Dağlar duman olur
Çayır çimen olur
Ben yari görmezsem
Halım yaman olur
Halım yaman olur
Vay vay
- Gurup abdal -
_Gün, bulutların ardında puslu bir ışıkla başlıyordu. Sabahın ilk ışıkları köyün harap yollarını hafifçe aydınlatıyordu ama bu ışık, Nare’nin gözlerinde bir rahatlama yaratmaktan çok uzak bir tehdit olarak duruyordu. Kurtarılmıştı, ama içindeki korku hâlâ canlıydı. Çarşaf hâlâ gözlerinin önünde duruyor, kalbindeki tedirginliği örtmeye yetmiyordu.
“Neden hâlâ kalbimde bu korku var? Hazar beni hatırlayacak mı? Çolak’ın gölgesi hâlâ peşimde mi? …”
Nare sessizce derin bir nefes aldı. İçindeki korku ve cesaret birbiriyle savaşmaya başlamıştı
Yusuf yaşadığı olayın şaşkınlığını hala daha üzerinden atmamıştı
Bu kadın omuydu Yusuf buna imkan veremiyordu ama kalbi beyni ile aynı düşüncede değildi onunla göz göze geldiği an burnuna köyünü andıran karanfil kokusu ile sanki nare gerçekliğini yusufun gözüne sokuyordu ... Üniformasının iç çebindeki kalpli kolyeyi çıkardı koleyini
Kapağını açtı ve uzun uzun resme baktı ...
Evettt doğru özlüyordu onu çocukluğunu ailesini vatanını ama o geceden geriye sadece elinde birtek bu kalpli kolye kalmıştı
Biran gözleri dolar gibi oldu sonra gözüne birşey ilişti narenin boynun da küçük bir beni vardı . Yusuf bunu daha önce fark edip etmediğini beyninde sorguladı sonra gözlerinin önüne bir anı geldi ...
Öğle vakti kapıda oyun oynamaktan kıpkırmızı olmuşlardı biraz olsun serinlemek için çimlere uzanmışlardı gökyüzünü seyrederken
Bulutlardan şekil çıkarma oynunu oynuyorlardı onlar için oyun herşeyle yapıla bilirdi bir bulutu işaret etti nare işaret parmağı ile göstererek
"Bak bak kuzgun bu benim kolyeme benziyor" bir hışımla elbisesinin içindeki kolyeyi çıkartarak Yusufa gösterdi Yusuf tebsüm ile kolyeye baktı sonra gözleri bir an narenin boynundaki siyah şeye takıldı ve bağırdı "nareee boynuna kene yapışmış naree" dedi nare çığlık attı ve koşturmaya başladı aynı zamanda ağlıyordu koşarak evlerinin bahçesine girdi kuzgun da ardından bahçeye girdi narenin annesi bahçede çamaşır asarken ağlayarak yanına gelen kızınına korku dolu gözlerle baktı nare ağlayarak " anne boynum "dedi ve ağlarken bir iç çekti devam etti konuşmaya " boynumda kene var anneee " diye hıçkıra hıçkıra ağladı annesi telaşla kızının kıvırcık saçlarını geri itti ve sağ tarafına baktı görünürde birşey yoktu sol tarafına baktı acele ile ve gördüğü şey ile gülmeye başladı nare annesinin güldüğünü görünce
Ağlamayı durdurdu ve burnunu çekerek annesine şaşkın şaşkın bakıyordu tek o değil kuzgun da şaşkın şaşkın bakıyordu nergiz teyzesine
Ve ilk konuşan nergizdi " ilahi çocuklar bu kene değil ben " bu sefer çocuklar daha alık alık bakınca nergiz daha açıklayıcı bir şekilde
Konuşmaya devam etti " bu boynun daki siyah leke kene değil bu tenindeki küçük bir işaret gibi. Herkesin vücudunda farklı izler olabilir,
Seninkide boynunda olan minik bir nokta" diyerek açıkladı
Gülmüştü Yusuf bu anıyı hatırlayınca ve içinden şöyle geçirdi "eğer yaşıyorsa eğer bu kadın çoçukluk aşkı ise boynundaki o ben hala yerinde olsun"
Oturduğu yerden kalktı elindeki kolyeyi cebine koydu ve gür bir sesle çardıda uyuyan askerlerinin çadırlarının başında "koğuşşş kallll " diye bağırdı
Tim derin uykudan bir sıçradılar acele ile berelerini başlarına takıp çadırdan çıktılar ve ip gibi sıraya dizildiler
zafer ve burçe erkenden uyanıp komtanlarının yanına bir maruzatı varmı diye gitmişlerdi Yusuf onlara köylülerin yanından nareyi alıp gelmelerini istemişti zafer ve Burçe hiç ikiletmeden kaldıkları alandan çıkıp köye doğru yürümeye başlamıştılar
Köyün girişinde kuzgun timi nöbet alırken çıkışında ise özel harekat polisleri nöbet tutuyorlar çünkü herhangi bir sorun olursa anında müdahale edebilmek için
Yusuf hissetmişti çolak tekrar bir oyun oynayacaktı çünkü kaçarken nareyi yanında götürebilmek için cebelleşti ama başarısız oldu
Tekrar nare için gelicek ti veya onlara oyun oynicaktı ...
