İçeriğe geç

HORRİFİC ↢TAEKOOK↣

Bölüm 8 · 11 dk okuma

HORRİFİC ↢TAEKOOK↣

Bölüm 8

Aklın Almaz

Kahvenin sıcak dumanını ciğerlerimden solurken içimi ısıtıp bedenimin rahatlamasını sağlıyordu. Saat sabahın altısıydı ve ben üst kattaki çatının balkon kısmında manzaraya karşı ayakta kahvemi yudumluyorum. Güneşin doğuşunu bulunduğum yerden izlerken düşüncelerimden sıyrılmak için verdiğim mücadele son bulmuştu. İleriye bir adım atmaya kalksam bütün düşüncelerim iki adım atıp önümde beliriyordu. Düzgün bir şekilde gelecek için plan yapmaya çalışıyorum. güneş ışığı yüzüme yansırken huzurla gözlerimi kapadım. kuşların gökyüzünde uçarken duyulan sesleri buraya kadar duyuluyordu.

Dün gece gelen dedektif ne kadar ileri gidebilir veya ne gibi işlerin bilgisini bulabilir diye çok düşündüm. Aslında çok hoş bir dedektifti hatta seksüel tarafı daha baskındı.. Dokunuşları altında kedi gibi mayışmak istemem normal değildi. Sevilmekten hoşlanırım ama bu sadece annem için geçerli. Ben sevgili olduğum kişi dışında bana dokunmasına izin vermezdim. Şimdi ne oldu da bu durum değişti anlamadım. Annemi özlediğim için mi olmuştu? Aslında olabilir..

Dokunuşlarında annemin şefkatini hissetmiştim. Annemin elleri her zaman soğuk olurdu. Özlemim o kadar ağır basmış ki bir sıcaklığa hasret kalmışım. Yani bilemiyorum. Belki de yuvamı özledim.

Kardeşim ne yaptı bilmiyorum. Dün şirkete uğradıktan sonra daha göremedim. Aramak için fazla üşengeç olduğumdan ve şirkete gitmeye ilk kez bu kadar isteksiz olduğum için James'i görme şansım olmadı. Zaten yarım saat önce sekreter beni aradığında yanıma yapmam gereken işlerle birlikte üç çalışan getirmesini istedim. Kardeşimi ilk kez aramadığım için 'başındaki kumbara deliği sonunda öldürdü mü' diye düşüneceğini biliyorum ama umurumda değil. Şu aralar kimseyi düşünmek istemiyorum. Kafamdaki tilkiler ne kadar aklıma getirmek için çabalasa da bunu yapmayacaktım. Ne anneme olan özlemim nede babama duyduğum hasret. Eski sevgilimin canı cehenneme. Sadece bulanık yüzlerini unutmak istiyorum. Bütün hatıraları çamura gömmek bu kadar zor olmamalı. Yüzümde hissettiğim soğuk ve tatlı esinti beni kendime getirirken gözlerimi açıp kahvemden bir yudum aldım.

Tam bu sırada bahçenin otomatik demir kapısının açılma sesi duyulduğunda gözlerim aşağıya baktı. Gri araba içeri girdiğinde bunların gelen çalışanlar olduğunu anlayıp aşağı kata onlara kapıyı açmak için hızla yürümeye başladım. Merdivenlerden ve koridorlardan hızla geçip sonunda kapının önüne geldiğimde zilim çalınmış beklemeye koyulmuştu hepsi. Kapının önüne gelip kulpunu tutup açtığımda karşımda Felix, Jennie ve Emma'yı gördüğümde gülümsedim.

"Hoş geldiniz?" dediğim gibi Emma'nın çıkık karnına bakıp aklıma gelmiş gibi duraksayarak sordum. "Emma sen hamilelik iznini kullanacaktın neden hala çalışıyorsun?" dediğime gülüp bir eliyle en fazla 7 veya 8 aylık karnını sevdi. Şişik yanakları onu şirin gösterirken konuşmaya başladı.

