İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 19 · 11 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 19

Arkadaşlık Teklifi

Eleanor'u öpmek cennetin bahçelerindeki çiçeklere dokunmak gibiydi.

Pespembe dudaklar öyle cezbediciydi ki bir kere tadına baktıktan sonra bir daha asla ayrılmamak için adam bile öldürürdü.

Taptığı o gözlerin kendisi için yaş döktüğünü bilmek ise canını yakmıştı.

Bu konunun elbet bir gün, gün yüzüne çıkacağını biliyordu. Ertelemek için elinden geleni de yapmıştı ancak bunları duymak zorundaydı. Kendi kanını paylaştığı için her gün pişmanlık duyduğu o şerefsizin bir daha asla karısının yanına bile yaklaşamayacağını bilmek içini rahatlatan tek şeydi.

Geçmiş geçmişte kalmıştı. Olanları değiştiremezdi.

Daha kötüsü olmadığı için şükredebilirdi ancak.

Ertesi sabah karısının kız kardeşini kapılarında gördüğünde daha ilk bakışta anlamıştı bir şeylerin ters gittiğini. Sevdiği kadını onun için endişelenirken görmek odağını kaybetmesine neden oluyordu.

Kapısı bir kez daha çalınıp bu kez karşısında Robinson'u gördüğünde şaşırdı. Eleanor ailesinin evinde kaldığı zamanlar nasıl olduğunu sormak için bir kaç kez evine gelmişti. Peki şimdi gelmesinin sebebi neydi?

Eleanor gözden kaybolunca konuştu.

"Karım senin hizmetçin değil!"

"O zaman neden bir yardımcı almayı reddettiğini açıklamanın tam zamanı bence."

Bu konuyu onunla tartışacak değildi elbette.

"Neden buradasın?" diye sordu, otururken.

"Söyledim ya, seni görmeye geldim." Robinson ceketinin düğmelerini açarak oturdu. Bacak bacak üstüne attı. "İnanmayacaksın ancak senden başka adam akıllı bir arkadaşım yok. Artık, bizi birbirimize bağlayan bir sır yüzünden de olsa arkadaş sayılırız. Neden bu zoraki arkadaşlığımızı gerçeğe çevirmiyoruz?"

"Ciddi misin?"

"Neden olmasın? Sırtım sağlam, harika bir arkadaş olurum."

Declan'nın bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar güldüğü anlar olmuştur. Ve artık bu da o anlara eklenmişti.

"Kapıma gelip arkadaşlığımı dilenecek kadar çaresiz olduğunu bilmiyordum Robinson."

"Alınırdım ancak çaresiz olduğum konusunda haklısın." Çenesini kaldırdı. "Açık konuşacağım. Görünüşe göre seninle yapacağım olan arkadaşlık babamın bana güvenmesini sağlayacak. Babam bana güvenirse mirasını almam bir o kadar kolay olacak."

"Çıkar ilişkisi diyorsun yani?"

"Neden olmasın diyorum."

"Ben de bugün olmaz diyorum." Declan ayağa kalktı. "Bugün bir misafirim var, başka zaman bu çıkar ilişkisini konuşuruz. Şimdilik seni yolcu edeyim."

"Ama-"

"Hadi Robinson, hadi."

Onu oturma odasından çıkartmıştı çıkartmasına ancak merdivenlerden inen baldızı adamın dikkatini dağıtmıştı. Onların bakışmalarını izlemek zulüm gibiydi. Robinson sırrını paylaştığı ve neredeyse hiç tanımadığı bir adamdı ve Eileen ise karısının kardeşiydi, emanetti.

Karısı kahveleri servis etmek için geldiğinde mecburiyetten tekrar içeriye girdiler. Declan oturmadı.

"Baldızımdan uzak dur."

Fincanı elinde tutan adam içmeyi unutmuş gibiydi.

"Kahveni iç, hemen git."