Yusuf askerlerin döndü ve tekrar 2. Bir B planı yapmak için görev talimatlerını verdi;
Süleymana kendini kamufle edip köyü izlemesini emretti ve yanınada onu ikincibir tehtitden koruması için burçeyi görevlendirdi
çaylak ise gizli düzenlenmiş mayın varmı var ise onları imha etmesini söylemişti İsmail hala daha çolak ve adamlarının içinde idi ve köy içinde halk kılığına girmiş köstebeklerin haberini zafere veriyordu zaferde Süleyman ve burçeye Yusuf, ali haydar ile harita üzerinden alan ile ilgili bilgi toplayıp yaşana bilecek tehlikeler üzerine konuşuyorlardı oruçda zafer ile köyün içinde halk ile ilgileniyorlardı...
Nare artık iyice çadırın içinde sıkılmıştı ve dışarı çıkmak için çadırın fermuarını açtı etrafa kimse yoktu sadece askerlerin pikabı duruyordu
Pikabın önüne doğru yürümeye devam etti nare karşısına çıkan iri heybetli adamı görünce irkildi ve sıçradı ve
"ağam siz burdamıydınız" dedi kazakça konuşoydu onun arkasında narenin sesini duyan Yusuf ta irkildi
Yusufun irkilmesini gören nare hafif bir tını ile şakı " yav korkmayın ağam benim " dedi tekrar kazakça Yusuf hafiften sinirlenmişti kaşlarını çattı
Oda kazakça konuştu "ne korkması hiç bir şeyden korkmam ben " dedi çocuk gibi" ve ekledi "sen neden çıktın çadırdan "
Dedi nare de hemen " ağam valah çok sıkılmışım içeride " dedi anlayışla karşıladı bu sitemi Yusuf kim bilir kaç yıldır esirdi ve aklındaki soruyu sesli bir şekilde dile getirdi " sen kaç Seden beri esirin dedi" nare ise " 6 yaşında düştüm ben bu kansızsın eline şimdi ise 26 yaşındayım 20 sen esir olmakla geçti " yusufun içi sızladı 20 sene ne demekti tekrar bir soru yöneltti " türkçe biliyormusun " dedi " nare önce duraksadı ve dün Yusuf la ilk karşılaştığı an aklına geldi üniformasının üzerinde kazakça yazan kuzgun kelimesi geldi gözünün önüne ve tekrar yusufun gözlerinin içine baktı tekseferde " hayır " dedi Yusuf bııyık altından güldü çünkü kazak kızı yalan söylüyordu
Nerden mi biliyordu o çadırdan çıkmadan 15 dk önce çadırın önünden tuvalete gitmek için geçerken çadırın içinde türkçe türkü söylediğini
İşitmişti... Narenin yalan söylediği anlaşılınca aceleci bir şekilde çadıra gitmeye yönelirken Yusuf bileğinden tutup kendine çekti ve şöyle söyledi
"Kazak kızı yalanı size hiç yakıştıramadım " dedi kulağına fısıltı ile ama bu sefer türkçe konuşmuştu; asıl amacı o beni yerinde görmekti ve evet ben orda yerinde idi çapkınca sırıttı ve kızın kolunu bıraktı nare aceleci bir şekilde çadıra koşturdu kalbi ağzında atıyormuş gibi hisediyordu.
