İçeriğe geç

HİS

Bölüm 20 · 13 dk okuma

HİS

Bölüm 20

Kavuşma

3 Ay Sonra*

İnsan en çok kaçtığı şeyden asla kurtulamıyor.

Mihri için durum böyleydi, böyle özetlenebilirdi. Büyük bir sırrı vardı, ve bu sır bütünüyle hayatını kavrıyordu. Bu sırrı tek başına omuzlanmak onu mahvediyordu. Sanki tonlarca ağırlıkta bir kayayı bir halata bağlamış, uçurumdan aşağı sallamıştı. Ve halatın diğer ucunu elleriyle sıkıca tutuyordu. Yıllardır o halatı asla bırakmadı, kendini de. Tutmak ona acı veriyordu evet, ama o kayayı bıraktığı vakit kendini de bırakmış olacaktı. Uçuruma düşen sadece kaya olmayacaktı, kayanın arkasından sürüklenen bedeni de arşınlayacaktı uçurumu.

Ne bırakabildi ne kaçabildi ne de tutabildi. Kelimenin tam anlamıyla mahvoldu. Uyandı, ölümü tatmış bir insan olarak. Sustu, gülmeyi unutmuştu sanki. Günlerce yatağa mahkum kaldı. Sevdiği yemeklerden nefret etti, nefret ettiği hastane kokusuna alıştı, uyumaktan yoruldu, sessizliğin gürültüsü başını ağrıttı, hüzünler bir taş gibi çöktü sol yanına.

Geceler gündüzleri, günler haftaları, haftalar ayları kovaladı. Dile kolay tam 3 ay geçti. O karanlık günün ardından geçen 3 ay...

Tayfa kendini toparlamış mıydı bilinmezdi. Fakat hepsi tüm öğrenilen bu gerçeğin üzerine yeni bir sayfa açmıştı. Her şey yoluna girecek, hayat devam edecekti, etmeliydi.

"Evet Mihri." dedi sarı saçlı, beyaz önlüklü doktor. Elindeki kağıtları toparlayıp, altını masaya hafifçe vurup hizaya soktu. Ardından uzanıp masanın kenarındaki kalem kutusundan kapağı olmayan bir tükenmez kalem çıkardı. İtalik yazısıyla kağıdın boş kısmına bir şeyler karalarken, Mihri bakışlarını camdan dışarıya çevirdi.

"O günün ardından kendini bunalmış, sıkılmış ve depresyona girmiş gibi hissetmen çok normal."

Normal miydi?

"Bu tip hissiyatlar her vakada karşımıza çıkabiliyor. Bir geçiş dönemindesin. Tüm bu yaşadıkların geçici."

Geçecek miydi?

"Bu dönemde sağlıklı, düzenli ve yeterli beslenmen gerek vücut direncin için. Modunun düşmemesi için hobilerine kafa yorabilir, kendine bir uğraş edinebilirsin."

Mihri boş bir şekilde camdan dışarı bakınmayı devam ettirdi. Hastanenin zorunlu rehberlik servisinde haftalardır işkence çekiyordu sanki. Bugünki randevunun son olması, Mihri için kurtuluştu.

"Bugünü son randevu olarak düşünme Mihri, istediğin zaman gelip benimle konuşabilirsin."

"Hiç sanmıyorum." dedi Mihri donuk bir sesle. Karşısındaki kadın bir an yazmayı bırakmış, gözlüklerinin üstünden Mihri'ye garip bir bakış atmıştı. Ardından bu tür davranışlara alışkın olacak ki omzunu silkip, yazmaya devam etmişti.

"3 aylık işkence servis- pardon rehberlik servisi nihayet bittiğine göre, artık gidebilir miyim." dedi Mihri, donuk bir ses tonuyla.

"Tabii canım. İyi günler." dedi doktor düz bir sesle

Mihri kadının ona uzattığı kağıdı dönmek üzereyken alıp, hastane odasını terk etti. Hastaneden çıkarken içinde belli belirsiz bir heyecan vardı. Yarından itibaren artık okula devam edebilecek, eski yaşantısına ayak uydurmaya başlayacaktı, öyle umuyordu.