"Bayan Eileen..." Robinson, hipnozdan çıkmış gibi başını kaldırdı. "Bekar mı?"

"Eileen sana yasak!"

Adamın elindeki fincanı sertçe çekip aldı.

Ona ne kadar Eileen'den uzak durmasını söylese de yol boyunca Eileen hakkında sorular sorup durmuş ve Declan'ın sabrıyla oynamıştı. Robinson, yaşı nedeniyle henüz toy ve tecrübesizdi. Babasının mirasını almak için onunla arkadaşlık kurmak istemesini yüzüne karşı söylemesinden bile anlaşırdı bu durum. Sorun şuydu ki, Declan bu adama alışabilirmiş gibi hissediyordu.

*

Eleanor, babası ona hayal kurmanın önemini anlatırken on iki yaşındaydı. O zamanlar çokça hayalleri vardı. Annesinin tekrardan hayatta olduğu, beyaz atlı bir prensin onu ailesinin zalim kulesinden kurtardığı ve dünyadaki bütün tatlıları yiyebileceği bir hayal...

Küçük kardeşinin, kocaman bir balerin olduğunun hayalini kurduğunu hatırlıyordu. Ablasının hayali ise, anne olmaktı.

Şimdi Beatrice, Eudora'nın doğum yaptığı haberini verince telaşlandı. Henüz çok erkendi.

"Doktoru almaya gidiyorum. Orada görüşürüz."

Beatrice geldiği gibi gittikten sonra yüzbaşı hemen yanında bitti. "Ne oldu?"

"Eudora'nın doğumu başlamış." Dedi, girdiği şoktan hızla sıyrılıp kocasına baktı. "Beatrice doktoru almaya gitti. Sen de Steve'e haber verir misin? Muhtemelen dükkanındadır. Biz şimdi oraya gidiyoruz."

"Tamam."

Yüzbaşı yanında Bay Robinson ile eniştesinin dükkanına giderken, Eleanor da kız kardeşiyle birlikte hızlı adımlarla ablasının evini tutmaya başladı. Aklında ablasına ya da bebeğe zarar gelme düşüncesi vardı. Doğuma daha bir ay vardı, onu tetikleyen bir şey olmalıydı. Zihni olabilecek tüm kötü senaryoları birer birer önüne getirirken sakin kalması imkansızdı. Ancak kendini zorladı, en azından ablası için bunu yapmalıydı.

Eudora'nın evinin önüne geldiklerinde dış kapının açık olduğunu gördüler. İçeriden Eudora'nın çığlıkları yankılanıyordu. Hiç düşünmedi, koşar adımlarla kadının yatak odasına daldı. Ablası yatakta, hizmetlisi yanı başında elini tutarak ona destek oluyordu.

"Abla!"

Eileen'in endişeli sesi odayı doldurdu.

Eleanor beklemeden diğer yanını alıp elini tuttu. "Yanındayız ablacığım, geldik bak."

"Çok erken El, henüz çok erken!" Bağırdı. "Bebeğime bir şey olmasın."

Kenarda duran bezle ablasının alnındaki terleri sildi. Sıkı sıkı tutuyordu elini. "Bir şey olmayacak, bebeğe de sana da." Yüzüne yapışan saçları geri çekti. "Doktor birazdan burada olur. Biraz daha sabret güzelim."

Eleanor kadın doğumu hakkında en ufak bir bilgiye sahip değildi. Ablasına nasıl yardım edilmesi gerektiğini bilmiyordu. Yine de elini hiç bırakmadı, yanında olarak ona en büyük desteği verdi. Sözleriyle onu biraz olsun sakinleştirmeyi umuyordu.

Beatrice doktor ile beraber geldiğinde bile ayrılmamıştı yanından. Hizmetlisi, Eileen ile doktorun istediklerini getirdiklerinde Eudora terden sırılsıklam olmuştu. Bağırıyor, bebeği ölmesin diye feryatlar ediyordu. Ona her şeyin iyi olacağına dair sözler verse de yüreğinin parçalanmasına engel olamıyordu.