"Akıllım haftaya kullanacağım onu. Doktor erken doğum yapabilirsin dedi ama şu anlık her şey tıkırında." dediği gibi Jennie'nin bu hoşuna gitmiş gibi bir elini Emma'nın karnına koyup severken şirince konuştu.

"Oooğğyy bizim minik erken doğabilir ha. Doğduğu anda elimden kurtulamaz şirin velet." dediği gibi hepimiz gülerken içeri geçmeleri için fırsat verip kapıdan çekildim. Hepsi montlarını çıkarıp portmantoya astı. Koridordan geçip mutfağa geldiğimizde hepsi bir bar sandalyesine oturdu. Elindeki dosyaları masaya koyup son düzeltmeleri kendilerince yaparken bende kahve makinasına ilerleyip kendi kahvemi lavaboya döktüm. Gözüm Felix'e gitti. Sessizce başıma baktığını fark ettiğinde onu aldırmadan kahveleri hazırlarken umursamadan konuştum.

"Öyle bakıp durma Felix. Dün gece eve geldiğimde baygınlık geçirdim ve başımı vurdum." dediğimde hepsinin birden bakışları bana döndü.

"Ciddi olamazsın Taehyung. Yardım için neden birimizi çağırmadın?" dediğinde Felix'e döndüm ve ona cevap verdim.

"Çünkü o sırada dedektif Jungkook gelip benimle ilgilendi. Şansıma tamda zamanında geldi." dediğim gibi Jennie endişeyle yerinden kalkıp ben arkamı döndüğüm sırada elini başımın üstünde hissettim.

"Taehyung izninle durumuna bakmak istiyorum. Ne kadar kötü bilmeliyim. Eğer kötüyse tentürdiyot ve krem sürüp bandajını değiştirelim." dediğinde derin bir nefes alıp verdim. Arkamı döndüğümde elleri şaşkınlıkla havada kalmıştı.

"Buna gerek yok, Jennie. Şimdi işimizle ilgilenelim." dediğim gibi tekrar arkamı dönüp kahveleri yapmaya devam ettim. Makineyi üç kişilik ayarlayıp ölçülü olan sürahiyi önüne koydum. Makine yavaş yavaş kahveyi akıtırken bizimkilere göz ucuyla baktım. Hepsi bana odaklanmayı kesmiş ellerindeki dosyalarla ilgilenip oturdukları yerde işleriyle uğraştığını gördüğümde rahat bir nefes verdim. Kahve makinesi doldurmayı bitirdiğinde bu sefer bardaklara sütlü köpüklü olsun diye dolaba ilerleyip beyaz kulpu tutup açtım. Bulduğum sütle dolabı kapatıp makinanın yanına gidip üst kapağını açıp sütü doldurdum. Makine içinde işlediği gibi bardaklara tek tek koyup işi bittiği gibi çocukların yanına gidip bardakları tek tek önlerine koymaya başladım.

"Patronunuz size müesseseden ikram ediyor. Bayanlar baylar lütfen ikramımızı kabul edin." dediğim gibi hepsi hoşnut bir gülümsemeyle eline almıştı kahvelerini. O sırada hoşuna giden Emma gülerek konuşmaya başladı.

"Neden kendine yapmadın?" dediğinde omuz silkip kendi sandalyeme oturdum.

"Canım istemedi Emma. Siz gelmeden önce zaten içmiştim." dedim Emma kahveden bir yudum aldı. Bir mırıldanma eşliğinde beğendiğini gösterirken ben o sırada kendime ait dosyaları alıp incelemeye koyulmuştum.

"Kahve cidden çok güzel. Bu kahveyi bana vererek en büyük suçu işledin Taehyung." dediğinde anlayamadığım için gözlerimi dosyalardan çekip şaşkınlıkla ona baktım.

"Neden ki?" dediğimde yüzü düşmüş gibi surat asıp üzgün bir sesle konuşmaya başladı.

