İçeriğe geç

Hudut

Bölüm 16 · 4 dk okuma

Hudut

Bölüm 16

Bölüm 16: Çayın Dumanında Hayat

Soba gürül gürül yanmaya devam ederken, odadaki gerginlik yerini uzun zamandır hissedilmeyen o ev sıcaklığına bırakmıştı. Dışarıda dağ rüzgarı pencereleri zorlarken, içeride teneke bardaklara çarpan kaşık sesleri ve sobanın çıtırtısı hüküm sürüyordu.

Hakan çikolatalı keki büyük bir iştahla ısırıp arkasına yaslandı. "Valla komutanım, dağda o soğukta sürüp dururken aklıma tek bir şey geliyordu: Annemlerin evdeki mantısı."

Sinan güldü. "Sen de iyice ev kuşu çıktın Hakan! İki gün dağda kaldık, hemen anasının kuzusu oldu herif."

"Oğlum ne alakası var?" dedi Hakan savunmaya geçerek. "Gurbetlik bu, kolay mı? Siz Bursa'nın sıcağında büyüdünüz tabii, memleket hasreti nedir bilmezsiniz."

Defne çayından bir yudum daha alıp gülümsedi. "Mantı konusunda Hakan’a katılıyorum yalnız. İyi yapılmış bir mantıya kimse hayır diyemez."

Görkem şaşkınlıkla Defne’ye baktı. "Siz de mi mantıcıydınız komutanım? Biz sizi sırf protein tozuyla, yulafla besleniyorsunuz sanıyorduk!"

Odadakiler hafifçe kıkırdayınca Defne bardağını masaya bıraktı, kollarını masaya dayadı. Yüzünde ilk defa o askeri sertlikten eser yoktu; sadece yorgun ama huzurlu bir kadının ifadesi vardı.

"Askeriz diye damak tadımızı da kışlada bırakmadık herhalde Görkem," dedi Defne, sesi o kadar yumuşak çıkmıştı ki tim bir an şaşırdı. "Askeriye öncesinde normal bir hayatımız vardı neticede."

Mert, kendi bardağını evirip çevirirken başını kaldırıp Defne’ye baktı. Bakışlarında derin bir merak vardı. "Nasıl bir hayattı o komutanım? Yani... üniformayı giymeden önce ne yapardı Defne Yalçın?"

Odadaki sohbet bir an duruldu. Herkes komutanlarının geçmişini merak ediyordu ama kimse sormaya cesaret edemezdi. Mert o eşiği yine rahatlıkla aşıvermişti.

Defne gözlerini sobanın üzerindeki buharı çıkan çaydanlığa dikti. Bakışları bir an geçmişe kaydı.

"Sakin bir hayattı," dedi Defne, hafifçe iç çekerek. "Kitaplar, dersler, aile ziyaretleri... Hafta sonları Bursa’daki teyzelerin, dayıların yanına kaçardım. Kalabalık aile sofraları, teyzelerimin 'Ne zaman evleneceksin?' darlamaları, düğün telaşları..." hafifçe kıkırdadı. "Sivil hayatın derdi bile başkaymış aslında."

Mert’in dudaklarının kenarında ılık bir tebessüm belirdi. "Sizi Bursa teyzelerinin arasında düşünemiyorum hiç komutanım. Orada da mı hiza kontrolü yapıyordunuz?"

Defne gözlerini devirip Mert’e baktı ama yüzündeki tebessüm kaybolmadı. "Hiç sorma Korkmaz. Teyzemlerin yanında komutanlık sökmez. Ne kadar üsteğmen olursan ol, eve girer girmez 'Kızım git şu çayı tazele, üstüne bir şey al üşüteceksin' azarını yiyorsun."

Mert alçak sesle güldü. "Bizim aile de pek farklı sayılmaz. Memlekete gidince tüfeği bırakıp bahçede bel vurmaya, odun taşımaya devam. Askerlik biter, evdeki rütbesizlik bitmez."

"Aynen öyle," dedi Defne, sesinde tatlı bir özlemle. "İnsan bazen o sıradan deritleri, teyzelerin lüzumsuz darlamalarını bile özlüyor. Bura insanı çelikleştiriyor ama memleket... orası yumuşatıyor."

Sinan çayını bitirip masaya bıraktı. "Valla komutanım, şu operasyondan sonra anladım ki hayatta en güzel şey, akşam eve gidip teyzenin azarlarını dinleyip rahatça uyuyabilmekmiş."

