İçeriğe geç

HÜKÜM

Bölüm 56 · 20 dk okuma

HÜKÜM

Bölüm 56

49. BÖLÜM

Başımı çevirmemle mezarlığa tekrar bakmış ve gözümden düşen yaşa engel olamamıştım

"Gitti!" Dudaklarımdan tek bir cümle dökülürken kalbimdeki ateş kor gibi büyüyordu, bırak etrafımdaki kişileri korumayı kendimi bile koruyamıyordum!

"Bizim, benim yüzümden'mi?" İzem'in sesinde mahçubiyet ve endişe olurken omzumun üstünden bakmış ve ayağa kalkmıştım, İzem'e dönmemle bir kaç adım atmıştım ama bir an bile gözlerim gözlerinden ayrılmazken İzem'in gözlerinde korku vardı!

"Evet!" Sop soğuk çıkan sesim içimin ürpermesine neden olurken İzem zorda olsa yutkunmuş ve gözlerini kaçırmıştı!

"Birimizin yüzünden gitti ama senin değil!"

"Ne?"

"Aliz benim yüzümden gitti!" Cümlemle bu sefer kaçan bakışlar benim olurken İzem'in yanından geçip gitmiştim, omzumun çarpmasıyla İzem geriye giderken arkamdan baka kalmıştı!

Bir umutla girdiğim mezarlıktan çaresizce çıkıyordum, Aliz'i buraya ilk defnederken içim bu kadar yanmamıştı çünkü o zaman ben vardım ama şimdi bende gidiyordum peki ne olacaktı?,

Aliz ne yapacaktı?, ben ne yapacaktım?

Araca binmemle yola çıkmıştım, önceden gideceğim yer belli olmazken şimdi belliydi!

-

Bölüm Müziği: Yüreğim Kanıyor

Zinciriye medresesine gelmemle araçtan inmiş ve ayaklarımı sürüyerek içeriye girmiştim, girdiğim çıkmaz beni boğarken aldığım nefes dahi zulüm oluyordu!, ama eğer bu hayata bir son verirsem belkide artık acı çekmeyecek ve kırılmayacaktım ve herşeye son verebilecektim, elimi duvarlara sürterek merdivenleri çıkarken parmağımdaki yüzük duvara her çarpışıyla kulaklarımda tiz bir yankı yapıyordu!

Aliz doğru söylemişti bu yüzük İzem'in yüzüğü olurken ben Aliz'in yüzüğünü takmayı becerememiştim, "Kaner!" merdivenleri çıkmamla ismim zincirli medrese duvarlarına çarparken merdivenleri sonuna gelmiş ve başımı yan çevirip medresenin kubbesine bakmıştım, Mardin eşsiz bir manzara sunarken beni içinde bırakmış, karanlığına hapsetmişti!

Ayaklarımı sürüyerek uca doğru giderken her bir adımda daha yaklaşıyordum sona!, uçta durmamla artık bakış açımda ayak bastığım yer gözükmezken başımı gökyüzüne çevirmiş ve avazım çıktığı kadar bağırmıştım!

"Aaaa!" bağırdım çünkü artık dayanamıyordum, sıktığım dişlerim artık kanamaya başlamış ve bana zarar veriyordu!

"Vazgeçiyorum!" Her bir cümlemde durarak konuşurken düğümlenen boğazımdan kelimeler zor çıkıyordu!

"İstediğin oldumu?, vaz geçtim senden de kendimden de vaz geçiyorum!"

Gözümden akan yaşla bir kez daha bağırırken isyanım Aliz'e değildi, kendimeydi çünkü adam gibi sevememiş sahip çıkamamıştım, biraz daha ilerlememle zincirler bacaklarıma değerken İzem'in sesi bir kez daha duyulmuştu!

"Kaner sakın!"

Adım atmamla zinciri geçerken ayağımın ucu boşlamıştı!

"Git buradan!"

"Saçmalıyorsun şuan!"

"Haaha!" Kahkaha atmamla omzumun üzerinden İzem'e bakarken İzem bana korkuyla bakıyordu

"Ben mi?, bence hayır!" Başımı iki yana sallamamla yutkunurken diğer ayağımıda zincirin diğer tarafına atmıştım

"Ben adam gibi sevemediğim için Aliz gitti!"

"Hayır!, Aliz senin yüzünden değil senin için gitti!"

"Bak sende diyorsun benim-"

"Hayır!, sen iyi ol diye, kendine daha fazla zarar verme diye gitti, ama eğer oradan atlarsan kendine değil Aliz'e zarar verirsin!" İzem'in cümlesiyle sanki ayaklarım çakılı kalırken mavi gökyüzünde kayboluyordum!, gerçekten onu bu hale benmi getirmiştim, onu bu karar için benmi zorlamıştım, Aliz için benim yaşamaya hakkım varmıydı!

"Ben o gün, toprağa koyduğum gün kaybettim!"

"Senin bir suçun yoktu!"

"Var!" Bağırmamla dudaklarımı birbirine bastırırırken zorda olsa derin bir nefes almıştım

"Aliz'i koruyamadım ben!, intikamını dahi alamadım!"

"Gel birlikte alalım Kaner!, Aliz'in hesabını beraber soralım sebep olanlardan!"

