İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Hudut

Bölüm 3

Bölüm 3: Rüzgarlı Kule

Gece yarısı saat 02:00.

Kuzey Irak sınır hattındaki karargaha çöken zifiri karanlık, dondurucu bir rüzgarla birleşmişti. Karargahın en yüksek, en rüzgarlı noktası olan 4 Numaralı Nöbet Kulesi'nin tepesinde dondurucu poyraz ıslık çalıyordu.

Mert, omuzundaki tüfeğin kayışını düzeltip ellerini parkasının ceplerine soktu. Üniformasının yakasını kaldırmıştı ama rüzgar kemiklerine kadar işliyordu. Yine de yüzündeki o umursamaz, hafif tebessüm kaybolmamıştı. Termal kameranın ekranını kontrol ederken kendi kendine mırıldandı: "Buzdolabı motoru dedik ama kadın resmen Sibirya soğuğu çıktı..."

Nöbet kulesinin dik demir merdivenlerinden gelen sert postal sesleri rüzgarın uğultusunu kesti. Mert arkasını dönmedi; adımların ritminden, milimetrik ve kendinden emin basışından gelenin kim olduğunu çok iyi biliyordu.

Defne, kuleye çıkan kapağı itip nöbet alanına adım attı. Rüzgar kısa saçlarını yüzüne savururken gözlerini bir an bile Mert’ten ayırmadı. Elinde tuttuğu nöbet kontrol defterini göğsüne bastırmıştı.

Mert hemen topuklarını birleştirip askeri nizama geçti: "Kıdemli Uzman Çavuş Mert Korkmaz! Nöbet bölgesi sakin, komutanım!"

Defne bir iki adım yaklaştı. Rüzgar aralarındaki mesafeyi döverken gözlerini adamın üzerinde gezdirdi. "İçin ısındı mı Uzman Çavuş?" dedi, pürüzsüz ve dondurucu bir sesle.

"Isındı komutanım," dedi Mert. Dudaklarının kenarındaki o muzip kıvrım karlı gecede bile fark ediliyordu. "Sayenizde Karadeniz poyrazını aratmayacak bir manzara eşliğinde içim kıpır kıpır oldu."

Defne tek kaşını kaldırdı. Mert’in bu koşullarda bile çizgisini bozmaması, içten içe onun kuralcı dünyasında küçük bir fırtına koparıyordu. Ama bunu dışarıya yansıtmama konusunda profesyoneldi.

"Güzel," dedi Defne, kontrol defterini imzalarken. "Saha tecrübesi yüksek askerlerin nöbet turlarında daha dikkatli olmasını beklerim. Gündüzki gevezeliğin sahadaki dikkatini dağıtmasın."

Defne kalemi cebine koyup defteri kapattı. Tam arkasını dönüp gidecekken, Mert hafifçe öne doğru adım attı. Ses tonundaki o resmiyeti bozmadan ama aradaki o mesafeyi hissettirerek konuştu:

"Komutanım."

Defne durdu. Başını yarım omzunun üzerinden geriye çevirdi. "Ne var Korkmaz?"

"Gündüzki laflarım kulağınıza gitti ama..." dedi Mert, gözlerini Defne’nin gözlerine sabitleyerek. "Sadece şakalaşıyorduk. Timin pusu operasyonundan sonra size duyduğu saygı tam. Benim de öyle."

Defne tamamen adama doğru döndü. Rüzgar ikisinin de üniformalarını savuruyordu. Aralarında sadece birkaç adımlık bir mesafe kalmıştı.

"Benim kimseden lafta saygı beklemeye ihtiyacım yok Uzman Çavuş," dedi Defne, sesi rüzgarı bıçak gibi kesti. "O saygıyı o dağda bileğimin hakkıyla aldım. Senin veya başkasının lütfu değil."

Mert başını hafifçe salladı. Gözlerindeki alaycı ışık yerini daha derin, daha dikkatli bir bakışa bıraktı. "Farkındayım komutanım. Zaten o yüzden buradayım."

Defne bir an için adamın gözlerindeki o samimi ve derin ifadeye takıldı. Buzdan duvarlarında milimetrik bir sarsıntı hissetti ama anında kendini topladı. Bakışlarını sertleştirdi.

"Nöbetine odaklan Korkmaz. Şafak vakti 06:00'da içtima var. Geç kalırsan kule nöbetini uzatırım."

Defne merdivenlere doğru yürüdü ve kulenin kapağını arkasından sertçe kapatıp gözden kayboldu.

Mert, arkasından kapanan kapağa bakarken elini ensesine attı. Dudaklarında yine o hafif, karşı konulmaz tebessüm belirdi.

"Tamam," dedi kendi kendine, rüzgara karşı fısıldayarak. "Bu kale kolay yıkılmayacak... Ama kale de güzelmiş hani."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.