İçeriğe geç

Hüddamın torunu

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Hüddamın torunu

Bölüm 2

Polat ağa

Karanlıkdere köyünde Polat Ağa’nın adı saygıyla anılırdı. İnsanlar ona yalnızca bir ağa olarak değil, aynı zamanda köyün manevi bekçisi olarak bakarlardı. Evinin avlusundan Kur’an sesi eksik olmaz, gece yarıları bile ışık yandığında bilen bilirdi ki Polat Ağa, abdest almış dua ediyordur. Onun hüddamlığı köyde bir sır değildi ama korkulan değil, güven duyulan bir sırdı. Çünkü o, Allah’ın adını anarak, mümin cinlerle birlikte köyü kâfir cinlere karşı korurdu. Çocuklar korku içinde değil huzurla büyür, kadınlar çeşmeden su taşırken içleri rahat olurdu.Köylüler arasında şöyle denirdi: “Polat Ağa’nın duası da eli de güçlüdür. Onun olduğu köyde kimseye cin musallat edemez.” Bir akşam üzeri, köy kahvesinde oturan yaşlılardan biri, elindeki çayı yudumlarken şöyle dedi: “Vallahi, geceleri rüzgârın uğultusunu bastıran onun Kur’an tilaveti oluyor. Bu köyü Allah’ın izniyle Polat Ağa koruyor.” Bütün masa başlarıyla onayladı. Ama Polat Ağa’nın içi rahat değildi. Çünkü kızı Halise, paramparça bir halde baba ocağına dönmüştü. Hamileydi, yüzü morluklarla doluydu, kolları çiziklerle kaplıydı. Bir baba için en ağır sınav, evladını böyle görmekti. O gece Halise’yi avludaki sedire yatırmışlardı. Saadet Nine kızının başına su serpip alnını okşuyor, gözyaşlarını gizlemeye çalışıyordu. “Ah kuzum,” dedi Saadet Nine, kısık bir sesle. “Kim kıyar sana böyle… Allah o elleri kurutsun.” Halise, gözlerini kapamış, yalnızca karnındaki bebeğin kıpırtısına tutunuyordu. Dudaklarından bir dua döküldü: “Allah’ım, sen koru yavrumu…” Polat Ağa ise kızının başında volta atıyor, elindeki tespihi sıkı sıkı çekiyordu. Yüzü öfkeyle kasılmış, gözlerinde ateş parlıyordu. “Saadet!” dedi sert bir sesle. “Ben kızımı böyle mi gönderdim onların evine? Bir damat dediğin karısını incitir mi? Anası dediğin kızımı döver mi? Vallahi ben bunu yedirmem.” Saadet Nine eşinin öfkesini dindirmek için sakin bir sesle konuştu: “Ağam, Allah büyüktür. Sen de öfkeni Allah’a havale et. Biz kızımıza sahip çıkalım, o bize emanet.” Polat Ağa yumruğunu havaya kaldırdı, sonra derin bir nefes aldı. Sonunda yavaşça sedire oturdu. Halise’ye eğildi, kızının elini tuttu. “Kızım,” dedi, sesi titreyerek. “Senin gözünden tek damla yaş düşsün istemem. Bu ev artık senin sığınağın. O yavruyu da, seni de canım pahasına korurum.” Halise gözlerini açtı, yeşil gözleri dolmuştu. Dudakları titredi. “Baba…” diyebildi sadece, sonra hıçkırıklara boğuldu. Saadet Nine kızını bağrına bastı, Polat Ağa da bir an başını göğe kaldırıp gözlerini yumdu. Sessizce içinden dua etti: “Allah’ım, kızımı ve yavrusunu sen koru. Bana güç ver ki bu köyde zulme uğrayan hiç kimse kalmasın.” Köyde herkes Halise’nin dönüşünü konuşuyordu. Dedikodu kazanı kaynıyor, ama kimse Polat Ağa’nın yüzüne karşı tek kelime edemiyordu. Çünkü biliyorlardı: kızına yapılanı o asla unutmayacak, hesabını Allah’a bıraksa da oğlunun, kızının hakkını yerde koymayacaktı. Aradan aylar geçmiş Halisenin karnı büyümüş artık 4 aylığı geçmişti istemsizce çekiniyor ama karnını saklamak ta bir güç oluyordu. Ara sıra köydeki ebenineler ziyarete geliyor hamilelik ve annelik hakkında öğütler veriyorlardı O sıralar, Yakup ise köyün imamı olarak görevine devam ediyor, ama kalbi Halise’nin acısıyla yanıyordu. Ne zaman minareye çıkıp ezan okusa, sesinde bir titreme olurdu. Cemaatten yaşlı bir dede, bir gün namaz sonrası omzuna dokunup, “Delikanlı, sesinde bir yanıklık var. Kalbin bir derdinle meşgul, belli,” dedi. Yakup tebessüm etmeye çalıştı ama gözleri uzaklara daldı. O, çeşme başında gördüğü o narin kadını, Halise’yi unutamıyordu.Ve böylece köyün kaderini değiştirecek zincirin ilk halkaları sessizce örülüyordu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.