"Şu sıralar çok fazla aşeriyorum. Hatta bulamadığım zamanlarda ağladığım bile oluyor." dediğinde içimi suçluluk duygusu esir alırken yutkundum. Emma çocuğu kendi başına büyütmek istiyordu. Sevdiği adam çocuğu öğrendiğinde Emma'dan aldırmasını istemiş ve büyük kavgalar sonucu Emma sevgilisinden ayrılıp karnındaki bebeğin bütün zorluklarını büyük bir hevesle yüklenmişti. Bazı durumlarda gücünün yetmediği yerde biz devreye girip ona yardım ediyorduk. Hatta bunun için hamileliğinde Emma'ya bakması adına bakıcı tutmuştum. Jennie de ona istediği yemek olup olmadığını sorar, Felix de onu şirkete getir götür yapardı. Emma'yı üzmemek adına gülümseyerek konuşmaya devam ettim.

"İstersen sana kahveden biraz verebilirim. Hatta iznine bakmıyorum ve şimdi kahveyi ayarlamaya koyuluyorum." dediğim gibi ayağa kalkıp tezgaha ilerledim. Bunu duyan Emma ellerini heyecanla çırpmıştı. Hamilelik döneminde hem daha heyecanlı ve mutlu olup bunun tam tersi daha üzgün ve tedirgin olabiliyordu. Felix onun bu haline gülüp alayla konuşmaya başladı.

"Sen mi bebeği taşıyorsun yoksa bebek mi seni taşıyor?" dediğinde Emma bir sinirle omuzuna vurdu. Felix hiç oralı olmadan Emma'ya gülmeye devam ederken, Jennie onların bu haline göz devirip elindeki dosyalara bakıp umursamadan konuştu.

"İkinizde artık elinizdeki işlere mi odaklansanız?" dediğinde gelen uyarıyla ikisi de birbirlerine sinsi bir bakış attı. Düzelip elindeki dosyalara odaklandı Felix ve Emma. Bende o sırada tezgahtaki kahveden birazını bir kaba koymuş kapakları kapatıp elimdeki küçük kutuyla masaya ilerlemiştim. Masaya koyduğum kahveyle teşekkür ettiğinde önemli olmadığını söyleyip konuyu kapatmış işlere odaklanmıştık.

Etrafta kağıt ve yazı yazma sesi duyulurken göz ucuyla onlara bakmaya başladım. Çevremdeki insanların gerçek yüzlerini hiçbir zaman bilemedim ama burada bulunan dostluğun hiçbir şeye benzemediğinin farkındayım. Aslında şimdi fark ediyorum ama onları cidden bir arada görmeyi özlemişim.

Ben neden her şeyden bu kadar uzak kaldım?

o(* ̄▽ ̄*)ブ

Kulağımda dinlediğim en sevdiğim şarkı ve elimde tuttuğum araba sepetini sürüyerek markette aylık alışverişimi yapıyordum. Elimdeki eksik listesine dikkatle bakarak hatta bazen tükenmezle üstünü çizerek eksiklerimi tamamlamaya devam ettim. Market o kadar kalabalık değildi ve gece vakti kimsenin olmayacağını bildiğimden rahattım. Yanımdaki raftan pirinç paketi, 4-5 makarna çeşidi ve 5'li paket 4 körili noodle ve badem turşusu kavanozundan bulduğum gibi başka reyonlara bakmaya devam ettim. Abur cubur reyonunda gözüme kestirdiğim çikolataya elimi uzatıp alacakken başka bir elle elimin çarpışmasıyla irkilerek elimi geri çektim. Bir elimi bluetooth kulaklığa atıp düğmesine basıp kapattım. Yanımdaki elimin çarptığı kişiyi gördüğümde daha çok şaşırdım.

"Dedektif Jungkook! Sizi burada görmeyi beklemiyordum." dediğimde karşımdaki adam gerginlikle elini boynuna atıp kaşıdı. Onunda beni burada görmeyi beklemediği belliydi.