"Peki benden nasıl soracaz!" Bu sefer sessim daha alçak çıkarken yüzüklü elimi kaldırmış yüzüğe bakmıştım, gözümden bir damla yaş akmasıyla dudaklarıma kaymıştı, yaşla birlikte yüzümde tebessüm belirirken İzem'in kokusu burnuma daha fazla doluyordu!

"Eğer Aliz gelecekse sana, hesabı kendine'de keseceksen boşanalım, yemin olsun düşünmeden atarım o imzayı ve sende yalnızlığı seçersin, kendini yalnızlıkla cezalandırırsın Kaner!, ama şimdi olmaz!, buraya, yanıma gel!"

"Gelmezki!" Hıçkırıklarla dudaklarımdan kaçan cümle kalbimi kor gibi yakmaya yetmişti

"Madem gelmez buradan beraber atlarız Kaner, eğer elindeki yüzük sana yük oluyorsa artık tüm herşey bura da biter, nasıl başladıysa öğle, kanla başladı kanla biter!" İzem'e bakmamla İzem zincirlerin arkasında olurken korkudan dudakları titriyordu

"Geçermi bilmiyorum ama çok ağır İzem!" Gözümden akan yaşla başımı eğerken zorda olsa yutkunmuştum.

"Biliyorum ağır ama geçecek!" İzem cümlesiyle kolumdan tutup çekmesi bir olurken, geriye doğru sendellememle İzem fırsatını bulmuş ve asla bırakmazken iki eliyle koluma yapışmıştı!

Geri adım atmamla zincirleri geçerken İzem boynuma atlamıştı, bacaklarım artık beni taşımazken hızla yere diz çökmemizle İzem ağlarken ben içime içime ağlıyordum, kendimi deli gibi sıkmam bir şey değiştirmezken boğazımdan kaçan kıçkırıklar kendini gün yüzüne çıkarmaktan geri durmuyordu!

İZEM KAMİROĞULLARI

"Hiçbir şeyi başaramadım!" Başımı sallamamla inkar ederken Kaner'in nefesi tenime çarpmıştı, dudaklarım aralansa da birşey diyemezken sadece susmuştum çünkü oda biliyordu ama inkar ediyordu!

"Başardın!" Kaner uzaklaşmasıyla gözlerime bakarken yüzümdeki tebessümle gözlerimi yavaşça kapatıp aralamış ve başımla onaylamıştım

"Sen her şeye rağmen dik durmayı başardın!" Kaner sessizliğe bürünürken gözlerindeki ışık yok olmuştu!, gerçi hiçbir zaman görmemiştim ama şimdi kap karanlıktı!

"Şerzat iti bilerek eş yaptı Aliz'i, benim ölmem için masum kızı kullandı!"

"Bence Aliz çok mutlu!" Gözümden akan yaş yüzümden akıp giderken biraz da olsa Kaner'in içini ferahlata bilmek için gülümsemiştim!

Kaner başını eğmesiyle sessizce ağlarken bende başımı eğmiş başına alnımı yaslamıştım!, benim içinde zordu sevdiğim adamın başkasına ait olan göz yaşlarını silerken hayata tutundurmaya çalışıyordum ama ne kadar başarılı olabiliyordum bilmiyorum!, sanki içimde ayağı kırık bir at koşuyordu ama yaşamasımı hayırlıydı yoksa ölmesimi, onu zorla hayatta tuttuğum için mi zalim olurdum yoksa göz göre göre ölüme gitmesini izleyerek mi zalim olurdum bilmiyorum!

Gözümü katmamla Kaner'in nefesine nefes katmıştım, birazda olsa ayağa kalkabilecek dayanağı olsun diye ve umarım olurdu'da!

"Hadi gel!"

Geri çekilmemle surların duvarına sırtımı yaslamıştım, Kaner'de yanıma gelmesiyle ikimizin de odak noktası aynı olurken içinde tutsak kaldığımız toprakların esiriydik!

"Zor ama geçecek!"

"Nasıl olacak?"

"Öğrenerek!" Kaner bana bakmasıyla tekrardan gözleri düşerken yavaşça önüne dönmüştü!

"Hayata tutunmayı öğreneceksin Kaner!, tekrardan devam edeceksin, yılmadan yıkılmadan!"

"Peki bana sevmeyi öğretirmisin?"

Kaner'in cümlesiyle istemsizce omzumun üzerinden Kaner'e bakarken onun gözleri gözlerime değmeye korkuyordu!

"Bende bilmiyorumki!" Omzumu silkmemle konuşurken sesimde kırıklık vardı

"Ama birlikte öğrenebiliriz!"

"Öğrenelim' mi?" Kaner bana bakmasıyla dudağımın kenarı kıvrılırken başımı aşağı yukarı sallamamla onaylamıştım!

"Öğrenelim!" İkimizde önümüze dönmemizle susarken aklıma gelen fikirle dudaklarım aralanmıştı, söylemekle söylememek arasında kalsamda söylemek zorundaydım ama nasıl söyleyecektim bilmezken Kaner'in sesi duyulmuştu

"Söyle!"

"Nerden anladın?" Kaner sorumla birlikte derin bir nefes almış başını arkaya atmıştı

"Kıvranmandan!"

"Kıvranmadım!"

"İçinde tuttuğun ve seni rahatsız eden birşey var!"