Saatler sonra odanın içinde yankılanan ağlama sesi tüm endişeleri silip götürünce herkes derin bir nefes aldı. Doktor bebeği temizlerken Eudora yorgunluktan bayılmıştı. Havluya sarılan minik, bebek büyük teyzesinin kucağına verilince Eleanor gözyaşlarını tutamadı.

"O çok güzel." dedi Eileen, inlemeye yakın bir sesle.

"Tebrik ederim, sağlıklı bir erkek çocuğu. Adını ne koymayı düşünüyorsunuz?"

Eleanor doktora baktı. "Adını annesi koyacak. Önce bir uyansın da."

"Merak etmeyin. Endişe edecek bir durum yok. Akşama kadar uyanmış olur. Şimdilik söylediklerimi unutmayın, ben yine gelirim zaten."

Beatrice doktoru geçirirken Eileen ablasının yanına gelip omuzunun üzerinden bebeğe baktı. Yumuk yumuk gözleri, kahveye çalan saçları vardı. Zayıf değil, topluydu. İnsanın baktıkça bakası gelen bir yüzü vardı. Gözlerini üzerinden almak imkansız gibiydi.

"Ağlama sesi duydum sanki? Yoksa küçük bebek dünyaya geldi mi?"

Eleanor başını kaldırarak kapıdaki adamlara baktı. Bay Robinson hala buradaydı.

Eudora'nın üzeri örtük olmasına rağmen ona mahremiyet tanıyarak odadan çıktılar.

"Eudora nasıl?" Yüzbaşı sordu.

"İyi. Yorgun biraz, uyuyor. Steve nerede?"

"Onu bulamadık." diye cevap verdi Bay Robinson.

Eleanor şaşırdı. O sırada doktoru yolcu eden Beatrice dış kapıdan içeriye giriyordu. "Sabah pazara gitmek için evden çıkmıştım. Bay Steve'i öfkeyle evden çıkarken görünce bir şey olduğunu fark ettim. Dış kapının kapanmadığını bile fark etmemişti. İçeriden Eudora'nın çığlıkları geliyordu. Hiç düşünmeden içeri girdim. Doğumu çoktan başlamıştı."

"Eniştem ve ablam kavga mı etti diyorsun yani?"

"Doğuma daha bir ay vardı. Vaktinden önce doğum yapmasının nedeni, Steve ile olan kavgalarıymış meğer."

Eleanor düşüncelerini sesli dile getirdiğini fark ettiğinde çok geçti. Kocası hemen arkasında duruyordu. Destek vererek omuzunu sıktı. "Henüz hiçbir şey bilmiyoruz. Hemen bir karara varmayalım."

"Haklısın." Dedi. "Bay Robinson, sizi de aile meselemizin için çekmiş bulunduk. Kusura bakmayın."

"Lütfen. Artık ben de aileden sayılırım." Öksürdü. "Yani şey, yüzbaşı ile olan dostluğumuzdan dolayı demek istedim."

Eleanor yanında duran kız kardeşinin yanaklarını görmeden hissedebiliyordu. Tıpkı arkasında ki kocasının öfke dolu bakışlarını bildiği gibi.

Kucağında huysuzlanan yeğenini usulca sallamaya başladı.

"Biz artık gitsek iyi olur, kalabalık yapmayalım. Değil mi Bay Robinson?"

Bay Robinson dalıp gittiği manzarasından kurtulunca yüzbaşıya döndü. "Öyle, öyle. Bayan Eudora'ya iyi dileklerimi iletirseniz sevinirim."

Yüzbaşı çıkmadan önce son kez karısının alnına bir öpücük koydu. "Nasıl olduğunuza bakmak için daha sonra tekrardan gelirim. Şimdilik bir kez daha Steve'i arayacağım. Belki bu sefer bulurum."

Umarım.