"Öyle Sinan," dedi Defne, gözlerini timin üzerinde gezdirerek. "O yüzden sağ salim kalacağız, işimizi jilet gibi yapacağız ki... o sakin hayata, o kalabalık sofralara yüzümüz ak dönebilelim."

Mert çay bardağını Defne’ye doğru hafifçe kaldırdı. "Geleceğe ve memleketteki o huzurlu sofralara o zaman."

Defne de bardağını kaldırdı. "Geleceğe."

##

Mert çayını son yudumuna kadar içip bardağı tabağına bıraktı. Tam o sırada Defne, cebinden çıkardığı sigara paketini masaya bıraktı, içinden bir dal alıp yaktı. Çakmağın küçük alevi yüzünü aydınlatırken, yükselen dumanın arkasından sobaya dalgın dalgın bakan askerlerine baktı.

Hepsinin gözlerinde, o sıcak sohbetin getirdiği tatlı bir rehavet ve yorgunluk vardı. Dünün gerilimi, bugünkü çatışmanın stresi derken her birinin omuzları çökmüştü.

Defne sigarasından derin bir nefes çekti. Dumanı yavaşça havaya üflerken, dudaklarının kenarında hınzır bir tebessüm belirdi.

"Bu arada..." dedi Defne, sesi odadaki sohbeti bıçak gibi keserken. "Az önce Albay’ın yanından çıkarken ufak bir haber aldım."

Bütün tim anında pür dikkat komutanlarına kilitlendi. Sinan elindeki bisküviyi ağzına götürürken havada kaldı. Mert bile oturduğu yerde dikleşip tek kaşını kaldırdı.

Defne sigarasının külünü masadaki tabağa silkip devam etti:

"Bugünkü operasyon başarınız ve telsiz disiplinindeki o ani 'mucizevi' gelişiminiz Albay’ın da gözünden kaçmamış. Yarın için tüm Pars Timi’ne çarşı izni yazdırdım. Sabah içtimasından sonra sivil kıyafetlerinizi giyip çıkabilirsiniz."

Odadaki sessizlik bir anlığına buz kesti, ardından bir patlama yaşandı.

"Harbi mi komutanım?!" diye bağırdı Hakan, az kalsın çay bardağını deviriyordu.

Sinan yanındaki Görkem’e sarıldı. "Oğlum valla çarşı! Valla sivil hayat! İskender yiyeceğim lan, valla billa İskender yiyeceğim!"

Görkem ile Burak birbirlerinin omuzlarına vurarak gülüşmeye başladı. Odadaki o askeri ciddiyet bir anda bir lise kantini neşesine dönüştü.

Mert ise yerinden kımıldamadı ama gözlerinin içi parlayarak Defne’ye bakıyordu. Sigara dumanının arkasındaki o güçlü ve düşünceli kadına baktı. Bu izin sadece bir mükafat değil, dünkü sertliğin ardından adamlarına verdiği sessiz bir 'teşekkür'dü.

"Yalnız..." dedi Defne, sesini biraz yükselterek. Anında bütün sesler kesildi. Defne sigarasını tabakta söndürüp ayağa kalktı. Yüzüne yine o otoriter ama tatlı sert komutan ifadesini yerleştirdi. "Çarşıya çıkıyorsunuz diye ipin ucunu kaçırmak yok. Rütbenizi, üniformanızı unutacak bir vukuat duyarsam... O kantindeki defterleri bu sefer şehir rehberi niyetine baştan yazdırırım. Anlaşıldı mı?"

"ANLAŞILDI KOMUTANIM!" diye gürledi tim, bu sefer neşeyle.

"İyi. Çayları bitirip yatın, dinlenin. Yarın şehir merkezini birbirine katmayın," dedi Defne, parkasını eline alarak.

Kapıya doğru adımlarken Mert ayağa kalktı. "Sağ olun komutanım. Çay için de... jestiniz için de."

Defne kapı kolunu tuttu, arkasını dönmeden başını hafifçe Mert’e doğru çevirdi. "Keki unutmadığımı biliyorsun Korkmaz. İyi uykular Pars."

Defne kapıyı kapatıp koridorda kaybolurken, dinlenme odasında yarınki çarşı izninin heyecanlı planları çoktan başlamıştı bile.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.