Kaner gözlerini kapatmasıyla sessizliği dinlerken bu sessizliğin bozulmaması için susacaktım

"En azından bugün değil bence!"

"Belkide söyleyecek başka fırsatın olmaz!"

"Belkide susmak hayırlısıdır!"

"Şimdiye kadar ben bir yararını görmedim!" Kaner her bir cümlemi çürütürken bu sefer derin bir nefes alan ben olmuştum!

"Peki!, Aslında birşey var!"

"Neymiş o?" Kaner bana bakmasıyla bakışları üstümde gezinirken dudaklarımı dişlerimin arasında ezmiştim

"İsteyerek yapmadım, yani aslında-!"

"Lafı dolandırmaya devam mı edeceksin yoksa söyleyecekmisin?"

"Ben cinayet işledim galiba!"

"Ne?" Kaner'in bağırmasıyla bana oturduğu yerden dönerken hızla ayağa kalkmıştı

"Eğer annen ölmesine engel olduysa değilim, ama eğer olmadıysa-!"

"Sende annemin insiyatifine mi bıraktın kaderini?" Kaner ne kadar bağırmakta haklı olsada ayağa kalmış ve karşısına geçmiştim

"Mirşad ölecekti!"

"Ölsün!" Kaner'in cümlesiyle şok olurken ondan böyle bir cevap beklemiyordum!, tamam öfkeliydi belki de haklı ama gözü dönmemeliydi heleki Mirşad'ın onun için yaptıklarından sonra buna hakkı yoktu!

"O beni kurtardı!, sırf sen emanet ettin diye!" Tek tek cümlelerimi söylerken bakışlarla birlikte kendiside kaçmıştı benden!

"O kardeşimi yaktı!"

"Yade için kendini size teslim etmeye gelmişti zaten!"

"Ne?" Kaner bana bakmasıyla bana karşı gelirken adımları yavaşlamıştı

"Ne demek geldi?"

"Duydun!, seni sordu ama Şehnaz hanım sana haber vermek yerine adamlarına vurdurtacaktı!"

"Offf!" Kaner gözlerini kapatmasıyla parmakları saçları arasında gezinirken derin bir nefes vermişti, biliyorum nefessiz kalmıştı ama başkasına nefes olmak zorundaydı eğer bir gaflete düşerse asıl nefessiz kalan kendisi olacaktı!

"Özür dilerim!"

"Boşver dileme!" Kaner'in sesinde sanki bir çıkmaz sokak vardı ve gidiyor gidiyor o sokağa girip duvara çarpıyordu, darbe almasını, canının yanmasına engel olmaya çalışıyordum ama hepte darbeyi indiren ben oluyordum!

"Hep başımı belaya sokup senin kurtarmanı bekliyorum!"

"En başından beri başını belaya sokan ben değilmiyim?, eğer evlilik yerine sulh seçseydim bunlar olmayacaktı!"

"Belki de o zaman karşılaşmayacaktık!"

"Keşke böyle karşılaşmasaydık!"

"Başka türlü olsaydı seninle asla evlenmezdim"

Birazda olsa yüzüme tebessüm yerleştirmiş Kaner'in gözlerinin içine bakıyordum ama Kanerde tebessüm yerine hüzün vardı!

"Neden öyle bakıyorsun?" Kaner'e yaklaşmamla başımı kaldırıp gözlerinden gözlerimi ayırmamıştım

"Mirşad nerede?"

Kaner konuyu değiştirmeyi seçerken ona saygı duymaktan başka hiç birşey yapamazdım

"Konağın deposunda yada zindanında sanırsam" arkamı dönmemle cümlemi söylerken az önce sırtımı yasladığım duvara bu sefer azda olsa oturmuştum, Kaner cebindeki telefonu almasıyla birini aramış ve hızla kulağına götürmüştü!

"Alo!, konağa hemen birini gönder, depoya ve zindana baksın, birde-" Kaner cümlesini kesmesiyle omzunun üstünden bana bakmıştı

"Sanırsam İzem birini vurmuş ölmüşmü bir bak!"

Kaner telefonu kapatmasıyla Mardin'e bakarken bu sefer konuşan bendim!

"Sen Aliz'in intikamı için mi herkesin evini ellerinden aldın!" Kaner bana bakamazken doğruyu söylediğimden adım kadar emindim ve asla yanılmamıştım, evet başımı belaya sokuyor yada kendimi olaylardan kurtaramıyordum ama akıllı bir kadındım!, birşeyin olduğunu birinin söylemesine gerek yoktu!

"Özür dilerim!" Bu sefer özür dileyen Kaner olurken kalbime bir yumruk oturmuştu, gerçekten önümdeki gerçekleri göremeyecek kadar körmüydüm yada Kaner'in olmayan sevgisi gözlerime perdemi indirmişti!

"Ben hastaneye gidiyorum!"

Ayaklanmamla Kaner'i arkamda bırakırken merdivenlere yönelmiştim, eğer şimdi gitmesem kırılan kalp benimki olacaktı!

Arkamdan gelen ayak sesleri artarken merdivenleri inmiş ve Kaner'in aracına binmiştim, aradan çok geçmeden yan kapı açılırken Kaner hızla binmiş ve kapıyı çarparak kapatmıştı.

