İçeriğe geç

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Huysuz Yüzbaşı

Bölüm 1

Sadakatsiz Sevgili

1874 yılının Britanyası o bahar geri dönülemez bir felakete yol açmıştı. İngilizlerin Fransızlarla girdiği savaşın ardından bambaşka iki kalbi bir araya getirmişti.

Eleanor Haworth kız kardeşleri, babası ve babaannesi ile birlikte yaşayan arkadaşlarının da deyimi ile hayat dolu bir genç kadındı. Sevdiği adamla nişanlanmış ve evlenmek için savaştan dönmesini bekliyordu.

Yüzbaşı Declan Stanford... Adı gibi asaletli bir adamdı. Onun tüm hayatı savaşmaktan ibaretti. Savaşmadığı zamanlarda ise şatafatlı İngiliz sosyetesinden ve gösterişli balolarından uzakta huzurlu bir hayat sürmekteydi.

Savaş bu iki yüreğin hayatını kökünden değiştirecekti.

*

"Hadi ama El, çık oradan artık. Hepimiz seni görmek istiyoruz."

Eleanor, arkadaşı Beatrice'in yakında evleneceği için terzide gerçekleşecek olan gelinlik provasındaydı. Haftalar öncesinden, şehre gidip gelen Freya'nın getirdiği dergilerden görüp heveslendiği bir modeli dikmesi için terziye vermişti ve şimdide son rötuşları tamamlanan elbiseyi deniyordu.

Genç kız perdelerin arasından arkadaşlarının önüne çıktığında bütün endamını gözler önüne serdi. Eleanor Costwold'un en güzel genç kızların biriydi. Kasabaya dışarıdan gelen herkes böyle düşünürdü. Beline kadar uzanan güneş gördükçe parlayan sarı saçları, dokunsan kırılacakmış gibi olan incecik beli, dolgun göğüs ve kalçaları kasaba meydanında yürürken bir bakanın tekrar bakmasına neden oluyordu. Ela gözleri, fındık burnu, yay gibi kaşları, pespembe dudakları da hiç yardımcı olmuyordu.

Eleanor annesinin mirası güzelliğinin farkındaydı ve bunun getirilerinden fazlasıyla memnundu.

"Ne düşünüyorsunuz, nasıl olmuşum?" Kendi etrafında bir kez dönüp eteklerini kaldırdı.

Ablası Eudora ayağı kalkıp kız kardeşinin yanında durdu. "Peri kızı gibi görünüyorsun." Eudora, duygusal bir kadındı, yirmi beş haftalık hamile olması da etrafında ağlayarak gezinmesine neden oluyordu.

Eleanor gözlerini devirdi, ablasının duygusallığına.

"Olağanüstü görünüyorsunuz Bayan Haworth." dedi elbiseyi diken terzi kadın. "Kasabanın delikanlılarını birbirine düşüreceksiniz."

"Benim Bastian'ım beğensin yeter." dedi, bilmiş edalarıyla. Tüm bunlar çok sevgili nişanlısı içindi.

"Düğünümde benden güzel olacaksın." dedi Beatrice. Yalancı sinirle kollarını göğünde bağladı. Eleanor gülümsedi. Eteklerini kaldırarak arkadaşının yanına gidip sarıldı.

"Sen de benim düğünümde benden güzel olursun ödeşiriz."

Beatrice sinirini unutup arkadaşına sarıldığında terzinin kapısı bir anda açıldı. Küçük Leo nefes nefese kalmıştı. Genç kızların hepsi ona döndü. "Bayan Haworth! Bayan Haworth!" Küçük çocuk kendi gibi küçük ellerini yüreğine getirdi soluklanmak için. "Savaş bitti, askerlerimiz yurda döndü."

"Ne?"

"Bir sonraki hafta geleceklerdi."

"Babam gelmiş olmalı."

"Acaba kazandık mı?"

Genç kızlar fısıldaşmaya başlarken Eleanor hiçbirini duymuyordu. Yüreği öyle hızlı atıyordu ki uçup gitmesin diye avucunu kalbine koydu. Dudaklarının arasından sevdiği adamın adı döküldü. "Sebastian."

"Bayan Haworth, Teğmen Carter da dönmüş. Babanız evinizde olduğunu ve size haber vermemi istedi."

