misin? "
"Eminim anne anlat." dedi çocuk heyecanla gözleri parıldarken. Annesi çocuğunun merağını fark edince anlatmasında bir sakınca olmayacağını düşündü. Artık çocuğu küçük değildi.
"Yıllar yıllar önce o evde bir adam yaşarmış. İnsanlar ondan korkarmış çünkü yüzü, vücudu bir ölü gibi bembeyazmış. Adam insanların ondan korkmasından dolayı çok üzülürmüş. Korkulan değil sevilen bir insan olmak istermiş. Bu isteği her gün daha da artarmış ama insanları onu görünce kaçıyor, çocuklar ağlamaya başlıyormuş. İnsanlar şehrin o zamanki belediye başkanına hep adamı köyden göndermesini söylüyorlarmış ama ne var ki belediye başkanı da adamdan korkuyor onu gördüğünde yolunu değiştiriyormuş. Halk belediye başkanına çok sinirlenmiş ve birkaç kişi toplanıp odasına gitmişler.
"Bu adam şehirden gitsin. Çocuklarımız korkuyor, psikolojileri bozuluyor. Bir şeyler yap sen halkın refahından sorumlu değil misin? Artık belediye başkanı olmak istemiyor musun yoksa!" demiş biri.
"Hiç şüpheniz olmasın en kısa zamanda buradan gidecek." demiş belediye başkanı görevini kaybetme korkusuyla.
Oradaki kimse fark etmese de kapının arkasında bu konuşmayı gizlice dinleyen biri varmış. Belediye başkanının tek çocuğu... "Neden insanlar bu adamdan korkuyor ki?" diye düşünmüş kendince. Sonuca varamayınca gidip görmeye karar vermiş. Koşarak parka, arkadaşlarının yanına gitmiş.
"Beyaz adam nerede yaşıyor?" diye sormuş.
"Ne yapacaksın? Ondan uzak dur o korkunç." demiş biri.
"Sadece evini merak ettim." demiş kız.
"Meşe ağacının ilerisindeki en dıştaki sokakta yaşıyor. Evini görünce hemen anlarsın zaten." demiş çocuk.
Kız kalbi küt küt atarken meşe ağacını geçmiş. Her adımda bacakları daha çok titriyormuş ama merağı korkusuna galip geliyormuş. Eve gelince kapının önünde bir süre evi incelemiş. Yıkık dökük bir evmiş tamda hakkındaki korkunç hikayelere uyuyormuş. Kapının dışından seslenmiş:
"Bay Beyaz! Evde misiniz?"
Seslendikten sonra kaçmak istemiş ama bacakları hareket etmemek için diretiyormuş. Biraz sonra adam yavaşça kapıyı açmış. Kız adamın gözlerine iyice bakmış. Adamın gözlerindeki yaşları fark edince korkusu da uçup gitmiş.
"Bay Beyaz hiç korkunç görünmüyorsunuz." demiş.
"Neden buraya geldin ben korkunç bir adamım senin gibi çocuklar buraya gelmemeli." demiş.
"Sizi merak ettim ama düşündüğümden farklısınız. Benimle oyun oynar mısınız?"
Adam kızın bu teklifini duyunca çok sevinmiş. Bahçedeki kumlarla çok güzel bir kale yapmışlar. Kız insanların adama neden bu kadar kötü davrandığını anlamıyormuş. Günler birbirini kovalarken kız ailesi fark etmeden adamın yanına gidiyor birlikte oyun oynuyorlarmış. Adam kıza bir sürü şey öğretmiş. Bazen bahçedeki böcekleri, kuşları inceliyor köpekleri eğitiyorlarmış. Bitkilerle ilgilenip bahçeyi düzenliyorlarmış. Bir gün kız adamın yavaş yavaş ten renginin beyazdan normal bir hal almaya başladığını fark etmiş.
"Bay Beyaz galiba ten renginiz değişiyor."
"Evet çocuk bende fark ettim."
"Siz neden beyazdınız."
"Çünkü nefes alamıyordum." demiş adam. Kız dehşete kapılıp sormuş.
"Nasıl nefes almadan hayatta kalabiliyordunuz?"
"Çocukluğumdan beri böyleydi. Hep nefessiz hep beyazdım ama şimdi seninle tanıştım ve senin sayende yeniden nefes almayı öğrendim ."
"Benim sayemde mi? Nasıl benim sayemde tekrar nefes almayı öğrendiniz?"
"Uzun zaman önce unuttuğum bir şeyi hatırladım. Kalbin sıcaklığını... Teşekkür ederim çocuk."
"Sizde bana bir sürü şey öğrettiniz teşekkür ederim." demiş kız. Havanın pembeleşmeye başladığını fark edince ayağa kalkmış.
"Görüşürüz Bay Beyaz." demiş ve tüm gücüyle el sallamış. Adamda ona el sallamış. Kız gittikten sonra adama bir mektup gelmiş. Gitmesini rica eden bir mektubmuş bu. Adam nefes almayı hatırlasa da şehir halkının ona kanı ısınmayacak, salt nefret her zaman kalplerinde kalacakmış. Adam küçük kızı düşünmüş, her zaman mutlulukla yaşamasını dilemiş. Kıza bir mektup bırakmış hep oturdukları dut ağacının önüne. Eşyalarını toplamışve mutlu olabileceği bir yer bulmak umuduyla yola koyulmuş.
Ertesi sabah kız yine adama gitmiş ama ne kadar seslense de evden kimse çıkmamış. Oturmak için dut ağacına gitmiş beyaz zarfı görmüş.
" Sevgili çocuk;
Kalbindeki sevgiyi asla kaybetme kaybedersen eğer benim durumumu hatırla ve hayata tutunmaya uğraş. Sen beni kurtardın ve ben şimdi güzel bir hayat için gidiyorum. Sende mutlu bir hayat yaşa ve her daim gül.
Bay Beyaz "
Çocuk mektubu okurken gözünden bir damla yaş akmış.
Yıllar içinde çocuk büyümüş. Bazı nefret edenler ölmüş, bazıları şehri terk etmiş ama kızın hatıralarındaki Bay Beyaz hep yaşamış."
" Anne hiç korkunç değildi aksine üzücüydü." dedi çocuk ve ekledi "Dedem de bir ara belediye başkanıydı değil mi?"
Annesi onaylarcasına kafasını salladı.
"Bu kadardı hikayemiz işte." dedi ve çocuğuna sıkıca sarıldı.
Nefes almayı unutmayın.