"Sende doktora gözüküyorsun!" Kaner aracı çalıştırmasıyla konuşurken camı açmış dışarıyı seyretmiştim, yüzüme çarpan rüzgar belkide ilk defa bu kadar acı veriyordu, gerçekten Kaner'le birlikte bir başlangıç yapabilecekmiydik bilmiyordum ama olacaksa eğer zor olacaktı heleki aramızda koca bir mezar varken!

Hayat!, kader ve oyun en çok sevilen ve asla peşimizi bırakmayan üçlü!, hayat'a dair plan yaparız ama bizim için yazılan kader ap ayrı olurken kendi ellerimizle inşaa etmeye çalıştığımız hayatın bize oynadığı oyunlar sayesinde bir bakmışsın kendini adadığın hayatı kendi ellerinle yıkan senmişsin!

Peki neden?, cevabını bilen biri varmı?, bence yok!, çünkü aslında herkes yıkıyor sonra yine inşa ediyor ve yine yeniden ağlaya ağlaya yıkıyordu! ve şimdi bende öyle yapacaktım yeniden inşa edecektim belkide daha çok yara alacaktım ama yine pes etmeyecektim çünkü pes etme gibi bir şansım yoktu eğer pes edersem yıktığım, yaktığım hayatın altında kalacaktım!

-

Aracın durmasıyla önüme dönmüş hastaneyi görmemle derin bir nefes alırken araçtan indim, aracın önünden geçerek Kaner'in yanına gelmiş ve bir kez daha bakmıştım hastane kapısına!

Yanımda hareketlilik olmasıyla omzumun üzerinden bakarken Kaner elini uzatmış bana bakıyordu!

"Girelim'mi?" Gözlerim bana uzanan el ve gözlerimin içine bakan gözler arasında mekik dokurken ne yapacağımı yada ne diyeceğimi bilemiyordum, aradan çok geçmemesine rağmen sabah Kaner için gelirken hastaneye şimdi Kaner le birlikte, el ele girecektim kapıdan!

"Girelim!" Nefesim benliğimi terk ederken Kaner'in elini tutmuştum, silah tutan eli yumuşak olurken parmaklarındaki nasırlar kendini belli ediyordu!

Adım atmamızla etraftaki insanların dikkatini yavaş yavaş üstümüze çekerken hastaneye girmiştik, geçtiğimiz her koridor felakete bir adım daha yaklaşırken heryerde insanlar vardı!, Kaner'in Fırat için topladığı ve ailem dediği insanlar!

"Ne demek oluyor bu Kaner?"

Bağrışların kopmasıyla bağıran kişiyi görmem uzun sürmezken herkes bize bakıyordu!

Söz konusu Fırat olunca Kaner kimseyi konuşturmazken, herkes sus pus oluyor tek bir söz dahi edemiyorlardı ama söz konusu Kaner olurken kimse susmuyordu, belkide gidecek korkusuydu, belkide kendilerinin bir hiç olma korkusuydu bilmiyorum ama asıl ellerinde ve ayaklarında görünmez pranga olan Kaner'di!

"Seninle uğraşmıycam?"

Kaner Haşir bey'e yaklaşmasıyla gözlerinin içine bakarken az öncekinin aksine sesini alçaltmıştı, Kaner için aile sorunları ne kadar sessiz halledilmesi gereksede buna ondan başka uyan kimse yoktu!

Kaner elimi bırakmasıyla Haşir beyin kulağına yaklaşmış ve fısıldamıştı ama ne dediği hakkında en ufak bir fikrim yokken Şehnaz hanım bağırmıştı

"Fırat!"

Şehnaz hanım'ın cümlesiyle herkes cama yönelirken Kaner babasını dahi umursamadan koşmuştu cama!

Fırat sersem bir şekilde bakışları etrafta gezinsede en sonunda cama takılı kalmıştı!

"Uyandı!" Kaner'in çoşkulu sesi hastane koridorunda yankılanırken bütün aşiret derin bir oh çekmişlerdi!

"Uyandı beyim!"

"Çok şükür"

"Fırat oğlum bırakmaz!"

Etraftaki insanların sesleri bir bir yükselirken herkesin yüzünde gülümseme vardı!, sanırsam artık olması gereken bir tablo, koca bir aile var olurken onlara da bu yakışıyordu belki de artık aralarında olan herşeyi bırakıp önlerine bakma zamanı gelmişti ve eminim ne kadar zor olsada artık bunu yapabileceklerdi çünkü yapmak zorundalardı, herşeye, herkese rağmen eksilmeden aileyi bir arada tutmayı başarmışlardı!

Fırat yüzünde beliren tebessümle burada olan insanların sadece beşte birine bakabilirken Kaner başıyla onay vermişti!, onların arasındaki bağ o kadar güçlüydüki öz kardeş olmadıklarına rağmen birinin yaptığı en ufak bir hareket diğeri için dünyalara bedel cevaptı!

"Kaner ağam!" Bağrışın kopmasıyla herkesin dikkatini diğer koridora kayarken Kanerin kardeşine zincirlenen bakışları çözülmüş sesi anlamaya çalışıyordu!

"Gelenler var!" Köşeden adam koşarak gelmesiyle aşiretin adamları koridor açarken Kaner koşan adama karşı gitmişti ama ne kadar gidebilirki?, heleki uyanması için canını vereceği kardeşini bırakıp!