3 ay boyunca arkadaşlarını birkaç defa görebilmişti yalnız. Bunun nedeni tabiki de az önce bir daha karşılaşmamak üzere vedalaştığı doktor bozuntusuydu. Arkadaşlarını az görmesinin, yaşadığı travmayı atlatabileceğini kolaylaştıracağını söylemişti. Saçmalık.

Ve Asrın.

Onu hiç görmemişti, bekliyor muydu onu bile bilmiyordu. Unutmaya çalışıyordu, ama içinde bir yerlerde Asrın'ın varlığı mıhlanmış gibiydi. Kimi zaman ona o kadar sinirleniyordu ki, etrafındaki her şeyi yakıp yıkıyordu. Ansızın hayatına girdiği gibi, ansızın da çıkmıştı. Hiçbir açıklama yapmadan, öylece gitmişti.

Kaldırımın üzerinde yavaş yavaş adımlarken ellerini kabanının ceplerine yerleştirdi. Hava soğuk ve kararmaya yüz tutmuştu, yağmur hafiften çiselemeye başlamıştı.

Kabanının cebindeki telefon titremeye başladığında uyuşuk bir hareketle cebinden çıkarıp ekrana baktı.

Murti arıyor...

Kaşları şaşkınlıkla çatıldı. Ardından armayı yanıtlayıp telefonu kulağına götürdü.

"Balpıtırcığım!"

Mihri'nin içindeki özlem birden dağ olmuştu sanki. O kadar özlemişti ki arkadaşını...

"E-efendim." dedi içindeki heyecanı saklayamayarak.

"Bil bakalım bugün ne oldu Mihri? Ben şimdi gidiyordum, ama nereye? Nereye gidiyordum ya? Dur bir dakika-"

Mihri kıkırdamaya başlamıştı.

"Lan Akın! Ben ne diyecektim ya. Unuttum. Plan neydi?"

Mihri yürümeyi bırakıp, telefondaki sese odaklandı. Murat kiminle konuşuyordu? Akın'ın sesini duyduğunda merakı daha da artmıştı.

"Lan Murat! Daha kaç kere söyleyeceğim, balıkbeyinsiz. Mihri'yi bir şekilde kiraz kafeye çağır, sürpriz yapacağız ya hani mal insan."

"He tamam. Dur telefonun sesini açayı- oha! Sessize almayı unutmuşum! Mihri her şeyi duymuş olmalı."

"Hay senin aklına sokayım ya. Ulan Murat senin ben ******"

"Ya Murat mahvettin her şeyi!" dedi Nur'un sitemli sesi.

"Al işte, suç bizde Murat'a arattırıyoruz kızı." diye yakındı Tuğba.

"Her insan hata yapabilir, insanlık ölmüş." dedi Murat gayet ciddi bir ses tonuyla.

Mihri kaşlarını çatarak dinlemişti konuşmayı. Ardından, içine dağ gibi oturan bir hissiyata kapıldı. Özlem.. O sırada telefondan birkaç hışırtı gelmiş, Akın'ın sesini duymuştu.

"Mihri."

Mihri, gözlerinden yaşlar akarken yanındaki bahçe duvarına yaslanıp derin bir nefes aldı. O kadar özlemişti ki onları...

"Biz aslında sana sürpriz yapacaktık. Ama bu mal Murti, yine plana sıçtı. Olsun be Mihri, sen gel kiraz kafeye biz sana yine sürpriz yapalım, haberin yokmuşcasına... Olur mu?"

Yaşlar ardıardına döküldü göz pınarlarından. Belli belirsiz bir ses çıkarıp, telefonu kapatmıştı. Bütün vücuduyla zangır zangır titriyordu. Onca ayın ardından ilk defa bu kadar çok ağladığını anımsadı. Hep içine atmıştı, 3 ay boyunca özlemini taş yapmış yüreğine basmıştı. Şimdi o taş, eziyordu yüreğini. Yanıyordu canı, kanıyordu.