Eleanor'un ümit etmekten başka şansı yoktu. Eğer ablası, kocası ile kavga ettiyse ve bu neden erken doğumuna yol açtıysa kavganın büyüklüğünü düşünemiyordu. Karısını bu denli acılar içinde kıvranırken bırakacak kadar ne yaşamış olabilirlerdi ki? Zavallı ablası... Yaşadığı hayal kırıklığı ve öfke onu yıpratmış olmalıydı.

Eudora'nın hizmetlisiyle konuşacak çok şeyi vardı.

Tahmin ettiği gibi, hizmetlisi ablasının aile içi münasebetlerini anlatmak istememişti. Uyandığı zaman Eudora'nın anlatmasının daha uygun olacağını da eklemişti.

Eleanor ablası uyanana kadar huysuzlanan minik bebeğe iki kez ılıttığı sütten vermiş ve iki kez de uyutmuştu. Onun mışıl mışıl uykuya daldığını izlemek içinde hiç bilmediği duyguları ortaya çıkartmıştı sanki. O an ilk defa yüzbaşı ile çocuklarının nasıl olacağını hayal etti. Kendisi gibi sarışın mı olurları yoksa onun gibi esmer mi? Gözleri yeşil mi olurdu yoksa ela mı?

Kuşkusuz, tüm bunların hayalini kurmak çok hoşuna gitmişti.

Akşam ablası uyandığında oğlunu kucağına uzattı. Anne oğlunun kavuşmalarını izlemek duygusal vericiydi.

"O kadar çok dua ettim ki ölmemesi için..." Burnunu çekti, ağlıyordu. "Tanrı dualarımı kabul etti El. Onu bana bağışladı."

Eleanor hemen ablasının yanına kıvrıldı. Parmaklarının uçlarıyla bebeğin sarı saçlarını nazikçe okşadı.

"Burnu ve gözleri sana benziyor."

"Sağlıklı değil mi? Doktor bir şey dedi mi?"

"Sağlıklı, merak etme. Doktor endişelenecek bir şey olmadığını söyledi. Yarın sabah tekrar gelip görecek seni. Soruların varsa yarın ona sorarsın."

Ablası kız kardeşinin elini sıktı. "Burada olduğun için o kadar mutluyum ki. Sen yanımda olmasaydın ne yapardım bilmiyorum."

"Kayıtlara geçsin diye söylüyorum Eileen de buradaydı. Biz kardeşiz. Hayatımızın her anında birbirimizin yanında olacağız tabii. İstesek de istemesek de."

Eudora, annelerinin vefatından sonra kız kardeşlerine hem ablalık hem de annelik yapmıştı. Bir gecede büyümüş, tüm sorumlulukları üstlenmişti. Bu Eleanor'un ablası için yaptığı en ufak bir şeydi. Onun hakkını bu kadar kolay ödeyemezlerdi. Öğrendiği her şeyi ondan öğrenmişti ve bunu unutamazdı.

"Babamlar buradaydı. Biraz önce gittiler. Onlar da yarın kahvaltıya gelecekler." Sessizlik oldu. Eleanor konuyu açmak için beklemedi. "Sabah çığlıklarını duyup sana yardıma koşan Beatrice'ti. Steve'in öfkeyle evden çıktığını görmüş. Yüzbaşı onu aradı ama bulamadı. Hiçbir yerde yok."

"Babamlar biliyor mu?"

Ablasının yüzünün düşmesine rağmen başını sallayarak cevap verdi Eleanor.

"Steve beni aldatıyor."

"Ne?!"

Bebek kucağında huzursuzlanınca annesi usulca salladı.

"Ne demek seni aldatıyor?" Bu sefer sesini alçaltarak konuştu. "Ne zaman, nasıl?"