"Ne diyorsun sen?"

"Ağam!" Adam Kaner'in karşısında nefes nefese kalırken Kaner çatılan kaşları altından adamın iki dudağından çıkacak kelimeyi bekliyordu!

"Geliyorlar!, ağam!"

"Kim?"

"Ben!" Kadın sesi duyulmasıyla telaşla konuşan adamın arkasına bakmıştım, bu sefer açılan koridorda bir sürü siyah takım elbiseli adam gelirken önlerinde öncülük eden bir kadındı!

Kadının kıyafeti diğerleri gibi siyah olurken baştan aşağıya desenleri dikkat çekiyor ve ben buradayım diye şahşahalı görseliyle kendini gösteriyordu, başındaki yazmanın'da kenarlarındaki desenler kıyafetin tamalayıcısı olurken alnına dökülen boncuklar sert çehresini ortaya çıkartıyordu.

Kadın yavaş adımlarla bize doğru yaklaşırken bakışları bir an bile Kaner'den ayrılmıyordu!, Ama etraftaki insanların sus pus olmasına ve Kaner'in gözlerine bakılırsa gelen kişi hiç hayli alamet değildi!

BÖLÜM MÜZİĞİ :

MURAT ENGİN - AĞIT

KANER KAMİROĞULLARI

Gelecek ve geçmiş arasında sıkışıp kalmıştım, ne dersem yada ne yaparsam yapayım değişmeyecekti, herşey beni dibe çekerken İzem kurtarıyor ve tekrar ayaklanıyordum ama sonuç aynıydı yeniden dibe çakılıyordum!, peki neden?, çünkü benim gün yüzüne çıkmaya hakkım yoktu, ne kadar uğraşsamda, ne kadar o hakkı kendimde görmeye çalışsamda elimden alıyorlardı ve yine öyle olmuştu, İzem beni ayağa kaldırırken, hayata yeniden tutunmaya karar verirken karşımda duran kadın buna engel olmuştu, çünkü yıllar cezasını kesmeyi unutmuyordu!, biz ne kadar kaçmaya çalışsak da o bizim hiçbir zaman peşimizde olmadı çünkü her zaman yakamızdaydı vd günahlarımız şah damarımızdan bile yakındı!

"Dilda!" Dudaklarımdan tek bir kelime, tek bir isim dökülürken karşımdaki kızın kokusu yıllar önce ölümüne sebep olduğum kardeşimin kokusuydu ama gözlerinde önceki gibi sevgi olmazken öfke vardı, ateş vardı ve o ateşte bizi yakmaya gelmişti

"Dilda ya!" Genç kız karşıma geçmesiyle yüzüne buruk bir ifade çökmüştü!

"Hemen tanıdın, yıllardır görmediğin halde, varlığımı bilmediğin halde!"

"Aynı-"

"Aynı annemim değilmi?" Dilda'nın kopyası olan ve varlığını bile bilmediğim kızı şimdi bana hesap soruyordu!, ben ise sadece kalakalmıştın, ne bir cevap nede inkar edebiliyordum!

"Siz annemi benden aldınız ama Allah yüzünü bana babam ise ismini vermiş!, ama hayret unutmamışsın annemi!"

"Nasıl unuturum!" Dilda'nın yüzünde bakışlarım kuralsızca gezerken benim bile zor duyabileceğim şekilde konuşmuştum!

"Unutmazsın!, unutma da! -" Dilda cümlesini yarıda kesmesiyle yutkunurken camdan Fırat'a bakmıştı!

"Ben annemin katillerini nasıl unutmadıysam sizde annemi unutmayacaksınız!"

"Seni bilmiyordum!, ben!" Bölük pörçük bir şeyler söylemeye çalışsamda Dilda bana bakmak yerine Fırat'a bakıyordu, Fırat ise daha yeni uyanmasına rağmen yattığı yerden zar zor doğrulmuş Dilda'ya bakıyordu.

"Neden bilesiniz ki?" Dilda bana bakmasıyla soru sorarken ben ne diyeceğimi bilmiyordum

"Benide kurban edin diyemi bileceksiniz!" Dilda'nın acımasız sözleri kalbime bir bıçak gibi saplanırken nefessiz kalmıştım, kanım akmıyordu ama ölüyordum her bir cümlede canımdan can gidiyordu!, nasıl olurda böyle birşey diye bilirdi?, nasıl böyle birşeyi bize kondura bilirdi?

"Asla ben-"

"Annemi de iyiliği için gönderdin babama ama ne oldu?" Dilda cümlemi kesmesiyle bağırırken gözünden akan yaş yüzünde iz yaparak terketmişti!

"Geldiniz ve kendi ellerinizle bitirdiniz işini, hamile haliyle öldürdünüz annemi!" Bakış açım buğulanırken Dilda gülmüş ve göğsümden ittirmesiyle yanımdan geçerek odaya girmişti ama ben ne engel olabiliyorum nede başka birşey sanki bağlanmış kalmıştım!

Odaya gitmek yerine koridorda ilerlemeyi seçerken herkes bana yol veriyordu ama ağa olduğum için değildi çaresiz ve uçuruma yuvarlanan bir ağabey olduğum içindi!