Kafeye vardığında, cam duvarların ardından görebildiği kadarıyla içerinin süslendiğini görmüştü. Titreyen adımlarını kapıya yaklaştırıp, buz gibi olan elleri ile kapının kolunu kavradı. Sonunda içerideydi.

Kiraz Kafe...

Anılarının büyük bir çoğunluğu bu kafede gerçekleşmişti, ve tüm bu güzel anılar şimdi sadece canını acıtıyordu.

Etrafa bakındığında çocukları her zamanki masalarında otururken görmüştü. Murti ağzına kurabiyeleri tıkarken nefessiz kalmıştı. Akın ise fırsattan istifade edip Murat'ın sırtına tüm gücüyle vuruyordu. Nur, onların bu hâline gülümserken, Oğuzhan'da Nur'un gülüşüne bakıyor, gülümsüyordu.

Tuğba sabırsız gibiydi. Habire masadaki çerezlerin, yiyeceklerin yerini değiştiriyordu. Bileğindeki saatte dakika başı bakıyor, ardından elleriyle yüzüne hava yapıyordu. Ceyhun ise Tuğba'nın bu hâli ile dalga geçiyordu. Birkaç adım atıp, kendisini göremeyecekleri bir noktaya geçti ve dinlemeye koyuldu.

"Ya, gelmesi gerekiyordu şimdiye. Akın, tekrar mı arasak?" dedi Tuğba'nın endişeli sesi.

"Gelir be üstadım. Boşa telaş yapma." dedi Akın, çerezleri ağzına tıkarken. Tuğba kaşlarını çatıp çerez tabağını Akın'ın önünden uzaklaştırdı.

"Gelir şimdi, yoldadır." dedi Ceyhun, gözleriyle Tuğba'nın hareketlerini tartarken. Gizlice uzattığı eli çerez tabağına uzanmıştı. Tuğba bunu gördüyse de umursamamıştı. Ceyhun çerezleri ağzına zevkle tıkarken, Akın ile göz göze geldi.

Akın'ın gözlerinden resmen alevler fışkırıyor, bir Tuğba'ya bir Ceyhun'a bakıyordu. Ceyhun zorla yutkunurken, ortamdaki havanın dağılması adına Murat'a yönelik ortaya laf attı.

"Murti ya, senin o kıvırcığa ne oldu?"

Mihri kaşlarını çattı. Murat'ın kıvırcığı? diye geçirdi içinden. Uzak kaldıkları 3 ay içerisinde tüm gelişmelerden habersiz kalmıştı.

"Sorma be kanka." dedi Murat, düşünceli bir halde kıvırcık saçlarını dağıtırken. Mihri, Murat'ı bu hâlde görünce şaşırdı. Murat'ın her zamanki gibi alaycı bir tavır sergilemesini bekliyordu.

"Kızın benim nefes aldığımdan haberi yok, benim burda kalbim onun için atıyor."

"Iyy."

Akın'ın tepkisi, Mihri'yi güldürmüştü. Çocuklar duymasın diye ağzını kapatmıştı. Murat'ın bu hallerine kesinlikle alışkın değillerdi.

Murat tıslayan bir yılan gibi Akın'a dönmüş, ardından parmaklarının arasına aldığı mısırları Akın'a fırlatmıştı. Akın ise Murat'a dil çıkarmış, attığı mısırları da afiyetle ağzına atmıştı.

"Murat, senin bu hallerine hiç alışkın değiliz." dedi Nur, tam da Mihri'nin aklından geçenleri dile dökerken.

"Murat'ı da kaybettik arkadaşlar." dedi Tuğba gülümserken. "Artık o da aşık."

Tuğba'nın sözlerinin ardından Ceyhun başını yere eğip gülümsemişti. Nur, Tuğba'ya imalı bir bakış atarken, Oğuzhan da gülüyordu. Masada gülmeyen tek kişi Akındı.

"Kim kime aşık lan? Bu masada bir şeyler dönüyor."