Genç kız her şeyi unutup bir anda eteklerini tuta tuta koşmaya başladı. Zavallı terzi kadın elbisesi için arkasından bağırsa da duymamış ya da duymazlıktan gelmişti. Şenlik havasının hakim olduğu meydanda bir leydinin koşmasına kimse aldırış etmemişti neyse ki.

Evlerinin önüne vardığında kapıyı çalmadan önce duraksayıp nefes alış verişlerini düzene soktu. Dağılan saçlarını eliyle düzeltti. Bonesini terzide unuttuğunu ve üzerindeki elbiseyi fark edince kendine lanet okudu.

Kapıyı Jamaikalı hizmetlileri Amoy açmıştı. Uzun süredir onlara hizmet eden siyahi kadının yüzünde anlamlandıramadığı hüznü görünce bir anlığına kaşlarını çattı. Umursamadı. Sonuçta nişanlısı savaştan dönmüştü.

Bugün onun en mutlu günüydü.

Adımları onu salona doğru götürdüğünde küçük kız kardeşini eşikte beklerken gördü. Yanına gelip ellerini avuçları arasına aldığında bir sorun olduğunu anlamalıydı ama Eleanor öyle mutluydu ki böyle bir ihtimali düşünmedi bile.

Küçük kardeşi Eileen'in elini bırakıp oturma odasından içeriye adımladı. Yüreği deli gibi çarpıyordu göğüs kafesinin içinde. Öyle hızlı çapıyordu ki mutluluktan öleceğini sanırdı.

Nişanlısı oradaydı. Genç kadının görmeyi çok sevdiği üniforması daha üzerinde duruyordu. Her zamanki gibi dik duruyor ve genç kadının gönlünü mest ediyordu.

Ama bir dakika, yanında bir kadın vardı ve Eleanor kadını daha önce görmediğine yemin edebilirdi. Kimdi bu kadın?

Eleanor'un gülümsemesi yavaşça soldu.

"Eleanor, gel kızım." Babası oturduğu yerden kalkarak kızının yanına geçti.

"Baba." Genç kadının söyleyebildiği tek kelime bu olmuştu. Dili tutulmuştu sanki. Ela gözleri kaçırmadan başı eğik olan adama bakıyordu.

Bir sorun vardı.

"Neler oluyor burada baba? Genç hanım da kim?"

Bay Douglas'ın sessizliği genç kadını daha fazla gerdi, endişelenmesine neden oldu. O bir şey söylemeyince nişanlısı Sebastian sözü devraldı.

"Bu Alma." dedi, yanındaki kadını tanıttı. "Benim karım."

Eleanor güldü. "Benimle alay mı ediyorsun? Nasıl bir tiyatro bu böyle?"

"İnan bana buraya seninle alay etmeye gelmedim Eleanor. Sana ve babana verdiğim sözü yerine getiremedim. Adının lekelenmesine izin verdiğim için kendimden büyük utanç duyuyorum. Buraya onurunu bu şartlar altında ayaklar altına aldığım için affına sığınmaya geldim."

Kulaklarına ona oyunlar oynuyor olmalıydı. Bu sözler gerçek olamayacak kadar hayal ürünüydü.

"Lütfen beni affet."

Teğmen Carter, Eleanor'un genç kızlığının aşkıydı. Gözünü onunla açmıştı ve bir gün onunla evleneceğini bilerek yaşamıştı. Sebastian ona sözler vermişti, umutlar, hayaller... Şimdi tek bir sözüyle onları yerle bir etmişti.

"Biz nişanlıydık." dedi, kelimeleri bir araya getirmeyi başararak. "Biz evlenecektik, daha savaştan bugün döndün. Ne ara? Hangi ara bu kadınla evlendin?"

"Teğmen Carter ve Alma, savaşın olduğu köyde tanışmışlar. Kadın tek kelime İngilizce bilmiyor, kimsesi yokmuş." dedi Bay Douglas, araya girme isteğiyle.

"Yani? Onun yüzünden evde seni bekleyen nişanlından mı vazgeçtin? Ne için, bu kadın için mi?" Eleanor'un gözleri doldu. "Ben hiçbir şey anlamıyorum. Hayır. Hayır!"

Genç kadın başını iki yana salladı inkar ederek. Göz yaşları yanaklarını ıslatırken koşarak evden çıktı. Tüm bunlar çok fazlaydı. Bu nasıl olabilirdi ki? Yolunu dört gözle beklediği, hasretini çektiği sevdiği adam yanında karım diye tanıttığı kadınla çıka gelmişti. Bu bir çeşit bir rüya olmalıydı, korkunç bir kabus.