DİLDA BİN ZAİD

En güzel kazanışlar en büyük kaybedişlerle oluyor malesef ve ben çok büyük kaybetmiştim ama şimdi kazanıyordum, kazanmak zorundaydım çünkü bu hayata beni bunlar itmişti daha suçsuz günahsız bir bebekken bedel ödetilmeye itilimiştim ve ben o bedeli kaybederek ödemiştim!

Odaya girmemle Fırat denen adam bana bakarken kapıyı arkamdan kapatmıştım, benim içinde çok zordu!, aslında hep düşündüm hep dua ettim bir kere yüzleşeyim ve yüzüne tükürebileyim diye ama öyle deyilmiş, benim annem mezarda, soğuk toprağın altında yatarken o burada sıcak yuvasındaydı ama Allah şahidim olsun onun bu sıcak yuvasını darma dağın edecektim, annemi benden iki kere koparmışlardı, ilki öldürerek ikincisi cenazesini bizden, benden alarak!

Nasıl kişiler bilmiyorum ama insan değillerdi!

"Sen misin?" Fırat belli belirsiz sesiyle konuşurken dediğine evet demeyi çok isterdim ama sadece başımı iki yana sallayabilmiştim, belli ki annemle benzerliğimiz herkesi şaşırtıyor ve kafa karıştırıyordu ama benim için bana verilen koca bir nimetti!, en azından aynaya baktığım zaman biraz da olsa anne özlemi yüreğimde diniyordu!

"Neden ölmedin?" Fırat karşımda bana sorgularcasına bakarken ben sırtımı yasladığım kapıdan sıyırarak ona karşı gitmiştim

"Annem öldü, neden sen ölmedin?"

"Özür dilerim!"

Daha fazla kendimi tutamazken bir bir gözümden yaşlar akıyor ve boğazımdan kaçan sesler gün yüzüne çıkıyordu, Fırat ise yıkılmışçasına arkasına yaslanmıştı!

"Bak gelmedi!" Ellerimi iki yana açarak etrafa bakınsamda bakışlarım tekrardan Fırat'ı bulmuştu

"Senin pis özrün annemi getirmiyor!"

"Acı sadece senimi yakıyor ha!" Fırat bağırmasıyla işaret parmağını gözlerimin önünde sallamıştı

"Ben yıkılmıyormuyum?, yıllardır çektiğim azap çokmu kolay?"

"Banane lan senden?, banane?" Bağırmamla Fırat'a doğru bir adım atarken gözlerinin içine bakmıştım!

"Annesiz kalan sen değilsin!, öksüz kalan sen değilsin!"

"Hiç birşey bilmiyorsun!"

"Bilmiyorum öylemi?, ben herşeyi biliyorum ama senin bilmediğin birşey var!"

Fırat sessiz kalmayı tercih ederken ben konuşmayı tercih etmiştim

"Tıpkı annem gibi sevgilinin'de ölümüne sebep oldun!"

"Hayır!" İşte istediğim olmuştu tıpkı benim damarıma nasıl bastılarsa bende Fırat'ın damarına basmıştım!

"Ama üzülme ikinizde aynı yerdesiniz gerçi biraz konum farklı çünkü sevgilin alt katta morg'da!"

"Kes sesini!"

"Kesmiycem!"

Fırat bir kez daha bana yeltenmeye çalışsada başarılı olamazken hastane yatağında yatan ve olduğu yerden başka yere kalkamayan adama bakmıştım!

"Yazık diyemeyeğim ama senin cezanda bu!, sevdiğin kadın toprağa verilirken sen tekerlekli sandalyede zavallı, sakat bir adam olarak kalacaksın!"

"Ne?, hayır!" Fırat bana meydan okumak yerine kendi derdine düşerken az önce beni tehtit etmek için savurduğu eli şimdi bacaklarına gitmişti!

"Hareket et hadi!"

Fırat biraz da olsa ayaklarını hareket ettirebilmek, benim dediğimi yalana çıkarmak için uğraşsada bütün uğraşı boşa olurken hareketleri içler acısıydı, bu eseri kendi ellerimle çizmiştim ve zayıflık, merhamet göstererek arkamı dönüp bakmamazlık yapmayacaktım çünkü onlar bana acımamışken ben acıyamazdım!, Fırat'ın feryadı kulaklarımı doldururken kalbimde benim acımla kapıya doğru ilerlemiştim!

"Allah kahretsin!" Bağrışın koğmasıyla kapıyı açmış ve bırakmıştım, çarpması yada çarpmaması umurumda olmazken bana bakan gözler arkama kaymıştı!

Gürültünün kopmasıyla omzumun üzerinden bakmam bir olurken Fırat yere, yatağın yanına düşmüştü

"Oğlum!"

"Hayır!" Şehnaz hanım ve Fırat'ın haykırış sesi birbirine karışırken önüme dönmüş ve kapıdan çıkmıştım, odadan çıkmamla Şehnaz hanım ve Haşir bey içeri koşarak girmişlerdi, işte bu Fırat'dan çok yine benim canımı yakmıştı!, ne yani benim annemin hiçbir kıymeti yokmuydu bunların gözünde, Fırat nasıl oğullarıysa annemde kızlarıydı ama ne olmuştu?, annem için koşmayan insanlar yaşayan oğulları için koşmuşlardı!