"Akın, kıt mısın kardeşim? Gözüne artık nasıl bir perde inmişse, aylardır şu aşkpıtırcıklarını görmüyorsun." Murat, 'aşkpıtırcıkları' derken masanın karşısında oturan Ceyhun - Tuğba ve Oğuzhan - Nur'u göstermişti. Masada kısa bir sessizlik olduğunda, Ceyhun ve Oğuzhan alakasız bir şekilde havalardan konuşmaya başlamıştı. Tuğba ve Nur da yaklaşık yüz kez konuştukları bir konuyu tekrardan dile getirip, sanki ilk kez duyuyorlarmış gibi can kulağıyla dinlemişlerdi birbirlerini. Akın yüzünü iğreltip karşısındaki flash tv oyunculuğunu izledi bir süre.

"Ben şimdi sizi bir sorguya çekerdim ama dua edin bu akşam Mihri'ye kavuşacağız." dedi Akın kıstığı gözleriyle kızlara bakarken. Kızlar gözlerini bayarken, erkekler havadan sudan konuşmaya devam ediyorlardı.

Akın ve kıskançlığı...

Başedilemez, karşı koyulamaz, ve asla vazgeçirilemez bir özellikti. Nur ve Tuğba onun kardeşleri sayılırdı ve bir abi gibi onları korur kollar, kıskanırdı. Mihriyi de öyle...

"Mihri gelmeyecek sanırım." dedi Nur, üzgün bir ses tonuyla. Akın derin bir soluk aldı.

"Keşke gelseydi, çok eksik hissediyorum kendimi. Her şey yerli yerinde, ama en önemli parçalardan biri kayıp. O gelse, otursa şu sandalyeye, tam olacağız. Tam olarak bir 'His tayfası' olacağız..."

"Neden his tayfası?" diye sordu Ceyhun. Onun sorusunu yanıtlayan kişi Tuğba olmuştu.

"Çünkü tüm hisleri yaşadık biz birlikteyken. Yeri geldi güldük, yeri geldi ağladık. Tehlikeler altında kaldık, savaştık. Özledik, kırıldık, sinirlendik, en çok da sevdik... Ama hep bir parça olarak kaldık, kalacağız da. Şimdi biri gitse aramızdan, onun hisleri kalacak geriye, hislerine tutunacağız. Onu anıları ile yaşatacağız, çünkü biz arkadaşız, öylesine değil, ölesiye."

Mihri gözlerinden yaşlar akarken, 32 diş gülümsüyordu. Elinin tersiyle yaşlarını silerken, arkasına saklandığı tezgahın arkasından sıyrıldı. Onu ilk gören Murat olmuş, elindeki gazoz bardağı yeri boylamıştı. Kahverengi gözleri şaşkınlıkla büyürken hemen Akın'ı dürttü. Akın, Murat'ın dürtmesi ile kapıya bakarken, kısa bir sürede gözleri Mihri ile kesişti. Suratı kaskatıydı. Yutkundu.

Kızlar önce Akın'a bakmış, ardından bakışlarını takip edip Mihri'ye dönmüşlerdi. Tuğba, bir sevinç krizi geçirir gibi eliyle ağzını kapatıp bir çığlık atmıştı. Nur ise sandalyesinden hızla kalkıp Mihri'ye doğru koşmuştu. Ceyhun ve Oğuzhan da, arkadaşların kavuşmasını gülümseyerek izliyordu.

"Geldin!" dedi Nur Mihriye kocaman sarılırken. Ses tonu, Mihri'nin burada olduğuna inanamıyor gibiydi.

Mihri, o kadar duygu yüklüydü ki Nur'un sarılışına karşılık bile verememişti. Dili tutulmuştu adeta.

Gözlerini yumup yaşların akmasına izin verdi.

"Hoş geldin balpıtırcığım!" dedi Murat, Nur'un hemen ardından kocaman sarılırken. Öylesine sıkmıştı ki, Mihri kemiklerinin kırılacağını düşünmüştü.