Şimdi ona ne olacaktı? Artık bir nişanlısı olmadığına göre hayalini kurduğu gelinliği asla giyemeyecekti. Belki de asla evlenemeyecekti. Babası... Kendi onurundan geçmişti ama babasının adı mahvolmuştu. Sebastian ile yapacağı evlilik kız kardeşi Eileen'in iyi bir izdivacına yol açacaktı. Şimdi hem babasının hem de kız kardeşinin itibarını lekelemişti.

Onun hiç bir kabahati olmadığını söyleyen bir tarafı da vardı. Sonuçta onunla evleneceğine söz verip başka bir kadınla evlenen Sebastian'dı. Fakat insanlar onun değil Eleanor'un adını anıp konuşacaklardı.

Peşinden babasının ve eski nişanlısının adını seslenmelerini duymazlıktan gelerek göz yaşlarıyla kalabalığın arasından koşmaya devam etti.

Ta ki etten bir duvara çarpana dek.

"Bayan Haworth?" Bu sesi tanıyordu.

Eleanor başını kaldırıp bu kalın sesin sahibine baktı. Buğulanmış gözleriyle Yüzbaşı Stanford'un siluetini zor tanıyabilmişti.

"Yüzbaşı?"

"Neyiniz var?"

Eleanor başını eğdi. Kimsenin onu ağlarken görmesini istemiyordu. Özellikle de herkesin korktuğu ve sakındığı bu adamın.

Eleanor elbette Yüzbaşı Declan Stanford'u tanıyordu. Bir keresinde yarasını sarmasına yardımcı olmuştu. Fakat o da çoğu insan gibi bu yabani adamı fazla soğuk bulurdu. Ondan korkmuyor ya da çekinmiyordu. Korkulacak bir tarafı yoktu bu adamın, aksine merak uyandırıcıydı.

Fakat şu anda Eleanor'un bu merak uyandırıcı adamdan uzaklaşması gerekiyordu.

Adam iki koca adımda aralarındaki mesafeyi kapattı. Parmakları genç kadının koluna dokunmak için havalansa da en nihayetinde indirmek zorunda kaldı.

"Çekilin önümden."

"Ne olduğunu söylemeden olmaz!"

"Çekilin dedim size!"

Genç kadın, yanında bedeninin küçücük kaldığı adamın iri gövdesini iterek tekrardan koşmaya başladı.

Eleanor hayal kırıklığının gölgelerine sığınıp kendine güvenli bir sığınak yarattı. İçeriye kimsenin girmesine izin vermediği, tekrardan kırılması mümkün olmayan bir sığınak.

Ayakları onu kalabalıktan ve insanlardan uzak olan o yere getirdiğinde durdu. Burası küçüklüklerinden beri arkadaşı Beatrice ile beraber gizli yerleriydi. Bir ovaydı ve ortasında gölgesinden dinlenebileceği kocaman bir ağaç vardı.

Eleanor ve Beatrice bu ağacın gölgesinde çok zaman geçirmişlerdi. Birlikte gülüp ağladıkları bu yer onlara ikinci bir yuva olmuştu. Eleanor'un ayaklarının onu bu yere getirmesine şaşmalıydı.

Kalbinin ağrıdığını hissetti. Öyle ağırlaşmıştı ki onu yere düşürdü.

Sırtını ağacın gövdesine yaslayıp ağlamaya devam etti. İçin için ağlıyordu. Ciğerini söküp almaya çalışıyorlarmış gibi.

"El."

Eleanor arkadaşı Beatrice'in sesini duyar duymaz daha çok ağlamaya başladı. Genç kız yanına çömelen arkadaşına sarıldı.

"Bastian..."

"Ne oldu? Anlat bana."

"Benim cesur teğmenim korkak çıktı." dedi, içini çeke çeke.

Eleanor, çok sevgili nişanlısına cesur teğmenim diye hitap ederdi. Cesur teğmeni verdiği sözleri tutamayacak kadar korkak çıkmıştı. Sevgisinden bile şüphe ediyordu artık. Onu hiç sevmemiş bile olabilirdi. Fakat tanrı biliyordu ya Eleanor onu çok sevmişti. Her gün tanrıdan sağ salim dönmesi için dualar etmişti. Bu muydu dualarının karşılığı? Tanrı nasıl bir oyun oynuyordu?