"İş saatleri dışındayım bana dedektif demene gerek yok. Sadece Jungkook de." dediğine şaşırırken başımı salladım. Genelde dedektifler bundan hoşlanmaz diye hatırlıyorum. Ortamda anlayamadığım gerginlik olurken Jungkook elini boynundan çekmişti. "Sen ne alışverişi yapıyorsun?" dediğinde gözü sepetime kaymıştı. Birçok malzemeyi beraber gördüğüne şaşırırken ne demem gerektiğini bilememiştim.

"Ben genelde aylık alışveriş yaparım. Dışarıya her zaman çıkamam. İşler yoğun olduğunda aç kalmak gibi bir sorunla baş başa kalmak istemiyorum." dediğimde başını sallamıştı. Aslında onunla karşılaşmak güzeldi ama bu gerginlik böyle sürecek gibi duruyordu. "Sanırım artık gitsem iyi olacak. İyi geceler Jungkook." dediğim gibi sepetimi sürüyerek gidecekken bir elim bluetooth kulaklığa kayıp şarkıyı açacaktım ki araba sepetim bir anda tutuldu.

Anlamayarak şaşkınca arabayı tutan Jungkook'a baktım. Ne yaptığının daha yeni farkına varmış gibi o da şaşırmıştı. Kendine geldiği gibi tutmaya devam edip sarı buklelerinin yüzüne gelmesini umursamadan bana bakmaya devam etmişti. İşin nereye varacağını bilemediğim için hareket de edemiyordum. Sonunda sesini bulmuş gibi nerden başlayacağını bilemeden konuştu.

"Acaba diyorum. Tabi istersen. Birlikte alışverişe devam edelim mi?" dediğinde anlamayarak yüzümü buruşturdum. Bakışlarındaki yalvaran ifade saçma gelmişti.

"Sebep?" diye kısaca geçiştirdim ama yüzünü eğip tekrar bana bakmıştı. Elleri daha sert tutmaya başlayınca kaşlarımı çatmıştım.

"Sebebi yok. Sadece zaman geçirelim diye, benimde işim uzun. Hem listene bakıyorum da baya eksiğin var. Bence birlikte tamamlayabiliriz." dediğinde bakışlarındaki bitmek bilmez ısrarı gördüğümde sonsuza kadar süreceğini anladım. Fazla üşengeç olduğum için hiç laf dalaşına girmeye kalkmadım.

"Karşımda sepet falan göremiyorum. Götünden sallayıp alacağının farkındayım ama hiç uğraşmak istemiyorum. Ayıp olmasın diye sepet al gel bari." dediğime gülüp başını salladı ve araba sepetini bırakıp hızla girişteki sepetlere doğru ilerledi.

Bende onun gidişini fırsat bilerek bluetooth kulaklığın birini çıkarıp kulaklığın kutusuna yerleştirdim. Cebime attığım gibi düğmesine bastığım sırada karşımda elinde araba sepetiyle gelen Jungkook'u gördüğümde hali komik gelmişti. Küçük çocuk gibi heyecanla araba sepetini hızla yanıma sürüklüyordu. Sonunda yanıma geldiğinde memnun bir şekilde kaldığım yerden devam edip reyonlarda dolaşmaya başladık. Elime aldığım 5 kiloluk un ve aynı şekilde 10 kiloluk şeker bulup sepete ekledim. Sonunda sessizlikten sıkılmış gibi bana baktığını hissetsem de sabırla benim konuşmamı bekliyordu. Yüzüne baktığımda merakla bana bakıyordu.

"Neden öyle bakıyorsun?" dediğim gibi bakışlarını reyonlara çevirdi. Sanki hiç bana odaklanmamış gibi davranıyordu.

"Hiç, sadece aklıma takıldı. Seni merak ediyorum." dediğinde reyonlarda bulunan yulaf gevreği ve çikolata toplu gevreği alıp sepete attım.