Aslında sadece annemin katili kaydeşi Fırat değildi, annemin katili canından çok sevdiği ailesiydi ve onlarda canını almışlardı!

Geldiğim yerden tekrar gidiyordum ama bir farkla önceden sadece enkaz olan bizlerdik ama şimdi onlarda enkaza dönmüşlerdi ve bu herşeyin başlangıcıydı, nasıl onlar annemi katletmiş ve hayatlarına devam etmişlerdi bende onların hayatlarını ellerinden alacaktım!

Hastaneden çıkmamla rahat bir nefes alırken dışarıda olan insanlar kendi halinde koşturuyordu, kimileri kendileri için uğraşırken Kimileri sevdikleri için uğraşıyordu, içeriyi ise söylemeye bile gerek yoktu çünlü yıkılan ve yıkılacak olan hayatlar vardı!

Az ileride üstü kapalı bankda oturan kadın gözüme ilişmesiyle kaşlarım çatılmıştı, çünkü gördüğün kişi az önce içeride ve Kaner'in tam arkasında duran kadın olurken ben tanımıyordum, yavaş adımlarla ilerlemem ile kadın başını masaya yaslarken tam yanında durmuştum

"Çay ister misin?" Kadın başını kaldırmasıyla bana bakmış ve hızla ayağa kalmıştı

"Çaymı?, ciddimisin?, içerde onca olan şeyden sonramı?" Karşımdaki Kadın sorularını sıralarken meydan okumaktan'da geri durmuyordu

"İçerde olanlar seni alakadar eden birşey deyil!"

"Ne istiyorsun?" Bakışlarım etrafta gezinmesiyle tekrardan bana öfkeyle bakan gözlere dönerken karşımdaki kadın bir an bile kepmemişti bakışlarını!

"Bu kadar çabuk cephe aldığına göre yakınsın, yada yakın olmaya çalışan birisisin!"

Hakkını yememek lazım kız çok güzel ama bir o kadarda asi ve dik başlı olurken kendi sonunu hazırlıyordu, heleki bana karşı gelerek!, demek ezeceğim kişi sadece Kamiroğulları deyildi!

"Hı!, aynı babansın!" Kadın iç çekmesiyle gözleri kısılırken bir adım daha atıp yaklaşmıştım

"Nerden tanıyorsun babamı?"

"Noldu?, az önce gülüyordun!"

"Kes sesini!" Karşımdaki kadın gülmesiyle dişlerimi deli gibi sıkarken hızla kolundan tutup kendime doğru çekmiştim

"Sana nerden tanıyorsun dedim!"

"İlk önce bırak kolumu!" Karşımdaki kadın benim aksine sakin konuşurken kolunu çerekek kurtarmıştı

"Herşeyi, herkesi darma duman etmekten gerçekleri görmüyorsun ama ben yardımcı oluyum sana, ben Kaner Kamiroğulları'nın karısı İzem Kamiroğulları!" İzem denen kadın yüzüklü elini kaldırmasıyla gözlerimin önünde tutarken bakışlarım yüzüğe kaymıştı, demek evlenmişti hemde bu kızla gerçi şaşırmamak lazımdı aynı kendisi gibi asi birini bulmuştu!

"Anlaşılan seninle çok görüşecez!"

Dudağımın kenarı kıvrılmasıyla arkamı dönüp gitmiştim, İzem arkamda kalırken araçlar hastane önünde yerini almasıyla herkes araçlara binerken bende binmiş ve uzaklaşmıştım, saten daha çok karşılaşacaktık!

"Mezarlığa!"

-

Mezarlığı görmemle içimin ürpermesine engel olamazken daha fazla oyalanmadan araçtan inmiştim, bu mezarlıkta olduğunu biliyordum ama nerede olduğunu bilmiyordum, çünkü ilk defa bugün gelmiştim, şimdiye kadar buraya gelemezken Kamiroğulları buna müsaade etmemişlerdi!

Hele ki annemin kopyası iken asla!, mezarlığın kapıları'nı açmamla görevli gelirken bizim adamlar dışarda etrafa dağılmışlardı!

"Selamün aleyküm!"

"Ve aleyküm selam!" Görevli adam bana ve arkama bakarken sanırsam önümüzden çekilme gibi niyeti yoktu!

"Buraların yabancısısınız!"

"Doğru!, ve sende bize Dilda Bin Zaid'in mezarının nerede olduğunu söyliyeceksin!"

"Böyle bir soyad yok burada!" Adam bir kaç saniye düşünmesiyle konuşurken ben onun kadar sabırlı deyildim!

"Nerden biliyorsun, daha bakmadın bile!"

"Bakmama gerek yok, biz buraların adamıyız ve böyle bir soyad yok!"

Geri adım atmamla arkamdaki korumanın silahını almış ve görevliye doğrultmamla yavaşça ilerlemiştim, adam'in yanına doğru gitmemle silahı boynuna dayamıştım, anlamıyorum neden bu şehirde herşey bu kadar zordu, aklıma gelen düşünce miğdemi bulandırmaya yeterken korkarak söyleyecektim ama umarım bu kadar iğrenç kişiler deyilerdir!

"Dilda Kamiroğulları'na bak o zaman"

"Yolun ilerisinde!"