"Çok özledik seni." dedi Nur titreyen sesiyle. Mihri acı dolu bir gülümseme gönderdi arkadaşına. Ardından gözü masaya çevrildi. Akın, gözlerini masaya dikmiş öylece duruyordu. Tuğba ise, başını Ceyhun'un göğsüne yaslamış, ağlıyordu. Ceyhun ise gülümseyerek teselli veriyordu Tuğba'ya. "Hadi gidip sarılsana, neden ağlıyorsun?"

Tuğba'nın yanıtı içli bir ağlama olmuştu sadece. Ardından başını kaldırıp, gözündeki yaşları sildi. Gülümsüyordu fakat, ağlıyordu da. Masadan hızla kalkmaya çalışırken bardağı dökülmek üzereydi. Ceyhun hızlı bir refleksle bardağı tuttu.

Tuğba masanın kenarında öylece duruyor, inanamıyormuş gibi Mihri'ye bakıyordu. Dile kolay 3 aydır görmemişti. 3 dakikaları bile ayrı geçmeyen arkadaşını, 3 aydır görmüyordu.

Mihri ona birkaç adım attığında Tuğba bunu bekliyormuş gibi koşmuş ve sarılmıştı. Nur da ikisine birden sarıldığında kızlar ağlıyordu. Mutluluktan, tüm o çektikleri acıların ardından tekrardan kavuşmalarına ağlıyorlardı. Sanki hepsi 5 yaşındaydı, Mihri biraz önce bisikletinden düşmüş, yaralanmış da kızlar ona teselli vermek için sarılmıştı. Sonra arkadaşlarının ağlamasına dayanamayıp, korkudan onlar da ağlamıştı.

Akın gözünü masadan ayırıp, sarılan kızlara baktı. Kalbi acıyla burkulmuştu sanki. Şimdi o eksiklik dolmuştu, dolmuştu fakat ağır gelmişti. Masadan hışımla kalktığında Oğuzhan çattığı kaşlarıyla Akın'a baktı. Ceyhun da yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu seziyordu.

"Nereye gidiyorsun oğlum? Gidip sarılsana."

"Oğuzhan haklı. Şimdi gidersen Mihri çok üzülür, kızlar da."

"Nefes almaya ihtiyacım var." dedi Akın, sandalyesine astığı ceketini alıp kafeden çıkarken.

Kızlar zar zor birbirlerinden ayrıldıklarında, Nur ve Tuğba ardı ardına onlarca soruyu dizelemişlerdi. En son masaya oturduklarında, heyecanla atıştırıyorlardı. Fakat Mihri, Akın'ın nereye gittiğini anlayamamıştı. Belki tuvalete gitmiştir diye ses etmemişti ama çoktan yarım saat geçmişti. Gitmiş miydi? Kızgın mıydı kendisine? Sorular aklını yiyip bitiriyordu.

"O değil de, ben bir daha ayrılığı kaldıramam Mihri. Okula kaydını tekrar aldığını öğrendim, kesin geliyorsun değil mi?"

"Evet, yarın başlıyorum okula." dedi Mihri.

"Mihri kızımız büyümüş de okula mı gidiyormuş?" dedi Murat ellerini uzatıp Mihri'nin yanaklarını sıkarken. Mihri, Murat'dan uzaklaşmaya çalışırken kıkırdıyordu.

"Bu demek oluyor ki artık Nur'la olan sıra arkadaşlığımız sonlanıyor." dedi Oğuzhan sahte bir sevinçle. Nur'u sinir etmeye çalıştığı barizdi.

"Sonunda bitiyor." dedi Nur da. "Ders boyu uyuyorsun, hayır yanında büzüşüp duruyorum. Sıranın yüzde doksanını sen kaplıyorsun kalan yüzde onluk kısımda ben işkence çekiyorum."

"Demek öyle. " dedi Oğuzhan tek kaşını sorgular vaziyette kaldırırken. "Halinden memnun görünüyordun."

Nur, kaşlarını çatarak Oğuzhan'a döndü. Nur'un söylediklerine Oğuzhan sadece gülüyor, arada verdiği dönütlerle Nur'u daha çok sinirlendiyordu.

