Sabaha karşı saat 05:00 sularında karargah hastanesinin koridorunda çınlayan bot sesleri, derin bir sessizliğe gömülmüş odaya kadar ulaştı. Defne, sandalyede doğrulup saatine baktı. Mert hâlâ ağrı kesicilerin etkisiyle derin ve huzurlu bir uykudaydı. Yüzündeki o yorgun ama dingin ifadeyi son bir kez izleyen Defne, adama hissettirmeden yavaşça ayağa kalktı. Yatağın kenarına bıraktığı askeri parkasını giydi, saçlarını sıkıca toplayıp kapıya doğru adımladı.
Revirin çıkışında onu bekleyen nöbetçi subay tekmil verdi: "Komutanım, Albay Veysel sizi makamında bekliyor. Acil olduğunu belirtti."
Defne hiç vakit kaybetmeden Albay'ın odasına geçti. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde Albay Veysel masasının üzerinde serili haritalara bakıyordu.
"Üsteğmen Defne Yalçın, emredin komutanım!"
Albay başını kaldırıp doğrudan Defne'nin gözlerinin içine baktı. Yüzündeki ifade, dün gecedeki operasyon stresinden çok daha ağır bir sorumluluğun habercisiydi.
"Otur Defne," dedi Albay. "Dün geceki operasyondan ele geçirdiğimiz dokümanlar ve telsiz kestirmeleri büyük bir istihbarat ağını işaret ediyor. Sınır hattında uzun süredir izini sürdüğümüz kritik bir hedefin yeri tespit edildi."
Defne dikleşti. "Operasyon emri mi var komutanım?"
"Operasyon değil Üsteğmenim. Sızma ve istihbarat toplama görevi," dedi Albay Veysel, elindeki kırmızı dosyayı Defne'ye uzatarak. "Bölgeye yalnız gireceksin. Sivil kıyafetle, derin sızma. Bu görev için en iyi yetişmiş eleman sensin. Süre belirsiz, temas sıfır olacak."
Defne dosyayı aldı. İçindeki bilgileri hızlıca tararken boğazı düğümlendi. Görev hayatiydi ama zamanlaması... Mert revirde yatarken, tim arkasındayken gitmek zordu.
"Peki Pars Timi komutanım? Benim yokluğumda..."
"Merak etme," diye kesti Albay. "Sen bu görevi bitirip dönene kadar birliğe geçici bir bölük komutanı atandı. Yarın gelecek. Geçici komutan karargaha adım atıp devir teslim yapıldıktan hemen sonra çıkış yapacaksın. Şimdiden toparlan ve timinle helalleş."
"Baş üstüne komutanım!"
Saat 09:00’da dinlenme odasının kapısı sertçe açıldı.
Sinan, Hakan, Görkem ve hafif sıyrıklarla atlatmış olan diğer tim üyeleri masanın etrafında çay içerken Defne’nin içeri girmesiyle anında ayağa fırlayıp hazır ola geçtiler. Mert henüz uyanmadığı veya ayakta olmadığı için odada yoktu.
Defne oda ortasında durdu. Ellerini arkasında birleştirdi. Bakışları tek tek çocukların üzerinde gezindi. Sesi her zamanki gibi çelik gibi sağlam çıksa da gözlerindeki o hüzünlü tonu gizlemek zordu.
"Rahat ol Pars," dedi Defne.
Askerler rahat pozisyona geçti ama odadaki havadan bir şeylerin ters gittiğini anlamışlardı. Sinan dayanamayıp sordu: "Bir durum mu var komutanım? Yeni bir görev mi?"
"Evet," dedi Defne, tane tane konuşarak. "Özel bir istihbarat görevi için bir süreliğine karargahtan ve sizden ayrılıyorum."
Odadaki herkes şaşkınlıkla birbirine baktı. Hakan öne çıktı. "Komutanım, bizsiz mi? Tim katılmıyor mu?"