"Ben de yeni öğrendim... Birkaç gün önce gece yarısı bir kadın geldi kapımıza. Steve'i göreceğim dedi. Görsen, o kadar yüzsüzdü ki yüzüme karşı söyledi onun dostu olduğunu. Birkaç aydır onu görememiş ve konuşmaya gelmiş. O an öyle bir şaşırdım ki dilim tutuldu, bir şey diyemedim. Sonra Steve geldi. Yanımda kavga etmeye başladılar. İnanabiliyor musun? İki yıllık kocamın tanımadığım bir kadınla karı koca gibi kavga etmesini izledim."

Eleanor ablasının ıslanan yanaklarını sildi.

"Kendime geldiğimde sordum. Her şey ortadaydı ama yine de sordum, yüzüne karşı. İnkar etmedi. Evlenmeden öncesine kadar ilişkileri varmış. Evlendikten sonra bir kaç görüşmüşler ama ben hamile kalınca Steve kadınla görüşmeyi bırakmış." Kucağındaki bebeğe baktı. "Çocuğum için her şeyi geçmişte bırakmaya hazırdım El, ama kadın bir kez daha geldi. Steve'e o kadını hayatımda istemediğimi söylediğimde kavga etmeye başladık. Sonra bir bakmışım suyum gelmiş."

Bebeğinin başının okşayıp öptü. Onun böyle bir şeyi çaresizce kabul etmesini izlemek çok kötüydü. Steve bunu ona nasıl yapabilirdi?

"Şimdi ne yapacaksın?"

"Bilmiyorum ama artık onu hayatımda istemiyorum. Ondan boşanacağım."

"Bebek ne olacak?"

"Babalık yapmak istiyorsa yapabilir ama kocalık yapamayacak."

Bebeği ezmemeye dikkat ederek ablasına sarıldı. "Sen çok güçlü bir kadınsın ablacığım. Sen ne karar verdiysen ben de senin arkanda durup seni destekleyeceğim. Göreceksin bak, babam da bir an önce boşanmanız için elinden geleni yapacaktır. Söz veriyorum sana her şey daha güzel olacak."

"Bunu ummaktan başka çarem yok zaten."

"Tamam artık bu kadar ağlama yeter." Eleanor ablasının yaşlı yanaklarını silip geri çekildi. "Mutlu olmamız için çok sebebimiz var. Bu minik bebek dünyaya geldi, sen anne oldun. Ben teyze oldum. Gerçi keşke kız olsaydı, o zaman onunla daha çok eğlenirdik."

"Hey, sırf cinsiyeti farklı diye ayrıştırmak yok oğlumu."

"Adını ne koyacaksın? Aklında birkaç fikir var mı?"

Eudora bebeğine baktı. Bakışlarında bir annenin evladına olan sevgisi vardı.

"Oliver."

*

Ertesi sabah doktordan önce Eileen babası ve babaannesini alarak kahvaltıya gelmişti. Eudora salondaki kanepede, kız kardeşinin ona yaptığı geçici yatakta uzanırken ailesi ile sohbet ediyordu. Konu daha çok Steve'in onu aldatmasıydı. Babaannesi onun kocasından boşanmasına tamamen karşıyken babasının onayı onunla birlikteydi. Babasının desteğini aldıktan sonra gerisini önemsemedi.

Mutfakta hizmetlinin kahvaltıyı hazırlamasına yardım eden Eleanor'un bir kulağı içeride konuşulanlardı. Tam da tahmin ettiği gibi olmuştu. Babası ablasına destek vermişti.

Eileen ise kucağında yeğeni ile bir o yana bir bu yana gidip duruyordu. Görünüşe bakılırsa minik bebek en çok küçük teyzesini sevmişti. Onun kucağındayken çok sessizdi.

"İçeriye gider misin lütfen? Birilerimiz kıskanıyor olabilir belki." dedi

"Kıskanç teyze!" Eileen yalandan kaşlarını çattı. "Olly en çok beni seviyor diye kıskanma. Değil mi Olly? En çok beni seviyorsun."

Eleanor gülümsedi. "Tamam tamam, aranızdan çekiliyorum."