"Bu ümstad yılan da bana hiyanet etti. Kendisi Ceyhun'la oturuyor, bense yılanın başı Akın'la. Ne uyumama izin veriyor, ne boş konuşmama. Bu iki ayrıntı zaten beni oluşturan bir şey." dedi Murat yakınarak.

"Aşk olsun Murat." dedi Tuğba gülümserken.

"Aşk olsun da artık bana da olsun. Saplığın zirvesinde mekik dokuyorum ya."

"Abartma be oğlum. Elini sallasan ellisi." dedi Ceyhun, Murat'a.

"Hadi ordan, geçen elimi bir sallayayım dedim. Sen git gazozu yanlışlıkla Akın'ın üstüne dök! Götümü zor kurtardım balpıtırcıklarım."

Murat'ın dediğiyle birlikte masayı bir kahkaha tufanı alıp götürmüştü. Fakat Mihri'nin aklı hâlâ Akın'da kalmıştı.

"Ben bir Akın'a baksam mı?" dedi Mihri sonunda dayanamayarak.

"Akın nereye gitti ki?" dedi Nur etrafa bakınarak.

"Dışarı çıktı hava almaya." dedi Ceyhun.

"Gelir birazdan Mihri, otur sen."

"Yok, bir bakayım. Aklım kaldı." dedi Mihri ayaklanıp, kabanını üstüne geçirirken.

"Hava soğuk, içeri gelin oyalanmayın." dedi Tuğba.

Mihri onları başıyla onaylayıp hızla kafenin kapısına ilerledi. Kapıyı açıp da kendini dışarı attığında sert bir soğuk vücudunun açıkta kalan kısımlarına hücum etmişti. Etrafa göz atıp Akın'ı görmeyi amaçladı. Sonunda, kafenin arkasındaki konteynıra doğru sigara içen birini gördüğünde bunun Akın olduğunu anladı. Adımlarını oraya doğru yönelttiğinde, başka bir insanın gölgesiyle adımları olduğu yere çakılmıştı.

Gölgeye dikkatle baktı, kim olabilirdi? Neden bu kadar tanıdık gelmişti?

Akın sigarasını yere atıp, ayakkabısının ucuyla söndürürken Mihri'yi fark etmişti. Ardından önüne dönüp, fısıltıyla anlaşılmayan bir şeyler söylemiş, karşısındaki kapşonlu çocuk hızla konteynırdan geçip kaybolmuştu.

Şimdi Akın öylece karşıya bakıyor, Mihri de biraz arkasında ona bakıyordu. Konuşmayacak mıydı kendisiyle? Kızgın mıydı? Bilmiyordu.

"Akın."

Akın arka cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal daha çıkarırken, Mihri'ye dönmemişti. Ardından seri hareketlerde sigarayı dudaklarının arasına bırakıp, çakmağını çıkardı. Rüzgardan korumak adına çakmağa eliyle kalkan oluşturduğunda, elleri titriyordu. Çakmağı yaktı, yanmadı. Elleri titredi, bir küfür savurdu.

"Akın, neden bakmıyorsun bana?" dedi Mihri titreyen sesiyle. Akın'ın elindeki çakmak büyük bir gürültüyle yere düştü.

Mihri dayanamayıp Akın'ın tam karşısına geçti ve dudaklarında duran sigarayı alıp yere fırlattı. Akın gözlerini kaçırıyor, Mihri'ye bakmıyordu.

"Neden konuşmuyorsun benimle?" dedi Mihri gözyaşlarını zorla tutarken.

"3 aydır sen görmüyorsun, sen konuşmuyorsun Mihri."

Akın'ın söyledikleri doğruydu. Ama Mihri, 3 ay boyunca bunun suçluluğunu yaşamıştı zaten, yeterince.