"Benim hakkımda her şeyi biliyorsun. Dedektif olduğunu unutmaya mı başladın Jungkook?" dediğimde yüzünü bana çevirdi. Ciddiyetle bakan yüzüne dümdüz suratla bakarken sertçe konuşmaya başladı.

"Bu öyle değil. Sayfalarda yazan başarıların, okuduğun okullar veya kimlik bilgilerini değil ben seni merak ediyorum." dediğinde bakışlarıyla 'beni anla' der gibiydi. Gözlerimi ondan çekip elimdeki listeden bir kaç eksiğin üstünü karalarken konuştum.

"Neyi bilmek istiyorsan sor o zaman Jungkook. Ama her soru sorduğunda bende sana soru soracağım." dediğim gibi yüzüne baktığımda gözlerindeki sevinç ve gülüşündeki tavşan dişleriyle tatlı duruyordu. Kalbim anlık durup patlamış gibi ağrı yapmıştı. Bozuntuya vermeden ikimizde yürümeye devam etmiştik. Kulağımdaki müziği dinlerken sesini işittim.

"En çok ne yapmayı seversin? Kaç yaşındasın? Nerelisin? Hangi müzik türünü seversin? En çok ne yeme-" derken sözünü kestim.

"Bir soruya bir cevap diye hatırlıyorum." dediğimde kısık bir kıkırtı duydum. Bu sırada durup buz dolabının önündeki sosis ve kıymayı alıp sepete ekledim. "Aslında ne yapmayı severim bende bilmiyorum. 24 yaşındayım ama bunu bildiğini biliyorum. Nereli olduğumu da biliyorsun. Slowed ve rap dinlemeyi severim. Daha çok gitar ve yavaş ritimlerde hoşuma gider. Aslında yemek yemekten çok hoşlanan biri değilim önüme ne gelirse yerim. Kahve sevmem ama sabahları ayık tutsun diye içmek zorundayım." elimdeki listeden karalamam gerekenleri sildim ve Jungkook'a baktım.

"Sıra bende koca adam. Dedektif olmayı sen mi istedin yoksa yapmak zorunda mı kaldın?" dediğimde gerildiğini anladım. Bu gerginliği beni güldürmüştü. "Doğru noktaya parmak bastım demek." dediğim gibi onu sinir etmek istediğimi anladığında sanki son dediğimi duymamış gibi devam etti.

"Dedektif olmayı babam için istedim. Kendisi bir polisti ve benimde o yoldan ilerlememi istiyordu. Maalesef 3 yıl önce vefat etti. Sen demeyeceksen ben demek istiyorum. 23 yaşındayım. En sevdiğim aktivite silah oyunları oynamak. Şu işe bak ki gitar çalmayı çok severim. Bende senin aksine ne bulursam yerim kafasındayım." dediğinde şaşkınca ona bakıyordum. Bu kadar kas yığını olmasından anlamalıydım. Bakışlarım kuşkuyla ona doğrulurken olduğum yerde durdum.

"Sadede gelmek ister misin? Aslında başka sebep için geldiğini düşüneceğim ama buna fırsat bırakmıyorsun." dediğimde Jungkook da olduğu yerde durdu. Bakışları bana değdiğinde kaşlarını çatmıştı.

"Sana başka bir sebeple gelmedim. Sadece karşılaştık ama ben seninle vakit geçirmek istiyorum." dediğinde umursamadan devam ettim.

"Benimle vakit geçirme. Evet, iyisin hoşsun ama ihtiyacım yok." aslında var ama bunu dile getirmek istemiyorum. Ellerinin bir dokunuşuna bağımlı bile olabilirim ama ihanet hissi beni bırakmıyordu. Aradığın suçlu benim demek istesem de bunu sana gösterecek kadar deli olabilir miydim? Aslında bende o çılgınlık vardı yine de sana güvenmiyordum.