çadıra varınca ağzının içinden söyleniyordu nare "nasıl anladı yalan söylediğimi" sağ omzundaki melek konuştu "adam boşuna bordo bereli değil" dedi sonra sol omzundaki melek konuştu "bordo bereli diye kıçında yalan dedektörü yok ya " dedi nare huysuzca elleri ile yanından birini kovarmış gibi elleri ile " kış kış" hareketi yapıyordu sonra huysuzca ellerini göğsünün altında birleştirerek yere oturdu; kuzgun yalanını anlamıştı ve bu durumdan utanıyordu ve aynı zamanda kalbinde yeniden müdit yeşerdi bu his tuhaftı çünkü bu hissi en son küçüklüğünde çocukluk aşkının yanında hissediyordu şimdi ise o askeri kuzgunu gördüğü andan itibaren yeniden yeşerdi o ümid kalbinde
Burçe samanların altında kamufle olmuş bir şekilde köyü dürbün ile izliyordu sonra birinin ayağına vurduğunu hissetti ve "efendim" dedi yanında Süleyman vardı Süleyman ise "yorulduysan nöbeti alabilirim" demişti Burçe güldü istemsizce Süleyman kaşlarını çattı ve söylenmeye başladı " Yusuf komutanım bana verdi Köyün nöbet görevini asıl senin beni koruman lazım" dedi Burçe de hemen atıldı lafa "sen de o zaman yenilmeseydin oyunda hem sen sordun nöbet değişimi yapalımı diye" "tamam dedim dedimde senin yerinde kalkı ağın yok maşallah 2 saat oldu yorulmadın mı"
Burçe hemen atıldı "yorulmak ne bilseydik bu sevda uğruna yanmazdık" dedi
Hoşuna gitmişti Süleymanın dişi kurt gibi asi, asil, çekici, son derece nefes kesici aklından böyle geçirmişti ve hızla başını sağa sola silkeledi sanki bu düşüncelerden kurtulmak ister gibi sonra bir an ikisininde telsizlerinden karabatak ın sesi duyuldu
"kuzgun bir" dedi karabatak Yusuf konuştu bu sefer "kuzgun bir dinlemede konuş" dedi ve telsizden tekrar karabatakın sesi duyuldu komtanım Çolak, sınır kapısını zorlamak için tırlar ve pikaplar hazırladı. Tırlar patlayıcı ve esir dolu. Ama planı sadece bu değil: Nare’yi tekrar hedef almak da var nare ye dikkat edin" dedi
Yusuf hızlı ve pratik olacak olan B planını devreye soktu üniformasının cebinden telefonu çıkardı ve yarbay erdem komutanını aradı çolağın planını anlattı ve konuşmayı bitirdikten sonra telefondan farklı bir numara çevirdi busefer aradığı kişi polis özel harekat timimin komtanı Mustafa Çelik di telefon açılınca Yusuf konuşmaya başladı "Mustafa çolak B planı ile sınır kapılarını zorluyor ben ve timim sınıra gidicez size ise köylüyü ve köylülerin içindeki çürükleri temizlemek düşüyor kardeşim" dedi Mustafa çevap olarak sadece "kolay gelsin sadıç o zaman" dedi sadece Yusuf ise "eyvallah sadıcım" dedi Yusuf ile Mustafa liseden arkadaş dı Mustafa harp okulu mülakatlarında elenince şansını polis özel harekat da denemişti. Yusuf tekrar dan birini daha aradı aradığı kişi güntekindi telefona cevap verilince o tanıdık ses duyuldu "buyur komtanların gülü" dedi Yusuf istemsizce güldü ve hızla konuya girmek için konuşmaya başladı " oğlum hemen cıvıma lan çolağın B planı belli oldu sınır kapılarını kesirler ve patlayıcı bombalar ile zorluyor bizde sınıra geçicez onları bastırmamız için seninde havadan destek vermen gerekiyor" dedi güntekin hızla "anlaşıldı komutar bey" dedi en cilvelisinden ve telefonu kapadı kafadan kırık dı ve Yusuf arkadaşının bu halinden hiç şikayeti yoktu.
Yusuf timine döndü herkes Bulunduğu alan çıkıp Köyün çıkışına gelsin telsizlerden tek bir ses duyuldu aynı anda "emredersiniz komutanım" dediler...