"Biliyorum Akın. Kızgınsın bana, özledin arkadaşını, benim 3 ay boyunca sizden uzak kalmam kırdı kalbinizi. Ama, atlatmam lazımdı, tüm o yaşadıklarımı bir şekilde yüreğime basmam lazımdı. Çok ağır geldi." dedi Mihri gözyaşlarını sonunda serbest bırakırken. Akın, gözlerini arkadaşına çevirmiş üzüntüsünü gizleyememişti.

"Özledik be Mihri. Tüm o saçma haraketlerini, gizemli hallerini bile özledik. O 3 ay boyunca bizi bırakmasaydın belki şu an o acıları unutmuştun. Biz sadece iyi gününde değil, kötü gününde de yanında olmalıyız. Gerçek dostlar böyle yapar Mihri."

Mihri, dolu gözlerini kaçırırken yüreğinde bir burkulma hissetti. Suçluluk duygusuyla yanıp tutuşuyordu. Saçmaydı, kardeşleri saydığı dostlarından uzak kalmak kesinlikle saçmaydı. Tüm 3 ay boyunca eksikti, şimdi yeni yeni tamamlanıyordu sanki.

Bir süre karşılıklı ağlaştıktan sonra, Akın kollarını açmıştı. Mihri önce şaşkınlıktan yanlış gördüğünü sanmış, ardından kendini Akın'ın kollarına bırakmıştı.

"Kilo almışsın Mihri, tosunlaşmışsın."

Mihri sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattığında, ikisi de bu anı bekliyormuş gibi kahkaha atmıştı.

"Tosunlaşmışsın ne ya? Nesrin Teyze'yle sarılıyor gibi hissettim." dedi Mihri kahkalarının arasından.

"Valideme laf ettirmem." dedi Akın ellerini cebine sokup silktiği omuzu ile.

"Hadi içeri geçeli-" Akın'ın lafı, gördükleri ile kesilmişti. Kafenin kapısına şaşkınlıkla bakıyordu. Mihri ne olduğunu anlamak için arkasına döndüğünde, şaşkın bakışlarla kafenin önüne bakıyordu. Nur ve Tuğba telefonlarını açıp, dehşet dolu bir ifadeyle bir şeye bakıyorlardı. Oğuzhan bir numarayı arıyor, açılmadıkça küfürler savuruyor, sinirle soluyordu. Murat ise tepkisiz bir ifadeyle duruyordu.Ceyhun elindeki telefonla birlikte Akın'ın yanına gelip, Mihri'yi korkutan bir ses tonuyla konuştu.

"Akın, bir sorunumuz var."

"Ne sorunu?" dedi Mihri bir çırpıda. Bakışlarını telefona çevirdiği anda Akın hızlı davranmış, telefonu kapmıştı. Mesaja kısa bir bakış attığında, yanağındaki kaslar gerilmiş, gözleri sinirle kısılmıştı. Ardından telefonun ekran kilidini kapatıp, Ceyhun'a verdi.

"Ne oluyor burada?" dedi Mihri merakından çatlıyordu resmen.

"Mihri, anlatacak zamanımız yok. Bir an önce burdan gitmemiz lazım. Ceyhun sen Tuğba'yı al. Oğuz sen de Nur'u. Ben, Mihri ve Murat'la giderim. Evlerimiz yakın. Anlaşıldı mı?"

Diğerleri onaylayan sesler çıkardığında, Mihri kaşlarını çatmaya devam ediyordu. Bir şeyler oluyordu, ve olan her neyse ondan gizleniyordu.

"Akın neyden kaçıyoruz?"

"Bir şeyden kaçtığımız yok Mihri."

"Yalan söyleme." dedi Mihri buz gibi bir sesle.

"Mihri." dedi Akın birdenbire çok yorulmuştu sanki. "Başımız belada ve bunun nedenini sana açıklaya

mam. Tek bilmen gereken şey, ayrı kaldığımız 3 ay boyunca birçok şey değişti."

Tehlike çanları çalıyordu sanki, Mihri bunu iliklerine kadar hissetmişti. Peki ya tehlike, ona kimi hatırlatıyordu?

Asrın...

Asrın'ın bu olanlarla bir ilgisi olabilir miydi?

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.