"Teğmen Carter'a bir şey mi olmuş?"

"Hayır, hayır. Olan bana oldu." dedi Eleanor. Arkadaşının göğsünden çekilip elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. "Eve vardığımda Sebastian oradaydı fakat yanında bir kadınla. Kim olduğunu sorduğumda bana karısı olduğunu söyledi. İnanabiliyor musun? Savaşın olduğu köyde tanışmış ve evlenmişler. Kimsesi yok diye."

Arkadaşının dizlerinin üzerine uzanıp başını yasladı.

"Sırf o kızın kimsesi yok diye beni kimsesiz bıraktı, Bea." Gözyaşları duurulmadan akmaya devam etti. "Bana söz vermişti. Evleneceğimizin hayalini kurmuştum. Şimdi bir anda çıkıp başka bir kadınla evlendiğini söylüyor, Bea. Neden? Ben çok mu çirkinim, Bea?"

"Olur mu öyle şey?" diye cevap verdi arkadaşı. Kızın saçlarını okşadı. "Teğmen Carter sadece vefasızlık yapmış. Sen bu kasabanın gördüğü en güzel kızsın. Eğer başkasıyla evlendiyse de kendi kaybeder. Gör bak, yarın kapında bir sürü görücü üşüşecek."

"Peki ya babam? Arkasından konuşacaklar, Eileen'in iyi bir evlilik yapma ihtimalini de çöpe atmış oldum."

"Bırak konuşsunlar. Babanın nasıl iyi bir adam olduğunu ve zamanında kasabamıza yaptığı iyiliklerini herkes biliyor. Eileen'in evliliğine gelince, onu kaderini sen nasıl etkileyebilirsin ki? İyi ya da kötü bir adamla evlense bile bu onun tercihi olur, bir başkasının değil. Sende bunları kafana takıp üzülme artık. Seni iyi tanıyorum El, bundan sonra kimseyi onun gibi sevemeyeceğini sanıyorsun fakat inan bana arkadaşım, kaderin dışarıda bir yerlerde seni bekliyor olmalı. Harika bir evlilik yapacağına ve onu çok seveceğine canı gönülden inanıyorum."

Eleanor ağlamayı kesti. Arkadaşının sözlerinde haklılık payı vardı. "Umarım." dedi. "Bu arada, burada olduğumu nereden öğrendin?"

"Yüzbaşı Stanford söyledi."

Eleanor şaşırdı. "Yüzbaşı Stanford mu?"

"Askerlere bakmak için terziden ayrıldığımda beni gördü. Yüzündeki kocaman izi görmüş müydün?"

"Ne izi?" diye sordu. Ağlamaktan yaşlı gözleriyle zor tanıyabilmişti zaten.

"Yüzünün sol tarafı yukarıdan aşağıya bıçakla çizilmiş gibiydi. Her neyse, beni gördüğü zaman arkadaşının sana ihtiyacı var dedi ve beni buraya gönderdi."

"O burayı nereden biliyormuş ki?"

"Bilmiyorum." Dedi Beatrice, omuzlarını kaldırıp indirdi. "Boş ver şimdi onu. Hala nedimem olacaksın değil mi?"

"Yalnızca sen de benim düğünümde nedimem olursan?"

Eleanor ağzından çıkan sözleri sonradan fark edince üzülmesine engel olamadı. Evlenmeyi bile başaramadığı için kendini suçluyordu. Belki de asla aşk evliliği yapamayacaktı. Ancak arkadaşının sözlerini düşündü. Onun kaderi gerçekten de dışarıda bir yerlerde onu bekliyor olabilir miydi?

Eleanor bunun cevabını çok uzun zaman sonra alacaktı. Şimdilik sevdiği adam için seçtiği elbisenin içinde ağlamaya devam etti, uzaklarda bir yerlerde onu izleyen birinin varlığından habersizce...

Bölüm Sonu!

Merhaba, bu kurgumu çok sevdiğim bir dizi olan Sanditon'un ikinci sezonunda ki Alison ve Fraser'ından esinlendiğimi söyleyerek söze başlamak istiyorum.

Huysuz bir adamımız ve gün ışığı bir kızımız var. İkisi arasında ki efsanevi aşkı sizlere anlatmayı çok istiyorum. Kısa bir kitap olmasını planlıyorum. Yorumlarınızı ve beğenilerinizi eksik etmeyin lütfen.

Bölüm sonu

5 yorum