"Daha bir şey bile yapmadım." dediğinde oyuncak gibi elinde tuttuğu boş sepeti bırakıp benim önüme geldi. Elimde tuttuğum sepeti sıkarken yüzünü bir karış mesafeyle yakınıma getirdiğinde dümdüz ifadeyle bakmaya devam ettim. "Aslında sana bir şey diyeceğim. Tanıklar arasında en masum görünen sensin. Ama şunu da biliyoruz ki yetkisi en yüksek görünende sensin. Sence de kamera kayıtlarının silinmesini başla kim yapabilir? Kardeşin yapamaz ama senin verdiğin yetkiyle yaparsa o ayrı." dediğinde duruşumu bozmadım. Beni kışkırtmaya çalışıyordu.

"Ne demeye çalışıyorsun. Kaç tane tanık varda en suçlusu veya en suçsuzu diye ayırt edebileceğini sanıyorsun!" dediğinde yüzümü korkmadan yüzüne yaklaştırdım. Sert yüzü yakından bakınca daha çekici gözükse de şuan bunu düşünecek zamanda değildim. "İyi polis ayaklarına ne oldu? Geçen gün melek gibi bana baktığını unutuyorsun. 'Ne olursa olsun yanınızda olacağız' diyen polis kelebek olup uçtu her halde." çenesini sıkmaya başladığında bileğimin üstünde hissettiğim eliyle dokunup ovarken daha da yaklaşmaya başladı. Dudaklarını kulağımın hizasına getirip nefesini üflediğinde irkilmiştim. Ona yandan bakarken ukala sırıtışı serseri bakışlarını önleyememişti.

"İyi polis ayaklarını bırakalı çok oldu fark etmedin mi?" dediği gibi bileklerimi sıkmaya başladığında gözlerinin ateş püskürttüğüne yemin edebilirim. Sızlamaya başlayan bileğimi çekmeye çalışırken buna izin vermedi. Bir anda bileğimi çekerek üstüne düşmemi sağladığında sinirle bakışlarımı onun gözlerine sabitlemiştim. ellerim istemsiz göğsünün üstüne düşerken gömleğini sıkmıştım." Bu işte senin parmağının olduğunu ikimizde biliyoruz." dediğinde öfkeyle şaşkınlık arası gülümserken yüzüne sahte bir üzgünlükle yaklaştım.

"Korkak bir dedektif olduğunu düşünüyordum. Minik adımların sence de fazla ufak değil mi?" dediğimde gözleri dudaklarıma kaydığında yutkunsa da gözlerime sabitleyip ciddiyetle konuşmaya devam etti.

"Young-Soo-Min nerde Taehyung?" dediğinde ikimizde fark etmeden aynı anda yutkunmuştuk.

"Yarın bir yolculuğa çıkmaya var mısın Jungkook? Ama söylemek istiyorum korkaklara göre bir yer değil. Duyduklarını aklın almaz belki." dediğimde yüzünde bir gülümsemeyle dudaklarıma yaklaştığında nefesimin heyecandan hızlanmasını önleyememiştim. Gözlerim dudaklarına kayarken sanki bunu anlamış gibi dudaklarını yaladığında dilinin kıvraklığı aklıma başka şeyler getirip sıcak basmasına sebep oluyordu. Kalbimin hızlı atmasına bir şey diyemiyorum bile. Siktir. Ellerinde kıvranmak istiyordum.

"Aklımın almayacağı tek şey sensin Taehyung. Yarın saat 9 gibi evinin önünde olacağım." dediği gibi dudaklarıma kaçamak bir öpücük çalıp hızla uzaklaşmıştı. Şaşkınlıkla donakalıp arkasından baka kalırken zar zor yutkundum.

Siktir. Kesinlikle tuzağa çekmesini iyi biliyordu! Sadece merak ediyorum. Bütün dünya karşımda olsa, sen yanımda olur muydun?

Kötülükten korkmuyorum ama, bana elini uzatır mıydın?

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

9. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.