Kuzgun timi Köyün çıkışına gelmişti ve sıraya girmişlerdi Yusuf da alana gelince tekrar görevlendirdi herkesi Süleyman ve burçe ikiniz birlikte hareket ediceksiniz çaylak sen her ihtimale karşı patlayıcı imhaetme alet edevatlarını yanında bulunsun dedi ve delifişek ile berabersin zafer sen teksin ama kendine de dikkat et ali haydar sen benim ile önden geliceksin "herkes görevini anladmı "dedi gür bir sesle ve tim yüksek sesle" anlaşıldı komtanım " dedi ve askeri pikapa binip nareyide yanlarına alıp sınıra doğru yola koyukdular...
Sınıra ulaşıncaYusuf, timi sessizce köye sızdırdı. Zafer, köylü kılığına girmiş düşmanları dikkatle izliyordu. Çaylak ve Deli Fişek, patlayıcılar ve tuzaklar için hazırlıklıydı.
Yusuf: “Dikkatli olun. Her ses bir tuzak olabilir. Her gölge bir düşman…”
Köy sessizliğe bürünmüştü. Her adım bir ölümle yüzleşmek gibiydi. Nare, geçmişin gölgeleriyle yüzleşti. Yıllarca kaybettiği aile bağları, Çolak’ın yarattığı korku, hepsi bir anda zihninde canlandı. Ama korku, onun gücünü de tetikledi. Gözleri parladı; artık sadece kurtulmak değil, hayatta kalmak ve intikam almak istiyordu.Nare içinde şöyle düşünüyordu "artık hayatta kalmak değil intikam almak da istemiyorum" dedi
Çolak’ın ikinci grubu sınır kapısına yaklaşmaya başladı. Yusuf’un timi, düşmanların yaklaşımını fark etti. Birer birer pikaplardan inen adamlar, ellerinde silah ve patlayıcılarla köyün içine yöneldi.
Yusuf: “Pozisyon alın! Sessiz olun ama hazır olun. Tuzağa düşmemeliyiz!” dedi
demesine kalmadan Süleyman az kalsın tahtalı köye gidiyordu onu kurtaran Burçe oldu "canın pazarda bulamadıysan daha dikkatli ol" dedi Süleyman ise Burçe in bu hareketinden etkilenmişti ve teşekkür etmeden geçmedi "teşekkür ederim yaban çiçeği" dedi aynı zamanda çatışmaya da devam ediyorlardı Burçe güldü "yaban çiçeği mi" dedi Süleyman ise "evet yaban çiçeği bence lakabın bu olmalıydı yada neyse herkesin sana böyle seslenmesinden se sadece ben sana bu şekilde hitab ederim yaban çiceği he ne dersin" dedi Burçe ise her zamanki asi ve sert duruşu ile şöyle söyledi" bençe ağzının kırılmamasını istiyorsan kapa o çeneni " dedi Süleyman ise gevşekçe" ben seni her halinle severim " diyerek duygularını ilk dile getiren o olmuştu...
Yusuf ve tim, stratejik hamlelerle düşmanı engellemeye çalıştı. Karabatak, örgüt içinde kritik bilgileri aktardı. Çolak, tır ve pikaplarla sınır kapısını açmayı denedi ama Yusuf’un timi onu engelledi. Patlayıcılar sessizce imha edilirken, köylü kılığına girmiş düşmanlar da etkisiz hale getirildi.
Tam çatışma bitmiş gibi görünürken, Nare’nin geçmişinden beklenmedik bir tam karşısında dikiliyordu Küçük bir çocuğun gözleri, geldi Nare’nin kalına ve gözleriyle buluştu. O an Nare şok oldu, nefesi kesildi. Yusuf hemen Nare’nin yanına koştu, ama yeni bir tehlike kapıda belirmişti.
Yusuf geriye dönerek : “Nare… dikkat et.” dedi
Nare’nin gözleri sadece karşısındaki adama kilitlenmişti.
Evettt canlarım 4. Bölüm kapak resmi hakkında ne düşünüyorsunuz bu bölüm Burçe ve Süleymanın ilk yakınlaşması adına böyle yapmak istedim evet farkındayım biraz geç oldu merak edenler için ehliyetimi aldım yani direksiyon sınavımı geçtim ama bu sefer kuzenimin nişanı için şehir dışı yapmak zorunda kaldık ve ben bölüm yayınlayamadım kusura bakmayın umarım bölümü keyifle okursunuz yorumlarınız benim için çok önemli satır aralarında yorum yapmayı unutmayın onları okumaktan çok zevk alıyorum bir sonraki bölüme kadar kendinize cici bak kocaman öpüldünüz💝🌸😘🤗🤭💕💞💖🐰🐣💐