Kahvaltıdan sonra Eudora'yı babası ve babaannesi ile bırakarak iki kız kardeş bebeğe yeni kıyafetler almak için çarşıya çıktılar. Amaçları ablalarına sürpriz yapmaktı. Çarşıda bebek kıyafetleri satan birkaç dükkandan biri olan o dükkana girmişlerdi. İçeri girdikleri gibi kıyafetleri incelemeye başlamışlardı.

"Mavi olan nasıl?"

"Hayır." dedi Eleanor. "Erkek diye mavi giymek zorunda değil. Sanki bakın oğlumuz oldu demeye çalışıyormuşuz gibi. Yeşil olana ne dersin? Hem Olly'nin gözleriyle de bire bir aynı. Çok yakışacaktır."

Eleanor cevap vermeyen kız kardeşine döndüğünde arkasında bir yere odaklandığını görmüştü. Kaşlarını çattı. Baktığı yere bakmak için başını çevirdiğinde Teğmen Carter ile göz göze gelmişlerdi. Doğrudan ona bakıyordu. Demek ki Eleanor'u içeri girdiği an fark etmişti.

Eleanor'un bakışları yanındaki kadına çevirilince hayatının şokunu yaşadı. Kadın hamileydi. Aman tanrım, hamileydi!

Gözlerinin önünde duran bütün parçalar birer birer yerine otururken göğsünün daraldığını hissetti. Daha fazla burada duramazdı. Hızla dükkandan çıktı. Teğmen arkasından geliyor ve adını sesleniyordu. Durmak istemedi, gitmeliydi. Ancak bir açıklama duymak istiyordu. Kahrolası açıklamaya ihtiyacı vardı.

Durdu. Arkasını dönerek bir zamanlar deli gibi sevdiği adama baktı.

"Beni aldattın!"

"Bunun için pişman olmadığım bir gün bile yok."

"Ne fayda?" Sesinin tonunu kontrol edemedi. "Beni aldattın. Nasılsa asla öğrenemeyeceğimi düşündün ama düşünmediğin bir şey oldu. Hamile kaldı. Böylece onunla evlenmek zorunda kaldın. Seni bekleyen nişanlını umursamadan!"

Artık herkes onları izliyordu. Eleanor kimseyi umursamadan doğruca muhattabına bakıyordu. Teğmen başını çevirip insanlara baktı. Sonra genç kıza döndü.

"Eleanor beni dinlemek zorundasın."

"Ablam seni dinlemek zorunda falan değil!" Eileen ablasının önüne geçti. "Yürü git karının yanına!"

Çenesiyle adamın arkasını işaret etmişti. Eleanor korkudan karnını tutmuş olan kadına baktı. Tek kelime İngilizce bilmiyordu ama burada olup biteni anlamadığından şüpheliydi.

Eleanor onu suçlamıyordu.

"Bak, dinle lütfen. Ne söylesen haklısın. Bütün öfkeni, nefretini hepsini kabul ediyorum. Yüzbaşıya da söyledim, karşına çıkmaya bile yüzüm yok. İnan bana-"

"Ne?"

Bu doğru olamazdı. Korka korka sordu.

"Yüzbaşının haberi var mıydı?"

Bir yanı vereceği cevabı duymak istemiyordu. Ancak diğer yanı, yüzbaşıya karşı hisler beslemeye başlayan tarafı cevabı duymak için can atıyordu.

Teğmen uzun bir soluk aldı ve cevap verdi.

"Üzgünüm."

Bölüm Sonu!

Oooo işler kızışacak gibi.

Bir şey diyim mi, Eudora'nın aldatılma olayı aklımda yoktu, yazarken birden yazıverdim. Artık ona bir ship buluruz el birliğiyle.

Neyse bir sır daha açığa çıktı, kaldı iki. Hızla devam.

Muhtemelen 10 veya en fazla 15 bölüm sonra bitiririm. Haberiniz ola.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

20. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

1 yorum