Adam yana çekilmesiyle yolu açarken korktuğum olmuştu, kendi elleriyle öldürdükleri annemi kendi soyadlarıyla defnetmişlerdi!, silahı indirmemle arkaya uzatmış ve koruma almasıyla yoluma devam ettim

Şimdiye kadar kendi memleketimde onca cenazeler olmuştu ve bir çok kez mezarlığa gitmiştim ama bu duygu başkaydı!, cenaze kendimin olması daha fazla can yakıyordu!

DİLDA KAMİROĞULLARI

Annemin ismini görmemle olduğum yerde kalırken mezara olabildiğince fazla bakmıştım.

"Senin için geldim anne!" Gözümden akan yaşla birlikte yanına gitmiş ve yere diz çökmüştüm, hayatım boyunca kimsenin önünde eğilmemiştim ama anneme feda olsundu, Allah şahidim asla gücenmem hatta bırak gücenmeyi gerekirse elli bin kere olsa yine önünde diz çökerdim!

"Sana bunu yapanlara bir bir hesabını soracam!, onlar nasıl sana acımadılarsa bende onlara acımayacağım!"

Mezar taşında gezinen elim isminin her bir harfinde iz bırakırken göz yaşım ilk defa toprağını ıslatmıştı!

"Seni çok özledim anne!" Boğazımdan kaçan hıçkırıklarla toprağa sarılmıştım, belkide biraz da olsa annemin sıcak kollarında kendime ait olan bir yer bulabilirdim!

-

"Dildaaa!" Mezarlıkta ismim yankılanmasıyla başımı kaldırmamla gelen kişiye bakarken babam tüm öfkesiyle geliyordu!

"Ne işin var Dilda senin?" Ayağa kalkmamla babamın karşısına geçerken babam Mezarlığa bakmıştı!

"Bunu soran sen misin baba?" İlk defa babama karşı sesimi yükseltirken bunun sebebi onlardı!

"Kes!"

"Anneme geldim ben!"

"Onu demiyorum hastaneye neden gittin?, neden karşılarına çıktın!"

"Hesap sormaya gittim, neden ölmeyi başaramadığını sormak istedim!, yüzleşmek istedim!"

"Yüzleştin mi bali?" Babamın gözlerindeki ifade öfke yerine kızgınlık vardı ve en kötüsüde buyduya çünkü öfke geçerdi ama kızgınlık, kırgınlık iz bırakırdı!

"Yüzleştim ama yetmedi!"

"Ne diyorsun sen Dilda!" Babamın sesi ilk defa titrerken kaşları düşmüştü!

"Hesap soracam!"

"Kızım yapma!" Başımı aşağı yukarı sallamamla alt dudağımı dişlerimin arasında ezerken göz yaşlarım dinmiyor beni dinlemiyordu!

"Beni öksüz bırakan bunlar!, beni yarım bırakan, senin kanatlarını kıran bunlar!"

"Kes sesini!" Babam tokat atmak için elini kaldırmasıyla durması bir olurken bakışlarım bana kalkan eline ve bakışları arasında mekik dokuyordu

"İlk aşık olduğumda koşacağım kadını, senin öfkenden sığınacağım limanımı aldılar!"

"Dilda!"

"Sen her zaman bana vuracakken durma nedenin annemin arkamda olması deyildi baba, senin durma nedenin beni koruyacak kimsenin olmamasıydı!"

Babam elini indirmesiyle artık gözlerinde hiç bir ifade yoktu çünkü tek bir gerçek vardı ve onuda ben söylemiştim!

"Onlar bunun bedelini ödeyecek, eğer ölseydi giderdik memleketimize ama ne var biliyormusun baba?" Babam cevapsız kalmayı tercih ederken boğazımdan kaçan inilitiyi boşvererek dudaklarımı aralamış ve serbest bırakmıştım çünkü artık kalbim ağrıyor ve sıkışıyordu!

"Rüce Rabbimde toprağında istemiyor onu, kardeş katilini alacak yeri yok!"

Belkide onu yakmak için kendini yakmam lazımdı ve gözümü kırpmadan yapacaktım bunu yoksa annemin karşısına nasıl çıkabilirdimki?, buna nasıl yüzüm olabilirdi?, nasıl gözlerinin içine bakıp "Annem" diye bilirdim?, nasıl sarılabilirdim?

Hayatımın üzerine bir kumar oynayacak ve ilk zarlarıda Fırat'a verecektim bakalım ecelinimi seçecek yoksa korkaklığınımı sergileyecekti!

Herşeyin başlangıcı yine bir BAŞLANGIÇ'mı yazacak yoksa bir SON'mu?

******🕊🕊*****

KURŞUNLU ZİNCİR ADLI 2. KİTABIMIZA'DA ŞANS VERİRSENİZ ÇOK MUTLU OLURUM.🤍🪻

Yine güzel bir bölümün sonuna geldik

Bölümü nasıl buldunuz merak ediyorum yorumlarda buluşalım.

İNSTEGRAM HESABIM : teynimg_yazar_

TİKTOK HESABI : TEYNIMG_YAZAR_06

SİZİ ÇOK SEVİYORUM KENDİNİZE İYİ BAKIN 😍🤭

HERKESİN BAYRAMI MÜBAREK OLSUN😍🥰❤️

NOT : Yorumlarınızı ve oylamalarınızı bekliyorum🕊🕊

Bölüm sonu

1 yorum