"Yalnız gidiyorum Hakan," dedi Defne, kestirip atarak. "Bu üst düzey bir sızma görevi. Süre belirsiz. Ben dönene kadar yerime geçici bir bölük komutanı gelecek. Yarın gelecek. Geçici komutanınız yarın geldiğinde ben göreve gideceğim. Geçici komutan geldiğinde bu time nasıl liderlik ettiğimi ona göstereceksiniz! Disiplinden bir milim dahi taviz vermeyeceksiniz. Beni utandırmayın, gözüm arkada kalmasın! O parkurları, o atış alanlarını ben varmışım gibi döveceksiniz. Geldiğimde bıraktığım aynı düzeni, aynı çelik gibi duruşu bulmak istiyorum! Anlaşıldı mı Pars?!"
Tüm oda tek bir ağızdan gürledi: "ANLAŞILDI KOMUTANIM!"
Defne başıyla onayladı ve başka bir şey söylemeden hızlıca dinlenme odasından çıktı. Mert’e bunu başkasının anlatmasına izin veremezdi; bu haberi ona kendisi vermeliydi.
Defne, adımlarını doğrudan karargah hastanesine yönlendirdi. Koridordan geçip odaya girdiğinde Mert’in uyanmış, yatakta doğrulmaya çalıştığını gördü. Mert, omzundaki sargıya rağmen Defne’yi görür görmez yüzüne o bildik sıcacık tebessümünü oturtmuştu.
"Günaydın komutanım," dedi Mert, sesi biraz pürüzlü ama gözleri pırıl pırıldı. "Gece nöbeti bitti sanıyordum, yine geldiniz."
Defne kapıyı kapatıp yatağın yanına yaklaştı. Yüzündeki ciddiyeti ve gözlerindeki o saklamaya çalıştığı stresi gören Mert’in gülümsemesi yavaşça soldu.
"Ne oldu Defne?" dedi Mert, aralarındaki rütbeyi bir anda bir kenara bırakarak. "Bir şey olmuş."
Defne sandalyeye oturmadı, ayakta durup Mert’in gözlerinin içine baktı. Sesinin titrememesini sağlayarak konuştu:
"Mert... Özel bir istihbarat görevi çıktı. Yalnız gidiyorum. Derin sızma."
Mert bir an donup kaldı. Göğsüne bir taş oturmuş gibi nefesi kesildi. "Nasıl yani yalnız? Ne zaman?"
"Yarın sabah geçici komutan gelecek," dedi Defne. "O geldiğinde, devir teslim biter bitmez çıkacağım. Süresi belirsiz, haberleşme olmayacak."
Mert yataktan kalkmaya yeltendi ama omzundaki keskin acıyla inledi. Defne anında öne atılıp onu omuzlarından tutarak durdurdu.
"Zorlama kendini!" dedi Defne.
Mert, Defne’nin ellerini sımsıkı yakaladı. Bakışları sertleşmişti ama arkasında katıksız bir endişe vardı.
"Daha dün gece o patlamadan çıktık Defne," dedi Mert, fısıltı gibi bir sesle. "Şimdi tek başına, temassız bir sızma görevine mi gidiyorsun? Seni orada nasıl tek başına bırakırım ben?"
Defne eğildi, yüzünü Mert’in yüzüne yaklaştırdı. Parmaklarını adamın ellerine kenetledi.
"Beni dinle Mert," dedi Defne, gözlerinin içine bakarak. "Bu görevi yapmam gerek. Senden tek bir şey istiyorum. Geçici komutan geldiğinde timin başında sapasağlam duracaksın. Kendine dikkat edeceksin. Ben döndüğümde seni yine böyle, arkamda bir dağ gibi bulmak istiyorum."
Mert gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İçindeki o çaresiz öfkeyi bastırmaya çalıştı. Gözlerini açtığında Defne’nin elini kaldırıp dudaklarına bastırdı.
"O zaman çabuk dön," dedi Mert, sesi pürüzlü ve derindi. "Çünkü ben o çayı hâlâ bekliyorum Üsteğmenim. Bıraktığın gibi, tam burada seni bekliyor olacağım."